Kullanıcı Tag Listesi

+ Cevap Ver
2 sonuçtan 1 ile 2 arası

Diyarbakır'a Genel Bakış

Diyarbakır kategorisinde açılmış olan Diyarbakır'a Genel Bakış konusu , DİYARBAKIR'A GENEL BAKIŞ DİYARBAKIRDA İNANÇ TURİZM ENVANTERİ- Sayısal olarak Diyarbakır’daki inanç turizm envanteri Mekke ve Medine’den sonra,Suriye ,Ürdün,Irak ve Kudüs’ten önce gelmektedir. İslam inanç turizm envanteri Diyarbakır’da 30’unun mezarı belli ...


  1. #1
    Status
    Offline
    TaHKaR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    VİDEO YAPIMCISI
    Üyelik tarihi
    Feb 2011
    Yer
    Diyarbakır
    Mesajlar
    7,207
    Bahsedildi
    4 Mesaj
    Etiketlenmiş
    0 Konu
    Tecrübe Puanı
    207

    Standart Diyarbakır'a Genel Bakış

    DİYARBAKIR'A GENEL BAKIŞ







    DİYARBAKIRDA İNANÇ TURİZM ENVANTERİ-

    Sayısal olarak Diyarbakır’daki inanç turizm envanteri Mekke ve Medine’den sonra,Suriye ,Ürdün,Irak ve Kudüs’ten önce gelmektedir.
    İslam inanç turizm envanteri
    Diyarbakır’da 30’unun mezarı belli 541 sahabe yatmaktadır.
    Diyarbakır Eğil’de İsimleri Kur’an-ı Kerimde geçen Hz.Zülküfl,Hz.Elyesa,Hz.Süleyman’ın katibi Harun’u asefi,Nebi Zennun(Hz.Yunus),Nebi Melak ,Harutyatmaktadır.Hz.Danyal ile ilgili olarak da güçlü veriler vardır.
    Diyarbakır yakınında Reha şehrinin İdrisAS) tarafından yapıldığı,Ergani Otluca köyünde ilk demir işletmeciliğini başlattığı tarihi kitaplarda kayıtlıdır
    Ergani Otluca(Kızılca) köyünde Hz.Şit’in oğlu Hz.Adem’in altıncı göbek torunu Hz.Enuş yatmaktadır
    Diyarbakır’da Fis kayasında Yunus peygamberin makamı,Ergani’de Zülküfl peygamber makamı vardır.
    Diyarbakır’da Ulu camii beşinci haremi şerifdir.Hz.Musa zamanında yapılmıştır.
    Bırkleyn mağarasında Hz.Hızır'la Zülkarneynin karşılaştığı Diyarbakır efsanelerinde ve bunu teyiden İslami kaynaklarda ifade edilmektedir
    Diyarbakırdaki sinagogta Hz.İlyas'a peygamberlik gelmiştir.Silvan'da Hz.İsa zamanından kalma bir kilse duvarı vardır.Silvan Cerciş peygamberce yapılmıştır
    Hani’de yeni ismi Duru olan Derkam(Deyrur rakim) köyünde eshabı rakim,Lice Yencülüs dağında eshab-ı kehfe ait mağaralarla ilgili belgeler son derece güçlüdür.

    Diyarbakır’da Metfun Bulunan Peygamberler:
    1-Hz. Zülkifl (Aleyhisselam) Eğil’de. Kur’an’da ismi 2 defa geçmektedir (el-Enbiya:85-86).
    2-Hz. Elyesa’ (Aleyhisselam) Eğil’de. Kur’an’da ismi 2 defa geçmektedir (En’am:86, Sâd:48).
    3-Hz. Nebi Harun-ı Âsafi (Aleyhisselam) Hz.Süleyman’ın Katibi. Eğil’de
    4-Hz. Nebi Hellâk (Aleyhisselam) Eğil’de
    5-Hz. Nebi Harut (Aleyhisselam) Eğil’de
    6-Hz. Enuş (Aleyhisselam) Ergani Otluca Köyünde
    7-Hz. Nebi Zennun (Aleyhisselam) Eğil’de

    Diyarbakır’da Makamı Bulunan Peygamberler:
    8-Hz. Yunus (Aleyhisselam) (Yedi yıl Fiskaya’da kaldı) Diyarbakır merkezde
    9-Hz. İlyas (Aleyhisselam) Diyarbakır’da kendisine Peygamberlik verildi. Diyarbakır merkez Hasırlı Mahallesinde bulunan Sinagog’da.
    10-Hz. Zülkifl (Aleyhisselam) Ergani Makam Dağında
    Diyarbakırda ayrıca Hz.Zülkarneyn,Hz.Hızır,Hz.Cercis ve Eshab-ı kehfle ilgili güçlü veriler mevcuttur
    11.Eshab-ı Kehf Lice’de, (Dünyada 33 mekanda bu tip mağaradan söz edilmektedir.Ancak Diyarbakırda Yencülüs dağı,Dakyanus harabesi ve Fis(Efsus) ovasının olması olaya ayrı bir önem kazandırıyor.)
    12.Hz.Cercis Silvan ve Diyarbakır merkezde
    13.Hz.Hızır ise ,Lice-Bırkleyn ,Diyarbakır merkezde Hızır ilyas mahalle ve kilisesi ve Hızır İlyas, Hızırpınarı köyleriyle ilgili kıssaları vardır.
    14.Hz.Zülkarneyn :İslam Tarihleri(El-Mesudi,vakidi,İbnülesir) Lice’de Zülkarneyn mağara ve kalesinin bulunduğu yere ‘Zülkarneyn’ demektedir.Halk ise burada Hz.Zülkarneynle Hz.Hızır’ın buluştuğunu söylemektedir.(: Muhsine Helimoğlu Yavuziyarbakır efsaneleri)
    15. Hz.İsa:
    a)Silvan ilçesine İncil’de Tigranocorte denmektedir.Ayrıca MS.410 yılında İrandan 40 hristiyan şehidin kemiklerinin getirilip surlara yerleştirilmesiyle Martiropolis(Şehitler şehri ) ünvanını almıştır.Silvanda Hz.İsa zamanından kalma bir klilise duvarı vardır.
    b)Eğil bir piskoposluk merkeziydi.Burada bulunan bir mağara kilisede Eğilli(Efesli) Yuhanna tarafından Yuhanna incilinin yazıldığı yöre halkı tarafından ifade edilmektedir.Bu kilsede şehit Mar Abay isimli aziz yatmaktadır.
    c)Diyarbakırda surlarda 83 sur vardır.Ancak MS.349 ve sonrasında 72 havariyi temsilen 72 burç yapılmıştır.Diğer burçlar sonradan ilave edilmiştir.İçkalede bulunan Saint George(Cercis) kilisesi ise Cercis nebi ile yaşıttır
    Diyarbakır ayrıca bir Süryani patriklik merkezi idi(Diyarbakır salnamesi 1/127)
    16.Hz.Musa:Evliya Çelebi ,Rum tarihçilerine ve ibranice yazılı bir sütunu kaynak alarak Ulu camiinin orta kısmının Hz.Musa zamanında yapıldığını ifade etmektedir.
    17.Hz.Eyüp 1518 Tarihli tahrirde Hz.Eyüp’ün mezarı Çüngüşte Hasud köyündedir.
    Defterde kaydedildiğine göre bu köy Çüngüş’ün kuzeyinde olup peygamber Eyyub’un vakfı, ve anlaşıldığı kadarıyla kabrin kendisi de bu köyün yakınlarında idi. Peygamber h.z Eyyub’un olduğu sanılan bu mezar şüphesiz bir çok ziyaretçileri bu köye celb ediyordu. Dolayısıyla köy sakinlerinin temin ettiklerine ilaveten yemekler için 19 akçe harcanması hayret verici olmalı. Bu köyün, kabre olan yakınlığından dolayı gelişmiş olması muhtemeldir. (Kr. Dursun beg, “Tarih-iEbu’l Feth”, TOEM, 1330, s.66)
    ( M.Mehdi İlhan:Amid (Diyarbakır)TTK.2000.s:116-117)
    18.MollaGürani Hilarda doğmuş ve Diyarbakırda eğitim görmüştür.
    19.Hz.İdris:Otluca köyü bölgesinde Hz.Enuş peygamberin cenaze namazını kılmış,ilk terzilik,yazı ve demirciliği burada yapmıştır.

    Diyarbakır’da Bulunan Sahabe Sayısı:

    Diyarbakır hicri 18, miladi 27 mayıs 639 da fetih edildi. Diyarbakır’da şehit sahabe sayısı Hz. Süleyman Camiinde medfun bulunan 27 şehit sahabedir ve değişik mekanlarda da şehit kabirleri vardır. Eceli ile vefat eden sahabe veya tabiin sayısı ise Vali Sultan Sa’sa ve 500 İslam askeri olarak verilmektedir. Bu 500 rakamı, fetihten sonra İslam ordusunun Diyarbakır’da bırakılanların sayısıdır. Bu husus Diyarbakır Ulu Camii deki belgede ve Vakidi de geçmektedir. Bu belgenin kopyası Diyarbakır Valiliği ve İl Müftülüğünde bulunmaktadır. Fetihten sonra sahabe ve tabiinler ailelerini de Diyarbakır’a getirmesiyle bu sayı daha yüksektir. Diyarbakır’da gerek şehit olarak ve gerekse eceli ile vefat eden bu sayıdan çok daha Sahabe ve tabiin olduğu kanaatindeyiz. MS.639’da sahabiler ailesini de yanına aldırdığını tarihi kaynaklardan öğreniyoruz. Hz. İyaz bin Ganem’in ailesi Diyarbakır’da Ebu Eyyub ailesi olarak anılır. Diyarbakır’ın ilk valisi Hz. Sultan Sa’saa da fetihten sonra Diyarbakır’a ailesini getirtmiştir. Şair Hicazi bu soydandır. Sahabi ve tabiinler Kur’an-ı Kerim ve Hadis-i Şerifler de övülmüştür. (Tevbe:100) (Ahmet bin Hanbel V, 248, 257, 265)



    Diyarbakır’da Metfun bulunan Peygamber ve Sahabe Nesli:
    Nebiler ve Sahabe kenti olan Diyarbakır merkez ve çevresinde, birçok Peygamber ve Sahabe nesli bulunmaktadır.
    Peygamber Efendimizden önceki peygamber nesli dışında, günümüzde birçok Seyyidler, Ensariler ve Abbasi ailesi ile Hz.Ebu Bekir (Radiyallahu Anh) ve Hz.Ömer (Radiyallahu Anh) neslinde olan aileler Diyarbakır’da bulunmaktadır. Diyarbakır’da bulunduğuna inandığımız Sahabe neslinde olan birçok ailenin elinde ise, aile şeceresi olmadığından Sahabe Nesli olduğu bilinmemektedir.








    Diyarbakır’da Metfun Bulunan Sahabiler (Vakidi’de geçen):
    1-Süleyman ibn-i Halid (Radiyallahu Anh)
    2-Amir b. Ehves (Radiyallahu Anh)
    3-Huzeyde b. Sabit (Radiyallahu Anh)
    4-İmran b. Bişr (Radiyallahu Anh)
    5-Selem b. Yes’ub (Radiyallahu Anh)
    6-Macid b. Talha (Radiyallahu Anh)
    7-Musanna b. Asim (Radiyallahu Anh)
    8-Salim b. Adiyy (Radiyallahu Anh)
    9-Malik b. Hafiz (Radiyallahu Anh)
    10-Hattab b. Cerir (Radiyallahu Anh)
    11-Efleh b. Saide (Radiyallahu Anh)


    Diyarbakır’da (Çeşitli Mekanlarda) Metfun Bulunan Sahabiler:
    1-Malik-i Eşter (Radiyallahu Anh) Bu mekanda Parmağı medfundur. Balıkçılarbaşı Aşefçiler Sokakta,
    2-Mir Seyyaf (Radiyallahu Anh) Hasırlı Mah. Kardeniz 2 Sk
    3-Sahad bin Ebi Vakkas Ebul Muhsin (Radiyallahu Anh) Dağ Kapıda kapının yanında




    4-Sa’saa bin Sühân (Radiyallahu Anh) Ulu Camii yanı, Hasan Paşa Hanı karşısı
    5-Mirsiyap (Radiyallahu Anh) Şeyh Matar (Dört ayaklı) Camii bahçesinde
    6-Ebul Mücin (Hançer-i Güzel) (Radiyallahu Anh)::Lalabey mahallesinde

    Diyarbakır’da (Hz.Süleyman Camii’nde) Metfun Bulunan Sahabiler:
    Hz.Süleyman, Hz.Rıdvan, Hz Mesut, Hz.Beşir, Hz.Hamza, Hz.Amr, Hz.Sabe, Hz.Sabit, Hz.Zeyd 2, Hz.Halid 2, Hz.Numan, Hz.Muhammed 2, Hz.Abdullah 3, Hz.Hasan 2, Hz.Ka’b-Zişan, Hz.Fudayl, Hz.Malik, Hz.Fahr, Hz.Ebul Hamd, Hz.Ebu Nasr, Hz.Muğire (Radiyallahu Anhum).



    Hristiyan inanç turizm envanteri
    Hıristiyanlık açısından Eğil’in inanç merkezi olması, İsa Peygamber’in öğrencilerinden (şakirt) olan Adey’in, miladi 1. yüzyıl ortalarında buraya gelmesi yönüyledir. Adey’in ölümünden sonra, öğrencisi olan Agey, Eğil ve çevresinde dinsel telkinde bulunmuştur. 325’te ilk defa yapılan ve Hıristiyanların en büyük konsili olarak bilinen İznik Konsili’ne, -bu bölgeye ilk olarak gelen Adey’le aynı adı taşıyan- Eğil Metropoliti Adey de katılmıştır
    Eğil’in, Hıristiyanlar arasında önemli bir merkez olmasının en büyük kanıtı, buranın çoğu zaman episkoposluk merkezi olmasıdır. İslamiyet’ten önce, Diyarbakır ve çevresinde ve tabi ki Eğil’de, Süryani kültürünün yoğun bir etkisinin olduğu bilinmektedir. Eğil, bu kültürün en önemli merkezlerinden birini teşkil etmektedir
    Diyarbakır Eğil’de yetişen Hıristiyan ilim ve sanat adamlarından; Eğilli Rahip Musa (M.S.5.Yüzyıl), Eğilli (Efesoslo/Efesli) Yuhanna (M.S.507-586) ve Theodoto (ö.698) en çok bilinenler arasında yer almaktadırlar.
    Mezopotamya Bölgesi’nin Hıristiyanlıkla tanışmasında; Havari Petrus, Arkadaşı Thomas ve kardeşi Aday (Addai), bunların öğrencileri Agay (Aggai) ve Mara (Mari)’nın büyük etkilerinin olduğu ifade edilmektedir. Bahsedilen bu gelişmelerin, M.S.38 yılından sonra gerçekleşmiş olduğu görülmektedir. Hatta Süryanilerin, Hıristiyanlığı, bahsedilen bu kişilerden öğrenmiş oldukları ifade edilmektedir. Aday ve Mara, Hıristiyanlığın gelişiminde çok büyük bir yere sahiptirler
    313’te imzalanan Milano Fermanı ile, Hıristiyanlık, Roma İmparatorluğu’nun resmi dini haline gelmiş ve 23 Mayıs-19 Haziran 325 tarihleri arasında İznik Konseyi toplanmıştır. İznik Konsili’ne, Amed (Diyarbakır) bölgesinden katılanların sayısının azımsanmayacak sayıda olduğu dikkat çekmektedir. Katılanlardan bazıları; Şem’un, Yakup, Atiyakos, Eğilli Adey, I.Marutha, Mara biçiminde sıralanabilir
    Eğilli Rahip Musa (6. yüzyıl) da, Eğil’de doğan ve bu çevrede yaşayan ünlü Hıristiyan ruhanilerindendir. 550 yılında, hayatta olduğu kayıtlıdır. İskenderiyeli Mar Korlis’in, “Kelafira” adlı Yunanca eserini Süryanice’ye çevirdiği ve Musa Peygamber ve Yusuf Peygamber ile karısının kıssasını kaleme aldığı bilinmektedir
    Diyarbakır’ın 3. episkoposu olan Mar Aday, Urfa kralı Küçük Abgar tarafından öldürülmüş ve cesedi Eğil Kilisesi’ne gömülmüştür. Buna göre Eğil’in, birçok Hıristiyan ruhaninin mezarına ev sahipliği yapması yönüyle de önemli bir merkez olduğu söylenebilir.
    Hıristiyanlığın azizleri arasında yer alan Eğilli Yuhanna (Efesli Yuhanna), zamanının seçkin ruhanilerinden olduğu gibi, musannif, tarihçi ve geniş kültürüyle dikkat çeken bir kişidir. Eğilli Yuhanna olarak, adı kaynaklarda geçse de, Efesli Yuhanna adıyla meşhur olmuştur.
    Dört büyük incilden olan Yuhanna incilinin Eğildeki kilisede yazıldığı ifade edilmektedir
    . Efes’i ve Küçük Asya’yı yönettiğinden dolayı, kendisine “Efesli Yuhanna” veya “Efesoslu Yuhanna” denilmiştir. 29 yıl ruhani reislik yapmış ve 80 binden fazla putperestin Hıristiyan olmasına önayak olmuştur. Bir rivayete göre, 92 kilise, 10 manastır, bir rivayete göre de 99 kilise 12 manastır inşa ettirmiştir. Yardımcısı olan Dotenyos’u, episkopos olarak Kariya için tayin etmiştir. 566’da, İskenderiye patriği Theodosios ölünce, Yuhanna, bütün İstanbul Ortodokslarına ve Rum bölgesine, ruhani reis olarak atanmıştır].
    Eğilli Yuhanna’nın bilinen en önemli yapıtı, Yunanca yazılan ve 3 cilt halinde olan Kilise Tarihi adlı eserdir. Kilise Tarihi’nin her cildi 6 bölümdür. 1. ve 2. ciltler, Roma Kayseri Yulyus’tan, 571 tarihine kadar olan olayları anlatır. Son cilt, 571-585 yıllarına ait olup 418 sayfadır. Bu eserin 1. cildi kaybolmuş, son iki cildinin de 7. asırda yazılan yazmaları bulunmuştur. Bunlar, halen daha, Londra’da British Museum’da, 14.640 numaralı eser olarak muhafaza edilmektedir..
    Eğil’de doğup, bu bölgede Hıristiyanlık adına faaliyette bulunan kişilerden birisi de, Aziz Theodoto’dur.
    Hristiyanlarca muteber inciller Matta,markos,luka,yuhanna,barnabe incilidir,yuhanna incili Eğilde'ki kilisede yazıldığı yöre halkınca ifade edilmektedir.

    Diyarbakır merkez kiliseleri
    Diyarbakır Keldani kilise vakıf başkan yrd Zeki Kasar Diyarbakır'da geçmişte 37 kilise olduğunu ifade etmektedir.
    Diyarbakırda Can şakarer'in işaret ettiği otuz kiliseyi meşhur tarihçi Abdüssettar Hayati Avşar da teyid etmektedir.Bölgede bu kadar sayıda kilisesi olan bir il yoktur
    Orhan Cezmi Tuncer 'Diyarbakır Kiliseleri'isimli eserinde bu konuyu çok detaylı ele almıştır,başvurulabilir.Bu eserde özet envanter:
    Yokolanlar:Markuzma,Mar Zu'ora,7.y Yavuz selim ilkokulu bahçesinde süryani kilisesi,Sen Teodoros,Mar Toma,Mar şilo,Vaftizci Mar,Mar istefanos,Mor Gevarfis,Mar Hananyo,Madin Araklos,Makabagus,Meryem-i Zal.
    Çalışanlar:Meryem ana kilisesi(Süryani),Mar petyun(Keldani)
    Boş kiliseler:Surp Sargis 16. yüzyıl Katolik Gregoryan
    İsim ?:Katolik kilises 16. yüzyılda yenilendi,1877'de yeniden yapıldı
    Surp Giragos Katolik kilse 16. yüzyıl.1722,1827 ve 1833'de yenilenmiş.
    Latrin kilse:17 y.Süleyman Nazif ilköğretim okulu bahçesinde
    Sen Corc:Nasturi kilse iç kalede 3.yüzyıl.


    Yazar 21- 22 kilse olduğunu ifade etmekte ve envanteri şu şekilde sunmaktadır:
    Günümüze erişenler 8 tane,Çalışan:2 tane.
    Süryani:4,Ermeni 6,Keldani 1,Rum 2,Bilinmeyen 9,
    =(Ortodoks 4,katolik 5,protestan 1.,bilinmeyen 12)



    Diyarbakır'da tanınmış hristiyan kişilikler:
    Amidli İshak,Amidli rahibi dada,Farkınlı marutha,Amidli mıtrani mara,Eğilli rahip musa,Eğilli yuhenna,Amidli mar-yeşua,Amidli ibrahim,Amidli yanurin,Amidli Toma,Zukninli rahip,Amidli yuhanna David,Mıtran Yosef,Patrik ibrahim,Amidli Alksa Şem'un,Rahib Abdünnur,Rahip Yakup,Hovseb Keşişiyan

    Silvan:
    Silvan Hristiyanlarca kutsal bir şehirdir.Şehitler şehri olarak anılmaktadır.Hz.İsa zamanından kalma bir kilise duvarı vardır.
    Bu duvar şimdi bir caminin bir kenarı oluşturmaktadır.Bu cami sur üstündeki Belediye camiidir.
    Nasıl ki Kudüste ağlama duvarı çok büyük ehemmiyet arzedip çok ziyaretçisi vardır,bu duvarın tanıtımı da çok önem arzetmektedir.
    Silvanda ayrıca Hassuni mağaralarını yanında taşlarla yapılmış çok eski bir kilise de bulunmaktadır.



    Çermikte
    Diyarbakır salnamelerinde Çermikte 1 kilise,3 hristiyan ibadethanesi ve 3 hristiyan mektebi olduğu yazılıdır.
    Çüngüştede bir manastır vardır. Lice’de Yukarı camii kiliseden dönmedir.Ayrıca bir kilise harabesi de bulunmaktadır.

    Hazro:
    Hazro'nun eski yerleşim yeri olan Tercil kalesinin içinde kilise bulunmakta ve bu kiliseye müslümanlar dahi çocuklarını götürüp içinde yatırıp şifa aramakta ve kilise için adaklar kesmektedir.

    YAHUDİ İNANÇ TURİZMİ
    Diyarbakır'ın ilk yerli halkı olarak Davud peygamberin sülalesinden Hunayna bin Maiş gibi kişilerin varlığı.Hz.İbrahim'in Hacer ve Sara isimli hanımlarının ölümünden sonra evlendiği Katura isimli hanımın oğlu Medyan'ın torunu Amed'in Diyarbakır'ın kurulmasındaki rolü bulunmaktadır
    Diyarbakırda Arap şeyh camii arkasında bir sinagog vardır.Restore edilip çevre düzeni yapılarak ibadet ve turizme açılmalıdır.Sinagog kalıntısının adresi Hasırlı mahallesi Bahçecik sokak. 3.çıkmazda ,radyo sanatçısı Recep Kaymak'ın eski evinin yanıdır.Sinagog'un mimarisi için Bahçecik sokak No:17'de muhtardan bilgi alınabilir.Sinagog surlara 50m. mesafededir.Surun etrafı temizlendiği için ulaşım da kolaylaşmıştır.Dinlerin kaynaşması gereken bir ortamda sinagog'un restorasyonu yararlı olacaktır.Diyarbakırdaki Sinagogda mevcut olan küçük bir oda daima kapalı tutulmaktaydı.Bu oda Yahudiler ve diğer dinlere mensup kişiler için kutsaldır.İnançlarına göre Hz.İlyas bu odada peygamberliğini ilan etmişti. Duvarla çevrili bu odada Aramice bir Tevrat yazması mevcuttu.(Diyarbakır müzesinde bir yazma şu an var)
    Çermikte de bir sinagog bulunmaktadır.
    1804 yılında Diyarbakır'ı ziyaret eden İnciyan'ın ifadesine göre St.Kirakos kilisesinin Yahudilere ait olduğu ifade edilmektedir.Bu dönemde Yahudi nüfusu ise 3975'dir
    Diyarbakır'da Ulu camiinin ilk olarak Hz.Musa tarafından yapılmış olması Yahudileri de ilgilendirmektedir.
    Çermikte Sinagog:
    İlçede Yahudilerden kaldığı söylenen eski bir sinagog vardır. Bu gün ev olarak kullanılmasına rağmen, halen bazı duvarları özelliğini korumakta ve tarihi bir görünümdedir. Sinagog, dışarıda büyük bir avlu ve içeride bulunan genişçe bir odadan oluşmaktadır. İçerideki büyük odanın batı tarafında “hitabet yeri bulunmaktadır. Odanın duvarları siyah ve beyaz bir taştan yapılmıştır.
    Eğil’e gelen evliyaların hemen hemen tümü Yahudi asıllı veya İsrailoğullarından oldukları ve bu bölgeye çok önceden geldikleri biliniyor.
    Eğil kasabasının girişindeki vadiye yöre halkı Melek deresi der.Bu ismin aynı vadideki mezarlıkta kabri olan Hz.Hellaktan mı geldiği yoksa burada yatan yedi evliyanın melaike,melekle mi ilgili olduğu ihtimalini akla getirir
    Bu açıdan melek deresinin Yahudi evliyalara ait bir mekan olduğu yöre halkınca ifade edilmektedir.Eğildeki Zülküfl,Elyesa,Yunus,Harun-u Asefi ve Danyal peygamberler de Yahudilerce kutsaldır

    SABİİLİK
    Sabiilik dininin ibadetgahı şemsilerde ve mağaralardadır.Mekan :Gazi köşküne giderken Mardin kapı mezarlığının altındadır.Burada üç mağara vardır.Ancak şu an toprakla kapanmıştır.1.mağara 150 metrekare civarında olup,bir ucu şemsilerde başlamakta ve asri mezarlığın bir ucunda bitmektedir, diğer ikisi ise 25 metrekaredir.
    Ayrıca Hacı Mahmut Kasal'a ait yıkık değirmenin arkasında da bir mağara mevcuttur.Bu da 15 metre kare civarındadır.
    Mezarlığın bitiminde yağmur duası yapılan yerde yani Şeyh Muhammet düzlüğünün arkasında dereye inilince yüzleri Gazi köşküne bakan ve Cemiloğlu çesmesi ve aile mezarlığının sağ ve solllarında küçük mağaralar mevcuttu.Şu an toprakla dolmuştur,. Dicle ilçesinde Dibni köyünde han ve Şemsilere ait kilise vardır.Eğil kalesinde de bir mabed bukunuyordu

    YEZİDİLİK
    Diyarbakır'ın 12 köyünde Yezidi vardır.Bu köyler Bahçecik,Davudi,Aşağı Mollaali,Başköy,Mollacabir,Seydek,Yassıca,Bozpınar,Dikenlik,Çatal,Perişan ve Sinan köyleridir.3 bin kadarının Siirte bağlı köylerde,7 bin kadarının Diyarbakır,Urfa ve Mardin köylerinde yazıldığını İhsan Süreyya Sırma Yezidiler isimli 1996 tarihli lisans tezinde yazmaktadırSchneider'in 1986 yılı tespitlerine göre Türkiye'de 20 bin yezidi yaşamaktadır

    DİYARBAKIR'IN MANEVİ YÜCELİĞİ

    Diyarbakır'a manevi tılsım katan unsurlar şunlardır.
    a)40 şehit sahebe'nin İçkalede ve 501 sahabenin muhtemelen Mardinkapı mezarlığında( Diyarbakır'da) yatıyor olması
    b)Zülküfl,Elyesa,Harun-u asefi,Melak,Yunus peygamber ,Harut peygamber mezarlarının Eğil ilçesinde olması,Eğil'in piskoposluk merkezi olması,burada aziz rahip Musa,Theodoto isimli alimlerin yaşamış olması,Yuhanna incilinin Eğilli (Efesli)Yuhanna tarafından yazılmış olması,Eğildeki mağarada I.Urfa kralı Abgar'ın şehit ettiği Mar abay isimli azizin yatıyor olması.Ergani Otluca köyünde Hz.Şit'in oğlu ve Hz.Ademin 6.göbek torunu Enuş Peygamberin yatıyor olması
    c)Fis kayasında Yunus peygamber makamı,Ergani makam dağında Zülküfl peygamber makamının varlığı.
    Sahabe meşhedinin bulunduğu yerde daha önce Peygamber Süleyman(as)'a ait muhtemel bir makam
    ç)Diyarbakır'ın ilk yerli halkı olarak Davud peygamberin sülalesinden Hunayna bin Maiş gibi kişilerin varlığı.Hz.İbrahim'in Hacer ve Sara isimli hanımlarının ölümünden sonra evlendiği Katura isimli hanımın oğlu Medyan'ın torunu Amed'in Diyarbakır'ın kurulmasındaki rolü.
    d)Diyarbakırdaki Sinagogda mevcut olan küçük bir oda daima kapalı tutulmaktaydı.Bu oda Yahudiler ve diğer dinlere mensup kişiler için kutsaldır.İnançlarına göre Hz.İlyas bu odada peygamberliğini ilan etmişti. Duvarla çevrili bu odada Aramice bir Tevrat yazması mevcuttu.(Diyarbakır müzesinde bir yazma şu an var)
    e)Silvan'ın Cerciş peygamberce yapılmış olması.Hz.İsa zamanından kalma bir kilse duvarının mevcudiyeti..İslam öncesi dönemde hristiyan şehitlerin topluca yatması nedeniyle Şehitler şehri ismiyle anılması
    f)Ergani Otluca köyünde İdris(AS)'nın ilk defa demirciliği başlatması ve Diyarbakır'da Reha şehrini kurması
    g)Lice'deki Eshab-ı Kehf mağarasının diğer illerdekine göre daha güçlü belgelerle mevcut oluşu.Hz.Hızır'ın Zülkarneyle Burkleyn mağarasında buluşmuş olması
    ğ)Diyarbakır Ulu camiinin beşinci haremi şerif oluşu,4 dine ibadetgah olması ve Hz.Musa zamanına yapılmış olması
    h) Diyarbakır deyince Dicle akla gelir. Dicle’nin Basra Körfezi’ne kadar ulaşan güzergâhın Danyal Peygamber tarafından çizildiği söylenir. Allah, Danyal peygambere der ki; “Elindeki asa ile suyun çıktığımağaranın ağzından başlayarak bir çizgi çiz. Su arkandan gelecek. Ancak yetimlerin, dul kadınların, fakirlerin, vakıfların malına ve mülklerine dikkat et , su bunlara zarar vermesin.”
    i) Hz.Ömer "Dicle'nin kenarında bir kurt bir kuzuyu yese Allah hesabını Ömer'den sorar. “Eğer Dicle üzerindeki köprülerden birinde, bir koyunun ayağı incinirse Allah onu Ömer’den sorar'sözleri kulağımızda çınlamaktadır.
    Bilindiği üzere Diyarbakır Dicle kenarında olup Hz.Ömer zamanında fethedilmiştir.
    Dicle Diyarbakırın içinden,Fırat da sınır nehri olarak geçer.Tüm dinler iki nehir arasına işaret etmiştir.Fırat ve Diclnin i kisini birlikte içine alan tek il Diyarbakırdır
    j) Hz.Ali efendimiz Dicle ile Fırat'ı gayet övmüş ve tatlı sularının vücuda faydalı olduğunu söylemiştir.
    k)Hz Yunus Musul'a yerleşip o ülkenin halkını dine davet etmiş. Fakat kendisine hiç inanan olmamış. O da Musul'un halkına beddua edip oradan ayrılmış ve gelip Diyarbakıra yerleşmiş. Diyarbakır halkı ona inanmış Yunus Nebi'de onlara "İliniz mamur halkınız her zaman sevinçli olup bütün çoluk çocuğunuz asil ve olgun olalar" diye hayır - dua etmiştir
    k) Arap tarihlerinde Peygamberimiz(SAV) miraca çıkarken Diyarbakır'ı görrmuş ve Cebrail (AS)''a burası neresi diye sormuş Cebrail Amid şehir demiş.Peygamberimiz de bu şehre dua etmiş (Abdülsettar Hayati Avşar).Bu dua içkaleden Nasuh paşaya çıkan kapı üzerinde şu şekilde kayıtlıdır.'Resüller resulü Muhammed (SAV) Miracda hepimize Allah şehrimizi mübarek etsin buyurmuştur' şeklinde yazılıdır.
    Süleyman Nazif’in babası Sait Paşa 10 citlik Mirat’ül İber isimli (9 cilt basılı,10.cilt yazma olarak İstanbul müze kütüphanesinde) eserinde Peygamberimizin(AS) miraçta Diyarbakırla ilgili iltifatlarını kaynaklarını vererek anlatıyor

    Diyarbakır surlarla çevrilidir.4 kapıdan şehre girilir.Tarihi fotoğraflarda da görüldüğü üzere bu kapıların kenarlarında hamamlar vardı.Şehre girenler bu hamama sokulur ve şehre abdestli olarak girme zorunluluğu söz konusuydu.Yani şehir mübarek bir beldedir.
    Evliya Çelebi bu hamamları şu şekilde tasvir eder:Eski hamam Rum kapısındadır.Hamamların en büyüğüdür.Dağ kap yanındaki Zilci hamamı da güzeldir.Yenikap hamamı da meşhur hamamlardandrı
    (Şefik Korkusuz:Seyahatnamelerde Diyarbekri.s:32)

    l)Diyarbakır'da bir çok evliyanın mezarının olması.Örnekler:
    Şeyh Abdülkadir-i Hezan,Hani'li Şeyh Abdullah Hatipoğlu,Molla Abdürrahim(Tangüner),Şeyh Abdurrahman-i Aktepe,Molla Abdüssamed-i Ferhandi,Al-Bardaklı Şeyh Ahmed,Gülşenizade Şeyh Ahmed Gülşeni efendi,Melaye Hasi,Şeyh Ahmet Hilmi(Çit)efendi,Şeyh Ahmed-i Karazi,Ahmed mürşidi,Şeyh Ahmed-i Nakşibendi,,Şeyh-ül Meşayih Seyyidina Ali septi,Rumiye Şeyhi Aziz Mahmut Urmevi,Şayh Baha Uluğ efendi,Şeyh Hasan el Amidi,Seydaye Molla Hasan-i Karanasi,Şeyh Hasan Zerraki,Şeyh Güzel,Seydaye Alipari,Gülşeni tarikatı pir'i İbrahim Gülşeni,İsmial çelebi,Kami,Şeyh kasım el hadi,Şeyh Kerbela,Resmi açıkbaş Mahmud efendi,Şeyh Mahmud nedim efendi,Mustafa çelebi,Seydaye Live Muhammede Hadi,Seyyid Muhammede Şerif Sükuti efendi,Şeyh Mustafa Safi,Kuddusi Seyyid Münir Efendi,Nesimi,Pir Mansut,Rsim,Sarı sadık,Hacı sadık baba,Şeyh Sa'dullah el hatibi,Şeyh Selim-i HizaniŞahi,Şeyh Veysi ekinci,Molla Yahya-i Ferhandi,İskenderpaşazade Şeyh Yusuf Raif efendi,Şeyh Abbas(aslan),Şeyh Abdülhalim(aslan),Abdülkadir Amidi efendi,Molla Abdullahi Hazrovi,Molla Abdullah düşünücü,Şeyh Abdurrahmani şeyh selameta,Şeyh Abdüsselam Geylani,Molla Ahmed-i Cevzi,Şeyh ahmet efendi,Şeyh Bedran aslan,Molla Derviş-i Hzrovi,Şeyh Fazli-i Amidi ,Şeyh Ferho,Molla Fethullah-i peçari,Şeyh Halid-i Zilan,Şeyh Hasan-i Nurani,Şeyh Hasib,Molla Hüseyin-i Mirahura,Şeyh İbrahim-i Bahçe,Şeyh İsmili Duderiya,Şeyh İsmail-i termıli,Seydaye molla İsmetullahe karazi,Mahmud nüzhed efendi,Molla Muhammedi arabkendi,Şeyh Muhammed Can-i Aktepi,Şeyh Muhammed-i Duderi,Muhammede emine şeyh selameta,Şeyh Muhammed Hadi,Şeyh Muhammed-i Hazrovi,Şeyh Neytullah,Rışti,Muhammed Ubeydullah Efendi,Şeyh Seyyid Muhib efendi,Şeyh Muhibullah,amidi,Gülşenizade şeyh muhlis efendi,Şeyh Muhyiddin-i şeyh selameta,Molla Mustafa-i sisi,Örfizade şeyh Yunus,Örfizade şeyh ömer efendi,Şeyh Ömer efendi-i Duderiya,Molla Saide Tahıki,Molla Said(Önen),Şeyh Salih efendi,Şeyh Salihe Bahçe,Şeyh Seyyid efendi,Şeyh Siracuni Duderi,Şeyh Süleyman efendi,Şeyh Şükrü efendi,Molla Teyfur,Şeyh Timur efendi,Şeyh Yahyaye bahçe,Şeyh Zeki el amidi,Şeyh Zülfü



    DİYARBAKIR ÜNLÜLERİ

    1.Ahmet Arif(1927--1991):
    Şair, orta öğretimini Diyarbakır'da tamamladı. DTFC Felsefe Bölümü'nde okudu.1950'li yıllarda gazetelerde düzeltmenlik, sayfa sekreterliği gibi çesitli görevler yapmıştır. 1968'de yayınlanan "Hasretinden Prangalar Eskittim" adli kitabı 38. baskıya ulaştı.
    2.Ahmed Mürşidi(1689--1761) :
    Alim, medrese öğreniminden sonra, Birecik'li Şeyh Ebubekir'in tarikatına girdi. Ahmediye adlı pendamesiyle ünlendi. Mürşid'in öbür eserleri: Yusuf ve Züleyha, Mevlud'i Nebi, Viladedi Hümayun Risalet penahi dir.
    3.Ali Emiri(1857--1924):
    Arastırmacı, tezkire yazarı. Ömrü kitap okumak, yazmakve toplamakla geçen Ali Emiri'nin zengin bir kütüpphanesi vardı. Vefatından sonra bu kitapları Fatih Millet Kütüphanesine konulmuştur. Tezkirei Suara'yi Amid, Osmanlı Vilayet-i Şarkiyesi, Osmanlı Şehirleri, Diyarbekir'li Bazı Zevatin Terceme-i Halleri gibi eserleri bulunan Emiri, 32 sayı yayınlanan Osmanlı Tarih ve Edebiyatı dergisini ve 6 sayılık Amid-i Sevde dergisini çıkardı.
    4.Amidi: Ebülkasım
    Hasan b. Birs b. Yahya, Basra'da doğmus olmakla birlikte aslen Diyarbakır'lıdır. Doğum tarihi bilinmeyen Amidi m.981'de vefat etmiştir. İyi bir şiir eleştirmeni olan Amidi ,aynı zamanda hattad idi.
    5.Amidi: Ebülhasan Seyf-üd-din el Amid
    1156 da şehrimizde doğdu. 12.yy'ın ünlü alimlerden olan Amidi, fıkıh, hadis, felsefe, tıp ilimleri tahsil etti. Özellikle fıkıh ve felsefede devrininin en önemli otoritesiydi. Otuza yakın eseri vardır.
    6.Altınmeşe Izzet(1945-):
    Halk müziği sanatçısı. 1977'de TRT sanatçısı oldu. Halk müziğine kendine özgü bir yorum getiren Altınmeşe kendi yöresinden derlediği türkülerle tanındı.
    7.Asena Orhan(1922-):
    Oyun yazarı. 1954-55 tiyatro mevsiminde Ankara Devlet Tiyatrosu'nda sahneye konan "Tanrılar ve Insanlar"la oyun yazarlığına başladı. Tarihsel konuların eserlerinde önemli bir yer tuttuğu gözlenen Asena'nın kimi eserleri: Hürrem Sultan, Simavnalı Şeyh Bedrettin, Atçalı Kel Mehmet, Tohum ve Toprak, Yalan, Korku.
    8.Aytaç Hamid(1891-1982):
    Hattat. Istanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde ögrenime basladiktan bir yil sonra okulu birakip hat dersleri almaya basladi. Eserleri birçok Islam ülkesinde genis ilgi gördü. Sisli Camiisi Yazilari,Sögütlüçesme Camii Kusak Fetih süresi,Tarabya Camii Kubbe yazilari önemli eserleridir.
    9.Beysanoglu Sevket(1920-):
    Arastirmaci, yazar .Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu ;avukat . Çesitli dergi ve gazetelerde siir,,arastirma,deneme yazilari yayinlayan Beysanoglu'nun Diyarbakir Kültür ve Tarihi'nin günyüzüne çikartilmasinda önemli çabalari oldu. Bazi kitaplari iyarbakir Folkloru ,Ziya Gökalp ,Diyarbakir'li Fikir ve Sanat Adamlari,Bütün Cepheleriyle Diyarbakir,Kisaltilmis Diyarbakir Tarihi ve Abideleri,Anitlari ve Kitabeleriyle Diyarbakir Tarihi.
    10.Binyazar Adnan(1934-):
    Elestirmen .1960 lardan bu yana Varlik,Papirüs,Türk Dili,Milliyet Sanat gibi dergilerde elestirileri yapti. Bazi kitaplari: Toplum ve Edebiyat ,Dedem Korkut'tan Öyküler,,Agit Toplumu.
    11.Cemili(1465-1543):
    Sair, Diyarbakir'in Sah Ismail'in eline geçmesinden sonra Istanbul'a gitti. Siirlerinin büyük bir bölümünü çagatay lehçesi ile yazdi. Topkapi Sarayi kitapliginda bulunan divani daha çok Ali Sir Nevai'ni siirlerine nazirelerden olusmaktadir.
    12.Gökalp Ziya(1876-1924):
    Yazar, Abdulhamid'e karsi gizli örgüt çalismalarina katildigindan dolayi hapsedildi ve sürüldü.Sürgün yeri olan Diyarbakir'da Ittihat ve Terakki Partisini örgütlemeye çalisti,gazete çikardi.1923'de Diyarbakir Milletvekiliseçildi.1924 Ekim'inde Istanbul'da öldü. Kitalaridan bazilari :Türkçülügün Esaslari,Saki Ibrahim Destani,Altin Isik.
    13.Çetin Hikmet(1937-):
    Politikaci,1960 da Siyasal Bilgiler Fakültesini bitirdi. DTP de çalisti.1974 de politikaya atildi. Devlet Bakanligi, Disisleri Bakaligi, Basbakan Yardimciligi görevlerinde bulundu.
    14.Gülseni Ibrahim(1452-1533):
    Halveti'ligin bir kolu olan Gülseni Tarikati'nin kurucusu. Iki yasinda öksüz kaldi. Ilk ögretimini amcasinin yaninda tamamladi. Maveraünnehir ve Tebrize gitti. Sah Ismail'in baskisindan dolayi tekrar Diyarbakir'a geldi. Daha sonra Misir'a gitti. Ömrünün sonlarina dogru Istanbul'a çagrildi. Birçok mürsid edindi. Misir'a döndükten sonra bir veba salgininda vefat etti.
    15.Güzelses Celal(1900-1959):
    Folklorcu. Diyarbakir yöresi folkloru üstüne arastirmalar yapti. 1943'de Diyarbakir Halk Musiki Cemiyeti'ni kurdu. Döneminin en ünlü ses sanatçilari arasinda yer aldi.
    16.Ibn-ül Ezrak(1116-1176):
    Tarihçi Silvan'da dogdu. Tarihi Meyyafarikin adli eseriyletanindi.
    17.Molla Çelebi(?-1655):
    Sultan IV. Murat Bagdat seferinden dönüsünde Diyarbakir'da Molla Çelebi'yle görüstü. Kendisini Istanbula götürdü. Burada Es ile adli kitap hazirladi. Daha sonra Red ve Kabul,Dogunun Serhi ve Fevibe adli kitablari yazdi.
    18.Müderris H. Ragip(1786-184):
    Alim. Medrese ögretiminden sonra çesitli memurluklarda bulundu. Hüsrev Pasa medresesindeki müderrisliginden sonrakendi medresesinde ögretime basladi. Çesitli dinsel konularda 30'u askin eseri vardir.
    19.Necmioglu Tuncer(1936- ):
    Sinema ve tiyatro sanatçisi. Tip Fakültesinde ve ITÜ Makine Bölümünde ögrenim gördü. Ögrenim yillarinda tiyatro çalismalari basladi.
    Filmlerinden kimileri:Kizilirmak Karakoyun,Kuma,Pir Sultan Abdal.
    20.Nesimi(?-1404):
    Divan sairi. Hayatina dair kesin bir bilgi yoktur. Asil adi Imadeddin'dir. Ölüm tarihi kimi kaynaklarda 1417 kimilerinde 1418 olarak da belirtilmektedir. Siirleri dönemin bir çok sairini etkilemistir. Kendisinin de Mevlanadanetkilendigiileri sürülmektedir. Çesitli nazireler yazmistir. Esterabadli Fazlullah'in yaymaga çalistigi Hurufiligi benimsedi. Bu mezhebin önde gelen savunuculari arasinda yer aldi. Ülkenin çesitli yerlerinde dolasarak siirleriyle yaymaya çalisti. Bu, yöneticileri rahatsiz etti. Misir Çerkez Kölemenleri hükümdari El-Müeyyed Seyhin emriyle Sam'da derisi yüzülerek öldürüldü. Cesedi bir hafta halka gösterildi. Eserleri arasinda Türkçe ve Farsça divan en önemlileridir.
    21.Ozankaya Özer(1937):
    Bilim adamı yazar. Kulp'ta dogdu.1959 da Siyasal Bilgiler Fakultesini bitirdi. Ayni yıl Sosyoloji Asistanı oldu. "Üniversite Ögrencilerinin Siyasal Yönelmeleri" konulu doktora tezi 1966 da yayınlandı.
    22.Ozansoy Faik Ali(1875-1950):
    Sair. 1901'de Mülkiye Mektebi'ni bitirerek ,kaymakamlik,mutasarriflik ve çesitli memurluklarda bulundu. Daha sonra mülkiyedeFransizca ögretmenligi yapti. Ögretim yillarinda "Kehkesana Karsi" siiriyle Servet'i Fünu anlayisiyla,özellikle Abdülhak Hamid ve Tevfik Fikret'in etkisiyle siirler yazdi.1908 sonrasinda daha bagimsiz siire yöneldi. Son siirleri 1927'lerde Günes dergisinde yayinlandi.
    23.Öngören Ferit(1932-):
    Yazar ,karikatürcü.1958'de Istanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirdi ve Avukatliga basladi. Daha sonra karikatüre yöneldi. Ressamlik yapti.1966 da Lastik-is Sendikasinin yayin organi Lastik-Is i çikardi. Filiz, a, Yelken,Köprü,Ataç,Degisim,Siir Sanati ,Yeni a gibi dergilerde yazdi. Ayrica, ilk çaglardan günümüze degin Anadolu siirinin evrimini inceleyen arastirmasinin bir bölümü de soyut dergisinde yayinlandi.
    24.Özsezgin Kaya(1938-):
    Eleştirmen. İlk ve orta öğretimini Diyarbakır'da tamamladıktan sonra DTC Fakültesi Sanat Tarihi Bölümünde ögrenim gördü. Çesitli okullarda sanat tarihi ögretmenliği yaptı. Sanat yaşami resimle basliyan Özsezgin,üç sergi açtiktan sonra elestirmenlige yöneldi. Vatan ve ulus gazetelerinde Pazar Postasi,Sanat ve Sanatçilar,Papirüs,Milliyet Sanat gibi dergilerde ressamlar ,sergiler üstüne deneme ,elestiri yazilari yayinlandi. Çesitli jürilerde ve Ankara Radyosunun Sanat Dünyasi programinda görev yapti, "Prometheus'un Dönüsü"adli deneme-elestiri adli eseri 1965'te yayinladi.
    25.Öngören Veysel(1931-):
    Sair Afyon lisesini bitirdi. Bir süre Istanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde okudu. Ögrenimini yarim birakti. Diyarbakir'in Hacikan Köyü'ne yerlesti. Daha sonra Ankara'da DTC Fakültesi Felsefe Bölümüne girdi. TRT Dis Haberler Servisinde,Vatan gazetesinde çalisti. Dost ,Ankara Birligi,Türk Dili,Türkiye yazilari gibi dergilerde yayinlanan siirleriyle yazin çevrelerinde ilgi uyandirdi. Siirlerinde yöresel deyisten kaynaklanan özgün bir söylem gelistirdi. Ilk eseri Remo ve Salo'dur(1980).
    26.Pamukçu Mahir(1912-):
    Bilim adami. 1938 de Veteriner Fakültesini bitirdikten sonra ayni fakültede asistan oldu. Doktora için Amerika'ya gönderildi.1948 de yurda döndü. 1952 de doçent, 1967 de profesör oldu. 1957-1959 arasinda ABD, Wisconsin Üniversitesinde patoloji dersleri verdi. 1960 da kurucu mecliste görev yapti. Pamukçu veterinerlik alanindaki çalismalarini üniversite disinda ,uluslararasi kogrelerde de ortaya koydu. Bir çok teblig ve inceleme hazirladi. Bunlardan en önemlisi hayvanlarda egreltiotunun yaptigi hastaliklara iliskindir. Bu bitkinin kansere neden oldugunu ortaya çikardi.
    27.Said Pasa(1832-1891):
    Osmanli devlet adami,yazar.1849'da vilayet kalemine yazici oldu. 1848 de mektupculukta yükseldi. 1872 de Elazig mutasarrifligina getirildi.1874 de Maras ,daha sonra Mardin ve Mus ta mutasarriflik yapti. Bu süre içinde yazdigi 10 ciltlik genel tarih kitabi mirat-ül iber'in 9. Cildi basildi. Sonuncusu da yazma olarak Istanbul müze kitapligindadir. Diyarbekir Tarihi adli çalismasiyla da 1884 tarihli Diyarbekir Salnamesinin 2.bölümünü olusturdu.
    28.Nazif Süleyman(1869-1927):
    Sair,yazar. Gördügü özel ögrenimle Farsça,Arapça ve Fransizca ögrendi. Diyarbakir Vilayet Matbaasi Müdürlügü ve Diyarbakir Gazetesininbas yazarligini yapti. II. Abdulhamit yönetiminden kaçti. Paris'e gitti ve orada Mesveret gazetesini çikardi. Yurda dönüsünde 12 yil Bursa'da zorunlu oturma cezasina çaptirildi.
    Mesrutiyet'ten sonra Basra,Kastamonu,Musul,Trabzon ve Bagdat valiliklerinde bulundu. 1915'te Istanbul'a yerleserek Halk,Ileri,Hadisat gazetelerinde yazdi;Halk'in bas yazarligini yapti. Istanbul'un isgalini protesto amaciyla yazdigi "Kara Bir Gün" yazisi ve ayni yönde verdigi konferanslar nedeniyle Malta'ya sürüldü.1922 de yeniden Istanbul'a yerlesti. Yasaminin sonuna degin burada kaldi. Resimli Gazetede çalisti. Süleyman Nazif'in hayati 1894-1895'de Diyarbekir Vilayeti Salnamesi'ni hazirlamasiIle baslar.1898 de Servet'i Fünun'da siirleri yayinlandi. Mesrutiyet Döneminde yazdigi tarih,elestiri,ani türündeki yazilariyla basari kazandi.
    29.Taranci Sitki Cahit(1910-1956):
    Sair. Ilkokulu Diyarbakir'da okudu. Daha sonra Saint Joseph ve Galatasaray Liselerinde ögrenim gördü. Ögrenimine Mülkiye Mektebive Paris Siyasal Bilgiler Fakültesinde devam etti. 1940’da II. Dünya Savasi nedeniyle yurda döndü ve asker oldu.Anadolu Ajansi ve Çalisma Bakanligi’nda çevirmen olarak çalisti. Tedavi için gittigi Viyana’da öldü.
    Taranci’nin ilk siirleri 1930’larda Muhit ve Servet-i Fünun dergilerinde yayinlandi.Ilk yillarda, A. Hamdi Tanpinar ve Necip Fazil’dan, sonraki yillarda ise Baudlaire’den etkilendi.
    Varlik, Yaratilis, Istanbul gibi dergilerde siirleri yayimlandi. Taranci’nin baslica eserleri:Ömründe Süküt, Otuzbes Yas, Düsten Güzel, Sonrasi.
    30.Timur Taner(1935-....):
    Bilim adami. Mezun oldugu Siyasal Bilgiler Fakultesine 1959’da asistan oldu. 1964’de “Modern Demokrasilerde ve Türkiyede Kuvvetli Icra “ adli teziyle doktor, 1968’de doçent oldu. Eserleri: Amerikan Demokrasisi(çeviri),Türk Devrimi, Tarihi, Anlami ve Felsefi Temeli, Osmanli Toplum Düzeni.
    31.Karakoç Sezai(1933-....):
    İlk öğrenimini Ergani’de, orta ögrenimini Maraş Ortaokulu ve Gaziantep Lisesinde parasız yatılı olarak tamamladı(1950). Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirdikten sonra Maliye Bakanlıgı Mülkiye Müfettiş Muavinliği (1956-59), Gelirler Genel Müdürlüğü Kontrolörlüğü (1959-65). 1965’de görevinden ayrılarak Babıali’de Sabah gazetesinde (1965-68) fikra yazarlığı yaptı. 1960’da kurduğu Diriliş Dergisini, verdiği aradan sonra 1966’da yeniden çıkarmaya başladı. 76-78 döneminde gazete boyutunda 60 sayi çikardi. Ekim 79’dan itibaren yayını aralıklı olarak sürdürdü. Diriliş 1988’den itibaren haftalık dergi olarak çıktı.
    İkinci yeni akım şairleri ile biçimsel benzerlikler taşısa da şiirlerinin kaynakları itibari ile bağımsız bir çizgi tutturduğu kabul edilen Sezai Karakoç, yaşayan en büyük şairlerimizdendir. Hikayeler kitabı ile 1982’de Hikaye Ödülünü kazandığı Türkiye Yazarlar Birliği’nin 1988’de Üstün hizmet ödülünü aldı. Kendisinin kurduğu Diriliş Partisi’nin (DIRIP) Genel Başkanlığını sürdürüyor. Başlıca eserleri: Körfez(1959), Şahdamar(1962), Hızırla Kırk Saat(1967), Sesler(1968),Taha’nın Kitabi(1968), Gül Mustusu(1969), Siirler I‘den Siirler VIII’e kadar kitap serisi, Bati Şiirlerinden(1976),Hikayeler I ve Hikayeler II adlarında hikaye kitapları, Çağ ve İslam kitap serileri, Düşünceler kitapları, Diriliş Muştusu gibi eserleri bulunmaktadır.
    32.Mıgırdiç Margosyan(1938-....):
    Diyarbakır’ın Hançepek Mahallesinde doğan Margosyan, ortaokuldan sonra öğrenimine İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümünde devam etti. 1966-72 yılları arasında Üsküdar Surp Haç Tibrevank Lisesi’nde felsefe, psikoloji, ermeni dili ve edebiyat öğretmenliği ve okul müdürlüğü yaptı. Daha sonra öğretmenliği bırakarak ticarete atıldı. Edebi çalışmalarını aralıksız sürdürdü. Öyküleri Marmara Gazetesi’nde yayımlandı. 1988 yılında ermenice yazan yazarlara verilen Eliz Kavukçuyan Vakfı Edebiyat Ödülünü aldı. Ermeni yazınında taşra edebiyatının son temsilcisi olarak bilinmektedir.
    33.İhsan IŞIK (1952,-....):
    Şair ve yazar. 4 Mayıs 1952, Diyarbakır (merkez) doğumlu. Çocuk kitaplarında Savaş Yüce imzasını kullandı. İlk ve orta öğrenimini doğduğu kentte tamamladı (1970). Erzurum Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi TDE Bölümü (1976) mezunu. Lisans tezi: Necip Fazıl Kısakürek’in Oyunlarında Tipler. Öğrencilik yıllarında Diyarbakır, İzmir ve Erzurum’da çeşitli işlerde çalışarak okudu. 1976 yılından itibaren yerleştiği İstanbul’da memurluk, liselerde edebiyat öğretmenliği, özel bir kuruluşta basın danışmanlığı, dergi-yayınevi yönetmenliği, reklam ajansı yöneticiliği ve yayıncılık yaptı. YÖK kararıyla 1990 yılında Türk Filoloğu ünvanını kazandı. İstanbul B.Ş. Belediyesi İETT Genel Müdürlüğü Basın Danışmanı (1995-96), Devlet Bakanı Danışmanı (1996), Başbakanlık SHÇEK Genel Müdürü ve Genel Müdür Yardımcısı (1996-98) olarak görev aldı. 1997 yılının Başbakanlık tarafından Sokak Çocuklarına Şefkat Yılı olarak ilan edilmesine öncülük etti. 1998’de kendi isteğiyle emekli oldu. TYB Yönetim Kurulu Üyesi’dir.
    İlk yazı ve şiirlerini Diyarbakır yerel gazeteleri Yeni Şark Postası ve Mücadele (1965-69) ile Babıali’de Sabah (İstanbul), arkadaşlarıyla çıkardığı aylık Özlem (Diyarbakır, 1969-70, 8 sayı) gazetelerinde yayımlamıştı. 1971’den itibaren ürünleri Tohum, Hilal, İslâm Medeniyeti, Pınar, çıkardığı Çile (Diyarbakır, yayın yönetmeni, aylık dergi, 1974, 6 sayı), Yeni Sanat (1975), İslâm Ümmeti (yönetmen,1982, 12 sayı), Düşünce, Tek Yol, Muştu, Aylık Dergi, Girişim (yayın kurulu üyesi,1985-87), Mavera (genel yayın yönetmeni, 1987), Dış Politika (1988), Yürüyüş (Diyarbakır, 1989), Yeni Zemin (yayın kurulu üyesi, 1995) dergileri ile, Hür Söz (Erzurum, günlük fıkra, 1972), Millî Hakimiyet (Diyarbakır, günlük fıkra yazarı, yazı işleri müdürü, 1973), Yeni Devir (sanat-edebiyat sayfası yönetmeni, 1977, 1980), Millî Gazete (1976-86), Zaman (1986), Akit (Vakit, 1994), Yeni Dönem (genel yayın yönetmeni, 1999), Tutanak (2000), Yeni Şafak (2000-) gazetelerinde yer aldı. SHÇEK Sosyal Hizmetler, SHÇEK Gençlik, SHÇEK Çocuk dergilerini kurdu ve yönetti (1996-97). 1995 yılında Aşkabat (Türkmenistan), 1996’da KKTC Türkçe’nin Uluslararası Şiir Şölenlerine katıldı. İki kitabı Almanca’ya çevrildi. Akdeniz Kıyısında Bir Çocuk adlı şiiri bestelendi. Radyo Birlik’te (Ankara) Entellektüel Gündem ve Düşünce Gündemi programlarını hazırlayıp sundu (1999-2001).
    DENEME-İNCELEME: Kültürümüzün Kimliği (1982), Sömürgeciliğin Çağdaş Boyutları (1983), Uluslararası Sorunlar / İslâm Dünyası ve Türkiye (1987), Kültürümüz ve Kadınlarımız (1987), Peygamberimizin Hayatı (1987, Das Leben Des Islamischen Propheten Mohammed adıyla Almanca’ya çevrildi, 1991), İslâm Tarihi 4 Halife Dönemi (resimli, 1989. Dört Büyük Halife adıyla gen. bas., 1991; Die Vier Grossen Kalifen In Der Islamischen Religion adıyla Almanca’ya çevrildi, 1992), Bediüzzaman Said Nursi ve Nurculuk (1990), İki Yobaz (1996). BİYOGRAFİ: Yazarlar Sözlüğü (1990, gen. bas. 1998), Yazarlar ve Şairler Sözlüğü (1992), Türkiye Yazarlar Ansiklopedisi (2001). ŞİİR: Eğilim Anıları (1975), Akrep ve Yelkovan (1987), Akdeniz Kıyısında Bir Çocuk (1996), Kuğulu Park’taki Kuşlardan Biri (2002). GEZİ: Makedonya ve Fransa İzlenimleri (2002). ÇOCUK ROMANI (Savaş Yüce adıyla): Kaçaklar (1987), Sevgili Anneciğim (1987).
    HAKKINDA: Yahya Akengin / Eğilim Anıları (Hisar, sayı: 140, Ağustos 1975), Necati Polat / Cumhuriyet Dönemi Şiirine Bakış ya da Son Elli Yılın Şiiri - Üç Şair Üç Söyleşi / İhsan Işık’la (Aylık Dergi, Şiir Özel Sayısı-1, Nisan-Mayıs-Haziran 1982), Kültürümüzün Kimliği (Mavera, 1983), Ahmet Özalp / İhsan Işık’la Uluslararası Sorunlar Üzerine (Zaman, 5.3.1987), İbrahim Balcı / “Akrep ve Yelkovan” Bir de Işık (Milli Gazete, 18.5.1987), Günümüz Türkiyesinde Kim Kimdir? (1989,1990), Bediüzzaman Said Nursi ve Nurculuk (Nokta dergisi, 29 Temmuz 1990), Şevket Beysanoğlu / Diyarbakırlı Fikir ve Sanat Adamları (cilt: 3, 2. bas. s. 465, 1997), Mustafa Miyasoğlu / Türkiye Yazarlar Ansiklopedisi (Milli Gazete, 12 Kasım 2001), Metin Cengiz / Türkiye Yazarlar Ansiklopedisi (Varlık, sayı: 1131, 1 Aralık 2001), Tansu Bele / Yeni Bir Yazarlar Ansiklopedisi (Cumhuriyet Kitap, sayı: 624, 31 Ocak 2002), Ömer Lekesiz / Türkiye Yazarlar Ansiklopedisi (Hece, sayı: 63, Mart 2002).
    Enver Atılgan(1931,Ergani), Eğitimci-Şair.
    M.Emin Bozaslan(1934,Lice), Araştırmacı-Yazar.
    Hüseyin Diyarbekri, Osmanlı Tarihçisi.
    Eğilli Lovanna(507-587), Bizans Din Adamlarından.
    A.Nükhet Göksel(1897-1961), Eğitimci Yazar.
    Cemal Güvenç(1925) Ressam.
    Hami(1679-1747), Divan Şairi.
    Remzi Inanç(1935),Yazar,Yayıncı.
    İshak Sükuti(1868-1902), Doktor, Siyaset Adamı.
    Mar Yezua, Süryani,Yazar.
    Adil Tekin(1910,Kulp), Fotoğraf Sanatçısı.
    Yavi Erkal(1942) Fotoğraf, Grafiker.
    Cemil Yeşil(1900-1977), Şair.
    Halili(1407-1485), Divan Şairi.
    Mustafa Akif Tüfenk(1875-1952), Araştırmacı Yazar.
    Süleyman Savcı, Araştırmacı Yazar.
    M.Halit Bayri(1896-1958), Araştırmacı Yazar.
    Ali Nükhet Göksel(1897-1977) Araştırmacı Yazar.
    Osman Ocak Nakıboğlu(1901-1984), Eğitimci, Şair.
    Cahit Uçuk(1911-....), Romancı.
    Munis Faik Ozansoy(1911-1975), Yazar.
    Selahattin Savcı(1913-1992), Şair.
    Faik Naim Palak(1868-1930), Araştırmacı Yazar.
    Mehmet Faik(1864-1930), Alim.
    Cenap Ozankay(1924-....), Araştırmacı.
    Cemal Yıldırım(1925-....), Bilim Adamı.
    Esma Ocak (1928-.....), Romancı, Öykücü.
    Aşık İhsani(1939-.....),Halk Ozanı.
    Aşık Şahveri(1931-....), Şair.
    Abdulcelil Berkman(1890-1964), Danıştay I. Dairesi Eski Başkanlarından.
    Abdülkadir Cavid Ekin(1895-1976) Ekonomi Eski Bakanı.
    Ferit Alpiskender(1908-1981), Ulaştırma Eski Bakanı.
    Vefik Pirinççioglu(1909-1984), Devlet Eski Bakanı.
    Vedat Dicleli(1912-1975), Ekonomi ve Ticaret Eski Bakanı.
    Fahri Tigrel(1918-.....), Maliye Bakanlığı Eski Müsteşarı.
    Kamuran Ekmenoğlu(1914-....), Danıştay 9. Daire eski Başkanı.
    Yusuf Azizoğlu(1916-1970), Sağlık ve Sosyal Yardım eski Bakanı.
    Ferit Kubat(1919-1988), İçişleri eski Bakanı.
    Miraç Aktuğ(1920-....) Emlak Kredi Bankası eski Genel Müdürü.
    Selahattin Yazıcıoğlu(1920-....), Dicle Üniversitesi eski Rektörü.
    Recai İskenderoğlu(1926-....), İmar ve İskan eski Bakanı.
    Selahattin Cizrelioğlu(1926-...), Sağlık ve Sosyal Yardım eski Bakanı.

    Abdulkadir Aksu(1944-....), İçişleri eski Bakanı

    Mehmet Kahraman(1943-....) Devlet eski Bakanı.
    Sedat Arıtürk , Dicle Üniversitesi eski Rektörü.
    [Ziyaretçiler üye olmadan, üyelerimiz ise konuya mesaj yazmadan linkleri görüntüleyemezler.Hemen ÜYE OL!]



    Bölgedeki doğa turizm potansiyeline bakalım:
    Diyarbakır
    Çermik’ten 30 km ötede Şeyhandede şelalesi bir doğa harikasıdır.Ulaşımın daha kaliteli hale gelmesiyle önemli bir turist çekecektir
    Diyarbakır-Hani karayolu üzerinde yapılan Dicle barajı bir doğa harikasın durum arzetmektedir.Diyarbakırlılar için ikinci bir Hazar gölü denebilecek yer hafta sonu ve yaz tatilleri için uygun bir mekan arzetmektedir.
    Kulp’ta ve Sason çayında rafting,Karacadağ’da kayak turizmi,Eğil’de su sporları turizmi,ıslah edilecek 20 km Gezin-Kovancılar yoluyla yakınlaşan Tunceli Munzur ve Ovacık bölgeleri önemli bir doğa turizmini oluşturur. Munzurdağı (güneyden kuzeye) trekking turları için uygundur.
    Hazro-kulpta büyük kanyonlar (taşköprü) ve su kaynakları büyük potansiyeldir. .Bu kanyonda resimlerin olduğu tarihi mağaralar da vardır.Bugüne kadar yerli turistlerin bile giremedikleri yerler vardır.
    Hani
    Koki Çayı Mesiresi:İlçe merkezinden 8km. mesafededir.Burada kaynayan suda bol miktarda alabalık bulunur.Saniyede 6m3 su akmaktadır.
    Aynkebir Havuzu:Aynkebir su havuzu Ulucami ile Hatuniye medresesi arasında bulunan büyük bir havuzdur.Bu su Hani Dağının eteklerinde kaynar ve 9 kemerli bentlerden çıkarak bir havuz oluşturur.havuza 7 gözden su akmaktadır.Akan su ile ilçenin tüm arazileri sulandırılmaktadır.Ayrıca su ile 8 adet su değirmeni çalıştırılmaktadır.M.Ö. 2000 yılında Hüriler tarafından yapılmıştır





    Ulucami




    Ulu camii

    DİYARBAKIR’IN MUKADDES CAMİLERİ

    Tüm camiler mukaddes olmakla beraber Diyarbakır’da aşağıda belirtilen üç camide ayrı kutsal özellikler mevcuttur

    DİYARBAKIR ULU CAMİİ
    4 dine ibadetgahlık yapmış Mukaddes Mabed (5.Harerm-i Şerif)
    Diyarbakır ulu camiinin önemli manevi bir özelliği vardır:
    Anadolunun ilk camii olup,Diyarbakır'ın fethinden bugüne hiç bir zaman düşman işgaline uğramamıştır.Ulu camii 5 Harem-i şerif'den birisidir.Bunlar:
    1.Mescid-i Haram 2.Mescid-iNebi 3.Mescid-i Aksa 4.Emevi camii 5.Ulu camii(Diyarbakır)

    Uygarlığın beşiği olan Mezopotamya'nın bilinen en eski tapınağıdr. İlk olarak Zerdüştilerin "Ziggurat"ı olarak kurulur.
    Ana namazgaha girildiğinde cami sağdan sola doğru uzanır. Buraya orta kapısından girmişseniz, ilk adımınızı attığınız yere "Hanefi bölümü" yada kimilerince "heykel" denir.. Buraya "Heykel" denmesinin sebebine gelince 1046 yılında şehrimize gelen İranlı bilgin ve gezgin Nasr-ı Hüsrev Ulucaminin bu kısmı için; daha önceleri de burada bir tapınağın bulunduğunu, tam bu noktada vaktiyle bir putun bulunduğunu "Heykel" adının o dönemden kaldığını belirtir.
    Daha sonra Hristiyanlığın yayılmasıyla beraber kiliseye çevrilir
    Anadolu’nun en eski camilerden biri olan Diyarbakır Ulu Camii, 639 yılında İslam orduları tarafından Diyarbakır fethedildiği zaman şehrin ortasında bulunan ve kentin en büyük kilisesi olan Mar-Toma Kilisesi’nin camiye dönüştürülmesi sonucu bugünkü halini almıştır.
    Diyarbakır Suriçi semtindeki geçmişte Mar-Toma Kilisesi olan en büyük kilise şimdi ise 7.yüzyıldan itibaren dönüştürülüp Ulu Camii adını alarak sadece Diyarbakır’ın değil bölgenin de en büyük cami özelliğini taşıyor.
    Gerek kiliseden camiye dönüştürülmesi, gerekse mimari yapısı ve tarihi özellikleri nedeniyle yerli turistlerin yanısıra kente gelen Hıristiyan ve Müslüman turistlerin de ilk uğrak yerlerinin başında gelmektedir
    Martin Van Bruinessen caminin eski bir kilisenin yıkıntılarının bulunduğu bir yerde inşa edildiğini,aynı yerde daha önce bir pagan tapınağı bulunduğunu ifade etmektedir.
    (Evliya Çelebi Diyarbekir’de.Martin Van Bruinessen,Hendrik Boeschoten1997.s108)
    Müslümanlar tarafından 5.Harem-i Şerif (Mukaddes Mabed) olarak kabul edilen caminin dört ayrı cephesi, Müslümanlığın dört ana mezhebine ayrılmıştır
    Anadolu'nun en eski camilerindendir. Müslümanlar tarafından 5. Harem-i Şerif (Mukaddes Mabed) olarak bilinir. 1091 yılında esaslı bir onarım geçirmiştir. Plan itibariyle Şam Emeviye Cami'nin Anadolu'ya yansıması olarak yorumlanır.

    Halk dilinde Ulu Cami manevi önem sırasına göre; Mekke'de
    Kabe, Medine'de Mescid-i Nebevî, Kudüs'te Mescid-i Aksa ve Diyarbakır'da Ulu
    Camii olarak sıralanır.
    Evliya Çelebi, seyahatnamesinde; Diyarbakır Ulu Camisinin Hz. Musazamanında yapıldığından bahseder. İfade şu şekildedir.’'Hz.Musa zamanında yapılmştır.Bahçe sütünlarının sağ tarafında bir sütun üzerinde ibranice tarihi vardır.Ve Diyarbakır Ulu Camii ile ilgili olarak şöyle devam eder; " Kale her kimin eline geçmiş ise, yine bu mabed, mabed olarak kalmıştır, içinde öyle bir ruhaniyet vardır ki; bir kimse iki rekat namaz
    kılsa kabul olunduğuna kalbi şahitlik eder. Güya Halep'in Ulu Camii, Şam'ın
    Emevî Camii, yahut Kudüs'ün Mescid-i Aksa'sı, Mısır'ın Ezher Camii,
    istanbul'un Ayasofyasıdır.( Beysanoğlu, Şevket, Anıtları ve Kitabeleri ile Diyarbakır Tarihi, l. Cilt , Sf.271 (Evliya Çelebi Seyahatnamesi , c.6, sf.122. Zuhuri Danışman yayını)
    Evliya Çelebi Ulu caminin Hz Musa zamanında yapıldığını İbranice bir kitabeye dayandırmaktadır.
    Evliya Çelebi mabedin Hz.Musa yapıldığı hususunda Rum alimlerinin tümünün hemfikir olduğunu ifade etmektedir.

    Hz.Musa Diyarbakır ilişkisi olarak yaygın şekilde geçen halk hikayeleri vardır:

    Hz. Musa ve Hızır Aleyhisselam Kıssası : Diyarbakır'ın doğusunda ve Dicle Nehri’nin kuzeyinde, Hızır İlyas Köy'ü vardır. Daha kuzeyde Kani Hızır [Hızır Pınarı] vardır. Hızır (a.s.)’ın Bırkleyn Mağaraları’nda Hz. Musa ve İskender-i Zülkarneyn ile buluştuğuna dair efsaneler halk arasında anlatılmaktadır. (Lİce.Yurt Ansiklopedisi.Diyarbakır md.c.4)

    [Ziyaretçiler üye olmadan, üyelerimiz ise konuya mesaj yazmadan linkleri görüntüleyemezler.Hemen ÜYE OL!]
    [Ziyaretçiler üye olmadan, üyelerimiz ise konuya mesaj yazmadan linkleri görüntüleyemezler.Hemen ÜYE OL!]
    [Ziyaretçiler üye olmadan, üyelerimiz ise konuya mesaj yazmadan linkleri görüntüleyemezler.Hemen ÜYE OL!]
    www.rojhilat.net/modules.






    Ulucami
    1091.Melikşah onarıyor

    İnaloğulları:
    1117-1118:İnaloğlu Ebu Mansur İlaldı, batı kanadı zemin katını ve üstünü
    ,1155 :Bu tarihe ait minare İnaloğlu Mahmut
    1163:İnaloğlu Mahmut:doğu kanadı zemin katı
    1164Nisanoğlu Ali:Caminin doğu kapısında yazıtları var.

    Harimin avlu yüzünde
    1241.Gıyasettin Keyhüsrev
    1330:Artukoğlu Melik Salih
    Osmanlı padişahı 4.Mehmet’ ait ferman

    Ulu camiinin batı kısmını Akkoyunlu Uzun hasan onartıyor.

    Şam emeviye camisi
    Eski Şehir'in en önemli yapısı hiç şüphesiz Ummayad Camii. İslam dünyasının en etkileyici eserlerinden sayılıyor ve tabii Suriye'nin de en önemli dini yapısı. M.Ö.3000 yıllarından beri bir tapınma mekanı olmuş, Ummayad Camii'nin bulunduğu yer. Başta Arameanlar'ın tanrısı Hadad için yapılmış bir tapınakken, Romalılar zamanında tanrı Jüpiter adına genişletilmiş. Ancak, Constantin'in Hristiyanlık'ı benimsemesinden sonra mevcut yapı bir bazilikaya dönüştürülmüş.
    Müslümanların, M.S. 636 yılında Şam'a girmesinden sonra bazilikanın doğu kanadı camiye çevrilirken, batı kanadının Hristiyanlar tarafından tapınma mekanı olarak kullanılmaya devam edilmesine müsaade edilmiş, 70 yıl boyunca. Fakat sonunda Şam'ın İslam Dünyası'nın başkenti olmasıyla, Halife Halid ibn al-Walid, "kendisinden önce ve sonra hiç kimse tarafından tasarlanmamış" bir camiye dönüştürülmesi emrini verince, Hristiyanlar kapı dışarı edilirken, 10 yıl boyunca 1000'den fazla taş ustası ve sanatçının emeği ile yeni cami ortaya çıkarılmış; Ummayad Camii. Öyle bir cami ki, duvarları pahalı çiniler, mimberi kıymetli taşlar, tavanı altın kakmalı ahşapla süslenmiş ve tam 600 tane -her biri altından- lamba ile aydınlatılmış. Tabii böyle bir ihtişamın maliyeti de biraz tuzlu olmuş: Tüm Suriye'den toplanan 7 yıllık vergilerin tamamı... Moğollar'ın istilası, depremler ve yangınlardan sonra kalan bugünkü durumu bile göz kamaştırıcı...

    NEBİ (PEYGAMBER) CAMİİ:
    16.yüzyıl başlarında Akkoyunlular tarafından yaptırılmıştır. Mimari açıdan Akkoyunlu ve Osmanlı yapıları arasında bağlantıyı sağladığı için önemlidir. 20.yüzyılın başlarında çöken caminin minaresi orijinal yerinden bugünkü olduğu yere taşınmıştır. Minare yazıtına göre 1530 yılında Kasap Hacı Hüseyin tarafından hayrat olarak yaptırılmıştır.

    Akkoyunlu eseri olup, 15. Yüzyıldan kalma taşla örtülü tek kubbeli bir camiidir. Minaresinde Peygamber Efendi­mizden (Kaalen Nebiye) diye bahseden kitabelerin çokluğundan dolayı Nebi veya Peygamber Camii denildiği sanılmaktadır. 1530 yılında Hacı Hüseyin adlı bir kasap tarafından yaptırılan minare­si 1960 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü'nce yeri değiştirilerek onarılmıştır.
    Evliya Çelebi’ye göre camiinin yapıcısı Hazreti Peygamberi rüyasında görüp,onun öğretmesiyle yaptığı için Peygamber camii derler. (Evliya Çelebi seyahatnamesi.Çeviri:Zuhuri Danışman.1970.6/123)[Ziyaretçiler üye olmadan, üyelerimiz ise konuya mesaj yazmadan linkleri görüntüleyemezler.Hemen ÜYE OL!][Ziyaretçiler üye olmadan, üyelerimiz ise konuya mesaj yazmadan linkleri görüntüleyemezler.Hemen ÜYE OL!]



    KALE CAMİİ (HZ. SÜLEYMAN-NASIRIYE CAMİİ): Nisanoğlu Ebul Kasım tarafından 1155-1169 yılları arasında yaptırılmıştır. Cami bitişiğinde Osmanlılar döneminde yapılan Halid Bin Velid'in oğlu Süleyman ile Diyarbakır'ın Araplar tarafından alınışı sırasında şehit düşen diğer sahabelerin yattığı Meşhed bulunmaktadır.Burada 27 sahabe yatmaktadır
    Buradaki şehitlerin isimleri şöyledir;
    Ey Nas Reisi cümledir.
    Sahabe Süleyman Bin Halid
    Rıdvan süt kardeşi Mesud-i Ey Can
    Beşir-u Hamza Amru Sabe-u Sabit
    İki Zeydir iki Halid biri Nu'man
    Muhammed ikidir Abdullah üçtür
    Hasan-ı Nam ikidir biri Kabi Zişan
    Fudaylu - Maliku -Fahru - Ebul Hamd
    Ebu Nesru Mağire'dir








    Kültür ve tarih şehri: Diyarbakır
    Güneydoğu’nun dünyaya açılan penceresi. Dicle Nehri’nin suladığı bereketli topraklar. Kesin olarak, ne zaman, kimin tarafından yapıldığı bilinmeyen ve üzerinde 12 medeniyete ait kitabeler bulunan Diyarbakır Surları.

    Hakettiği kadar turisti misafir edemese de Avrupa Birliği Parlamenterlerinin yolunun mutlaka geçtiği tarihi kent.Eski zamanlarda Amida olarak bilinen Diyarbakır, Dicle Nehri kıyısında bazalt bir yayla üzerine kurulmuş. Kenti kuşatan da yine bu bazalt taşlarından yapılan Surlar. 16 kaleli 5 kapılı surlar Çin seddinin ardından ikinci sırada geliyor ve eski ile yeni Diyarbakır’ı ayırıyor.
    Kentteki tarihi eserlerde her dönemin izini bulmak mümkün. Selçuklu Sultanı Melik Şah tarafından yaptırılan Ulu Cami, hem bizans hem de daha eski mimari malzemelerin kullanılmış olması açışından ilginçtir.
    Safa Cami tuğladan yapılmış minaresi ile Pers etkisini sergilerken, Nebii Cami tipik Osmanlı tarzını temsil eder. Bugün hala kullanılan Meryem Ana kilisesi çeşitli zamanlarda onarım görse de 4’üncü yüzyıldan günümüze gelmeyi başarmıştır. Mardin Kapısı’nda şimdi otele dönüştürülmüş olan Deliller Hanı, binbeşyüzlü yılların ticaret yapan kervanlarının Diyarbakır’da Ve kentin köprüleri, en meşhuru, şarkılara ve filmlere konu olan Malabadi’nin 1147 yılında Artukoğullarından Timur Taş Bin İlgazi tarafından yapıldığı bilinmektedir.

    Taş köprüler arasında dünyada kemeri en geniş olandır. Malabadi gibi şarkılara konu olan bir diğeri ise On Gözlü Köprü’dür. 1065 tarihinde Mervaniler tarafından kurulduğu ve mimarının Ubeydoğlu Yusuf olduğu üzerinde yazılan kitabeden anlaşılmaktadır. Bir diğer tarihi köprü ise 1179 yılında kurulan Haburman Köprüsü’dür. Hassuni Mağaraları ve Zülkifil Dağı’da Diyarbakır’ın görülmeye değer yerleri arasında yer alır.

    Diyarbakır, Güneydoğu’nun tarihi ve turistik merkezlerinin de geçiş noktasında bulunuyor. Batman’ın tarihi Hasankeyf ilçesi karayolu ile kente yalnızca bir buçuk saat uzaklıkta.
    Açık hava müzesi olarak bilinen ve bir çok kültürü barındıran Mardin’de yine kara yoluyla bir saatlik mesafede. Harran’ı, Balıklıgöl’üyle ünlü, tarihi şehir Şanlıurfa’ya da ulaşmak için yalnızca ikibuçuk saat yeterli. Kente en uzak sayılabilecek il Van...

    Tarihi Akdamar adasını ziyaret etmek, Van gölü kıyısında dinlenmek için ise yaklaşık 5 buçuk saatlik bir yolculuk yapmak gerekiyor.
    Yüz yıllardır çevresine bereket ve bolluk veren ünlü kutsal Dicle Nehri’de Diyarbakır’dan geçer. 5 bin yıllık geçmişe sahip kent tarihin her döneminde büyük medeniyetlerin, kültürel ve ekonomik hareketlerin merkezi olarak kabul edilmiştir.

    Ve 26 medeniyete beşiklik etmiştir. M.Ö 3000 yıllarında Hurrilerden başlayarak, Osmanlılara kadar uzanan yoğun bir tarihi olan Diyarbakır’da yaşayanlar devirlerine ait eserlerle şehri ölümsüzleştirmişlerdir. Surların bir kalkan balığı şeklinde kuşattığı kentin Amid olan adı, 1869 tarihinde Diyarbekir, 1937 tarihinde de Diyarbakır olarak değiştirildi.

    Tarih boyunca oluşan kültür mirasından yararlanan ünlü bilge ve düşünürleri yetiştirmiş olmakla övünen Diyarbakır, folklorik özellikleriyle de zenginlik kaynağıdır. Kentin her köşesinde gelmiş geçmiş uygarlıkların köklü kültürleri saklıdır. Dokunan kilim ve heybelerdeki renk renk motifler, tarihin derinliklerinden gelme çeşitli sembollerin canlı ve sıcak örnekleridir.

    Davul ve zurna eşliğinde oynanan Diyarbakır oyunları yörenin aşk ızdırap ve bazen de aşiretlerin sosyal durumunu konu alır. Günümüzde büyük ilgi gören ipek puşiler Diyarbakır’da el tezgahlarında dokunur.


    Diyarbakır’ın arkeolojik alanları da dikkate değer. Kentin 65 kilometre kuzeybatısında Ergani İlçesi yakınlarında yer alan Çayönü eski bir yerleşim merkezidir. Yörenin tarihi M.Ö 7000 yıllarına Cilalı Taş Devri’ne kadar uzanır. Gene aynı ilçe yakınlarında Hillar Mağaraları’nda antik çağdan kalma kabartmalar bulunmuştur. Diyarbakır’ın Çermik ilçesi ise kaplıcaları ile ünlüdür. Çermik’te bulunan Belkıs Hamamı özellikle çocuk sahibi olmak isteyen kadınların akın ettiği bir yer haline gelmiştir.

    Diyarbakır’ı gezmek isteyenlerin konaklamaları içinde pek çok tercihleri var. Kentte şu anda 14 turizm belgeli, çok sayıda da belediye denetiminde otel bulunuyor. Çoğu kentin merkezinde bulunan oteller yerli ve yabancı misafirlerin isteklerine cevap verebilecek şekilde düzenlenmiş. Son zamanlarda moda olan Güneydoğu turları da kenti görmek isteyenlerin tercih edebileceği bir seçenek.

    Diyarbakır’a ulaşımda çok kolay. Kent karayollarının bir kavşak noktası. Hava, kara ve demiryolu ile ulaşım sağlanabiliyor.Hergün Ankara ve İstanbul’dan düzenli uçak seferleri yapılan kent, hemen hemen Türkiye’nin her yerinden otobüs seferleri imkanına sahip.
    Şafak Toprak NTV-MSNBC16 Haziran 2005




    Diyarbakırda tarihi evlere güzel örnekler
    Kültür bakanlığı
    Ziya Gökalp Müze-Evi

    Diyarbakır'ın tipik sivil mimarlık örneklerinden biri olan ev, 1808 yılında inşa edilmiştir. İki katlı bu yapıda malzeme olarak siyah bazalt taşı kullanılmıştır. Haremlik ve selâmlık olmak üzere iki bölüm halindedir ve mekânlar ortadaki iç avlunun etrafına yerleştirilmiştir. Cephelerden biri iki kemerli, revaklı, bir eyvan şeklindedir ve bu bölümdeki havuz ile serin bir oturma mekânıdır.
    Süs öğesi olarak; mahalli tabirle "ciz" veya "kehal" adı verilen beyaz renkli bezemeler dikkati çekmektedir. Ayrıca bazı kapların üst kısımlarında Arapça yazılmış kitabeler bulunmaktadır.
    Ünlü düşünür Ziya Gökalp'in 1876 yılında doğduğu bu ev, 1953'te varislerinden satın alınarak 23 Mart 1956 tarihinde müze-ev olarak ziyarete açılmıştır. Müzede yazara ait eşyaların yanı sıra, yörenin etnografik eserleri sergilenmektedir.




    Cahit Sıtkı Tarancı Müze-Evi (Kültür Müzesi)
    Diyarbakır il merkezinde, Cami-i Kebir Mahallesi, Cahit Sıtkı Tarancı Sokak'ta bulunan yapı 1820 yılına tarihlenmektedir. Diyarbakır sivil mimarisinin en güzel örneklerinden biri olarak günümüze ulaşmıştır.
    Haremlik ve selâmlık olarak inşa edilen evin selâmlık kısmı sonradan yıkılmıştır. İki katlı bir yapıdır ve kesme siyah bazalt taşından inşa edilmiştir.
    Bu binada içe dönük mimari plan uygulanmış olup, cepheler iç avluya bakmaktadır. Tek katlı ahşap giriş kapısı dar bir koridorla avluya açılmaktadır.
    Binada mekânlar, iklim şartlarına uygun olarak mevsimlere göre cephelere yerleştirilmiştir.Beyaz renkli "ciz" veya "kehal" denilen süslemeler bu binada da en güzel şekilde kullanılmıştır.
    1973 yılında Bakanlığımıza intikal eden Cahit Sıtkı Tarancı Evi, şairin eşyaları ile Diyarbakır yöresinin etnografik nitelikli eserleriyle düzenlenerek müze-ev olarak ziyarete açılmıştır.





    Folklorik mimari:
    Örnek olarak
    Diyarbakır ev mimarisi:
    Dışa kapalı olan evlere,sokaktan hep aynı örnekte yapılmış mütevazi bir kapıdan girilir.Bu kapıyla genellikle küçük bir hole,holden havş diye tabiredilen avlıya girilir.Avlu evin harimi durumundadır.Bu nedenle dışarıdan avlu,avludan dışarısı gözükmez.Rengarenk gül vs. çiçekleri,havuz ve şadırvanlarıyla Diyarbakır evlerinin avluları hayatiyet doludur.Kara renkli bazalt örgülü avlu duvarları ‘Cıs ‘adı verilen beyaz renkli bezemelerle,pencere ve eyvan boşlukları ile hafifler ve zengin,zarif motifli pencere ve gezemek parmaklıkları ile sevimsiz,kasvetli görünüşü tamamen kaybolur.Diyarbakır ev planının şekillenmesinde en önemli etken iklim olduğu için evlerde yazlık,kışlık ve mevsimlik bölümlerle karşılaşırız.Bütün bu bölümler evin merkezini oluşturan avlunun dört etrafını çevreler.Evlerin en belirgin yerleri yazlık kısmıdır.Yazlık bölümler fazla güneş almaması için kuzeye bakar ve bu bölümün en önemli yeri eyvan adı verilen,kemerlerle avluya açılan kısımlardır.Kışlık bölümleri güneye bakar ve kışın güneş alsın diye bol pencere bırakılır.Mevsimlik kısımlarise avlunun doğusunda ve batısında yer alır.



    Diyarbakır Suriçinde tescili yapılmış 230 tarihi yapı vardır.Bunların restorasyonu turizme hamle yaptırır.



    DİYARBAKIR GELENEKSEL EVLERİ
    Sur içindeki Diyarbakır, ilk elden yoğun ve sıkışık yapısıyla dikkat çeker. Bu yoğunluk bir yönüyle Doğu Karekterli organik yapılaşmayı, bir yönüyle de Roma döneminden bu yana Sur içinde sıkışmış bir kenti ifade eder. Roma döneminde kalan ve günümüzde de yer yer hala kullanılan kanalizasyon ağı, mimarisi dokunun eskiden de sıkışık olduğunu gösterir. Sokaklar ve evler kaçınılmaz olarak bu sıkışık dokudan payını alır. Evler genel olarak düzensiz bir geometri ile birbirinden ayrılır yada birbirine yaklaşır. Ancak parseller ne kadar düzenli olursa olsun, evleri çevreleyen avlu duvarları, birbirleriyle olabildiğince dik açıyla buluşur.



    Diyarbakır’da köklü bir mimari gelişiminin varlığını ortaya koyan eski yapıların başında evler gelmektedir. En az 5 bin yıllık bir geçmişe sahip Diyarbakır’ın evleri de; yüzyılların verdiği tecrübe neticesi gelişerek, kentin tarihi kimliğine ve iklim şartlarına uygun durumuna getirilmiştir. Evlerin itinayla inşa edilmesi kendine özgü karekteristik özellikler taşıyan bir mimari yapının oluşmasını beraberinde getirmiştir. Diyarbakır evleri genellikle kara bazalt taşından inşa edilmiştir. Evler çoğu zaman bodrum kısmı bazalt taşından, üst kat ise arası tuğla dolgu ahşap karkas olarak inşaa edilmiştir.
    Bazalt taş Diyarbakır yapılarının esas malzemesidir. Bölge halkı bazalt’ın renginden ve çok kullanılmış olmasından dolayı Diyarbakır’a “KARA AMİD” ismi koymuşlardı. Diyarbakır’da ayrıca duvarların çoğunda bir sıra siyah, bir sıra beyaz; kemer taşları ve sütun gövdeleri de siyah, beyaz münavebeli olarak kullanılmıştır.
    Diyarbakır evlerinin yapımında Anadolu’nun köklü geleneğini Doğu’dan ve Mezopotamya’dan gelen etkilerle beslenmiş ve yörede var olan her kültürün katkısıyla yeni sentezlere ulaşmıştır. Diyarbakır evlerinin biçimlenişinde “Yazları çok sıcak, kışları çok soğuk” geçen yöre ikliminin etkisi de büyüktür. Bu yüzden, eski Diyarbakır evleri; “yazlık”, “kışlık”, ve “mevsimlik” bölümler halinde yapılırdı.
    Yazlık bölüm, en özenli ve en süslü odaların yer aldığı kısımdır. Daima kuzeye bakan , kuzey rüzgarlarına açık eyvanların altında, “soğukluk” denilen ve bazen içerisinde küçük bir taş havuz da bulunan odalar yer alır. Yazları, dışarıda gölgede 45-50 dereceyi bulan sıcaklık, yöreye özgü bir odada 20-25 dereceye düşer.
    Avlularla çevrelenmiş evlerin sokaklarla buluşma noktası, kuşkusuz kapılardır. Kapılar, hem sokakla buluşma, dışa açılma hem de ev içi hayatı koruma, sakınma işlevini üstlenir. Eyvan ise Diyarbakır evlerinin en göze çarpan mimari unsurudur. Evin bütün zenginliğini kendinde toplar. Genellikle kırık kemerlidirler. Evlerin bol güneş alması için genellikle çok sayıda pencereleri mevcuttur.
    Diyarbakır evlerinde avlu, eyvanın devamı ve tamamlayıcısı niteliğindedir. Şiddetli soğuk geçen günler dışında hayat eyvan ve avluda geçer. Avlular sokağa tamamen kapalı olduğu gibi komşu evlerden de görünmezler. Eski Diyarbakır evlerinde “Haremlik ve Selamlık” olarak iki bölüm mevcuttur. Bu evlerin en önemli odası ise “Mabeyn” odasıdır. İki bölümü birbirine bağlayan bu odadan, evin erkeğe harem kısmına geçer. Mutfaklarda evlerin harem kısmında bulunur. Ve tek kemerli bir eyvan şeklindedir. Avluya açık olan mutfağın zemini taşlarla döşelidir.
    Diyarbakır eski evlerine en iyi örnek olarak bilinen Cemil Paşa Konağı, İskender Paşa Konağı,
    ve halen Diyarbakır’da Kültür Müzesi haline getirilen ve 1820 yılında yapılan Cahit Sıtkı Tarancı’nın evidir. Sosyolog Ziya Gökalp ve yazar Esma Ocak’ın evleri de en iyi mimariye sahip Diyarbakır eski evleri arasında yer almaktadırlar.
    http://www.diyarbakir-bld.gov.tr/



    Diyarbakır Evleri
    Oda
    Diyarbakır Sur İçi geleneksel konutlarında alanları, fiziksel açıdan sınıflanmış; açık yarı açık (veya yarı kapalı) ve kapalı nitelikleriyle tanımlamıştık. Kapalı alanlardan; helâ, banyo, kiler, bodrum, yemiş odası, sandık odası, depo gibi alanlar, ıslak ve servis alanlarıdır. Kapalı alanlardan yemeye, yatmaya ve oturmaya ayrılanlar oda tanımına girerler. Çamaşır odası, ayrı bir yemek odası, konuk odası (salon), dikiş odası, okuma odası gibi çok özel olanlar yaşamımıza sonradan girdiği için geleneksellerinde bulunmaz. Bu nedenle biz odadan, bu konutlarda yukarıdaki işlevleri amaçlıyoruz. Yemek işlemi genelde bu konutların oturma odalarında sürdürülür. Dahası aile kalabalık ise ve kışın ısınma sorunu olduğu için, burada yatmasında sakınca olmayanlara (çocuk, genç vb.) yatak odası görevi de yapar. Ancak ebeveyn yatak odası daima sadece kendilerine ayrılmış, korunaklı, kitlenir ve örtülü (mahrem) alanlardır. Bu nedenle oda deyince, akla ilk gelenin oturmaya ve konuk ağırlamaya ayrılanını tanımlamış oluyoruz. Gerektiğinde yatılabilen, çoğu kez yemek yemek görevini de üstlenen odanın asıl görevinin oturma olduğunu, burada konukların da ağırladığını belirtmeliyiz. Yatak odasının tek görevi vardır ve o kişiye özeldir. Kalabalık ailelerde aynı cinsten 2, 3 kardeşe de ayrılmış olabilir.
    Odaların doğrudan avluya açılabildiği gibi, yarı kapalı eyvandan bağlantılı oldukları da görülüyor. Ayrı bir isim alan serdap daha özeldir. Yılın 4 mevsiminde kullanılmayan, ev halkının günlük kullanımına da ayrılmayan alandır. Yazın sıcağında daha çok konuk ağırlanır burada ve belki tatil günlerinde evin erkeği de buraya yönelmiş olur. Bu nedenle serdabı oda başlığında incelemeyeceğiz.
    Avludan veya eyvandan bağlantılı odalar arasında nitelik farkı gerekir. Avludan girilen odalar, doğrudan toprağa oturan, veya bodrum üstüne oturanlar olup kışın ısınması daha zor ve ruhsal olarak daha ayak altı niteliklerde olduklarından klasik oturma – konuk ağırlama odası görevine uygun düşünülmemiş olmalıdır. Avludan doğrudan bağlantıları trafiğini de arttırıp sesiz ve sakin niteliklerini bozar. Ancak yaz sıcağında, kolay ulaşılan, konforu daha az, serin atmosferiyle oda- serdap arası konumda, kapının açılıp kapanmasının sakınca doğurmadığı niteliktedirler. Bu nedenler oturma ve konuk ağırlama odalarının eyvana veya sofaya açılanlarından seçilmesi daha uygun olmaktadır. Ayrıca kışın yağmur, kar ve buzunda, eyvanlar, bu odaları öbürlerinden daha iyi koruyacaktır. Geniş bir ailede evin hanımı, nineleri, halaları, sıcak, sakin ve korunaklı alanı bunlarda bulacak, genç kızı, gelini, hizmetlisi, girip çıkacak ve hizmeti üstlenmiş olacaklardı. Oturdukları yerden yönetmek, sıralamak, iş bölümü yapmak yanında bu arada konuklarına daha çok vakit ayırabileceklerdir.
    Bu yaşam ve pratik ağırlıklı görevlendirme, onların boyutlarını da etkilemiş oluyor. İncelediğimiz, eyvan arkasında bulunan ve çoğu kez o boyutlarda odalara eş değer, avludan doğrudan bağlantısını görmedik. Olanlar daha güncel, ev halkına yönelik ve mevsime göre kullanma oranı değişen niteliktedir.
    Mevsimin, bu odaların 3. boyuttaki yerini de etkilemiş görünüyor. Aynı görev ve boyutta olanlardan üst katta ve özellikle cumbayla sokağa açılanların kışın zemin kattakilerin yazın kullanıldığı anlaşılıyor. Odaların bulunduğu kanat da önemlidir. Çevresi sarılı, önü eyvanlı odalar daha serin olunca yazın yeğleniyor. Ancak kışın, güneş görmesinin çok daha önemsendiği, bu nedenle kuzey kanatta yer almaları dikkat çekiyor. Bunların tek katta, bodrum üstüne alınan, sofayla bağlantılı olanları ve bazen mutfak üstü koltuklarla da beslendiği görülüyor. Kış aylarında güneye bol pencereleri olan kuzey kanat odaları ve avlu köşesine alınan mutfaklar daha kullanışlı oluyor ve karşı kanada uzanmadan, hemen üstündeki odaya ulaşım kısalıyordu. İncelediğimiz yapıların bazılarında mutfaktan odaya doğru bir iç merdiven olanını bile (Cahit Sıtkı Tarancı evindeki gibi) gördük.
    Parsel, geometri ve yüzölçümünün konutları, giriş ve avluya belirlediğine kuşku yoktur. Buna uydurulan konutta, yaz ve kış etkeni odaları, odalar da bunları kimlerin kullanabileceğini belirliyor. Bir ebeveyn yatak odası için durgun, sessiz, kuytu, güvenli ve örtülü (mahrem) olma özelliği öne çıkıyorken, nine, dede, hala (vb) için kolay ulaşılır, sıcak ve merdivensizi yeğleniyor. Evin en görkemli, aydınlık ferah odası oturma ve konuklara ayrılıyor, geriye kalanlara herkes kendine göre paylaşılıyor. Böylece odalar amacına ve aile içindeki sıralamaya göre dağılmış oluyor.
    Odanın insan yaşamında nitelik ve niceliğiyle bir gelişime uğraması çok doğaldır. Diyarbakır Sur İçi geleneksel konutunda bir odayı anlatabilmek için, konuya Orta Asya Atlı Göçebe Kültüründen girmek yararlı olacaktır. Onların birkaç çadır türü vardı ve en yaygın kullanılış türleri “Yurt” idi. Dairesel plânlı ve küresel örtülüydüler. Orta boy bir YURT’un çapı 5- 7 m, yüksekliği 2,50- 4 m arasında oynar. Daire plânlı ve küresel örtüsü bu çadırların rüzgar ve fırtınalara dayanma güçlerini artırır. Çadır doğuya açılır. Karşı sağ köşeye yer döşeği yığılarak sedir gibi kullanılır. Sırt yastıkları arkaya yaslanmayı sağlar. Fazla yatak ve yastıklar sol yana toplanmış ve üstü örtülüdür. Kapının hemen solu mutfaktır. Kab, kacak sandığı ve kazanlar buradadır. Sedirlerin önünde bakır tepsi bulunur. Çadırın ortası, gidiş gelişe ayrılmıştır. Orta direk, yoksa sol yana dikilen askılığa elbise ve silahlar asılır. Ortada yakılan ateş kutsaldır. Bunun arkasında yaşlı erkekler ve konuklar (başköşe = tör) oturur. Zengin süslemeli keçe örtüler (koşma) halılar döşenir. Ocakçı adı verilen bu kıymetli halılar, yalnız zengin göçebe topluluklarında özellikle oymak başkanının konuklarını ağırladıkları çadırlarda bulunur. Genellikle çapları 2- 2,80 m yi geçmez. Toplanıp taşımadaki güçlüğü nedeniyle daha büyükleri yapılmaz.
    Çadırlarda yere bağdaş kurularak oturulur. Ocak çevresine gece yataklar serilir. Gündüz bunlar toplanıp yüklük gibi üstleri örtülür. Mutfak eşyaları arasında kazan, üçayak (sacayak) ahşap kab, kova, tekne, yemek yemede kullanılan eşyalar, kımız, süt ve bununla ilgili kablar, deriden yapılmış tuluk ve bunun gibi güncel eşyalar yan çadırda bulunur.
    Toplum yaşamında iş bölümü vardır. Çadırları renk renk süsleyen keçe ve kilimleri genç kızlar ve kadınlar dokur. Küçük yaştan bunları öğrenirler. Heybe ve büyük çuvallar bile özenle renk renk dokunurlar. Süslü çuvallara hububat, yün ve hayvan yemleri konur. Yaygı, sergi ve giyecekler hep yündendir.
    Göçerler hayat doludur. Yaşadığı bozkırların yalın ve çeşitsiz görünümünü renk dünyasıyla giderir. Kilimlerdeki geometrik şekiller, sadeleştirilmiş hayvansal şekiller (stilize veya karakterize edilmiş) renkli giyim ve yaygılar, süslemeli başlıklar, heybeler, kımız tulumu, onun iç dünyasını yansıttığı avadanlıklarıdır. Kendisine, doğada olmayan bir soyut sanat dünyası yaratır. Batı dünyası, binlerce yıl sonra, buna ancak “Abstre” adını bulacaktır.
    Şimdi bu bilgileri sırasıyla Diyarbakır konutuna uyarlayalım. Oradaki çadır, buradaki çevresiyle ele alınırsa konuta, avluya ve oradan da odaya indirgenir. Yatakların toplanması burada yüksüklere, sedire ve sırt yastıklarına dönüşür. Pencereden dışarıyı görür şekilde sıralanan ve sırtını çoğunlukla sağır duvara veren sedirler, arka yastıklar, yerdeki kilim ve halılar dışında odada eşya yoktur. Sadece mangal vardır. Bu sadelik, az eşyayla çok hizmet ve bunların duvar dibine çekilmesi alanı hem büyüktür hem rahatlatır. Görüş zenginliği artar, ferahlar. Ayrı bir mutfak, yan çadırdaki sayılan eşyaların oraya taşınmasını sağlamaktadır. Çadırdaki orta ateş burada ev boyutunda “baba evi” yurt, ocak kavramına dönüşür. Amaç ateşin kendisi değil, üstlendiği tinsel değerdir. “Tüten ocak”la özdeşleşir. Oturma biçimi aynıdır. Yine bağdaş kurulur. Baş köşeye evin beyi, ninesi, halası sıralanır (Atalar). Çocuklar kapıya doğru yerlerini alırlar. Yemek saati mangal kenara alınıp ortaya yaygı serilir, hamur tahtası veya sini konur, mangal üstüne alınan soğumaması için tencere sofraya getirilir ve tabaklara pay edilir. Genellikle nineler, örtünün ucunu, özenle, saygıyla duayla açıp ekmek, yufka çıkarır ve kişilerin önlerine koyar. Kuruyanlarını alıp suya batırarak, dişlerinden ötürü kendisi yer. Dua ile ve büyükle başlanır yemeğe ve büyük kalkmadan kimse kalkamaz. Dua ile sofra toplanır. Evin gelini hamur tahtasını, örtüyü dikkatle toplar. Artanlarda ufalanlarda, kuşların, evin kedisinin payları vardır.
    Evde iş bölümü, dokuma işleri ve diğer konuları “evde yaşam” başlığında ele alacağız. Sanatsal üretimler de bunların içindedir.
    Görüldüğü gibi bir “Orta Asya Atlı Göçebe Kültürü”nde çadırlarla oda- ev arasında fark yoktur. Kültür aynıdır. Sadece boyut farklıdır. Çevre farklıdır. Sanki o gelenek görenek buraya taşınmış, sürekli ve kesintisiz bir yaşam devam ettirilmiş ve buranın koşullarına uyarlanmıştır.
    Diyarbakır evinde oda tek başına bir yaşam alanı değildir. Avlu, eyvan ve diğer birimlerin bir parçasıdır. Yaşlılarda (nine, dede ve onların bir iki kuşak büyükleriyle orantılı olarak ilgilendiği çevre küçülür ve güçsüzlüklerin ötürü giderek odaya kapanırlar. Bunda etkin olan oda değil, yaşayanın doğasıdır. Ancak, oda bu yan alanlarsız, onlar da odasız olamaz. Vücudun bedenidir. El, kol onun penceresi kapısı, dolabı yüklüğü taşlığı (vb)dir. Bu nedenle kurgusunda ana birimlerden biridir. Ancak birincisi avludur. Eyvan ve oda ona bağlı olarak yerini alır. Odanın içinde bile geleneksel hiyerarşi dışında işlev açısından ayırım vardır. Taşlık denen seki altı, odanın hizmet, servis yükünü alır. Ayakkabı, üst baş burada çıkarılır. O nedenle bol dolaplıdır. Bazılarında taşımalı sulu musluk, ibrik vb. de bulunur. Ev kadar oda da, onu kullanan kesimin uygarlık aynasıdır. Bu nedenle onu oluşturan, biçimleyen kültürün simgesidir. Gelenek, görenek, din ve dünya görüşü burada somutlaşmıştır. Bir sentezdir, sonuçtur.
    Oda için işlev, boyut, kanat ve aile içi sıralamasında genel bilgileri verdikten sonra bunlara uyan ev örneklerine bakalım. Diyarbakır’ın bir çeyrek dilimini seçmek (sözgelimi Kuzeydoğuyu) bile aslında yeterli olacaktır.
    Savaş Mahallesi Göçmen Sokak 17’de güney kanatta eyvana batıdan bitişik oda 5 pencereyle avluya açılırken yaz odası için en uygunudur. Bir eşi de doğu kanattadır. Kuzey kanatta bulunan iç içe 2 ufak oda, kış koşullarına daha uygun düşecektir. Bunlara karşılık 6 pencereyle avluya açılan ve sabahın ilk ışınlarını alan batı kanat üst odası, 2 pencereyle de sokağa açıldığı için baş odaya, konukları ağırlamaya çok uygundur. Esma Ocak’ın satın alıp onardıktan sonra “Diyarbakır Evi” olarak Müzeye dönüştürmesi, amacına erişmesi açısından çok uygun bir seçim ve kültürel hizmettir. Burası şimdi yaygı ve sergisiyle halka açılmış olup ne denli ferah, iç açıcı, dinlendirici olduğunu kanıtlıyor. Ayrı başlıklarda bu konutu birkaç kez ele almıştık. Burada da büyük, baş oda vb. vardır. [Ziyaretçiler üye olmadan, üyelerimiz ise konuya mesaj yazmadan linkleri görüntüleyemezler.Hemen ÜYE OL!]





    KÖŞKLER, SOKAKLAR
    KÖŞKLER
    Diyarbakır' da iki ayrı amaçla yapılmış köşkler bulunur. Biri, bir zamanlar Diyarbakır' ı çepeçevre saran üzüm bağlarının içerisinde yer alan Bağ Köşkleri' dir. Bağbozumu zamanı bağ sahiplerinin kullandığı bu medrese köşkler, genellikle iki katlı, bazalt taş örgülü, bol pencereli olarak inşa edilmiştir. Diyarbakır'ın asıl köşkleri ise, Dicle Nehri kenarında, çok çeşitli ağaç ve yabani menekşelerle donanmış bahçeler içerisinde yer alan yazlık olarak kullanılan köşklerdir.
    Diyarbakır evlerinin genel özelliklerini yansıtmalarına rağmen, evlerde ki içe dönük planın tersine tam anlamıyla dışarıya açılan bir mimariye sahiptir. Mahremiyetine girecek kadar yakınında başka bir yapının bulunmayışı ve de çevredeki son derece güzel tabiattan yararlanma arzusu dışa açık mimarinin oluşmasını beraberinde getirmiştir. Günümüze ulaşanlar daha çok Akkoyunlu dönemine aittirler. Sem'an Oğulları( Gazi Köşkü), Erdebil (Ber Da Pir) Köşkü, Kuşdili Köşkü, Ağulu Dere Köşkü günümüze kadar ulaşmış güzel örneklerdir.
    GAZİ KÖŞKÜ
    XV. yüzyıl Akkoyunlu eseridir. asıl adı Sem'anoğlu Köşküdür. Iünya Savaşında, Atatürk' ün kolordu komutanı iken, karargah olarak kullandığı bina, iki katlıdır. 1935 yılında belediye tarafından satın alınarak, Atatürk Evi olarak düzenlenip Atatürk'e armağan edilmiştir.
    DİYARBAKIR SOKAKLARI
    (KÜÇELERİ)
    Diyarbakır sokaklarının ve de evlerinin şekillenmesinde surlar önemli bir rol oynar. Kentin genişlemesini sınırladığı için sur içinde yoğunlaşma artmış, evler birbirlerine yakınlaşmış, sokaklar daralmıştır. Buda gölgelik alanların çoğalmasına ve serinliğin artmasını sağlamıştır. Bu tür sıkışıklık sokakların şekillenmesinde bazı durumlar yaratmış ve mahremiyeti sağlamak için evler, sokaklardan yüksel duvarlarla ayrılmıştır. Bazalt parke taş döşeli eski Diyarbakır sokaklarında sürekli akan çeşmeler, sokaklara temizlik ve canlılık katarmış http://www.diyarbakiremniyet.gov.tr/turizm/koskler.htm



    Silvan evleri
    Silvan surları ile bütünleşmiş bir mimariye sahip olan Üstün Beylerin ve Azizoğulları’nın evlerinin dışında ilçede tarihi bir çok ev bulunmaktadır
    Üstünler Evi: Evin batı kesiminde yer alan kitabeye göre Melik Kamil muzaffer’e aittir.Ancak bu kitabenin evin üzerinde kurulduğu surlara ait olduğu sanılmaktadır.Ev ise 18.yy.da yapılmıştır.
    Azizoğulları Evi: İlçe merkezinde Mescit Mahallesi, Azizoğulları Caddesinde Azizoğulları ailesine ait olan evler, Silvan surlarının hemen üzerinde, surlarla bütünleşmiş bir mimariye sahiptir.Plan ve inşa tarzı ile 18-19. yy’a tarihlenen bu evler, ilçenin geleneksel mimarisinin vazgeçilmez malzemesi olan kalker taşından 2 katlı olarak inşa edilmiştir. Yapı, Silvan’a hakim bir noktada ve devamındaki diğer Azizoğulları evleri ile ve surlarla birlikte ilçenin tarihi dokusunun önemli bir parçasını oluşturmaktadır Silvan belediyesi




    PRÜLER DİCLE KÖPRÜSÜ (ON GÖZLÜ KÖPRÜ)
    Şehrin Güneyinde, Mardin Kapısı dışında ve şehre 3 km. mesafededir. Kentin kuruluşu ve gelişmesi ile ilintili olabilecek bir geçmişi bulunan köprünün bugünkü ayakta görülebilen kısımlarının Miladi 1065 tarihinde Mervaniler döneminde Übeyd oğlu Yusuf isimli bir mimar tarafından inşa edildiğini üzerindeki kitabelerden öğrenmekteyiz. Kesme bazalt taştan on gözlü olarak inşa edilmiştir. Vikipedi.com

    Diyarbakır-Silvan yolunda, Dicle Nehri’nin üzerinde bulunan bu köprünün kitabesinden Nizamüddin ve Müeyyidüddevle tarafından yaptırıldığı öğrenilmektedir..

    Mervaniler zamanında, 1065 yılında yaptırılan köprü, 178.00 m. uzunluğunda, 5.60 m. genişliğindedir. On gözden meydana gelmiş ve en büyük kemer açıklığı da 14.70 m.dir. Köprünün ortasındaki üç gözün üstü dar, batı tarafındaki beş gözün döşemesi daha geniştir. Köprü ayaklarındaki kemerler sivri formdadır. Ayaklardaki selyaranlar aynı düzeyde olmayıp, bazıları döşeme hizasına kadar yükselir, bazılarında ise hiç yoktur.

    Siyah volkanik taştan yapılan köprünün güney cephesinin kemerleri ile korkulukları arasında uzun bir yazı frizi vardır. Bu friz ilk üç ayağı kapsamaktadır. İki satırlı olan bu yazı çiçekli kûfi yazı şeklindedir. Ancak beyaz mermer üzerine yazılan bu kitabe suyun rutubetinden okunamayacak derecede silinmiştir. Köprü çeşitli dönemlerde yapılan onarımlarla özelliğini büyük ölçüde yitirmiştir.Kenthaber.com
    Dicle Nehri Diyarbakır'lılar için kutsal sayılır ve "Allah 'a giden yol" olduğuna inanılır. Bu inançtaki Diyarbakır'lı kadın ve genç kızlar her yıl Kurban Bayramı akşamı Dicle Köprüsü üzerinde toplanır daha önceden hazırladıkları yazılı dilekçelerini dualar okuyarak nehire atarlar. Böylece dileklerinin kabul olacağına inanırlar.Diyarbekir.com



    DEVEGEÇİTİ KÖPRÜSÜ
    Diyarbakır'ın 20 km. kuzeyindeki Devegeçidi suyu üzerinde kurulmuştur. Sivri kemerli yedi gözlü olarak inşa edilmiştir. Üzerinde iki kitabe ve Kuran-ı Kerim'in Bakara suresinin 262. Ayeti yer almaktadır. Kitabesinden 1218 miladi yılında Artuklu hükümdarı Melik Salih Mahmut döneminde mimar Cafer İbn Mahmud tarafından yapıldığı öğrenilmektedir. Vikipedi.com

    Diyarbakır-Eğil yolu üzerinde Devegeçidi Suyu üzerinde bulunan bu köprünün kitabesi olmadığından hangi tarihte ve yaptıranın kim olduğu bilinmemektedir. Büyük olasılıkla Artuklu dönemi eseri olup, XII.yüzyıla aittir. XIX.yüzyılda Tevfik Paşa tarafından onarıldığı onarım kitabesinden anlaşılmaktadır. Ayrıca köprü üzerinde Kuran’dan bir ayet yazılıdır.

    prünün uzunluğu 119.17 m., genişliği de 6.40 m.dir. 7 gözden meydana gelen köprünün en büyük kemer açıklığı 13.70 m.dir. Moloz taştan yapılmış olan köprünün kaplama taşlarının çoğu dökülmüştür. Tampon duvarlarının hizasına kadar kemerler uzanmaktadır. Köprünün sağdan sola doğru gözleri küçülerek devam etmektedir. Köprü ayakları önünde büyük iki gözün arasında küçük yuvarlak selyaranlar vardır. Üçüncü ve dördüncü gözler arasındaki selyaranlar üçgen şeklindedir ve bunların büyük bir kısmı da yıkılmıştır.Kenthaber.com

    MALABADİ KÖPRÜSÜ
    Diyarbakır-Batman karayolu üzerinde, iki ilin sınırında, Batman Çayı üzerinde yer alan muhteşem bir Artuklu eseridir. Yazıtından, 1147-1148 tarihinde Artukluoğullarından Timurtaş Bin İlgazi tarafından yapıldığı anlaşılmaktadır. Anadolu’daki taş kemerli köprüler içinde kemeri en geniş olan bu köprü, suyun iki yakasını düz bir çizgi üzerinden değil kırıklar yaparak birleştirmektedir. Kemerin iki yanında kervan ve yolcular için yapılan iki barınak odasına köprünün üzerinden inilmektedir.Gav.gov.tr
    Diyarbakır-Batman yolu üzerinde, Silvan ilçemize 24 km. mesafededir. Kitabesinden 1147 miladi yılında Timurtaş Bin-i İlgazi Bin-i Artuk tarafından yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Farklı uzunluklarda kırık hatlar halinde üç bölümden oluşmaktadır. Orta bölümde ayakları kayalıklara oturtulmuş 38.60 metrelik açıklığı bulunan sivri bir kemer yer almaktadır. Kitabesi, kabartmaları ve mimarisi ile eşsiz olan bu köprü için A. Gabriel şu bilgileri vermektedir. "...Modern statik hesabının olmadığı devirde bu açıklıkta o zaman için böyle bir eser hayranlık ve takdiri muciptir. Ayasofya Cami'sinin kubbesi, köprünün altına rahatlıkla girebilmektedir. Balkanlar'da, Anadolu'da Orta Doğu'da bu açıklıkta, bu yaşta başka köprü yoktur." Vikipedi..com
    )
    . Köprü cephesinde bulunan ve son kısmı okunamayan bir başka kitabeden h.648 (1250) yılında Osman isimli bir kişi tarafından yapıldığı öğrenilmektedir. Büyük olasılıkla bu kişi köprüyü yapan veya onaran ustalardan birisidir. Sonraki yıllarda Kurt İsmail Paşa ve Vali Faiz Bey zamanında ve 1930 yılında da karayolları tarafından onarılmıştır.

    prü birbirlerinden farklı uzunlukta ve kırık hatlar şeklinde devam eden üç kısımdan meydana gelmiştir. Bunlardan birincisi yolla birleşir, onu büyük bir kemer izler, sivri kemerli olan bu bölümü yalnızca dolgudan ibaret olan üçüncü bölüm tamamlar. Köprü 165.00 m. uzunluğunda, 7.00 m. genişliğindedir. Köprünün en büyük gözü iki kaya üzerine oturtulmuş olup, 38.60 m. genişliğindedir. Sivri kemerli olan bu gözün yanlarında ikişerden dört pencere bulunmaktadır. Mansab tarafında ise büyük kemerin solunda üç küçük göz daha görülmektedir. Bunun iki yanına üzeri stalaktitli duvara bitişik sütunlar ve yuvarlak kemerli nişler yerleştirilmiştir. Bunları izleyen gözlerin kemerleri ise sivridir.

    Büyük kemerin iki yanında 4.50 ve 5.30 m. genişliğinde iki küçük oda bulunmaktadır. Büyük kemerin üzerine rastlayan kagir bir kapı ve kemerde ise köprüden geçenlerin kontrol edildikleri iki kapı vardır. Bu kapılardan biri yıkılmış, diğeri günümüze gelebilmiştir. Bu kapıların sol tarafındaki bir merdivenle de odacıklara inilmektedir. Oldukça geniş ve yüksek pencereleri olan bu odacıkların tavanları tuğla ile örtülmüştür. Bu odalarla ilgili olarak Evliya Çelebi şöyle demektedir:

    “Köprünün kemerleri altında müteaddit hücreler ve demir pencereli şahnişinler olduğunu, bu şahnişinlerde yolcuların oturarak balık avladıklarını, köprünün iki tarafında kale kapıları gibi demir kapılar bulunduğunu, bu kapılardan içeride sağ ve solda köprünün temeli ile beraber hanlar olduğunu, köprü korkuluklarının Nahçıvan polatından yapıldığını ve bu eşsiz köprünün Hazo tarafındaki handa Hazo beyinin, Meyafarikin tarafındaki handa Meyafarikin beyinin adamları yolculardan baç almaktadır”.

    Kesme gri kalker taşından yapılan bu köprüden söz eden Evliya Çelebi yapı özelliği, biçimi, boyu ve sağlamlığı ile Anadolu’da yapılmış olan bütün köprülerden daha üstün olduğunu belirtir.

    prünün büyük ve küçük kemerleri arasında selyaranlar bulunmaktadır. Bu selyaranlar üzerinde kabarma bazı rölyefler vardır. Memba tarafında çerçeve içerisinde figürler bulunmaktadır. Burada iki insan figürü olup, bunlardan biri ayakta, diğeri de oturana bir şeyler sunmaktadır. Bu figürlerin başları külahlıdır. Ancak bu figürlerin bu köprü ile birlikte mi yapıldığı, yoksa başka bir yerden buraya mı getirildiği kesinlik kazanamamıştır. Çerçeve içerisine alınmış bu figürlerin altında ise daha büyük ölçüde bir insan heykeli görülmektedir. Bu kabarmanın köprüyü yaptıran Artuk emiri Temurtaş’a köprü planının sunuluşu olduğu da düşünülebilir. Köprünün mansab tarafındaki selyaranın üzerinde ise iki küçük sütun arasında ışıklar saçan bir güneş, bunun ortasında bir insan ve bir de aslan figürü bulunmaktadır. Bu figürlerin benzerleri Hasankeyf ile Dicle köprülerinde de görülmektedir. Büyük olasılıkla da bu figürler burçlarla ilgilidir. Kent.haber.com




    Haburman (Çermik) Köprüsü (Çermik)

    Diyarbakır Çermik ilçesi, Haburman Köyü yakınlarında, Diyarbakır-Malatya yolu üzerinde, Sinek Çayı üzerindedir.

    prünün beş satırlık kitabesinden Zübeyde Hatun tarafından 1179’da yaptırıldığı öğrenilmektedir. Zübeyde Hatun Artuklu Necmüddin Albi’nin (1152-1176) kızı olup, bu köprüyü kendi parası ile yaptırmıştır.
    prünün üzerinde ikisi köprünün yapılışı ile ilgili, diğeri de onarımına ait üç kitabe bulunmaktadır. Köprünün yapılışı ile ilgili Artuklu nesih yazısıyla yazılmış olan kitabe, güney ve batıdaki kemerlerin yanındadır:

    “Bismillahir Rahman ir Rahim .
    (Haz)a ma tetavva’at bi’amelihi Zübeyde Hatun İbneti El-Emir ül-Ecel, Necmettin Albi ibn Timurtaş hamahal-lah. Fi seneti Hamse ve Seb’ine ve Hamse-mi’e”. 575 (1179)

    prünün doğu ve güney yüzündeki kitabeler aşındığından okunamamıştır.
    prü değişik zamanlarda onarılmış, son onarımını da Çermik Kaymakamı Hikmet Bey ile Belediye Başkanı Rıfat Bey 1927 yılında yaptırmıştır. Köprü, yontma beyaz taştan olup, 108.00 m. uzunluğunda, 5.50 m. genişliğindedir. Üç gözlü olan köprünün en büyük kemer açıklığı 19.55 m., kilit taşına kadar olan yüksekliği de 11.20 m.dir.Kenthaber.com






    Dilaver köprüsü

    Diyarbakır Surları
    Diyarbakır’ın tarihi surlarını, estetik perspektiften değerlendirmek farklı bir özellik taşır. Yaklaşık 9000 yılı aşkın bir geçmişe sahip Diyarbakır surları o günden günümüze, tarihi, kültürel, estetik ve sanatsal şahsiyetine dokunulmasına izin vermeden ulaşabilmeyi başarmıştır. Çağların olanca tahribatına, yok ediciliğine, yıkımına karşın kendini korumasını bilmiş en etkili estetik görünümüyle Diyarbakır’ı “Müze Şehir” haline getirmiştir.




    Diyarbakır, Anadolu’da binlerce yıldan beri bir çok medeniyetin canlı izlerini taşıyan bir tarih kültür ve sanat hazinesidir. M.Ö. 7000 yıllarında Çayönü’nden başlayan ve günümüze kadar gelen sadece bölgede değil dünya tarihinde de önemli roller oynayan bir çok uygarlık bu yörede değerli eserler bırakmışlardır. Bu eserlerin başında “Diyarbakır Surları” gelir.



    Diyarbakır Surları yapıldıkları dönemden (Roma İmparatorluğu, II. Konstantinus. M.S. 349) bu güne, her şeye rağmen fazla tahrip olmadan gelebilmiştir. Surlarda Roma, Bizans, Arap, Türk-İslam, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait son derece güzel ve birer Sanat eseri olan burçları, kapıları, kabartma ve figürleri yan yana görmek mümkündür. Bu yapıtların hem tarihi özelliği hem de o dönemler ait düşünce sistemi, sanat zevki, bitki ve hayvan zenginliği bakımından önemleri vardır. Anadolu eski tarih geçmişinin en önemli kültürel miras olan Diyarbakır surları, üzerinde taşıdığı bitkisel ve hayvansal motifler yanında kitabeleri oluşturan kaligrafik unsurlarla çok önemli, estetik değer taşıyan eserlerdir.



    Eski Diyarbakır şehrini kuşatan kaleye Diyarbakır Surları diyoruz. Çin Seddinden sonra dünyanın en uzun, en geniş ve sağlam surlarından biri olduğu kabul edilir. Kale, Karacadağ’dan Dicle’ye uzanan geniş bazalt yaylanın doğu ucuna, zeminden yüz metre yüksekliğe kurulmuştur. Surların ilk yapılışı kesin olarak bilinmiyor. Fis Kayasına kurulu iç Kalenin, milattan 2.000 yıl kadar önce Hurriler Döneminde kurulduğu sanılıyor. Yazılı belgelere göre milattan sonra 349 yılında Roma imparatoru ikinci Constantinus (Kanstantinus) zamanında şehrin surlarla çevrildiği kalenin onarıldığı biliniyor 367 ve 365 yılları arasında şehrin batı surları yıktırılmış, Urfa Kapısı ve Mardin Kapısına uzanan bölüm yapılmış, altıncı yüzyılda Justinianus zamanında güçlendirilerek genel biçimini almış, daha sonraki yıllarda sürekli onarımlarla genişletilerek günümüze kadar ayakta kalmıştır.




    Dağ kapı burcu---Ben u Sen burcu




    Genel olarak kalkan balığı biçimini andıran Diyarbakır Kalesi, Dış Kale ve iç Kale olarak iki bölümden meydana gelmektedir. Dış Kale surlarının uzunluğu 5 kilometre kadardır Doğu–Batı doğrultusunda 1.700, kuzey - güney doğrultusunda 1.300 metrelik bir alanı kuşatmaktadır. Surların yüksekliği 10-12 metre, kalınlığı 3-5 metredir. Surlar üzerinde kuleleri birbirine bağlayan geniş bir yol vardır. Bu yol, 70 santimetre kalınlığında mazgal duvarları ile korunmuştur. Kalenin 81 burcundan en ünlüleri Evli Beden (Ulu Beyden), Yedi Kardeş ve Keçi (Kiçi) burçlarıdır. Burçların içinde koğuşlar, mahzenler, sarnıçlar ve depolar yer almıştır. Dış Kale ile iç Kale surlarında Romalılardan Osmanlılar kadar çeşitli devletlere ait yazıtlar (kitabeler) bulunmaktadır. Bunları şöyle sıralayabiliriz : Latince : Romalılar, 367 375 yılları arası, Yunanca: Bizanslılar, 440-528 yılları arası. Arapça yazıtlar : Abbasîler 909, Mervaniler 995-1035, Büyük Selçuklular 1088-1092, Şam Selçukluları 1093, İnallılar 1141, Nişanlılar 1154-1183, Artuklular 1188-1208, Eyyubiler 1236-1237, Akkoyunlular 1149-1479. Farsça yazıtlar Osmanlılar Dönemine aittir. 1525–1527 arası tarihlerini taşır. Dış Kalenin kapıları : Kuzeyde Dağ Kapışı (Harput Kapışı), batıda Urfa Kapışı (Rum Kapışı), güneyde Mardin Kapışı (Teli Kapışı), doğuda Yeni Kapı (Su Kapışı, Dicle Kapışı). iç Kalenin kapıları : Fetih Kapışı, Oğrun Kapışı, Saray Ka- pışı, Küpeli Kapış;, Fetih ve Oğrun kapıları dışarıya, Saray ve Küpeli kapıları iç tarata şehre açılır. iç Kale Kanunî Sultan Süleyman zamanında 1524–1526 yılları arasında ikinci bir surla çevrilerek genişletilmiştir. Dış Kale surları içinde cami, medrese, türbe, kilise, han, hamam gibi tarihî eserler yer almaktadır. iç Kale surları içinde iki kilise, Artuklu Sarayı kalıntıları. Viran Kale, sarnıç ve cami bulunmaktadır.

    Surların Büyük Burçları
    Evli Beden Burcu (Ulu Beden Burcu): Artuklu Melik Salih tarafından 1208 yılında Mimar ibrahim’e yaptırılmıştır.
    Yedi Kardeş Burcu: Artukoğlu Melik Salih adına 1208 yılında Mimar İbrahim’in oğlu mimar Yahya’ya yaptırılmıştır. Burcun üzerinde Selçukluların simgesi olan çift başlı kartal ile iki arslan kabartması, bunların altında da burcun yazıtı vardır.
    Keçi Burcu (Kiçi Burcu): Mardin Kapısının doğusundadır. Diyarbakır surlarının üzerindeki en eski, en büyük burçturtarihi estetik değerleriyle diyarbakır surları Doç. Ahmet ATAN[Ziyaretçiler üye olmadan, üyelerimiz ise konuya mesaj yazmadan linkleri görüntüleyemezler.Hemen ÜYE OL!]

    Evli Beden (Ulu Beden) Burcu :

    Diyarbakır surlarının en batı ucundadır. Kara bazalt taştan yapılan burcun bulunduğu yer de dikkate alınırsa anıtsal bir görünüme sahiptir. Kitabelerine göre Artuklulara ait olduğu, 605 Hicri-1208 / 1209 Miladi yılında Melik Salih Mahmut’un emriyle mimar. İbrahim Bincafer tarafından son şekline sokulduğu anlaşılmaktadır. Artuklu askeri mimarisinde olduğu kadar bütün Türk askeri mimarisi tarihinde önemli bir yere sahiptir. Burcu kuşak gibi saran çiçekli nesih yazıtı, çift başlı kartal ve kanatlı aslan kabartmaları süsleme olarak kullanılmıştır.

    Yedikardeş Burcu :

    Surların güneyinde Mardin kapısının batısındadır. Kitabesinde, kesin tarih bulunmamakla birlikte, Melik el Salih’in planı üzerine Yahya Bin İbrahim El Sarafi tarafından yapıldığı yazılmaktadır. Buna göre XIII. Yüzyılın ilk yıllarına tarihlenmektedir. Tamamen bazalt kesme taştan yapılan dış görünüş sülmeler, çift başlı kartal ve kanatlı aslan kabartmaları ve iri nesih kitabesi ile hareketlendirilmiştir. Halk arasında evli beden ve Yedikardeş burçlarına baba ile oğulları tarafından yapıldığı için Ben u Sen denildiği söylenmektedir.





    Keçi Burcu :

    Mardin Kapısının doğusunda, yontulmuş kaya kitlesinin üstüne inşa edilen burç, diğer burçların en büyüğü ve en eski olup, yapım tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Üzerindeki kitabenin okunabilen kısımlarından H. 437/450-M 1045/1058 yıllarında Mervanoğlularından Ahmet tarafından olduğu sanılmaktadır. Geniş ve yüksek yapılan burcun içinde düzenli 11 kemer bulunmaktadır. Eskiden tapınak olarak kullanıldığı sanılan burcun son bölümünde bir kuyu ve yer altı geçidini andıran bir dehliz bulunmuşsa da beton bir blok ile üste kapatılmıştır.çevre md





    Diyarbakır surları ve Dicle nehrinden görüntüler


    Dicle nehri ve Fı rat arasındaki tek şehir Diyarbakır

    Dicle ve Fırat'ın çok önemli iki nehir oldukları da Kuran ve Tevrat'ta geçmektedir. (Dicle ve Fırat hikayesi için kaynakça: Tevrat, "Tekvin" bölümü, 2/13-14; tecrid-i sarih, diyanet tercümesi, no:1551; Buhari-Müslim, el-lü'lüü ve'l mercan, no: 103; buhari, bed'ü'l halk, 6; Menakıb-ı Ansar, 42; Eşribe, 12; Müslim, iman, no:164, cennet, no:2839 ve diğer hadis kaynakları
    Dicle ve Fırat Nehirleri ve arasında kalan bölge (Aden Bahçesi): (Tevrat: Yaratılış (Tekvin) 2:13
    Tekvin 2: 8-14 şu şekilde devam eder ve Adem'in yaşadığı ortamı ve yeri tarif eder. “Ve RAB Allah şarka (doğuya) doğru Aden'de (Aden: zevk) bir bahçe dikti ve yaptığı adamı oraya koydu. Ve RAB Allah görünüşü güzel ve yenilmesi iyi olan her ağacı ve bahçenin ortasında hayat ağacını ve iyilik ve kötülüğü bilme ağacını yerden bitirdi. Ve bahçeyi sulamak için Aden'den bir ırmak çıktı ve oradan bölündü ve dört kol oldu. Birinin adı Pişon'dur; kendisinde altın olan bütün Havila diyarını kuşatır; ve bu diyarın altını iyidir; orada ak günnük ve akik taşı vardır. Ve ikinci ırmağın adı Gihon'dur; bütün Kuş ilini kuşatan odur. Ve üçüncü ırmağın adı Dicle'dir; Aşur'un önünden akan odur. Ve dördüncü ırmak Fırat'tır. Ve RAB Allah adamı aldı, baksın ve onu korusun diye Aden bahçesine koydu

    Sabiliğe göre Fırat,Dicle,Ürdün ve benzeri nehirler hayat suyu olarak nitelenen kutsal sulardır.Bu nehirler,ilahi alemle yeryüzü arasında bir köprü vazifesi görmektedir.(M.Franzman.:Living water mediating element in mandaean myth and Ritual.Numen.36.s:158)
    (DoçDr.Şinasi Gündüz:Urfa.Uluslararası Türk Dünyası İnanç Merkezleri kongresi Bildirileri.Turksev yay.Ank.2004 s:616)

    DİYARBAKIR VE ATATÜRK

    Diyarbekir isminin Diyarbakıra dönüşü Atatürkün halkevini ziyaretinden sonra olmuştur.Burada Diyarbakır lafzını kullanmasını takiben bakanlar kurulu kararıyla Diyarbekir Diyarbakıra dönmüştür



    Diyarbakırda Atatürk’ün yaşamı
    I.Dünya savaşı ortalarında Kafkas cephesi kritik durumda idi.Muş ve Bitlis işgal altındadır.
    Trakyada bulunan 2.ordu doğu cephesine sevkedilir.16.Kolordu bu orduya bağlanır ve komutanlığına Albay M.Kemal atanır.
    Albay Mustafa Kemale Kafkas cephesine hareket emri verilir.27.Mart 1916’da M.Kemal Diyarbakır’a gelir.Bu arada tuğgeneral olur. Bir süre sonra 2.Ordunun karargahının Diyarbakıra alınması nedeniyle 16.Kolordu 16 Nisan 1916’da Silvana taşındı.7 Ağustos 1916’da taarruzla Muş ve Bitlis geri alınır
    Mart 1917’de 2.Ordu Karargahının Elazığda Kafkas ordular karargahı olması üzerine Silvandaki 16.Ordu karargahı Diyarbakıra alınarak 2.Ordu karargahı oldu5 .Mart 1917’de 2.Ordu komutanlığına M.kemal getirildi ve Diyarbakırda göreve başladı.Karargah binası içkaledeki Komutan Atatürk müze ve kütüphanesiydi.Atatürk bu arada Mardinkapı dışındaki Seman ve köşküne taşındı.Bu köşk sonradan belediyece alınarak Atatürk köşkü adını almıştır.
    9.Temmuz 1917’de Atatürk’ün VII.Yıldırım orduları komutanlığına atanması nedeniyle Atatürk Diyarbakırdan ayrıld
    Diyarbakır’ın Özel Günü
    Atatürk’ün I.Dünya savaşı içinde Diyarbakıra yaptığı hizmetten dolayı(Belediye önünde meydanı açtırarak park yaptırdı,Gazi caddesininin=Bağdat caddesinin Belediye önünden Balıkçılarbaşına kadar olan bölümünü genişletti.Mardinkapısını düzene soktu ) Belediye Meclisi 2 Nisan 1926’da Atatürk’ü fahri hemşeri ilan etti.Atatürk 5 Nisan 1926’da bu hemşeriliği memnuniyetle kabul ettiğini telgrafla bildirdi



    On gözlü köprü ve gazi köşkü






    Atatürk Diyarbakırda
    16 Kasım 1937 günü yapılan görkemli bir törenle Diyarbakır’dan Cizre yoluyla Musul sınırına,Van gölü sahillerinde İran sınırına uzatılacak demiryolunun temeli atıldı.Töreni Atatürkün de özel treni ile izlemesi ayrı bir mutluluğa vesile oldu
    15.Kasım 1937 sabahı süslenmemiş bir ev ve cadde kalmamıştı.Tren 18.10’da istasyona girdi.Saat 21.15’de Halkevinde bir konsere katıldı.16 Kasım 1937’de saat 9’da otomobille şehri gezdi. Önce içkaleyi sonra Atatürk köşküne teşrif etti






    Gazi köşkü



    M.Kemal Paşa ve Kulp
    Rusların Diyarbakırı ele geçirmek için üç yol seçeneği vardı a)Bitlis yolu b)Bingöl yolu c)Kulp yolu
    En önemlisi Kulp yolu idi.Buradan geçilirse Diyarbakır ele geçmiş demekti.Bu açıdan Ahmet İzzet paşa ve M.Kemal düşmanı kulp boğazına çekmeyi planladı.8.Fırkamız hazırlanmıştı.14 yaşından büyüklerin çatışmaya alındığı 7 aşiret Konuklu Şeyh Muhammed Emin komutanlığında savaşa katıldıBoğazın iki yakasına siperler kazıldı
    Ruslar Pomak mevkiine gelince ateş başladı.Ruslar büyük zayiat vererek çekildi.13.000 esir alındı. Kulpta 6500 şehit verdik.Bu noktada buraya bir anıt çok yakışır.M.Kemal üç yerde çadır kurdu:Kulp,Şenyayla ve M.Kemal çeşmesi denen mevkide.

    M.Kemal paşa ordusunun ikmalini yapmak üzere Kulp-Şenyayla yolunu yaptırdı.3 ayda Kulp ve köylülerin yardımıyla yol bitti.

    Erzurumda Ruslara karşu kazanılan zaferle Aziziye tabyasında şehitlerimize gösterilen anıt ve saygıyı Kulp'ta da bekliyoruz

    M.Kemal ve Hazro:
    16.Kolordu komutanı olarak Silvanda görev yapan M.Kemal askerin iaşesini düşünüyordu.Paşa birgün Hazroda Mehmet Budak’a karargah subayları ile misafir olu.r.Öğle yemeği çok mükemmeldi.Ancak paşa asker açken sofraya oturamam dedi.Mehmet Budak bey sofraya oturun,askerin 1 aylık ekmek ihtiyacı benden dedi. Mehmet Budak bey 240 ton buğday,Hatip bey 120 ton buğday ve halk da 150 ton buğday hibe etti.

    Kaynaklar:
    KaraAmid Dergisi.1981.Atatürk sayısı.
    Şevket Beysanoğlu(ed)Müze Şehir Diyarbakır.s:70



    DİYARBEKİRLİ
    Anası öğretmiş işlerken kergef
    Dilinden dökülür inciyle sedef
    Ne para pul ne de dünyadır hedef
    Dört kitabı bilir Diyarbekirli.

    Küçüğünü sever büyüğün sayar
    Karnı aç olsa da gönlü bahtiyar
    Garibanı sorar, yetimi sarar
    Her âlemi bilir Diyarbekirli.

    Akreple yılanla, içiçe yaşar
    Kudurur sevdası, surları taşar
    Dicle kenarında, sazlarla coşar
    Her makamı bilir Diyarbekirli.

    Tabiatı serttir ondan sevilmez
    Ser verir de asla, sırrını vermez
    Verdiği sözünden hiç caymaz dönmez
    Sadakati bilir Diyarbekirli.

    Boştur her ne desem bilenler vardır
    Bu Diyarı evvel görenler vardır
    Babadır, kardaştır, anadır, yardır
    Sevmesini bilir Diyarbekirli

    Muharrem GÜLER






    TARIM-HAYVANCILIK-SANAYİ


















    2006 yılı itibariyle KOBİ olarak tanımlanan 259 tane işletmemiz mevcuttur ve yaklaşık 8500 kişi istihdam edilmektedir. 532 hektar ve 228 parsele ayrılan bir Organize Sanayi Bölgemiz vardır. 5350 sayılı Teşvik Yasası kapsamında arazi tahsisi yapılmaktadır, 52 tane işletmeye 102 parsel ayrılarak üretime geçmişlerdir. Teşvik, kredi , arazi ve diğer yatırım yapma olanakları bakımından kalkınmada öncelikli iller arasında olması ve bu yönde ilimizin ve bölgemizin kalkınması için ilgili kurumlarca yüksek ehemmiyetin verilmesi sanayi yatırımlarını artıracaktır. Sanayi işletmelerinin % 15.4 ihracat yapmaktadır. Yapılan ihracatın %78’i Ortadoğu pazarınadır. Sanayi sektör dağılımı olarak; % 23 tekstil, % 20 gıda ve % 16 ise mermer-madencilik olarak sıralanır. İlimizde anonim şirket sayısı 550, limited şirket sayısı 4200 adettir. İlimiz ticaretinde hizmet sektörün payı % 14,9 dur. İlimizdeki ticaretin gelişme hızı % 78,1 olarak yüksek seviyede gerçekleşmiştir
    İlimiz sınırları içinde Bakır, kurşun, çinko, demir, fosfat, kömür, krom, mermer , çimento hammaddesi , tuğla-kiremit hammaddesi, çakmaktaşı, pomza vb.. madenler bulunmaktadır. Bunlardan özellikle mermer konusunda 39 adet ocağın faaliyeti sürmektedir. Mermer açısından çok zengin yatağa sahip olan ilimizin mermer merkezi olma yolunda hedefler konulmuştur. Türkiye mermer üretiminin % 20’ si ilimizde üretilmekte ve % 60’ı ihraç edilmektedir. İhraç edilen mermerin %18’i işlenmiş mermerdir. (DTSO)
    İlimizde Üretimi Yapılan Meyveler:


    Ağaç Sayısı
    Meyveler
    Toplam
    Meyve veren yaşta
    Meyve vermeyen yaşta
    Üretim
    (ton)
    Toplam
    1 213 386
    864 530
    348 856
    119 780
    Yumuşak çekirdekliler
    209 321
    177 890
    31
    435
    Armut
    105 570
    92 450
    13 120
    2 096
    Ayva
    21 941
    17 880
    4 065
    370
    Elma
    81 810
    67 560
    14 250
    1 566
    Muşmula
    -
    -
    -
    -
    Yenidünya
    -
    -
    -
    -
    Taş çekirdekliler
    249 500
    199 845
    49 655
    3 467
    Erik
    77 210
    63 520
    13 690
    1 075
    İğde
    -
    -
    -
    -
    Kayısı
    77 630
    62 070
    15 560
    1 200
    Zerdali
    6 200
    4 950
    1 250
    104
    Kiraz
    32 190
    25 380
    6 810
    401
    Kızılcık
    -
    -
    -
    -
    Şeftali
    23 960
    19 885
    4 075
    321
    Vişne
    32 310
    24 040
    8 270
    366
    Zeytin
    -
    -
    -
    -
    Turunçgiller
    -
    -
    -
    -
    Limon
    -
    -
    -
    -
    Portakal
    -
    -
    -
    -
    Mandalina
    -
    -
    -
    -
    Turunç
    -
    -
    -
    -
    Altıntop
    -
    -
    -
    -
    Sert kabuklular
    520 640
    302 220
    218 420
    3 851
    Antep fıstığı
    308 040
    118 090
    189 950
    893
    Ceviz
    69 340
    62 680
    6 660
    1 541
    Badem
    143 260
    121 450
    21 810
    1 417
    Fındık
    -
    -
    -
    -
    Kestane
    -
    -
    -
    -
    Üzümsü meyveler
    233 925
    184 575
    49 350
    112 027
    Çilek
    -
    -
    -
    -
    Dut
    87 940
    67 270
    20 670
    1 463
    İncir
    57 650
    45 850
    11 800
    745
    Keçiboynuzu
    -
    -
    -
    -
    Muz
    -
    -
    -
    -
    Nar
    67 040
    51 180
    15 860
    1 032
    Trabzon hurması
    -
    -
    -
    -
    Üzüm(ha.)
    21 295
    20 275
    1 020
    108 787
    Kivi
    -
    -
    -
    -
    Ahududu
    -
    -
    -
    -
    Avakado
    -
    -
    -
    -








    Kaynak: Tarım İl Müdürlüğü, 2005
    http://www.diyarbakir-cevreorman.gov.tr/

    .İlimizde Üretimi Yapılan Sebzeler:

    Sebzeler
    Üretim (ton)
    Toplam üretim
    518.408
    Yaprağı yenen sebzeler
    341
    Lahana (baş)
    -
    Lahana (yaprak)
    -
    Enginar
    -
    Kereviz
    -
    Marul (göbekli)
    106
    Marul (kıvırcık)
    2
    Ispanak
    142
    Pırasa
    -
    Pazı
    -
    Semizotu
    -
    Tere
    -
    Dereotu
    -
    Nane
    19
    Maydanoz
    72
    Roka
    -
    Baklagil sebzeleri
    2.062
    Fasulye
    2.062
    Bakla
    -
    Bezelye
    -
    Barbunya fasulye
    -
    Börülce
    -
    Meyvesi yenen sebzeler
    515.551
    Bamya
    75
    Balkabağı
    57
    Kavun
    107.880
    Karpuz
    250 910
    Kabak(sakız)
    369
    Hıyar
    19.992
    Patlıcan
    35.948
    Domates
    81.076
    Biber(dolmalık)
    7.894
    Biber(sivri)
    11.350
    Soğansı, yumru ve kök sebzeler
    454
    Sarımsak (taze)
    93,5
    Soğan(taze)
    205
    Havuç
    -
    Turp(bayır)
    -
    Turp(kırmızı)
    156
    Yerelması
    -
    Şalgam
    -
    Diğer sebzeler
    -
    Karnabahr
    -
    Kuşkonmaz
    -


    Kaynak: Tarım İl Müdürlüğü, 2005

    Diyarbakır 2005 il valilik raporuna göre Büyükbaş hayvan sayısı 254 bin açıklandı



    Diyarbakırda yıllık 218.200 ton süt,990 ton tereyağ,28500 ton peynir üretimi vardır
    Diyarbakır 70.175 ha ekim alanı Türkiye pamuğunun %11’ini oluşturmaktadır.Ülkemiz 2004’te 629.384 ha.pamuk ekim alanı ve 2.294.299 ton pamuk üretimi mevcuttur.Türkiye pamuk üretim miktarı yönünden dünyada dördüncüdür.Diyarbakır 356kg/da ortalama kütlü pamuk üretimi ile bölge veriminden yüksek verim almaktadır(R.Ekinci.E.Karademir,Ç.Karademir.Diyarbakır ilinde pamuk ve pamuğa dayalı sanayisinin durumu vegelişimi.Güneydoğu An.Araştırma Ens)

    Diyarbakır’da 2001 yılı itibariyle küçükbaş hayvan varlığı 1.067.539’dur.








    BİSMİL


    İlçe Basmil Kabilesi adı altında, Urfa ve şimdiki Arak Mezopotamya yöresinden gelenler tarafındankurulmuştur.



    Bismil'de çıkan eski mezar taşları 250-400 yıllıktır. Halkının önemli bir kısmı da Türmendir. Bunların bir kısmının Konya ve bir kısmınında Musul tarafından geldikleri söylenir. Önceleri köy durumunda olan bismil, bir ara nahiye olmuş, mermer ve akpınar da buraya bağlanmıştı. Sonra bu teşkilat dağıtılarak adı Şark olarak belirlenen bu nahiye merkezden idare olunmuştu.
    1926 yılında yapılan idari bölünmede Şark Nahiyesi'nin merkezi bu kez Seyithasan köyü olmuş, Bismil buraya bağlanmıştır. Daha sonra tekrar Bismil Nahiyesi oluşturulmuş ve Seyithasan Köyü buraya bağlanmış, 1936 yılında da Bismil Diyarbakır altıncı ilçesi olmuştur.
    COĞRAFİ YAPISI
    Bismil, ilimizin önemli tahıl merkezlerindendir. Hem karayolu ve hem demiryolu bağlantısı olan şehir, dicle nehri, ilçe taramının hayat kaynağıdır. Kurtuluş, Fatih, Bozkurt, Akpınar, Altok, Dicle, Şentepe, Esentepe, Dicle Mahallesi olmak üzere 9 mahalleden ibarettir. Merkez ilçeye olan uzaklığı 52 Km'dir. İlçemize bağlı 105 köy, 90 mezra vardır. Tepe beldesi olarak bir belde yukarısalat olarak bir nahiyesi vardır.
    TURİSTİK YERLERİ
    İlçe yeni kurulduğu için burada herhangi bir tarihi anıt bulunmamaktadır. Ancak Türkmen Hacı köyünde Kabasakal, Sarısakal ve Yedikızlar Türbeleri; Koği, Tepe, Saladum ve Matar köylerinde bulunan höyükler incelemeye değer enteresan yerlerdir.


    01 Temmuz 2007

    ÇERMİK


    Çermik sıcak su anlamına gelmekte olup, bu ismi sınırları içerisinde bulunan kaplıcalarından almaktadır.

    Çermik'in bilinen en eski tarihi Artuklular Devletine kadar uzanmaktadır. Akkoyunlu ve Safavi Devletinin egemenliğinde kaldıktan sonra 1436 yılında Osmanlı İmparatoluğunun egemenliğine geçmiştir. Daha sonra Diyarbakır Beyler beyine bağlı olarak Türk idari yapısındaki yerini korumuş ve 1883 yılından beri ilçe olarak görünmektedir.
    COĞRAFİ YAPISI
    Çermik ilçesi 710 m civarındadır. Yüzölçümü 1032 Km2 olup, güneyinde siverek, kuzeyinde Çüngüş, doğusunda Ergani ve batısında Fırat Nehri ile çevrilidir.
    SOSYAL YAPISI
    İlçemizin toplam tarım alanı 450.000 dekarı sulu tarım arazisidir. İlçemizin toplam hayvan potansiyeli 15.000 büyükbaş, 1000 tek tırnaklı (at, katır, eşek) 150.000 koyun-keçi, 35.000 kanatlı (tavuk, ördek, hindi) ve 500 arı kovanı bulunmaktadır. İlçemizde Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı tarafından verilen 105 adet sera mevcuttur. Bunlardan 27 adedi ilçe merkezinde 78 adedi de köylerde kurulmuştur.
    TURİSTİK YERLERİ
    ilçenin turistik yerleri, cami, türbe, kilise, han, hamam, kervansaray, köprü, ören yeri höyük gibi yerlerdir. Tarihi eser olarak Ulu Camii ve ev olarak kullanılan bir kilise bulunmaktadır.

    ÇINAR


    Diyarbakır ili tarihçesine paralel bir durum arz eder. İlçe bir çok uygarlığa yerleşim merkezi olmuştur.

    Çaldıran Seferinden sonra 1515'te Osmanlı İmparatorluğuna bağlanan bölgede 1.Dünya Savaşından sonra düşman işgali olmamıştır. Cumhuriyetin ilk yıllarında Diyarbakır merkeze bağlı şirin bir köy olan Çınar 23 Haziran 1937 yılında bağımsız ilçe haline gelmiştir. Önceleri adı Melkis olup, merkezi daha sonra Hanakpınar köyü yakınlarına taşınan ilçenin 1937'den önce adı Akpınar ve Hanakpınar olarak bilinmekteydi. İlçe 1939-1950 yılları arasında Bulgaristan ve Kudüs'ten gelen göçmenlerin bölgeye yerleşmeleri ile büyümüş ve gelişmeye başlamıştır.
    COĞRAFİ YAPISI
    İlçemiz Diyarbakır havzasının güney kesiminde Diyarbakır Mardin arasında yer almaktadır. İlçenin kuzeybatısında Diyarbakır il merkezi, batısında Şanlıurfa/Siverek ve Viranşehir, Güney ve Güneybatısında Mardin/Mazıdağı ve Derik, Doğusunda ise Mardin/Savur ve Diyarbakır/Bismil ilçeleri vardır. 1.952 Km2'lik yüzölçümüyle coğrafi alan itibariyle Diyarbakır'ın en büyük ilçesidir. Rakım 660 metre olan ilçenin Diyarbakır merkezine uzaklığı 32 km'dir. İlçede kışın kabarıp yazın kuruyan akarsulardan başka önemli akarsu olarak Göksu Çayı ile Dilaver Çayı vardır. Durgun su kaynakları olarak ise Beşpınar, Yukarı Ortaviran ve Künreş göletleri ve Göksu Barajı vardır.
    SOSYAL YAPISI
    İlçe ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanmaktadır. Toplam 1.952.000 dekarlık alanımızın 930.900 dekarlık (% 46) bölümü tarıma elverişlidir. Bu alanın 816.830 dekarlık alanında susuz, 87.070 dekarlık alanda ise sulu tarım yapılmaktadır. Başlıca tarım ürünleri; pamuk, pirinç, buğday, arpa, mercimek ve nohuttur. İlçemizin Karacadağ yöresinde hayvancılık yaygındır. Henüz modern hayvancılık ve kültür ırkı hayvancılığı gelişmemiştir.
    İlçe çok yoğun olmamakla birlikte göç almakta, ancak işsizlik nedeniyle de o ölçüde göç vermektedir. Bu durumu itibariyle hareketli bir nüfus yapılışına sahiptir.
    TURİSTİK YERLERİ
    İlçemizin geçmişini simgemleyen belli başlı Tarihi ve turistik yerler; Pir ibrahim Mağrası, Kale-i Zrzevan ve Hıdır kalesi ile Güzelşeyh Kasrı'dır.
    01 Temmuz 2007



    ÇÜNGÜŞ


    Çüngüş ilçesi yşörenin dağlık olması, verimli topraklarının bulunamaması ve ulaşım zorunluğu gibi nedenlerle yerleşim tarihi çok esiklere uzanmaktadır.Yörede ilk belirli hareket 1040 yılındaTürkmen boyları tarafından akınlarda görülmeye başlamıştır.

    Çüngüş 1883 tarihinde Artukluların eline geçmiş ve Hindistana giden İpek yolunu güence altına almıştır.1475 yılında ilçede Tekkale, Kömeağaç, Pegler adında üç mahalle kurulduğu ve manastır yapıldığı kayıtlardan anlaşılmaktadır.
    Çüngüş'te Devlet otoritesini sağlayan Kapıkıran Mehmet Ali paşa yöreyi Çün Guş tutarsız olarak nitelemiş ve yöreye bu adın verilmesine sebeb olmuştur.Yörede daha çok Ermenilerin yaşadığı bilinmektedir.Ancak Ermeni isyanlarından sonra Ermeniler bu bölgeden ayrılarak Lübnan tarafına göç etmişlerdir.
    İlçemiz 1880 tarihinde Elazığı ili siverek sancağına bağlı bir bucak yapılmıştır. 1883 tarihli Diyarbakır salnamesindeki kayıtlardan Çüngüş' ün Ergani Maden sancağına bağlı Çermik ilçesinin bir bucağı olduğu ahlaşılmaktadır.Daha sonraları Balkan ve Birinci Dünya savaşları nedeniyle nüfus azalmasından dolayı köy durumuna düşen Çüngüş çevre şartları ve günün getirdiği ihtiyaçlar üzerine 1953 yılında ilçe haline getirilmiştir.
    COĞRAFİ YAPISI : Diyarbakırını Kuzey Batısında yeralan Çüngüş' ün yüzölçümü 489 Km2 olup, denizden yüksekliği ise 1.049 metredir. İlçenin doğusunda Çermik, kuzeyinde Elazığ ile Sivrice ilçesi, batısında Malatya ili Pötürge ilçesi ile Fırat Nehri ve güneyinde Adıyaman iline bağlı Gerger ilçesi bulunmaktadır. Etrafı dağlarla çevrili olan Çüngüş ilçesinin güneydoğu toroslar üzerinde sırayla Abaza, Akdağ ve Savucak dağları bulunmaktadır. Akarsuları Fırat Nehri, Çüngüş ve Medye çaylarıdır. Mırgan ve Avut yaylaları hayvancılığa elverişlidir. Çüngüş ilçesi içinde bulunduğu Güneydoğu Anadolu bölgesinin iklim özelliklerini taşımaz. Daha çok Doğu Anadolu iklim özelliklerini taşımaktadır. Yazları serin ve kurak, kışları ise sert ve yağışlı geçer.
    COĞRAFİ YAPISI
    Diyarbakırını Kuzey Batısında yeralan Çüngüş' ün yüzölçümü 489 Km2 olup, denizden yüksekliği ise 1.049 metredir. İlçenin doğusunda Çermik, kuzeyinde Elazığ ile Sivrice ilçesi, batısında Malatya ili Pötürge ilçesi ile Fırat Nehri ve güneyinde Adıyaman iline bağlı Gerger ilçesi bulunmaktadır. Etrafı dağlarla çevrili olan Çüngüş ilçesinin güneydoğu toroslar üzerinde sırayla Abaza, Akdağ ve Savucak dağları bulunmaktadır. Akarsuları Fırat Nehri, Çüngüş ve Medye çaylarıdır. Mırgan ve Avut yaylaları hayvancılığa elverişlidir. Çüngüş ilçesi içinde bulunduğu Güneydoğu Anadolu bölgesinin iklim özelliklerini taşımaz. Daha çok Doğu Anadolu iklim özelliklerini taşımaktadır. Yazları serin ve kurak, kışları ise sert ve yağışlı geçer.
    SOSYAL YAPISI
    İlçemiz ve köylerinde konut tipi olarak geleneksel toprak damlı taş evler mevcuttur. İlçe merkezinde son yıllarda betonarme yapılar yapılmaktadır. Karakaya Barajı ilçemiz sınırları dahilinde bulunduğundan inşaatı döneminde ilçenin sosyal yaşantısında büyük gelişmeler olmuş ancak baraj inşaatının sona ermesinden sonra ilçeden oldukça yoğun bir göç yaşanmaya başlamıştır.
    İlçemiz sınırları dahilinde bulunan Karakaya Barajı 6 adet 300 MW gücüne sahip türbinlerle enerji üretimine devam etmekte olup, yıllık ortalama üretim miktarı 9 milyar KWH'dır. Baraj 298 km2 göl alanı ve 9.580 milyar m3 lük su rezervi ve temelden 173 metrelik yüksekliği ile kendi alanında dünyada beşinci büyüklüktedir.
    TURİSTİK YERLERİ
    Tarih öncesine ait eserlerden çok yeni ve yakın çağa tarihlenen yapıların bulunduğu Çüngüş ilçe merkezindeki eserler şunlardır; Tek Kale, Kilise ve Manastır, Köprü, Alibey Camii, Yukarı Camii, Çüngüş Hamamı ve Hasan Dede Türbesi tarihi ve turistik yerleridir.
    01 Temmuz 2007



    EĞİL


    Eğil ilçemiz M.Ö.2000 yıllarından beri önce Asurlulara ve daha sonra pek çok kavimlere yurtluk etmiştir.

    Yanları ve etekleri yontulup aşılmaz bir kayalık olan Eğil kalesine çivi yazılı Asur yazıtları ile kabartmalardan anlaşıldığına göre burası M.Ö. 715-606 yılları arasında küçük Arsaklı Oğuzları ülkesinden sayılan Eğil Bölgesini III. Yüzyıl sonlarında Romalılar tarafından "İngiline" diye anıyor. Bu bölgedeki ilbeyleri Hanedanı Ermenice kayıtlarda Herkül ile Zaloğlu Rüstem'den ve Tevrat'ın Samson'undan daha güçlü olup elinin tırnaklarıyla kayaları çizen ve eliyle sıkıp kül eden "Tork" adlı bir atadan gelen "Angel" adıyla; Dede Korkut Oğuznamelerinde de "Yağanak" hanedanı olarak anılıyor. 305 yılında Küçük Arsaklılar Hristiyanlığı resmen kabul ederken bu yeni dini benimseyen bölge, gene Angel olarak anılıyordu. Eğil 1515 yılında I.Selim'in bu bölgeyi ele geçirmesiyle Osmanlıların toprağı olmuştur.
    COĞRAFİ YAPISI
    İl Merkezinin kuzeyinde, dağlık bir arazide kurulmuştur. Kuzeyinde Dicle Nehri geçmekte ve Dicle ilçesi bulunmaktadır. Ayrıca Ergani, Hani ve Hazro ile de komşudur. Yüzölçümü 450 Km2 olan ilçemizin Diyarbakır'a uzaklığı 52 km'dir.
    SOSYAL YAPISI
    İlçemize bağlı altı köyün hudutları içerisinde yerli ve yabancı petrol şirketleri tarafından petrol çıkarılmaktadır. Dicle Barajı göleti ilçemizin bazı köylerinin topraklarını sulayacak, balıkçılık ve elektrik üretimi milli gelire büyük katkılar sağlayacaktır. Vatandaşlarımızın gelir durumlarına göre uyumlu bir sosyal yaşantı içindedirler. Halkımız birbirlerinin üzüntü, keder ve sevinçlerine ortak olurlar.
    TURİSTİK YERLERİ
    Köklü ve zengin bir geçmişe sahip olan Eğil İlçesi tarih içinde de önemli bir yer işgal etmiştir. Asur kalesinin adından çıkarılabileceği gibi Asurlular'ın ötesine uzanan bir geçmişi vardır. O kale ki kalıntıları bile turistleri büyülemeye yetebiliyor. Bunun yanında Asur Hükümdarlarına ait mezarlar, Harun-i Esfa, Hazreti Hellak, Hazreti İlyas, Zülkifil Peygamber ve Hazreti Harun mezarları bu ilçemiz toprakları içerisindedir.
    Eğil Kalesi ve bağlı yer altı tünelleri Asur hükümdar Kaya mezarları, Hamamlar, Tacıyan Camii (Artuklular Dönemi), Neb-i Harun, Zülküf Peygamber, Elyesa Peygamber türbeleri, Nisanoğlu Türbeyi (12. yy), Mağara Kilise, Şerbetin Hanı (16.yy), Kasımpaşa Kümbeti (16.yy) tarihi ve turistik olarak gezilecek yerleridir.



    ERGANİ


    Ergani çok eski bir şehir olup kuruluş tarihi belli değildir. Yunus Peygamberin kurduğu rivayet edilirse de bu söz esaslı bir kaynağa dayanmamaktadır.


    İlçeye 6 km uzaklıkta bulunan Hilar şehri harabelerinde yapılan bir kazıda (1964-Bajargeran tepesi) M.Ö.7000 yılına varan kalıntılar çıkmıştır. Buna dayanarak Ergani'nin 9000 yıllık bir tarihinin olduğunu söyleyebiliriz. Tarihte bölgenin ilk yerleşim bölgesi olan Ergani ilk zamanlardan bu yana Akranya, Erkenin, Ekanina, Yanan, Zülkarneyn, Arsanla, Urhana, Aşat isimleri ile anılmıştır.
    Yukara Mezopotamya'nın sayılı yerleşim burumlerinden biride Ergani'dir. M.Ö.1220 tarihinde Büyük Eti İmparatorluğu dağılınca büyüklü küçüklü beyliklere ayrıldı. Ergani bu beyliklerden biridir. Ergani'de oturan halk Etilerin soyundandır. Asur Krallığı devrinde Ergani Asur devletine bağlı kendi başına egemen bir şehir olarak kalmıştır.
    COĞRAFİ YAPISI
    Ergani Güneydoğu Anadolu Bölgesinde, Dicle Nehri'nin sağ kıyısında, 10 km uzaklıkta ve 1526 metre yüksekliğinde yarı sönmüş volkanik Zülkifil Dağı'nın derin bir sel yatağına (Huşet deresi) bakan güneydoğu yamacı eteğinde kurulmuştur. Denizden yüksekliği 955 metredir.
    Diyarbakır-Elazığ karayolunun 58. km'de yer alan ilçe merkezi 39 50 doğu boylam ve 37 32 kuzey enlemindedir. İlçenin yüzölçümü 1.559 km'dir.
    SOSYAL YAPISI
    Halkı tarım, hayvancılık ve meyvecilikle geçinir. Ayrıca eskiden çok ileri olan şarapçılığı bugün eski önemini yitirmiştir.
    TURİSTİK YERLERİ
    Hilar Köyü Harabeleri ile adını dünyaya duyurmuş, ancak ülkemizde bu olanağı bulamamış ve böylece böylesine önemli bir turistik özelliği hakkıyla sergilenmemiş güzel bir şehir. Bir tek Hilarmı; Kızılca köyündeki Enüş Peygamber Mezarı, Zülküfil Peygamber Makamı, hala önemini koruyan Meryem Ana Kilisesi, Polonyalı gezgin Simeon buradan "Mucize Yaratan Eski Bir Mabet" diye bahseder.
    01 Temmuz 2007, Pazar



    HAZRO


    Kuruluş tarihi çok eski olan Hazro'nun Asur tarihindeki adı "Hataro" idi. Daha sonra "Hacra" denilmeye başlanılmıştır. Bugün "Hazro" şeklini almıştır.

    Hazro Bucağı 195yılında ilçe olmuştur. Hazro ilçesinin bağlı bulunduğu Diyarbakır merkez ilçeye olan uzaklığı 52 km'dir.
    COĞRAFİ YAPISI
    İlçenin köyleri daha çok ilçenin orta kesimindeki dağ eteklerinde toplanmıştır. İlçe merkezi engebeli bir alanda Uzuncaseki Dağı eteğinde kurulmuştur. Hazro ilçesinin 1990 yılı genel nüfus sayımına göre toplam nüfusu 23.971'dir. Bu nüfusun 8.048'i ilçe merkezinde geri kalan 15.923'ü de köylerde yaşamaktadır. Yani nüfusun 34'ü ilçe merkezinde, % 66'sı köylerde yaşamaktadır. İlçeye bağlı 24 köy ve 36 mezrası mevcut olup, nahiyesi yoktur.
    SOSYAL YAPISI
    İlçemiz bölgenin taşkömür ihtiyacını karşılayan önemli bir kömür bölgesidir. İlçenin çevresinde zengin petrol demir ve kükürt yatakları da bulunmaktadır.
    TURİSTİK YERLERİ
    İlçemizde Tercil Kalesi, Şahabuddun ve Şapur Türbeleri ve Derebeyi Saray Kalıntıları önemli tarihi ve turistik yerlerindendir.



    KOCAKÖY


    Kocaköy'ün ne zaman kurulduğu bilinmemektedir. Bunu doğrudan yada dolaylı olarak anlayabileceğimiz bir araştırmadan da haberdar değiliz.

    Esasen civardaki bazı buluntulardan, yörede Kolkolitik Çağdan beri meskun yerlerin bulunduğu anlaşılmaktadır. Pamukçayın seri Kaniyan/Pınarlarbaşı "Karaz Mağaraları" mevkiinde 60-70 hanelik bir mağara-köy kalıntısı, Kafiran ve Arduç kale/koruganları, şaklat köyündeki kaya mezarları Anbar Vadisindeki Haçar Köşkü, Kartalkaya ve Pencere Kralı mezarları, yine anbar vadisindeki oyma ahır, Karma Höyüğü, Aşağı Höyük, Anbar köyündeki müslüman ve kafir höyükleri, Til Tapan ve Çatepe Höyükleri, Anbardaki kabartma ve oyma şekiller, Kortık ören yerleri, Selam mağarası ve civarı, Kortık'daki bir Karain, bir beldibi olabilecek Uyuz Mağara, bu görüşümüzü destekleyen tarihi ören yerleri arasında sayılabilir. Ancak ne yazıkki: sayılan bu yerlerin hiçbirinde en ufak bir resmi araştırma yapılmamıştır. Dolayısıyla buralar çok hızlı tabiat ve insan tahribatına açıktır.
    COĞRAFİ YAPISI
    Kocaköy ilçesi Diyarbakır şehir merkezinin kuzey-doğusunda olup, Diyarbakır-Bingöl karayolunun 65. kilometresinde kurulmuş bir yerleşim merkezidir. İlçe merkezinin, Kaya, Yenişehir, Şeyh Şerafettin, Kokulupınar, Eyüpler, Çakmaklı, Hacıreşit, Çayırlı ve Şerifoğulları isminde 9 mahallesi mevcuttur. 1977 yılında belediye teşkilatına kavuştu. İlçeye 11 köy bağlı olup, bu köylerin de 15 mezrası mevcuttur. İlçe nüfusunun % 71,5'i köy ve bağlı mezralarda, % 28'de şehirde yaşamaktadır.



    KULP


    Çok eski bir ilçe merkezidir. 1540 tarihli tahrir defterinde Kulp'u Diyarbekir Eyaletine bağlı 11 ocaktan biri olarak görmekteyiz.

    Daha eskilerde Muş Vilayetine bağlı kalmış, 1297 yılına dek Lice Sancağına bağlı bir bucak iken, aynı yıl ilçe haline gelmiştir. Eski adı Pasur idi. "Pa" Baş anlamındaydı. Pasur'un anlamı da Başkale olarak anlaşılıyor. Kulp adı ise mahalli söylentilere göre vaktiyle Km Kalesinde oturup, bölgeye egemen olup "KULPO" isimli bir derebeyinden kalmadır. Tarihin ilk çağlarında bu bölgeye Sümerler yerleşmiş, daha sonra da bir süre Etiler egemen olmuşlardır.
    COĞRAFİ YAPISI
    Silvan'ın kuzeyinde yer alan bu ilçemiz kış aylarında uzun süre kar altında kalır. Volkanik ve birinci derecede deprem bölgesi olan sarp bölgede kurulmuştur. Kulp ilçesi ilçe merkezi haricinde bir belde, 3 bucak, 50 köy ve 89 mezradan oluşmaktadır. Ancak resmiyette yer almayan yerleşim birimi olarak 46 adet mezra bulunmaktadır.
    SOSYAL YAPISI
    Kulp ilçesinde halk arıcılık, tarım ve hayvancılıkla geçimini sağlamaktadır.
    TURİSTİK YERLERİ
    Kafrum kalesi, Kanikan Mağaraları, Kale-i Ulya, Ciksi Kalesi, Büyük Kaya, İmamı Gazali Türbesi ve çok eski olduğu sanılan Bahemdan Köyü gibi tarihi ve turistik yerleri bulunmaktadır.

    LİCE


    İlk tarihi bilgilere göre ilçenin bundan önce dört kez deprem felaketine uğradığı anlaşılmaktadır.

    Şehrin bilinen ilk egemenleri Asurlulardır. Daha sonra Urartular, İskitler, Medler, Persler, Makedonyalı Büyük İskender, Partlar, Romalılar, Sasaniler, Akkoyunlular, Bizanslılar, Müslüman Araplar (Emeviler, Abbasiler) sırasıyla bu şehire egemen olmuşlardır.
    İlçe 1042 yılında Antak merkezine bağlı bir köydü. 1071 yılında Türkler'in eline geçti. 1515 yılında da Osmanlı Egemenliğine girdi. Antak merkezine bağlı bir köy iken daha sonra ilçe merkezi oldu. Diyarbakır sancağına bağlandı. Bucak olarakta Hani, Lice'ye bağlandı. 1900'de yayınlanan bir salname ile Keraz (Kocaköy) de bucak olarak bağlandı. Bu durum 1924'e dek sürdü.
    Diyarbakır'ın kuzeydoğusunda olan Lice, önceleri yoldan yosun ve kenarda kalmış bir ilçeyken şimdi D.Bakır-Bingöl Karayoluyla günden güne hızla gelişmektedir. Çok eski bir yerleşim yeri olan Lice'de Belediye 1867 yılında kurulmuştur. Yenişehir yönünde güzel yapılaşma gelişmektedir.
    Lice, görkemli Birkleyn Mağaraları, Çepe, Mele ve Atak kaleleri, Fis Ovası'ndaki Dakyanus Harabeleri, Eshab-ı Kehf Mağarası, Artuklu Valisi Melik Adil'e ait Minare, Çeper Köyü'ndeki 4. Murat Kervansarayı, efsanevi Geyik Çobanı Şeyh Bilal Türbesi, Sıtmalılara iyi gelen (Kani Atan)Çeşmesi ve diğer pek çok yeriyle ölmez bir turistik değere sahiptir.
    Halkı tarım ve hayvancılıkla geçinir. En çok tereyağı ve badem ihraç ederler.
    TARİHÇESİ :
    İlk tarihi bilgilere göre ilçenin bundan önce dört kez deprem felaketine uğradığı anlaşılmaktadır.
    Şehrin bilinen ilk egemenleri Asurlular'dır. Daha sonra Urartular, İskitler, Medler, Persler, Mekedonyalı Büyük İskender, Partlar, Romalılar, Sasaniler, Akkoyunlular, Bizanslılar, Müslüman Araplar (Emeviler, Abbasiler) sırasıyla bu şehire egemen olmuşlardır.
    İlçe 1042 yılında Antak (Kabakkaya) merkezine bağlı bir köydü. 1071 yılında Türklerin eline geçti. 1515 yılında da Osmanlı Egemenliğine girdi. Antak merkezine bağlı bir köy iken daha sonra İlçe Merkezi oldu. Diyarbakır sancağına bağlandı. Bucak olarak da Hani, Lice'ye bağlandı. 1900'de yayınlanan bir salname ile Keraz (Kocaköy) de bucak olarak buğlandı. Bu durum 1924'e dek sürdü.
    6 Eylül 1975 yılında çoğumuzun hatırladığı korkunç depremden sonra şehir, daha eteklere yerleşti.
    HALK ARASINDAKİ EFSANE TARİH:
    BİR ZAMANLAR, BİR KAVİM ANTAKTA DİCLE KIYISINA ÇADIR KURARLAR . VE BU KAVMİN YERLEŞMESİ
    O ZAMANLARIN ASKERLERİ TARAFINDAN ANTAK VALİSİNE BİLDİRİLİR VE ANTAK VALİSİDE ; ASKERLERİNE , GECE O ÇADIRLARA BASKIN DÜZENLENMESİNİ İSTER, GECE BASKINA GİDEN ASKERLER
    ÇADIRLARIN HEPSİNİ BOŞ BULURLAR . SADECE BİR ÇADIRDA, TÜYLERİNİN HEPSİ YOLUNMUŞ CANLI BİR TAVUK BULURLAR . ASKERDER NE OLDUĞUNU ANLAMADIKLARI OLAYI VALİYE ANLATIRLAR VE VALİDE MU MESAJI MERAK EDER VE KENTİN İLERİ GELENLERİNE DANIŞIR, YAŞLI BİR BİLGE VALİYE BU MESAJIN NE ANLAMA GELDİĞİNİ ŞU ŞEKİLDE ANLATIR;
    BU KAVİM DERKİ BİZ ZATEN BU YOLUNMUŞ TAVUK GİBİYİZ , BİZİMLE UĞRAŞMA SENDE BU HALE GELİRSİN.
    MESAJI ALAN VALİ ONLARA YERLEŞMELERİ İÇİN LİCENİN DEPREM ÖNCEKİ ZAMANINDAKİ YERLEŞME YERİNİ SAĞLAR BU BÖLGE ESKİDEN KERVANLARIN GEÇTİĞİ BİR YER OLDUGU İÇİN , BU HALK GEÇİMİNİ KERVANLARLA YAPTIĞI ALIŞ VERİŞLE SAĞLAR , BİR KERVAN YOLA ÇIKMADAN ÖNCE YOLDAN GELEN KERVANA SORARMIŞ BİZ YOLCULUĞA ÇIKACAĞIZDA YOL ÜZSÜNDEKİ O KAVİM YERİNDEMİ DEĞİLMİ ANLAMINA GELEN KÜRTÇE '' EW HALK LICİ'NE YA LICİ'NİNE '' TABİYKİ O KAVİM SÜREKLİ YERİNDE OLDUĞU İÇİN VERİLEN CEVAP HEP LICİ'NE OLMUŞ BU ŞEKİLDE O BÖLGENİN İSMİ DAHA SONRA LICİ OLARAK KALMIŞ DAHA SONRA HALK DİLİNDE LİCE OLARAK ANILMAYA BAŞLAMIŞTIR.



    SİLVAN


    Diyarbakır'ın doğusunda 82 kiltre uzaklıktadır. Ortaçağın önemli merkezlerinden biri olan Silvan'ın ne zaman kurulduğu ve kalesinin ne zaman yapıldığı kesin olarak bilinmemekle birlikte, Diyarbakır kadar eski ve Diyarbakır tarihiyle yaşıt olduğu söylenebilir.

    Lehmann-Haupt, Silvan'ın eski bir Asur kenti olduğunu belirtir. Yine buranın M.Ö. 77 yılında Büyük Tigran tarafından kurdurulan Tigranokerta kenti olduğu ileri sürülür. Silvan'ın bilinen ilk adı Mortyropolis'tir. Silvanlı tarihçi İbn-ül Ezrak'a göre, çağının tanınan bilgin ve devlet adamı olan Silvanlı Piskopos Mar Marutha (Marusa) IV. yy sonu V. yy başlarında Bizans İmparatoru ile İran Hükümdarı Yezdigint'ten aldığı izin ile Hristiyan din şehitlerinin kemiklerini toplayarak buraya gelmiş ve bir şehir kurarak buraya "Şehitler Şehri" anlamına gelen Mortyropolis adını vermiştir. Silvan Kalesi yapılış tarihi kesin olarak bilinmemekle beraber, 532 yılında Bizanslılar tarafından onarılmıştır. Kale iki surla çevrili dörtgene yakın bir görünüm taşır.
    VI. yy Bizans İmparatoru Jüstinian tarafından tahkim ve imar edilerek en önemli askeri merkezlerden biri haline getirilmiştir. İslam kaynaklarında Meyyafarkin, Mafarkin, Farkin adlarıyla anılan kent bu dönemde de önemini korumuştur. Ancak Hulagu ordularının kenti elegeçirip tahrip etmelerinden sonra önemini kaybetmiş küçük bir kasaba haline gelmiştir. 1873 yılında ilçe merkezi olarak Diyarbakır'a bağlanmıştır.
    COĞRAFİ YAPISI
    Diyarbakır-Siirt Karayolu üzerinde kurukudur. 1500 metreyi bulan Herbat Dağları Silvan'ın arkasındasır.
    Silvan İlçesi batısında; Diyarbakır merkez ilçe ve Hazro, güneyinde; Bismil, Kuzeyinde; Lice ve Kulp ilçeleri, Doğusunda; Batman ili ile komşudur. Yüzölçümü1379 km. karedir. Arazi genellikle engebelidir. Albat dağları ova boyunca ilçeyi doğudan batıya keser. Batman çayından başka önemli bir akarsuyu yoktur. Ova kesimi tamamen çıplak, dağ kesiminde ise yer yer meşe ve yabani meyve ağaçları ile kaplıdır. İklim yazları sıcak ve kurak, kışları ise soğuk ve yağışlıdır.
    Merkez ilçeye olan uzaklığı, 82 km'dir. İlçede 11 mahalle bulunup adları şunlardır: Konak Mahallesi, Feridun Mahallesi, Tekel Mahallesi, Selahattin Mahallesi, Yenişehir Mahallesidir.
    İlçemize bağlı 75 köy, 82 mezra ve belde bulunmaktadır.
    SOSYAL YAPISI
    Halkı tarımla geçinir. Tütün ve pirinci ünlü, özellikle tütünü çok değerlidir.
    İlçede köyler yol boyunda ve ilçenin orta kesiminde toplanmıştır. 100kilometrekareye ortalama 5 köy düşer. İlçede nüfus yoğunluğu 70kişi/kilometrekare'dir. Ortalam köy nüfusu 712'dir.
    TURİSTİK YERLERİ
    Atatürk'ün ikamet ettiği Atatürk Evi, Sur kalıntıları, Kufa Kapısı, Selahaddin-i Eyyubî Camii (Ulucami), Karabehlül Camii, Eyyubi Minaresi, Hassunî Mağaraları, Malabadi köprüsü ilçenin önemli tarihi yapı ve yerleri arasında sayılabilir

    Zaman gzt

    DİYARBAKIR VE ÇEVRESİ ARKEOLOJlSÎNÎN ANADOLU ARKEOLiOJİSİNDEKi YERÎ VE ÖNEMİ
    Nevin SOYUKAYA
    (Arkeolog)
    Diyarbakırı Tanıtan adam.san matb.Ank.1998 .s.286
    Anadolu'da insan yaşamına elverişli iklim koşulları, dördüncü jeokr jik zamanın pleistosen evresiyle başlar. İnsanın alet yapabilir düzeye ulaşması ancak birkaç milyon yılı bulmaktadır ki, işte geldiği bu aşama ile insanoğlu, hayatta kalabilmek için doğa ile savaşabilir duruma ulaş­mış, dünyayı kendi etkisine sokmaya başlamış demektir. Uygarlık Ta-rihi'nin de başlangıcını oluşturan bu evreden itibaren de, Arkeoloji bili­mi insanı izlemeye başlamıştır.
    Yapılan araştırmalarla günümüze dek ulaşabilen aletlerden anlaşıl­dığına göre, Anadolu'nun ilk sakinleri, Paleolitik (Eski Taş Devri) ve Mezolitik (Orta Taş Devri) çağlarda yaşamlarım avcı ve toplayıcılık ile sürdüren tüketici insan topluluklarıdır. Bunlar mağaralarda ve kaya sı­ğınaklarında, ya da geçici yerleşmelerin birinden diğerine göç ederek yaşamlarını sürdürmüşlerdir. İstanbul Yarımburgaz Mağarası, Antalya Karain, Beldibi, Belbaşı, Öküzini, Kumıbucağı, Adıyaman Palanlı, Şehre-miztepe, Pirun, Kars Camuslu, Elazığ Küllününini, Gaziantep'te Kuzini ve Şarklı Mağara, Antakya'da Kanal, Üçağızlı, Tıkalı, Merdivenli, Diyar­bakır'da Malikli, Hilar Mağaraları, İsparta'da Kapalıin, Mağaralarında ele geçen bulgular, Anadolu'da Paleolitik Çağın Alt, Orta ve Üst evre­lerinin yaşanmış olduğunu kanıtlamıştır.
    Buzulların çözülmesini izleyen neotermal iklim şartlarının var oldu­ğu dönemde, yabani bitki, hayvan türlerinin üretilmeye, evcilleştirilmeye uygun olduğu, ilkel tarım için elverişli toprak ve iklimin yanısıra, gele­neksel bilgi birikimine sahip, teknoloji bakımından belli bir düzeye ulaş­mış insan kümelerinin de var olduğu dünyanın belli bazı bölgelerinde, insanın besin üretimine, yani avcı ve toplayıcılıktan tarıma, hayvancılı­ğa geçtiğini görürüz. Neolitik veya Cilalı Taş Devri dediğimiz bu dönem­de, insanoğlunun olağanüstü çabası ve sarf ettiği emekle, doğanın ko­şullarına bağlı olan el değmemiş fiziksel dünya (doğal çevre) değişmeye başlamıştır. İnsan topluluklarının kaydettiği bu aşama ile de, onlara, belli bir süre içinde tüketilenden fazlanını üretebilme imkanını sağlamış­tır. Bu da insanlığın gelişmesine büyük hız kazandırmıştır.
    îki milyon yıllık üretim öncesi dönemine karşılık, insanoğlunun üre-timciliğe dayalı 10 -12.000 yıllık bir dönemde ulaştığı düzeye bakıldığında, emeğe dayalı itici gücün büyüklüğünü kabullenmemek mümkün de-ğidir.
    Günümüzün yarlrlı bulunan ya da yok edilmek istenen sosyal, kül* türel ve ekonomik kurumlarının büyük bölümünün başlangıç noktalarını, üretime geçiş evresinde aramak gerekmektedir. İnsanoğlunun göçebe ya­şamdan yerleşik düzene geçişi, üretime dayalı olmayan avcı ve toplayıcı bir yaşamdan besi üretimine dayalı bir ekonomiye geçişinin yaşandığı en eski merkez Yakın Doğu'dur. Tarım ve hayvancılığa daiı bilgilerle ürünler, bu merkezden Asya, Avrupa ve Afrika'ya yayılmıştır.
    Yakın Doğu Neolitik uygarlığı içerisinde Anadolu'ya baktığımızda, son yıllarda yapılan Arkeolojik kazı ve araştırmalar ile Güneydoğu Ana­dolu'da yer alan Hallan Cemi, Demirköy Höyük, Çayönü yerleşmeleri, bölgeyi ilklerin yeşerdiği çok özel bir konuma oturtmuştur.
    Hallam Cemi
    Anadolu'nun şimdiye değin saptanmış en eski köy yerleşmeni olan Batman ilinin Kozluk İlçesi yakınındaki Hallan Cemi Höyüğü'ndeki ka­zılar, Diyarbakır Müzesi ve Amerika Delaware Universitesi'nden Dr. Michael Rosenberg'in ortak çalışmaları ile yürütülmektedir. GünümüzK den yaklaşık 10.600 -10.000 yıl öncesine tarihlenen Hallan Cemi Tepesi, çanak çömleksiz Neolitik dönem yerleşme yeri olarak, bu çağın en erken evreleri konusunda yeni biljgiler sağlamıştır.
    Yapılan kazılarda, yuvarlak planlı, ahşap dikmelerle desteklenen taş temelli, duvarları kamış ve ince dallarla örülüp çamurla sıvanmamış, üst örtü ahşap direklerle desteklenmiş ev kamtıları ortaya çıkarılmıştır. Evlerin tabanları sarı renkli bir çamurla sıvanırken, bir örnekte de, düz­gün sal taşlarının kullanıldığı görülmüştür.
    Besin üretim aşamasına henüz gelmemiş olan Hallan Cemi halkı, geçimini avcılık ve toplayıcılıkla sağlamakta idi. Bu da yakın zamana dek yerleşik yaşamın üretici ekonomiden sonra ortaya çıktığını savunan görüşün doğru olamayacağını göstermektedir. Alet yapımında genellikle Bingöl ile Van yöresinden getirdiği obsidiyeni kullanmış, taştan oyduğu kaplarını ise, geometrik şekilde, az sayıda da olsa, yılan veya köpek figürleri ile süslemiştir.
    Hallan Cemi, günümüzden 10.600 yıl önce, çok gelişmiş bir kültü­rün varlığını ortaya koyması açısından büyük önem taşımaktadır. Çün­kü, Anadolu'da şimdiye dek bulunan en erken Neolitik yerleşim yeridir. Çayönü'nü yaratan kültürün oluşumu, bunun doğusundaki diğer uygar­lıklarla, özellikle de Toros - Zagros eteklerindeki daha erken yerel mede­niyetlerle ilişkisini ortaya koyması ile önemli bilgiler sağlamıştır.

    Demirköy Höyük
    Diyarbakır'ın Bismil İlçesinde, Batman Çayı'nm batı kenarında yer alır. Yine Diyarbakır Müzesi ve Amerika Delavvare Universite'sinden Dr. Michael Rosenberg'in katılımıyla, 1997 yılı içerisinde kazı çalışma­larına başlanmıştır.
    Ilı su Barajı göl suları altında kalacağından, kurtarma amaçlı kazı çalışmalarına henüz başlanmış olmasına rağmen, ele geçen buluntular oldukça önemli bir yerleşim alanı olduğunu ortaya koymuştur. Bu ön*em, Güneydoğu Anadolu Neolitik çağda Hallan Cemi Tepesi ve Çayönü yer­leşmeleri arasındaki tamamlayıcı kronolojik boşluğu doldurmasından kaynaklanmaktadır.
    Kazıcılar tarafından Demirköy Höyüğü'nün, Çayönü'nde medeniye­tin ilerlemesinin anlaşılması ve bunun da, Anadolu'nun güneyindeki kül­türlerden çok, daha eski Anadolu uygarlıklarından etkilenerek geliştiğini kanıtlaması açısından üzerinde durulması gerektiği ileri sürülmektedir.
    Çayönü Tepesi
    Diyarbakır'ın Ergani ilçesi yakınlarında yer alan Çayönü Höyüğü, Hallan Çemi'den yaklaşık 1000 yıl kadar sonra yerleşim görmüştür. 1964 yılında İstanbul Üniversitesi'nden Prof. Dr. Halet Çâmbel ve Chicago Üniversitesi'nden J. R. Braidwood'un ortak başlattıkları kazı çalışmaları, 1991 yılma dek sürmüştür.
    Yedi evreli bir gelişim gösteren Çayönü Tepesi, İ. Ö. 7500 - 5000 yıl­ları arasında aralıksız olarak, daha sonra da aralıklarla iskân edilmiştir.
    Yerleşme, bilim dünyasındaki ününü «Esas Çayönü Evreni» olarak adlandırılan, günümüzden önce 9500 - 8500 yılları arasına tarihlenen bin yıllık döneme ait buluntu ve kalıntıları ile sağlamıştır. Günümüz kent uy­garlığının ilk temellerinin atıldığı bu dönem, insanın göçebelikten yerle­şik köy yaşantısına, avcı - toplayıcılıktan besin üretimine geçtikleri «Neolitik Devrim» olarak da bilinen teknolojik yaşam biçimi, beslenme ekonomisi ve İnsan - Doğal ve çevre ilişkilerinin tümü ile değiştiği, kül­tür tarihi ile.ilgili buluşlarda birçok ilki içeren, canlı ve oldukça ilginç bir dönemdir.
    A Keramik. döneme ait «Esas Çayönü Evresi»nin en alttaki kültür katında, Hallan Çemi'dekine benzer yuvarlak planlı basit kulübelerden, taş temelli, kerpiç duvarlı dörtgen yapılara geçiş, kapı, çatı, temel, su basman, merdiven gibi özelliklerin ortaya çıkışı,, toprak dolgudan kerpiç topanlarma, burdan da kerpiç, tuğlaya nasıl geçildiği gibi, günümüze kadar gelen köy mimarisinin başlangıç ve oluşum süreci ortaya çıkmıştır.


    Çayönünde her evre belirli bir yapı türüyle temsil edilmektedir. Yu­varlak Planlı yapıların hemen üzerinde Izgara, Planlı yapılar yer alır. Dikdörtgen Planlı bu yapıların temelleri ızgara biçiminde örülüp, taban­lar, taş ızgaraların üzeri dallarla örülerek çamur sıvanarak yapılmıştır. Böylece, önceki evredeki doğrudan toprak üzerine ottran tabanların ak­sine, toprak zeminden yüksek, devamlı bir hava akımı sağlanan yeni bir taban türüne geçilmiştir. (Aynı örneği Irak'ta Carmo'da daha küçük ve kil malzeme ile görülmüştür.) Nemden korunulması yönünde atılmış mi­mari bir adım olarak tanımlanan Izgara Planlı yapıların üzerinde «Hücre Planlı Yapılar» olarak adlandırılan birbirinden bağımsız birimler halin­de inşa edilen yapılar bulunmuştur. Bu »evrede yereşmenin orta yerinde yaklaşık 50 m. boyunda bir meydan yapısı görülmektedir. Meydanın ana ekseninde büyük dikili taşlar uzanmaktadır. Dünyanın en eski kent mey­danı olarlk bilinen bu alanın çevresini ise, özel öneme sahip olduğu an­laşılan büyük yapılar kuşatmaktadır. Bu yapılardan biri «Terazzo» ola­rak adlandırılan günümüz mozaiğine benzer üstün teknik becerinin ürü­nü bir döşeme ile kaplıdır. Yine dönemin koşullarına göre büyük boyut­larda geniş avlulu, arkada üç küçük odası bulunan «Kafa Taşlı Yapı» olarak adlandırılan bir kült yapısının bulunması oldukça ilginçtir. Uzun bir süre kullanılan ve zaman zaman yenilenerek planı değiştirilen yapı­da, yaklaşık 1000 kişiye ait farklı cins ve yaşlardaki insan kafatasları ve kemikleri bulunmuştur. Bu yapının ölü kültüyle ilgili olabileceği dü­şünülmektedir.
    Çayönünde çevresini anıtsal yapıların çevrelediği meydandan batı­ya doğru uzaklaştıkça, yapıların küçüldüğü ve daha yoksul insanların yaşadığı evlerin varlığı görülmektedir. Bu da yerleşmenin önceden ta­sarlanan düzende kurulduğunu ve sosyal farklılaşmanın bulunduğunu göstermektedir ki, bunlar taş devri için oldukça şaşırtıcıdır.
    Hücre Planlı yapılar dönemini, geniş odalı yapıların oluşturduğu son evre izlemektedir. Bu evrede Meydan, törensel önemini yitirmiş, günlük kullanım alanına dönüşmüştür. Bu dönemde yerleşme içi gömü geleneği terk edilmiş, cesetler yerleşme alanının dışına gömülmüştür. Böylesine gelişmiş mimari tarzı, geçmişi olan sağlam bir yapı tecrübesinin varlı­ğını göstermesi açısından önemlidir. Çayönü insanı, mimarlık alanında başardığı ilklerin yanısıra, ilk kez buğdayı, mercimekgilleri, köpeği, bun­ların ardından da koyun, keçi ve domuzu evcilleştirmiştir.
    Ele geçen bakırdan delgi, iğne ve boncuklar, taş devrinde insanoğ­lunun madeni henüz tanımadığı bir dönemde, Çayönü insanının bakırı işlediğini göstermiştir. Böylesine erken bir bakır işçiliği, ancak Ergani bakıı yataklarının varlığı ile açıklanabilir. Çayönü ve yakın çevresinde bulunmayan, bu nedenle Bingöl civarından getirildiği düşünülen işlenmiş doğalcamın bulunması, az da olsa deniz klbuklarına rastlanması, henüz yük taşıma hayvanlarının evcilleştirilemediği bir dönemde bile,, Çayönü


    halkının uzak coğrafi bölgeleri ile ilişkileri olduğunu açık bir biçimde sergilemektedir.
    Çayönü Tepesi'nde «Gelişkin Köy Evresi» olarak adlandırılan ikinci evre, I. Ö. 6000 yıllarına tarihlenmektedir. Bu evrede ilk kez kilden kap kaçağın yapımı ile tarım ve hayvancılığa dayalı gerçek köy yaşantısına geçildiği görülmüştür.
    Uzun yıllardan beri sürdürülen kazılarda yontma taş aletler, bazalt öğütm'e ve ezgi taşları, mikrolitler, perdahlı, perdahsız baltacıklar, kemik aletler, taş kap parçaları, bilezikler, boncuklar, kurslar, kilden yapılmış kadın ve hayvan figürleri gibi çok sayıda eserler bulunmuştur. Bu gün bu eserler ve Çayönü mimarisinden bir kesit, ayrıca çevrede yapılan ka­zılarda ele geçen buluntular, Diyarbakır Arkeoloji Müzesinde sergilen­mektedir.
    Diyarbakır ve çevresindeki yerleşmelerin yanısıra Urfa, Elazığ ve Malatya'da yapılan araştırmalar, ilk üretime geçiş aşamasında Güney­doğu Anadolu'daki merkezler arasında bir kültür birliğinin varlığını ka­nıtlar. Bu kültür birliği güneyde Sina'ya ve îran Azerbaycanı'na dek yayılmaktadır. Bu geniş coğrafi bölgede yerleşik yaşamın köklü ve ken^ dine özgü bir yapıya sahip olduğu görülür. Güneydoğu Anadolu'da geliş­miş mimari, artistik beğeni ve karmaşık ^dinsel yaşama sahip olan top­lulukların yaşadığı dönemden bir süre sonra, ilk yerleşik toplumlar daha batıda, Konya Ovası ve çevresinde de görülmeye başlanır. Yeni üretim ekonomisinin sağladığı kültür düzeyine yaklaşık 1000 yıllık bir gecik­meyle başlayan bu merkezlerden en dikkat çekicileri, Aşıklı Höyük, Can Hasan III, Suberde ye tabi ki, oldukça gelişkin bir yaşam tarzı sunan Çatal Höyük'tür.
    Diyarbakır ve çevresinde bu güne dek yapılan çok az sayıdaki ar­keolojik araştırma ve kazılardan elde edilen sonuçlar, yalnızca Anadolu tarihi açısından değil, insanlık kültür tarihi yönünden de oldukça önemli ve ilkleri teşkil eden veriler sunmuşlardır. Bölgede tespit edilmiş yüz­lerce höyükte yapılacak kapsamlı araştırma ve kazı çalışmaları ile bir çok bilinmeyene cevap verecek bulgular elde edileceği muhakkaktır.
    KAYNAKÇA :
    Pro. Dr. Veli Sevin, Anadolu Arkeolojisi, Der Yayınları, İstanbul 1997.
    Prof. Dr. Halt Çambel «Güneydoğu Anadolu Tarih Öncesi Araştırmalarının Kültür
    Tarihi Bakımından Önemi», Atatürk Konferansları 4 (1970) Ankara, 1973.
    James Mellaart, Yakın Doğunun En Eski Uygarlıkları, Arkeoloji - Sanat Yayınlan,
    îstanbul,1988. .........
    Michael Dosenberg, Halfan Cemi Kazı Sonuçları Raporları.



    HAMRAVAT'A YAZIK OLDU !

    Evet. Evliya Çelebi'nin "Her derde deva" dediği Hamravat da artık anılarımızın kuytu bir köşesine çekildi.
    Yazık oldu.
    Diyarbakır'ımızın bazı güzellikleri gibi O da yok olup gidiyor maalesef.
    Karacadağ'ın karlı doruklarındaki billur pınarlarından, köpük köpük akıp AMİD halkına asırlarca hayat veren Hamravat'ın, ünlü Padişah Kanuni'ye de şifa vermişti asırlar öncesinde...
    Osmanlı'nın yükselme devrinin ünlü hükümdarı Kanuni Sultan Süleyman ikinci İran seferine çıkarken, o günkü adıyla AMİD'e ikinci kez gelerek Karacadağ'da konaklamıştı. Halep'ten geliyordu ve hastaydı.
    Hekimleri O'na Karacadağ havasının, suyunun iyi geleceğini söylemişlerdi.
    Öyle de oldu.
    Diyarbakır'da 29 Eylül 1549 gününden 4 Kasım gününe kadar kaldığı 37 gün süresince hem Karacadağ'ın havası, hem de şifalı HAMRAVAT SUYU iyi gelir hükümdara.
    Derler ki, Sultan Süleyman burada iyileşince Yaradan'a şükretmiş ve o ünlü özdeyişini burada söylemiş;

    "Alem içre muteber bir nesne yok devlet gibi,
    Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi..."
    Sultan, iyileşir iyileşmez de AMİD Valisi BALİ PAŞA'ya Karacadağ'daki Gözeli kaynaklarından boşa akan HAMRAVAT SUYU'nun kente ulaştırılması emrini vermiş. Sonra da Mimar Sinan'ın Kastamonu'lu kalfası Kasım Çelebi'yi bu işte görevlendirmiş.
    Kasım Çelebi aylarca çalışmış, planlar yapmış ve GÖZELİ'deki kaynakları taş kanaletlere aldırıp Urfakapı yakınında inşa ettirdiği KANTARALAR adı verilen kemerli bentlerle kente ulaşmasını sağlamış.
    Diyarbakır surlarında da kullanılan, siyah volkanik taşlarla yapılan KANTARALAR, 27 müstakil ayak üzerine oturtulmuş, kemerlerden oluşuyordu.
    1930'lu yıllara kadar ayakta duran kantaralar, bu tarihlerde kentte bulunan Vali Nizameddin Beg tarafından suyun demir borulara alınması sırasında yıktırılır.

    DİYARBEKİR'İN YÜZ SUYU
    1656 yılında bölgemizi gezen Evliya Çelebi Hamravat Suyu'ndan övgü ile söz ederken Kanuni Sultan Süleyman'a şifa verdiğini hatırlatır, sonra da bu ünlü suyun güğümlerle ve çam bodoçlarla nasıl İstanbul'a saraya gönderildiğinin öyküsünü anlatır. Şöyle der Evliya Çelebi:
    "Bu Hamravat suyunun safra, soda ve balgamı mahveylediği tecrübe ile malumdur.
    Hatta Osman oğullarından I. İbrahim Han çevresinden bu suyun vasıflarını duyunca "Elbette banaDiyarbekir'den hamravat suyu gelsun" diye hatt-ı şerif ile dergahi ali kapıcıbaşısı, memuren Diyarbekir'e gelmiştir. O zaman efendimiz Melek Ahmet Paşa, KARA AMİD Valisi idi.
    Paşa, padişah emrini görünce -Başım üstüne- deyüp, onar okka su alır, altı adet gümüşten, altı adet kurşundan, 6 adet tutyadan ve 6 adet çam bodoçlardan, cem'an 24 adet gügümlere sular doldurulup ve ağızlarını mühürleyip gelen kapıcıbaşıya on kese de ihsan verip teslim eyledi.
    Onaltı kese dahi gügümlerin masraflarını çekip ılgar ile HAMRAVAT'ı İbrahim Han'a gönderdi.
    Allah'ın hikmeti, bu soğuk ve saf su İstanbul'a girdiği gün, yeni padişahın tahta oturduğu gün olup bu Hamravat suyu Sultan İbrahim'in oğlu 7 yaşında tahta çıkan SultanIV. Mehmet Han'a nasip olmuştur.
    IV. Mehmet Han, 1058 Recebi'nin 18'nci Cumartesi günü, Miladi takvime göre, 7 Ağustos 1648 ikindiden sonra tahta oturduğu vakit ilk olarak, o gün İstanbul'a vasıl olan Hamravat suyunu içti.
    Sözün kısası, bu HAMRAVAT suyu, Diyarbekir'in yüzsuyudur..."

    PAMUKTAN HAFİF
    Yine Evliya ÇELEBİ, bu suyun ne kadar HAFİF olduğunu anlatırken ilginç bir de benzetme yapar.
    "Diyarbekir'deki suların en güzeli Ayn-ı Hamradır. Kaynağı Diyarbekir'in batısında Karacadağ yaylasından, yer altından kaynar ve iki konak yerden künklerle Amid Kalesi'ne girip önce Büyük Cami, sonra diğer camilere, han, imaret ve hamamlara taksim olunur.
    Eski bilginler Hamravat suyu içine pamuk koyup sonra kurutup tartmışlar. Hiç eksilmemiş.
    Sonra, Halep yakınındaki pamuğu ile ünlü Maarra şehri pamuğunu alıp İstanbul'da eski saray kapısı önündeki çeşme suyunda ıslatıp tartmışlar, Diyarbekir Hamravat suyu ile ıslatılan pamuk hiç eksilmemiş.
    Bu kadar hafif sudur. Eğer pamuğu ağır olsa, acı olup faydasızlığına delalet ederdi..."
    HAYRAT ÇEŞMELER
    Hamravat suyu, Kanuni Sultan Süleyman hayratı olduğu için günümüzden 50-60 yıl öncesine kadar sokaklardaki HAYRAT çeşmelere, camilere, mescitlere, hatta yoksul semtlerdeki evlere ücretsiz veriliyordu.
    Su kanallarının ve çeşmelerin onarımı da "Sultan Süleyman Han Vakfı" aracılığıyla yapılıyordu.
    Bunun için gerekli para, ya esnaf ve tüccardan toplanıyor, ya da Evkaf İdaresi'nden karşılanıyordu.
    Suların belediyelere devri ile bu uygulamadan vazgeçildiği gibi sokaklardaki PİK dökümlü tarihi TULUMBA çeşmeler de kaderlerine terk edildi. Bazıları sökülüp çalındı, bazıları sokaklarda çocukların oyuncağı oldu, kırıldı.
    Bu şekilde, Diyarbakır'ın çeşitli semtlerinde, her biri ayrı bir öyküye konu olmuş ünlü hayrat çeşmeleri ve tulumbalar vardı.
    Bizim Fatihpaşa mahallesi, Bıyıklı Mehmet Paşa sokağındaki ÇIRIK ÇEŞMESİ bunlardan biriydi. Suyu ince ince aktığı için adına ÇIRIK demişler. Bitişiğindeki Nuri dayının fırını da ÇIRIK Fırını diye tanınırdı.
    İçkale'deki Aslanlı Çeşme ve Erbulak çeşmesi, İçkale'nin güney suru dışında Kanuni tarafından yaptırıldığı, bilinen türkülere girmiş kitabeli Arbedaş gözesi.
    Mardinkapı dışındaki, şu sıralarda Diyarbakır'ı Tanıtma Kültür ve Yardımlaşma Vakfı tarafından onarıma alınan HATUN KASTALI.
    Kışla caddesindeki Vali Kurt İsmail Paşa Çeşmesi,
    Dağ Kapıdaki tulumbalı çeşme, Ulu Cami arkasında Senceriye Medresesi bitişiğindeki çeşme ve ve çeşitli semtlerdeki pek çok tulumbalı çeşme…
    Ayrıca sur dışında ünlü kaynaklar da vardı. Dağkapı ile Urfakapı arasındaki Şakk-ül Acuz gibi.
    Ünlü mesire yerlerinden biri olan Şakk-ül Acuz Pınarı, bir söylenceye göre, büyücü bir kadının nazarının değdiği kayanın yarılmasıyla ortaya çıkmış.
    Buralarda yapılaşma başlayınca bu pınar da yok olup gitti.
    İçkale'deki Aslanlı çeşmenin de üzücü bir öyküsü var.
    Siyah bazalt taştan yapılma kemerli çeşmede 1940'lı yıllara kadar mermerden yontulmuş biri erkek, biri dişi çift aslan vardı ve ağızlarından sürekli su akardı.
    Ne yazık ki o yıllarda bir gece bu aslanlardan biri kaidesiyle birlikte çalınmış.
    Halk arasında yaygın bir söylentiye göre, İçkalede bulunan Jandarma Komutanlığında görevli bir subay bir gece bu aslanlardan birini askerlere söktürüp almış…
    Ne yazık ki, Diyarbakır'dan çalınmış pek çok tarihi eser gibi bunun da izine rastlanamadı…
    Kentin hemen her semtinde hemen tüm sokaklarda hayrat için kurulmuş çeşmelerden başka o sokakta oturan varlıklı kimseler de hayır için çeşme yaptırıp, evinde suyu olmayan vatandaşların hizmetine sunarlardı. Bu arada sokaktan geçen, susamış vatandaşlar da bu çeşmelerden yararlanırlardı.
    Evinde suyu olan varlıklı aileler mahalledeki suyu olmayan komşulara günün her saatinde kapılarını açık tutar gelip kendilerinden su götürmelerini ısrarla isterlerdi.

    HAMRAVAT'IN SONU
    Diyarbakır'ın simgelerinden biri sayılan Hamravat, ne yazık ki, kentin son 30 yıl içinde büyüyüp, genişlemesi sonucu, yetmez olunca çeşitli sularla karıştırıldığı için değerini ve özelliğini yitirdi.
    Hamravat suyuna başka suların karışımı il kez olmuyordu tabi… Eldeki kayıtlara göre ilk karışım 1902 yılında olmuş. Bu tarihlerde Hamravat suyuna "Nehr-i Cedid" adında bir suyun karıştırıldığı belirtilir.
    Yakın yıllarda ise İçkale, Balıklı, Anzele gibi çok değişik suların karıştırılması ile Hamravat suyu iyice bir bozuldu, özelliğini ve güzelliğini yitirdi.
    Ayrıca, Karacadağ eteklerinde, özellikle kaynakların yoğun olduğu Gözeli'de son 20 yıl içinde başlatılan yapılaşma yanında bazı sanayi tesislerinin oluşması da Hamravat kaynaklarını olumsuz etkiledi.
    Hatta zaman zaman buradaki sanayi tesislerinin kimyasal atıklarının Hamravat'a karıştığı da saptandı.
    Anlayacağınız, her derde deva bu şifalı suyu da kaybettik.
    Ve ne yazık ki Evliya Çelebi'nin "Diyarbekir'in yüz suyu" dediği Hamravat da diğer pek çok güzellik gibi artık anılarda kaldı.
    Ve ne yazık ki şimdilerde Diyarbakır'da yaşayanların pek çoğu Hamravat'ın adını bile bilmiyor.
    Günümüzde kentin çok büyük bir bölümüne artık "Kral Kızı Barajı"ndan getirilen su veriliyor...
    Yüksek basınçlı, soğuk, ama ne yazık ki bu suda Hamravat'ın tadı ve güzelliği yok.

    Mehmet MERCAN
    Kaynak ; Yahoo Diyarbakır Mail Grubu
    Diyarbakır Kent Rehberi Üzerine Eleştiri*MehmetAli ABAKAY-Eğitimci/Yazar 2000 yılında kılavuz olarak basılan çalışmanın kapak ve kimi bölümlerinindeğiştirilmiş hali olan bu çalışma, öncelikle Kent Rehberi olma idealini taşımaözelliklerine kimi açıdan sahip görülebilir mi? Bu eleştiri yazısı bu amaçla kalemealınmıştır.Daha çok Mardin ve özellikle Şanlıurfa’nın turizm alanında aldığı mesafe, Diyarbakırile karşılaştırılamaz. Bu kent rehberi de aynı şekilde diğer illerin kentrehberleriyle mukayese kabul etmez bir durumdadır.Çok iddialı kaleme alındığını sanarak, bu eleştirilerin insaf ehlinin süzgecindengeçirilmediğini zanneden okur, kimi alıntıları ve düzeltmeleri okuduğu zaman,eminim, bu satırların yazarına hak verecektir. Kitapçık, “Bunları Biliyor Musunuz?” kısmıyla başlamaktadır. Bildiklerimiz yanındabilmemizin mümkün olmadığı bilgilere de erişiyoruz, bu sayede. Kitapçığın çabuktükenmesi ve yanlışların başkalarınca doğru bilinmemesi için Düzeltme: Ulu Camiî, Anadolu’nun ilk camii değildir. Antakya’da Habibî Neccar Camiî,ilk camiidir. Antakya’nın alınması, Diyarbakır’dan öncedir. Sütunlar, elbette farklıyerlerden getirilmiş olabilir. Fakat bu ifade adeta İstanbul’dan, Kütahya’dan dagetirildiğini insana fehmettirdiği için yanlıştır.Eshab-ı Kehf için batılı “Yedi Uyurlar “ ifadesini kullanır. İslam Dünyası’ndaAshab-ı Kehf için bu tabir kullanılmaz. Diyarbakır Surları daima kaleye karşılık kullanılmıştır: “Diyarbakır Surları’nındünyanın en eski ve en büyük kalelerinden biri olduğunu “Düzeltme: Meram anlaşılmasa da Diyarbakır Surları’nın ihtişamı kastedilmiş olabilir.Bu Diyarbakır Kalesi olmalıydı. “Diyarbakır Kalesi’nin dünyanın en eski ve en büyükkalelerinden biri olduğunu” şeklinde düzeltilmeliydi.Dünyada ilk robotların yapıldığı tarih, 900 Yıl önce olarak tarihlendirilmiş.El-Cezerî’nin ismi geçilmemiş. Diğer hususları da bu kitabın okurlarına bırakıyorum.Diyarbakır ilçeleri arasında en büyük toprağa sahip ilçe, listede unutulmuştur.(S.21) Diyarbakır’ın Çınar diye bir ilçesinin olduğunu Göksu barajı açıklamalarındanda öğrenmek mümkündür. (S.16) Surlar başlığı altında verilen bilgide uzunluk doğru olarak verilmemiştir. Burçsayısı da eksiktir. Özellikle metni kaleme alan yazar, Diyarbakır kalesi’ninvarlığını bir türlü kabule yanaşmaz tavır içindedir:”M. Ö. 3000 Yılında şehre hâkimolan Huriler zamanında kurulduğu sanılan Surların uzunluğu 5 km.dir. “(S. 25)Metnin ilk satırında da Kesin olarak ne zaman ve kimin tarafından yapıldığıbilinmeyen Diyarbakır Surları” ifadesi geçer.(S. 25 ) Aslında ilk kurulan yer İç Kale’dir. Yazar, konuya vakıf olmadığı için dilegetirememiştir, kimi özelliklerini kalenin. Belki de bu metin olduğu gibi bir yerdenalınmıştır.Nur Burcu hakkında kaynaklara bakıldığı zaman, Selçuklu Sultanı Melikşah’ın 1286senesinde Nur Burcu’nu yaptırdığını sanıyoruz. Ulu Camii onarımı sonrası vefat edenMelikşah, o dönem 37 yaşındadır. 1090-1091 senesi ile 1286 senesi arasındaki farkıalgılamayan ve bunu Nur burcu tanıtımında kullanan o kadar kaynak ve yazar var ki….Hem resmî hem yerel yönetimlerin çıkardığı tanıtım kitaplarında bu hata ortaktır.Hatta yabancı dilde yayınlanan kaynaklarda durum değişmez. Çünkü biz, birkaç sayfasonra Melik Şah’ın Ulu Camii’yi onardığını göreceğiz.(S 29) Yazar, Diyarbakır Surlarını anlatırken yer vermediği İç Kale hakkında bilgiyi 27.sayfada vermektedir. Gizli kapı olarak bilinen Oğrun, bu sayfada Orhun, takip edensayfalarda Orhun olarak geçer. Ayrıca İç kale’nin 16 burçlu olduğunu öğreniyoruz.Demek ki 82 Burç ifadesi, alışılmış gelen bir dil sürçmesi olarak algılanabilir. (S.27) Ulu Camiî için söylenegelen “Mar Toma” ifadesini Nasır_ı Husrev’den okunmasınıtavsiye ederiz. Mesudiye Medresesi’nin kilisenin kendisi olduğu uzun zaman saklanagelmiştir, çoğunca. Ulu Camiî Kilise ise şehrin, devletin yönetin merkezi neresidir?Bu soruya İç Kale olarak verilecek cevapların tümü yanlıştır. Çünkü İç kale’lerdaima savaşın ve savunmanın söz konusu olduğu zamanlarda korunmanın en sağlıklıolduğu noktadır. Biz aynı zamanda bu camiin “Anadolu’nun en eski camilerindenolduğunu “öğreniyoruz.(s 29)Kiliseler Bahsinde Saint Teodoros Kilisesi’nin Fatih paşa bitiğinde olduğubelirtilmektedir. En son yayınlanan bir fotoğraf kalesinde bu kilisenin Camiin altkısmının arka planında uzaktan görünen açan kulesiyle mevcudiyeti anlaşılmıştır. Saint George için “Kara Papa” diyeni çıktı, “Nasturî” diye uydurtanı çıktı. İçKale’de Roma Dönemi’nde yaklaşık 200. Yılında yapılan yapının esas inşa sebebinibilen yoktur. Fakat mademki İç Kale’de yer alıyor ve mademki yönetim, çoğu zamanınıburada geçirmektedir. Buranın bir yönetim sarayı olduğu gözden niçin kaçırılıyor?Nasturîler Diyarbakır’a uğramazken, Saint George’nin kim olduğu bilinmezken KaraPapaz Büyüsü tutan bir ifade midir?Unutulmasın ki bu satırların yazarı 2000’li yıllarda varlığı bu rehberi kaleme alanyazarın da bilmediği bir kilisenin yerini tespit etmiştir. Yazar, Antik Yerleşmeler başlığı altında verdiği bilgilerle kimi konularda insanıengin bilgisiyle donatır durumdadır. Dakyanos şehri’nin kalıntılarının sağlam kalanıtoprak altındadır, günümüzde. Yazarın bahsettiği açıklamalar, bizim de bildiğimizgibi 1950’li yıllardan alınmıştır. Aradan geçen altmış senelik zaman, tahribatınboyutlarını, yazara hatırlatamayacak kadar kısa süre olmalı. (s. 37)Zülkarneyn kalesi’ne en son gittiğim zaman geçen yıldı. Kalenin köy olarakkullanılmış olması(Çeper-Şeper) söz konusudur. Kimi yerler sağlam durmaya yakındır.“…bazı kapı ve burçların temelleri zorlukla seçilmektedir.” ifadesini garipsedim.Çünkü yazar, bu köyü ve kaleyi görmeden bu satırları yazmıştır.(S. 37)İşin ilginç kısmı sadece bir kilisenin kısmen ayakta kaldığı Entak’ta “Bu gün kentsurları ve yapılarının duvarlarının küçük bir kısmına rastlanmaktadır.”ifadesidir.(S. 37) Biz, Sınne köyüne kadar gitmiş ve etrafı araştıran biri olarak,bunu doğrular bir bulguya rastlamadık. Sayfa 49’da Ankaris Şifalı suyu hakkındabilgi verilirken su kaynağının Hani’de olduğunu biliyoruz. Fakat aynı su kaynağınısayfa 55’te Çüngüş’te gösteren Yazar, nasıl bir tanıtım rehberi hazırladığınınfarkında değildir. Hani’de bulunan kaynak ilçeye 3km., Çüngüş’teki hayali kaynak 2km. Uzaklıkta görünür. Yazar, birçok yeri tanıtırken, kitapçığın sonunda tekrar tanıtma yolunu seçmiştir.Mağaralarda Silvan Hassunî tanıtılırken (S.49) dört sayfa sonra aynı bilgiler tekrarkarşımıza çıkmaktadır.(S.53)Aynısı diğer tanıtım alanları için de geçerlidir. Selçukluları 1286’ya kadar tarih sahnesine çıkartan Yazar, Çüngüş Ulu Camiitanıtımında (S 54), Selçukluların devlet olma ömrünü 15. Yüzyıla kadarçıkartır:”Kesin tarihi bilinmemekle beraber bir Selçuklu eseri olup, 15. yy’dayapıldığı sanılmaktadır.”(S. 54)İşin Ciddiyeti Nasıl Olmalıdır?Bu rehber kitapçığın hazırlanması bir ihtiyaçtan kaynaklanmaktadır. Bunu hepimizbilmekteyiz. Çoğu resimlerle dolu olan yetmiş iki sayfalık kitapçıkta yapılan hatasayısını yetmiş ikiye de tamamlasak, basılı bulunan ve çoğu dağıtılmış olan bu kentrehberinin yol açtığı yanlışlıklardan doğacak hataları telafi etmek zordur.Bu sebeple şehri tanıtacak yayınların konuyu bilen uzman kişilere hazırlatılmasıkaçınılmazdır. Bizim yaptığımız sadece bir tespittir. Biz, Diyarbakır’ın tanıtımındaesas olan inceliğin gözetilmesini, bu şehri tanıtma amacını güdüyor isek gerektiğigibi yapmak zorunda hissetmeliyiz kendimizi. Yok, yasak savmak, iş olsun hesabıylaçalışmalar yürütüyor isek, bizim eleştirilerimiz havada kalır, ne yazanına ne hatayapana kâr kazandırtır. Yapılan harcamaları bir kenara bırakalım, yanlış bilgilerledolu bu kent rehberini dağıtanlar konuyu bilmiyor ise rehbere göre hareket edenlernereden bilecek?Bizim yapıcı uyarılarımız, kimseyi kınamak, kimseyi incitmek kastını taşımamaktadır.Bu hatalar zincirinin olduğu bir rehber kitabı, başka bir il yayınlasaydı, basın vemedya ne biçimde karşı çıkardı? Demek ki işin öbür tarafında bunu bilmeyenler devar. Ne diyelim?... Eleştiri Konusu Yayın: Diyarbakır Kent Rehberi İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü YayınıTarihsiz.(2008?)

    Ya rasulullah!
    Nereye gidelim nerede yaşayalım?
    Bizim hicret edecek ne bir habeşistanımız nede bir necaşimiz yok.
    Zulüm her yeri kapladı.



  2. #2
    Status
    Offline
    MURATS44 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    ŞEHİTLER ÖLMEZ
    Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Yer
    MALATYA
    Mesajlar
    11,481
    Blog Girişleri
    17
    Bahsedildi
    0 Mesaj
    Etiketlenmiş
    2 Konu
    Tecrübe Puanı
    100

    Standart

    Yorumum biraz siyasi olacak ama, genede yazacam.
    Gerçek diyarbakırlı olup gerçektende öylesine güzel insanları var ki , bu güzel şehrin. Bazı konularda öne çıkarıp Diyarbakır adını kullanıyorlar. Bu güzel şehrin adını bile söylemeye inat ediyorlar. Ben son 8 ay içinde 6 defa geçtim. Hep geç saatlerde geçtim. Geçen bayram izne gidişte tam ezan vaktiydi. İftar saati. Aracı durdurup su almak için bir büfeye yaklaştım. Ezana birkaç dakika vardı. Büfe sahibi de , kapamış çıkıyordu ki , bizim için açtı ve aldığımız suyunda parasını almadı.Demek istediğim o kadar çok inançlı ve iyi insanların bulunduğu güzel birşehire bazıları yakışmıyor. Yönetimi hiç yakışmıyor. Diyarbakıra zarar veriyorlar. Emeğinize sağlık. Çok ayrıntılı ve ansiklopedik bilgiler. Teşekkür ederim Tahkar adminim.
    “Ömrün bitmiş,
    fakat sen yalvarmış yakarmışsın, sana bir gün daha verilmiş;
    işte şimdi öyle bir günde bulunuyorsun. Öyle bir günde ne yapacaksan, her gün aynı gayretle o işe sarıl,
    öyle çalış, öyle ibadet et, öyle yaşa.”

    ...Bir güldün; Rengârenk yağmurlar yağdı...


Hızlı Cevap Hızlı Cevap

Alemlerin yaratıcısı kim?( Büyük harfle yazınız-5 Harfli cevaptır_)

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Benzer Konular

  1. Nâmahreme Bakış
    By ceylannur in forum İslamda Aile Hayatı
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 17.08.2011, 11:51
  2. Bakış açısı
    By ceylannur in forum Dini Güzel Yazılar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 03.06.2011, 13:48
  3. Son bakış
    By ceylannur in forum Usta YAzarlarımız
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 02.04.2011, 18:10
  4. ibretle ilgili ayetlere genel bakış
    By Mevsimsiz Kar in forum Ayetler-Meâller-Tefsir
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 21.03.2011, 12:44
  5. Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 01.03.2011, 13:03

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Mesaj Yazma Yetkiniz Var
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
RSS RSS 2.0 XML MAP HTML

!!! UYARI !!!

  • Rasulehasret.com bilgi, paylaşım üzerine kurulu ücretsiz bir islami forum sitesidir,sitemizde yasa dışı (illegal) içerik bulursanız lütfen.............. (murats44@rasulehasret.com) adresimize bildiriniz, Şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede gereken yapılacaktır, Teşekkürler!

DOST SİTELER

KISA YOLLAR

  • PROFİL DÜZENLE
  • HOCAMIZA SORMAK İSTEDİKLERİNİZ

PAYLAŞIM NOTLARI

Twitter Facebook Flickr DavianArt Dribbble RSS Feed


Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.1