<?xml version="1.0" encoding="windows-1254"?>

<rss version="2.0" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
	<channel>
		<title>www.RasuleHasret.com</title>
		<link>http://www.rasulehasret.com/</link>
		<description>Rasulehasret, Selam ve Dua İle Birlikte Hep Daha, İyiye RasuleHasret Sevdalıları!</description>
		<language>tr</language>
		<lastBuildDate>Sun, 20 May 2012 04:47:45 GMT</lastBuildDate>
		<generator>vBulletin</generator>
		<ttl>60</ttl>
		<image>
			<url>http://www.rasulehasret.com/problue/misc/rss.jpg</url>
			<title>www.RasuleHasret.com</title>
			<link>http://www.rasulehasret.com/</link>
		</image>
		<item>
			<title>Hasretrüzgarı kardeşimiz</title>
			<link>http://www.rasulehasret.com/forum-duyurulari/43266-hasretruzgari-kardesimiz.html</link>
			<pubDate>Sat, 19 May 2012 18:42:57 GMT</pubDate>
			<description>*01 EKİM 2009 Tarihindeki üyeliği ile beraber bu güne kadar her zaman aramızda bulunan , aradan geçen 3 senelik zaman içinde 425 konu sayısı gibi...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><font face="Georgia"><font color="black"><b><font color="red">01 EKİM 2009</font> Tarihindeki üyeliği ile beraber bu güne kadar her zaman aramızda bulunan , aradan geçen 3 senelik zaman içinde 425 konu sayısı gibi muhteşem bir sayıya imza atan , ayda 2 konu gibi üstün başarılarla bugüne kadar gelen hasret fırtınası kardeşimiz</b> <u><b><font color="red">SÜPER MODERATÖR</font></b></u> <b>olarak sitemizde bulunmasından mutluluk duyuyoruz. Kendisi gerek kişiliği ve vefalı dostluğu karşısında bu yetkiyi kendisine vermekten sevinç duyarız.</b></font></font><br />
<b><font face="Georgia"><font color="black">Hayırlı olması dileklerimizle.</font></font></b><br />
<br />
<b><font color=red>[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. <a href="register.php">Üye Olmak için TIKLAYIN...</a>]</font></b><b><font face="Georgia"><font color="black"> Yönetimi</font></font></b></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.rasulehasret.com/forum-duyurulari/">Forum Duyuruları</category>
			<dc:creator>MURATS44</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.rasulehasret.com/forum-duyurulari/43266-hasretruzgari-kardesimiz.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>29 - Özel Muamele İsteği</title>
			<link>http://www.rasulehasret.com/hz-muhammed-sav-hayati/43265-29-ozel-muamele-istegi.html</link>
			<pubDate>Sat, 19 May 2012 17:05:49 GMT</pubDate>
			<description>En sinsi taktiklerden biri de Hz. Muhammed ile yoksul Müslümanların arasına nifak sokma çabaları olur. Özellikle yukarıda isimleri sayılanlar başta...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><font face="Georgia"><font color="black">En sinsi taktiklerden biri de Hz. Muhammed ile yoksul Müslümanların arasına nifak sokma çabaları olur. Özellikle yukarıda isimleri sayılanlar başta olmak üzere yoksul arkadaşlarını bırakması istenir kendisinden. İstek Kureyş adına bir grup temsilci tarafından iletilir. Ve son derece haklı gibi de gösterilmeye çalışılır:</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black"><i>“Bizim için ayrı bir meclis oluştur.”</i> derler, <i>“Araplar bizim üstünlüğümüzü bilir. Arap elçilerinin gelip de bizi bu kölelerle görmelerinden utanıyoruz. Biz seni dinlemeye geldiğimiz zaman bunları yanından uzaklaştır. Sonra isterlerse gelip yine otursunlar.” </i>Bununla da yetinmeyip bir de yazılı senet isterler. Hz. Muhammed, dinini anlatabilmek için yumuşar. Onların isteklerini kabul edecek gibi olur. Hz. Ali’ye senedi yazdırmaya hazırlanırken vahiy devreye girer. ALLAH’ın niyet edilen işe rızası yoktur. Hz. Muhammed, iyi niyetli fakat yanlış bir yorum yapmıştır. Ayetlerle uyarılır:</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black"><i>“Sırf ALLAH’ın rızasını dileyerek sabah akşam Rablerine dua edenleri huzurundan kovma. Onların hesabından sen sorumlu değilsin. Onlar da senin hesabından sorumlu değiller ki, onları kovasın da zalimlerden olasın.” </i>(En’am, 6:52) Her şey orada kalır ve putperestlere red cevabı yollanır. İstiyorlarsa herkesle beraber Hz. Muhammed’i dinleyeceklerdir. Fakat hiç kimseye özel muamele uygulanmayacaktır. Hz. Muhammed, o yoksul arkadaşlarını çağırır. Ve onları ayakta, tebessüm ederek karşılar. Dudaklarında şu ayet vardır:</font></font><blockquote><font face="Georgia"><b><font color="darkgreen"><i>“Sabah akşam Rablerine, O’nun rızasını dileyerek dua edenlerle birlikte candan sebat et. Dünya hayatının süsünü isteyerek, gözlerini onlardan çevirme. Kalbini bizi anmaktan gafil kıldığımız, kötü arzularına uymuş ve işi gücü aşırılık olan kimseye boyun eğme.” </i></font><font color="purple">(Kehf, 18:28)</font></b></font><br />
</blockquote><font face="Georgia"><font color="black">Onları ellerinden tutar, yanına oturtur. Sonra da:</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black">  <i>“Hoş geldiniz!” </i>der. <i>“Rabbimin beni azarlamasına neden olan mübarek insanlar!”</i> Ve o günden sonra, meclisi terk eden onlar olmadıkça, Hz. Muhammed, hiçbir kez ilk kalkan olmaz. O’nun kalkacağı zaman gelince ilk önce o yoksul arkadaşları kalkarlar ki Peygamberleri de rahat hareket edebilsin. Ve bu ayetler, Kur’an’ın Hz. Muhammed tarafından yazıldığı iddialarına karşı önemli birer kanıt oluşturur.</font></font></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.rasulehasret.com/hz-muhammed-sav-hayati/"><![CDATA[Hz.Muhammed(sav)'in Hayatı]]></category>
			<dc:creator>MURATS44</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.rasulehasret.com/hz-muhammed-sav-hayati/43265-29-ozel-muamele-istegi.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>28 - Gerçek din yerine gürültü ve eğlence!</title>
			<link>http://www.rasulehasret.com/hz-muhammed-sav-hayati/43264-28-gercek-din-yerine-gurultu-ve-eglence.html</link>
			<pubDate>Sat, 19 May 2012 16:58:35 GMT</pubDate>
			<description>Hac mevsimi kapanır ve Mekke’de insanlar putperest ve Müslüman başbaşa kalır. Yeni bir taktik devreye konur. 
 Kur’an’ı dinleyenleri engellemek......</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><font face="Georgia"><font color="black">Hac mevsimi kapanır ve Mekke’de insanlar putperest ve Müslüman başbaşa kalır. Yeni bir taktik devreye konur.</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black"> Kur’an’ı dinleyenleri engellemek... Ama onlar henüz Müslüman olmadıkları için baskı ve zulümle değil. İçki ve eğlence ile. Bu işin başını da Haris oğlu Nadr isminde bir animasyon uzmanı çeker. Pers ülkesinde uzun zaman kalmış olan Nadr, Rüstem ve İsfendiyar gibi ünlü Pers imparatorlarına ait çok sayıda masal ezberlemiştir. Ayrıca dansözlük ve fahişelik yapan iki de cariye satın alır ve sonra Kureyş egemenlerine:</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black"><i>“Siz Muhammed’e şair, sihirbaz, kâhin gibi kendinizin bile inanmadığınız boş iddialarla engel olamazsınız.” </i>der. <i>“Bunun için eylem gerekir. Onu dinleyenlere öyle alternatifler sunalım ki Muhammed’in anlattıklarından daha çok hoşlarına gitsin ve onunla ilgilenmesinler.” </i>Teklif çok parlak görünür. Ve kesinlikle o güne kadar uygulanan bütün yöntemlerden çok daha çekicidir. Hemen uygulamaya geçer. Adım adım Hz. Muhammed’i takip eder. O bir topluluğun yanına uğrayıp onlara Kur’an okumuş, İslam’ı anlatmışsa aynı yere O’nun arkasından hemen Nadr damlar. Yanında fahişe dansözleri, hokkabazları ve komedyenleri de olduğu halde… Sonra da dört dörtlük bir eğlence sahnesi kurulur. Hem de bedava… Önce kendisi Pers ülkesinden öğrendiği masalları anlatır ve her defasında da araya sıkıştırmayı unutmaz:</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black"><i>“Muhammed’in size okudukları da işte benimkilere benzer masallar. Ama söyleyin! Benimkiler O’nun okuduklarından daha eğlenceli değil mi?” ‘Muhammed’in okudukları’ </i>derken kastettiği geçmişpeygamberlere ait olayları anlatanayetlerdir. Ve Mekke yıllarında bu ayetlerden çok sayıda vahyedilmiştir. Kur’an onun bu orijinal bozgunculuğuna da yer verir:</font></font><br />
<font face="Georgia"><b><font color="darkgreen"><i>“Onlara: ‘Rabbiniz ne indirdi dendiği zaman: ‘Eskilerin masallarını’dediler.’”</i></font><font color="purple">(Nahl, 16:24)</font></b></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black">Birinin Hz. Muhammed’le çokça bir arada görülmeye başlandığını duyduğu zaman hemen <i>“sanatçı(!)” </i>cariyelerinden birini ona yollar ve:</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black"><i>“O adamı Muhammed’den soğutuncaya kadar yedir, içir, eğlendir!” </i>der. Ayrıca Hz. Muhammed’in, Kur’an’ı Hıristiyan bir köleden öğrendiği iddiasını da yayan odur.</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black">Putperestlerin insanları Hz. Muhammed’den uzak tutmak için kullandıkları bir diğer yöntem de küçümseme ve itibarsızlaştırmadır.</font></font><br />
<font face="Georgia"><b><font color="purple"><i><font color="darkgreen">“Seni gördüklerinde: ‘Bu mu ALLAH’ın peygamber olarak gönderdiği’ diye, seni hep alaya alıyorlar!”</font> </i>(Furkan, 25:41)</font></b></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black">Birinin Müslüman olduğunu öğrendiklerinde, onu soru, alay, itirazlarla bunaltıp yaptığına pişman etmeye ve toplum içerisinde onu da itibarsızlaştırmaya çalışırlar:</font></font><br />
<font face="Georgia"><b><font color="darkgreen"><i>“Doğrusu günahkârlar, inananlara gülerlerdi. Onlara uğradıklarında birbirlerine göz kırparlardı. Ailelerine döndüklerinde zevklenerek dönerlerdi. Mü’minleri gördüklerinde: ‘İşte bunlar sapıklardır.’ derlerdi. Hâlbuki onlar Mü’minler üzerine bekçi gönderilmemişlerdi.”</i></font><font color="purple">(Mutaffifin, 83:29-33)</font></b></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black">Özellikle, Bilal, Habbab, Suheyb, Ammar gibi yoksul Müslümanlar bu alayların baş hedefi olur. Putperestler, onları birbirlerine gösterip:</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black"> <i>“Şu Muhammed’in arkadaşlarına bakın hele” </i>derler, <i>“demek ki içimizden ALLAH’ın lütfuna ve hidayetine layık olanlar bunlarmış!”</i></font></font></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.rasulehasret.com/hz-muhammed-sav-hayati/"><![CDATA[Hz.Muhammed(sav)'in Hayatı]]></category>
			<dc:creator>MURATS44</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.rasulehasret.com/hz-muhammed-sav-hayati/43264-28-gercek-din-yerine-gurultu-ve-eglence.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>27 - Sihirbaz!</title>
			<link>http://www.rasulehasret.com/hz-muhammed-sav-hayati/43263-27-sihirbaz.html</link>
			<pubDate>Sat, 19 May 2012 16:56:45 GMT</pubDate>
			<description>Ve Hac mevsimi yaklaşır. Zaten Mekke’de olup bitenler çölün diline düşmüştür. Fakat şimdi Mekke’ye gelecek olan hacılara bu yeni dinle ilgili tatmin...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><font face="Georgia"><font color="black">Ve Hac mevsimi yaklaşır. Zaten Mekke’de olup bitenler çölün diline düşmüştür. Fakat şimdi Mekke’ye gelecek olan hacılara bu yeni dinle ilgili tatmin edici bir açıklama yapılmalıdır. Ağız birliği edilmeli, herkes aynı açıklamayı tekrarlamalıdır. Aksi takdirde İslam’ın Mekke dışına da sıçramasından korkarlar. Ve bir kez de bu amaçla Dar’un Nedve’de bir araya gelinir. Bu kez işin başını Mugire oğlu Velid çeker:</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black"><i>“</i>Söyleyin<i>Kureyşliler” </i>der, <i>“Araplara Muhammed hakkında ne diyeceğiz?” </i>Birkaç kişi:</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black"><i>“O, bir kâhindir!” </i>denmesini teklif eder. Velid, bu teklifi uygun bulmaz:</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black"><i>“Biz kâhinlerin nasıl adamlar olduğunu iyi biliriz. Onlar sahtekârdır, her zaman bir şeyler mırıldanırlar ve laf ebeliği yaparlar. Muhammed’in böyle şeylerle hiç ilgisi yoktur.” </i>Başka birileri:</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black">“<i>Mecnundur diyelim!” </i>der. Velid bunu da kabul etmez:</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black"><i>“Biz çok mecnun da gördük. Muhammed’in ise saçma sapan konuştuğuna, çarpınıp titrediğine ya da evhamlandığına ise hiç şahit olmadık.” </i>Üçüncü teklif:</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black"><i>“Şairdir diyelim!” olur. </i>Bu da kabul görmez:</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black"><i>“O bir şair değildir. Ben şiirin her şeyini bilirim. Vurgusundan, sırasından, tertibinden, vezninden iyi anlarım. Onun söyledikleri şiir değildir.”</i> Ve son olarak da sihirbazdır denmesi teklif edilir. Velid buna da burun kıvırır. Fakat başka söylenebilecek bir şey de kalmamıştır. Elçi’liğinin kabulü dışında… Çaresiz son teklifte karar kılınır. O’nun için <i>“sihirbaz” </i>denecektir. Velid, bu seçeneğin açıklamasını şöyle yapar:</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black"><i>“ALLAH’a yemin olsun ki O’nun söylediği sözlerde öyle bir güzellik ve tatlılık var ki sanki kökü bir hurma ağacıdır ve dalı da meyve vermiştir. Ayrıca O, söylediği şeylerle baba ile oğulun, kardeş ile kardeşin, karı ile kocanın ve kişi ile kabilesinin arasını açıyor bu ancak bir sihir olabilir.”</i> Ve Mekkeliler şehrin girişlerine dağılır, her geleni alınan karar uyarınca Muhammed ve Müslümanlar hakkında aydınlatırlar(!):</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black"><i>“Sakın” </i>derler, <i>“aldanmayın!” </i>Ve plan o sıralarda başarılı da olur. Arap hacılar Hz. Muhammed’den uzak dururlar. Fakat bu olay Mugire oğlu Velid hakkında pek hayırlı olmaz. Onunla ilgili inen ayetlerin bir benzeri başka hiçbir insan hakkında inmemiştir:</font></font><br />
<font face="Georgia"><b><font color="darkgreen"><i>“Tek başıma yarattığımı Bana bırak. Kendisine bol bol servet, kendisi ile birlikte olan oğullar verdiğim, nimetleri önüne serdiğim kimseyi. O bunu daha da arttırmamı umuyor. Ama hayır, çünkü o bizim ayetlerimize karşı son derece inatçıdır. Ben onu dik bir yokuşa süreceğim. Çünkü o düşündü, taşındı, ölçtü biçti. Kahrolası nasıl da ölçtü biçti! Sonra düşündü, sonra suratını astı, kaşlarını çattı. Sonra arkasını döndü ve kibirlendi. Ve dedi ki: ‘Bu sadece öteden beri nakledilegelen bir sihirdir. Bu insan sözünden başka bir şey değildir.’Ben onu Sekar’a atacağım. Sen Sekar’ın ne olduğunu bilir misin? O ne geri bırakır ne de azaptan vazgeçer. İnsanın derisini kavurur.”</i></font><font color="purple">(Müddessir, 74:11-29)</font></b></font><br />
 <br />
<font face="Georgia"><font color="black">Bu arada yapılan karşıt propaganda sayesinde Hz. Muhammed’in adı bütün Arap yarımadasına yayılır.</font></font></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.rasulehasret.com/hz-muhammed-sav-hayati/"><![CDATA[Hz.Muhammed(sav)'in Hayatı]]></category>
			<dc:creator>MURATS44</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.rasulehasret.com/hz-muhammed-sav-hayati/43263-27-sihirbaz.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>26 - Değişik Taktikler</title>
			<link>http://www.rasulehasret.com/hz-muhammed-sav-hayati/43262-26-degisik-taktikler.html</link>
			<pubDate>Sat, 19 May 2012 16:55:18 GMT</pubDate>
			<description>İşkence ve terör tüm hızıyla devam ederken bunların her tip insan için yeterli olamayacağını düşünen putperestler, başka taktikleri de devreye...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><font face="Georgia"><font color="black">İşkence ve terör tüm hızıyla devam ederken bunların her tip insan için yeterli olamayacağını düşünen putperestler, başka taktikleri de devreye sokarlar. İlk önce Hz. Muhammed’in Kur’an’ı başkalarından öğrendiği iddiası ortaya atılır. Bu, <i>“başkaları”, </i>Mekke’de demircilik yapan Bizanslı bir hristiyan köledir. Zihinler, bulandırılmaya çalışılır. Çamur atılır, tutmasa da izi kalsın istenir. Kur’an, onların bu tür iftiralarını kayda geçer:</font></font><blockquote><font face="Georgia"><b><font color="purple"><i><font color="darkgreen">“Sonra O’dan yüz çevirdiler ve:’Bu, öğretilmiş bir delidir’dediler.”</font> </i>(Duhan, 44:14)</font></b></font><br />
</blockquote><font face="Georgia"><font color="black"><i>“Şüphesiz Biz onların: ‘Onu bir insan öğretiyor.’dediklerini biliyoruz. Haktan saparak kendisine yöneldikleri adamın dili yabancıdır. (Arapça değildir) Bu ise apaçık Arapça bir dildir!” </i>(Nahl,16:103) aslında Kur’an’ın verdiği cevap, sorunu kökünden halleder niteliktedir. Evet, yarım yamalak Arapça bilen bir köle nasıl Kur’an gibi bir kitabın kaynağı olabilir. Üstelik Mekke’deki hristiyanlar, hizmetçilik yapan cahil insanlardı ve bunlar Kur’an’ın içerdiği uzak geçmişe dair doğru ve detay bilgilere (örneğin, Antik Mısır’la ilgili, 20.yy.a kadar bilinmeyen bilgilere) gelecekle ilgili tespitlere ve yüzlerce bilimsel/olgusal detaya nasıl vakıf olabilirlerdi? Ve Tevrat’ın ilk Arapça çevirisi, ancak 718’de yapıldığı göz önünde tutulduğunda! Yani Hz. Muhammed’in vefatından 86 sene sonra…</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black">Aslında bu konuda bile düşünce birliğine sahip değildirler. Putperestlerin içinde önemli bir topluluk, 40 sene <i>“el-Emin” </i>diye bildikleri bir insanın bir anda sabah-akşam hiç dinlenmeden yalan söyleyen birine dönüşemeyeceğini kabul eder fakat iman edemezler. Bu durumda ara bir yol olarak Hz. Muhammed’in peygamberlik iddiasında samimi fakat aldatılmış olduğunu ileri sürerler. Kur’an, buna da yer verir:</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black"><i>“Onların söylediğinin seni üzeceğini elbette biliyoruz. Onlar aslında seni yalanlamıyorlar. Fakat o zalimler, ALLAH’ın ayetlerini inkâr ediyorlar.” </i>(En’am, 6:33) yani onların bir çoğu, öldükten sonra dirilme ve öte dünya gibi gerçekleri olanaksız gördükleri için doğrudan ALLAH’ı inkar ediyor ve Hz. Muhammed’in de bir ruh hastası olduğunu ve vahiy zannettiği sanrılar yaşadığını düşünüyordu. O’nun bir ruh hastası olduğu iddiasının en güzel cevabı yine O’nun kendi yaşamı ve tarihte bıraktığı izidir.</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black">Bilgi ve zekâsına çok güvenen bazı putperestler ise Hz. Muhammed’in aslında mantıklı ve sağduyu sahibi bir insan olduğunu ve tartışılarak ikna edilebileceğini düşünür. Ayrıca bir insan için düşünülebilecek en büyük maddi nimetleri de kendi rızalarıyla O’nun ayaklarına sermeyi kararlaştırırlar. Üstü kapalı bir rüşvettir bu… Ama çok büyük bir rüşvet. Ve Kureyş adına elçilik görevini Rebia oğlu Utbe üstlenir. Kureyş aristokrasisi Mekke’nin hükümet konağı olan Dar’un Nedve’de toplanır. Amaç Hz. Muhammed problemini kesin olarak ortadan kaldırmaktır. Bu kez tatlılıkla halletmeye çalışırlar. Temsilci seçilen Utbe, Hz. Muhammed’i ziyaret eder:</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black"><i>“Muhammed!” </i>der, <i>“Sen mi daha akıllısın yoksa deden Abdülmuttalib mi?” </i>bu soruyla Hz. Muhammed’in dedesi Abdülmuttalib’in de kendileri gibi bir putperest olduğunu ima eder ve Hz. Muhammed’i köşeye sıkıştırmaya çalışır. Çünkü o dönemin en önemli dogmalarından biri atalar kültüdür ve birinin kendisini atalarından üstün göstermeye kalkışması aklın alacağı bir şey değildir. Hz. Muhammed, Utbe’nin sorusuna susarak cevap verir. Utbe soruyu yineler:</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black"><i>“Sen mi akıllısın baban Abdullah mı?” </i>aynı taktik bir kez daha tekrarlanır. Hz. Muhammed yine suskun kalır. Utbe, O’nun bu halini kendi adına bir başarı sayar ve yüklenir:</font></font><blockquote><i><font face="Georgia"><font color="black"><b>“Eğer onlar senden daha akıllı iseler bil ki onlar senin ayıpladığın tanrılara tapmışlardı. Yok, eğer sen daha akıllı isen, seni dinleyelim. ALLAH’a yemin olsun ki hiç kimse kendi toplumuna senin kadar uğursuz ve zararlı olmamıştır. Aramıza ikilik soktun, işimizi alt-üst bizi darmadağın ettin. Kureyş’i Araplar içinde alay konusu yaptın. Bugün bütün kabileler, ‘Kureyş içinde bir büyücü, bir kâhin çıkmış’ diyerek bizimle alay ediyorlar. Neredeyse kılıçları çekip, birbirimizin kökünü kazıyacak hale geldik. Bre adam! Sen ne istiyorsun? Eğer istediğin mal ve paraysa, seni Kureyş’in en zengini yapıncaya kadar aramızda mal toplayalım. Eğer istediğin bize baş olmak ise, bayraklarımızı senin için bağlayalım ölünceye kadar bizim yöneticimiz ol. Eğer kadın istiyorsan evli ya da bakire, söyle her istediğin kadını sana alalım. Eğer cinler tarafından tutulmuşsan, mallarımızı seni iyileştirmek için harcayalım. Develerin gidebileceği her yere kadar gidip, en iyi cincilere seni okutalım.” </b></font></font></i><br />
</blockquote><font face="Georgia"><font color="black">Utbe heyecandan nefes nefese kalmıştır ve yaptığı göz kamaştırıcı teklifler ile başarılı kınamanın Muhammed’i etkilediğinden emindir. Hz. Muhammed, her zamanki sükûneti içerisinde sorar:</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black"><i>“Söyleyeceklerin bitti mi?”</i> Utbe, O’nda hiçbir etkilenme belirtisi olmadığını fark eder ve şaşkın bir biçimde:</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black"><i>“Evet!” </i>der. Hz. Muhammed, Kur’an okumaya başlar:</font></font><blockquote><font face="Georgia"><b><font color="darkgreen"><i>“Ha. Mim. (Bu sure) Rahman ve Rahim olan (ALLAH) katından indirilmiştir. Ayetleri bilen bir topluluk için Arapça bir Kur’an olarak açıklanmış bir Kitap’tır. (Bu Kitap) müjdeleyici ve uyarıcıdır. Onların çoğu yüz çevirmiştir artık dinlemezler. Ve dediler ki: ‘Bizi çağırdığın şeye karşı kalplerimiz kapalıdır, kulaklarımızda da bir ağırlık vardır. Bizimle senin aranda bir perde bulunmaktadır. O halde sen (istediğini) yap. Çünkü biz de yapıyoruz.’De ki : ‘Ben de ancak sizin gibi bir insanım. Bana ilahınızın bir tek İlah olduğu vahyolunuyor. Artık O’na yönelin. O’dan bağışlanmanızı dileyin. Ortak koşanların vay haline!’ Onlar zekâtı vermezler. Ahireti inkâr edenler de onlardır. Şüphesiz iman edip İslam’ı yaşayanlar için başa kakılmayan bir ödül vardır. De ki: ‘Gerçekten siz yeri iki dönemde yaratanı inkâr edip O’na ortaklar mı koşuyorsunuz. O, Âlemlerin Rabbi’dir. O, yeryüzüne üstünden sabit dağlar yerleştirdi, orada bereketler yarattı ve orada tam dört dönemde (yeryüzünün) gıdalarını takdir etti. Bu, soranlar için bir açıklamadır. Sonra duman halinde olan göğe yöneldi. Ona ve yerküreye: ‘İsteyerek ya da istemeyerek gelin.’ dedi. İkisi de: ‘İsteyerek geldik.’ dediler. Böylece onları iki dönemde yedi gök olarak yarattı ve her göğe görevini vahyetti. Ve biz yakın semayı kandillerle donattık ve (bozulmaktan da) koruduk. İşte bu Aziz (her şeyden üstün ve güçlü) ve Alim (her şeyi bilen) ALLAH’ın takdiridir. Eğer onlar yüz çevirirlerse de ki: ‘İşte sizi Ad ve Semud’un başına gelen yıldırıma benzer bir yıldırıma karşı uyarıyorum.’” </i></font><font color="purple">(Fussilet, 41:1-13)</font></b></font><br />
</blockquote><font face="Georgia"><font color="black">Son cümleden sonra Utbe Kur’an’ı dinlemeye daha fazla dayanamaz. Eliyle Hz. Muhammed’in ağzını kapatır:</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black"><i>“ALLAH aşkına sus!” </i>der. Sonra da evine kapanır ve dışarı çıkmaz. Olup bitenler Mekke egemenlerinde derin bir şok meydana getirir. Muhammed’i kazanalım derlerken Utbe’den de olma tehlikesi belirmiştir. Ve Utbe’yi geri kazanmanın derdine düşerler. Bunun için de Ebu Cehil devreye girer. Utbe’nin yakınıdır ve ona nasıl yaklaşılacağını, zayıf tarafının neresi olduğunu iyi bilir:</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black"><i>“Kureyşliler” </i>der, <i>“zannederim Muhammed, Utbe’yi de yoldan çıkardı. Her halde Muhammed’in yemeği ona tatlı geldi. Kalkın ona gidelim!” </i>Ebu Cehil önde, Utbe’nin evine giderler. Sözü yine Ebu Cehil alır ve Utbe’yi en zayıf yerinden, gururundan yakalar:</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black"><i>“Biz sana Muhammed’in dinine girdiğini düşündüğümüz için geldik ve seni tekrar eski dininde görmek için dilediğin kadar mal vermeyi teklif ediyoruz!” </i>Ebu Cehil, yaptığı teklifin Utbe üzerinde neden olacağı etkiyi bildiği için bıyık altından gülmektedir. Taktik başarılı olur. Utbe, kızgınlıkla yerinden fırlar:</font></font><blockquote><font face="Georgia"><font color="black"><i>“Siz kim oluyorsunuz ki” </i>der, <i>“bana mal teklif ediyorsunuz. Siz benim Kureyş’in en zengini olduğumu bilmiyor musunuz? Ben O’na gittim ve yapılabilecek bütün teklifleri yaptım. Fakat O bana öyle bir şeyle cevap verdi ki o şey ne sihir ne şiir ne de kehanetti. ‘Eğer onlar yüz çevirirlerse de ki: ‘İşte sizi Ad ve Semud’un başına gelen yıldırıma benzer bir yıldırıma karşı uyarıyorum.’ şeklinde bir şey okudu. Doğrusu ben korktum ve ağzını tutup, ‘ALLAH aşkına sus!’ dedim. Çünkü siz de bilirsiniz ki Muhammed, bir şey söylediği zaman yalan konuşmaz. Gerçekten başınıza bir azap geleceğinden korktum.</i></font></font><br />
</blockquote><blockquote><font face="Georgia"><font color="black"><i>Kureyşliler! Beni bugün dinleyin ve bundan sonra da isterseniz bir daha hiç dinlemeyin! Bu adamı kendi haline bırakın ve ondan uzak durun. Çünkü kesin olarak O bu davadan vazgeçmeyecek. Onu, diğer Araplarla baş başa bırakın. Eğer O, onları yenerse bu sizin de zaferiniz olur. Eğer Araplar O’nu yenerse, hiçbirinizin burnu bile kanamadan ondan kurtulmuş olursunuz!” </i>Utbe, inançsız fakat olağanüstü zeki biridir. Ne var ki bu mantıklı teklif Kureyş aristokrasisinin hoşuna gitmez. Yanından ayrılırlarken:</font></font><br />
</blockquote><font face="Georgia"><font color="black"><i>“Utbe!” </i>derler, <i>“Anlaşılan sen de O’nun dinine girdin!”</i></font></font><br />
 <br />
<font face="Georgia"><font color="black">Bu olayda önemli bir nokta vardır. Hz. Muhammed kendisine yapılan göz alıcı teklifleri reddederken, pragmatist biçimde düşünmediğini, siyasi iktidarı bir şekilde ele geçirip sonra ona dayanarak toplumun dinini değiştirmeyi tercih etmediğini de ortaya koymuş olur. O’na göre en önemli konu siyaset ve onun kurumları değil ALLAH’ın varlığının ve birliğinin herkes tarafından kabul edilmesi O’nun dininin herkes tarafından yaşanır hale gelmesidir. Çünkü bilir ki bunlar başarıldığı takdirde gerisi kendiliğinden gelecektir. Ve bu arada Müslüman için olmazsa olmaz olan ahlaki hassasiyet korunmuş, hiç kimse aldatılmamış olacaktır...</font></font></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.rasulehasret.com/hz-muhammed-sav-hayati/"><![CDATA[Hz.Muhammed(sav)'in Hayatı]]></category>
			<dc:creator>MURATS44</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.rasulehasret.com/hz-muhammed-sav-hayati/43262-26-degisik-taktikler.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>25 - Mekke’de En Uzun Zaman: Kan, Zulüm, İşkence…</title>
			<link>http://www.rasulehasret.com/hz-muhammed-sav-hayati/43261-25-mekke%92de-en-uzun-zaman-kan-zulum-iskence%85.html</link>
			<pubDate>Sat, 19 May 2012 16:45:48 GMT</pubDate>
			<description>Ve yavaş yavaş İslam tarihinin Mekke dönemini karakterize eden olaylar başlar. Başta Hz. Muhammed olmak üzere bütün Müslümanlar 10 uzun sene boyunca...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><font face="Georgia"><font color="black">Ve yavaş yavaş İslam tarihinin Mekke dönemini karakterize eden olaylar başlar. Başta Hz. Muhammed olmak üzere bütün Müslümanlar 10 uzun sene boyunca kan kusacaktır… Giderek artan bir biçimde…</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black">İlk saldırılar en yakın olanlardan gelir. Taktiği ise Hz. Muhammed düşmanlığının beyni durumunda olan Ebu Cehil vermiştir:</font></font><br />
<i><font face="Georgia"><font color="black"><b>“Muhammed’i kendi kendiyle meşgul edin!”</b></font></font></i><br />
<font face="Georgia"><font color="black">Uygulamayı başlatanlar ise amca Ebu Leheb ve eşi Ümmü Cemil olur. Hz. Muhammed’in kızları Rukiyye ve Ümmü Gülsüm Ebu Leheb’in oğulları Utbe ve Uteybe ile nişanlıdır. Utbe’ye Hz. Muhammed’in kızını boşadığı takdirde Kureyş kabilesinden dilediği kızı seçmesi teklif edilir. O da günün havasına uyar ve Ümeyye oğullarından güzel bir kızı seçer. Hatta kızını boşadığı haberini, babası Ebu Leheb’in kışkırtmasıyla, Hz. Muhammed’in yakasını çekiştirip, yüzüne tükürerek verir. Hakaretin bu derecesine dayanamayan Hz. Muhammed ise ona beddua eder:</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black"><i>“ALLAH sana bir itini musallat etsin!” </i>Dua kabul edilir. Ticaret için Şam yolunda oldukları ve mola verdikleri bir gece kamp yerini basan bir aslan tarafından parçalanır. Son sözleri:</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black"><i>“Ben size Muhammed insanların en doğru sözlüsüdür, dememiş miydim?” </i>olur.</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black">Aynı girişim en büyük kızı olan Hz. Zeyneb için de gündeme gelir. O, Ebu’l As ile evlidir. Babasının peygamber olmasından bir sene önce evlenmişlerdir. Ve Ebu’l As, Utbe ile Uteybe’den farklı bir kişiliğe sahiptir. Bütün baskılara göğüs gerer, bütün göz alıcı tekliflere dudak büker ve eşi Hz. Zeyneb’ten ayrılmayı kabul etmez:</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black"><i>“Ben eşimi boşamayacağım” </i>der ve ekler, <i>“o dünyanın en güzel kadınıdır.”</i></font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black"> Ama karısının sözüne uydu denilmesinden ve kılıbık bir erkek olarak görülmesinden endişe ettiği için Müslüman da olmaz.</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black"> Ve kızlarının boşanması sadece başlangıç olur. Ebu Leheb tarafından sabahları evinden çıkarken sık sık taşa tutulur. Öyle ki o sıralarda arkasına siper aldığı kaya yüzyıllar boyunca Mekke’de bilinmeye devam edecektir. Kaderin cilvesi, kapı komşusudurlar. Kureyş’in başka azgınları ile birlikte sık sık Hz. Muhammed’in kapısı ve kapı önü, geceden dışkı ile sıvanır. Sabah kapısını açar açmaz ilk karşılaştığı şey amca Ebu Leheb’in ve arkadaşlarının o gece ki marifetleri olur. Bu olay o kadar çok tekrarlanır ki Hz. Muhammed, yüksek bir duvar örerek onların evleriyle kendisininkinin arasını iyice ayırmak zorunda kalır. Abdest almak için kullandığı çömleğin içine koyun dışkısı doldururlar. Namaz kılarken de aynı şeyi doğrudan üzerine atarlar. Bazen de evinin avlusunda yemek pişirilirken aynı şeyleri yemek tenceresinin üzerine atarlar. Bütün bu saldırılar karşısında Hz. Muhammed’in tek yapabildiği, aradaki akrabalık bağını hatırlatarak:</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black"><i>“Ey Abdimenaf oğulları! Bu nasıl komşuluk?” </i>demekten ibaret kalır<i>.</i></font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black">Ümmü Cemil ise geceleri Hz. Muhammed’in geçeceği yollara diken serper. Ebu Leheb’in kinini her fırsatı kullanarak körükler. En sonunda <i>“Tebbet” </i> suresinde kendisine de özel bir yer ayrılıp, <i>“odun hammalı” </i>olarak vasıflandırıldığını öğrendiğinde eline irice bir taş alıp, Hz. Muhammed’in ağzına vurmak için Kâbe’yi basar fakat karşısında durduğu halde bir türlü O’nu göremez, gözü dönmüş bir şekilde dolanır durur.</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black">Hz. Muhammed’e acı çektirme uğrunda hiçbir ahlak kuralı tanımazlar. Vicdanları ise… Zaten yoktur. İlk doğan çocuğu Kasım’dan sonra Abdullah’ın da peygamberlik yılları içinde vefat edip hiç oğlu kalmamış olması bile onlar için bir fırsat olur. Hz. Muhammed’e soyu kesilmiş anlamında “Ebter” diye isim takar, evlat acısıyla bile alay ederler. Bunda da başı çeken amcası Ebu Leheb olur. Küçük Abdullah’ın vefat haberini alınca sevinç içinde diğer putperestlere koşar, müjde verir:</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black"><i>“Muhammed bugün oğulsuz kaldı” </i>der ve ekler, <i>“yani kökü kazındı!”</i></font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black">Rabbi ise O’na “Kevser” suresini indirir, teselli eder.</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black">Yine o günlerde Dimad isminde, işi akıl hastalarına okumak olan biri Mekke’ye gelir. Kureyşliler Dimad’ı Hz. Muhammed’e gönderir:</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black"><i>“O’na da oku!” </i>derler, “<i>belki sayende şifa bulur, aklını başına toplar.” </i>Dimad, becerisinden emin:</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black"><i>“Ben ona bir okuyayım hiçbir şeyi kalmaz!” </i>der. Yanına gittiğinde, Hz. Muhammed’e ilk sözü:</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black"><i>“Ey Muhammed! Ben hastalara okur, onları iyileştiririm. Ne dersin sana da okuyayım mı?”</i> Hz. Muhammed, bütün sükûn ve ciddiyetiyle:</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black"><i>“Hamd, ancak ALLAH’a özgüdür!” </i>der ve devam eder. <i>“O’na hamd eder, O’dan yardım dileriz. ALLAH kimi doğru yola iletirse artık onu kimse saptıramaz. Kimi de saptırırsa onu kimse doğru yola yöneltemez. Ben tanıklık ederim ki: ALLAH’tan başka hiçbir ilah  yoktur. O, birdir, ortağı yoktur. Yine tanıklık ederim ki, Muhammed, O’nun kulu ve elçisidir.” </i>Dimad afallamıştır:</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black"><i>“Şu sözleri bir daha tekrar edebilir misin?” </i>der. Ve onları Hz. Muhammed’e tam üç kez tekrar ettirir. Sonra da:</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black"><i>“Ben birçok kâhin, sihirbaz ve şairlerin sözlerini duydum. Senin sözlerinin bir benzerini ise onların hiçbirinden dinlemedim. Bu sözler insanı denizlerin dibine bile ulaştırır. Ey Muhammed! Uzat elini sana iman edeyim!” </i>Dimad ilk Müslümanlardan olur.</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black">Fakat o günlerde bu gibi olaylar, kızgın çölde insanın yüzüne düşen birkaç damla su gibidir. Hz. Muhammed’e ve O’na inananlara uygulanan baskı ve zulüm şiddetini her gün biraz daha arttırır. Bu zalimlerin içinde öyle biri vardır ki onun yanında amca Ebu Leheb bile insaflı kalır. İsmi tarihte kinin, vahşetin, cehaletin ve din düşmanlığının simgesi haline dönüşüp, ebedileşecektir. Bu insan Ebu Cehil’dir… Gerçek adı Hişam oğlu Amr olmakla birlikte tarihe Hz. Muhammed tarafından kendisine takılmış olan isimle (künye) geçer. Anlamı <i>“Cehaletin Babası/Cahil Başı”</i>dır. İslam öncesi dönemde ise kendisine zekâsının keskinliğinden ötürü <i>“Ebu’l-Hikem” </i> (Hikmetler Babası)denmektedir. Yine o dönemden, çok istediği Hz. Hadice’nin kendisinin yerine Muhammed’i seçmiş olmasından derin bir nefret duymaktadır. Ve yeni din olayı yüzünden Hz. Muhammed’in bütün Kureyş ile karşı karşıya gelmiş olması Ebu Cehil için arayıp da bulamayacağı bir fırsat olur. Yılların kini ile yüklenir. Sadece O’na da değil bütün Müslümanlara… İnkârının temel nedeni kibirdir. İslam’ın açıktan tebliğ edilmeye başlandığı ilk günlerde tavrını ve kibrini net bir biçimde ortaya koyar. O günlerde Hz. Muhammed ile Mekke’de, sokakta karşılaşırlar. Hz. Muhammed:</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black"><i>“Ey Ebu’l-Hikem!” </i>der, <i>“Ben seni ALLAH’a davet ediyorum!” </i>Ebu Cehil O’na:</font></font><blockquote><i><font face="Georgia"><font color="black"><b>“Muhammed! Sen bizim tanrılarımızı kötülemekten vazgeçmeyecek misin? Sen bizden yarın ALLAH katında Elçi’lik görevini yaptığına dair tanıklık etmemizi istiyorsan, söz, sana tanıklık ederiz. Yemin olsun ki bu anlattıklarının gerçek olduğunu bilseydim sana iman ederdim. Fakat bir şey beni, sana iman etmekten alıkoyuyor. İçimizden Kusay oğulları (Hz. Muhammed’in soyu) ‘Hicabet’ (Kâbe’nin anahtarlarını bulundurmak) onuru bizimdir dediler, evet dedik. ‘Sikayet’ (Hacılara su dağıtmak) onuru bizimdir dediler, evet dedik. ‘Nedved’ (Mekke’nin yönetimi ile ilgili toplantıları organize etme) onuru bizimdir dediler, ona da evet dedik. Sonra ‘Liva’ (Savaşta bayrağı taşıma ve orduya komuta etme) onuru bizimdir dediler, ona da evet dedik. Ve şimdi bizden bir de peygamber çıktı diyorlar. ALLAH’a yemin ederim ki ben buna da evet demeyeceğim!” </b></font></font></i><br />
</blockquote><font face="Georgia"><font color="black">Kısacası kibiri perde olur. Hz. Muhammed gerçeğini görmesini engeller. Bu durum yüzyıllar sonra ünlü İslam mutasavvıflarından Beyazıt Bistami ile Sultan Gazneli Mahmud arasında hoş ve hikmetli bir nükteye konu olacaktır. Beyazıt Bistami’nin:</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black"><i>“Beni göreni Cehennem ateşi yakmaz!” </i>dediğini duyan Sultan, Bayezit’e hayretle soracaktır:</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black"><i>“Üstad nasıl olur? Ebu Cehil, Hz. Muhammed’i defalarca gördü, ama şimdi o bile Cehennem’de…” </i>Beyazıt’ın yanıtı anlam doludur:</font></font><br />
<i><font face="Georgia"><font color="black">“O, Hz. Muhammed’i göremedi… Ebu Talib’in yetimi Muhammed’i gördü!”</font></font></i><br />
<font face="Georgia"><font color="black">Bu düşmanlık her gün biraz daha artarak kısa sürede aklı zorlayan boyutlara ulaşır. Hem o sıralar Hz. Muhammed’e ve Müslümanlara saldırmak, kişiye Kureyş içerinde oldukça prim kazandıran bir davranıştır. Ebu Cehil öğünerek, etrafına hava atar:</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black"><i>“Muhammed’in yüzünü yere depdirerek (secde ederek) namaz kıldığını gördünüz mü? Bunu yapmayı O’na yasak ettim! Ve Lat ile Uzza üzerine yemin ederim benim emrimi dinlemeyecek olursa, yüzü yerdeyken ayağımı ensesine bastırıp yüzünü yerlerde sürteceğim!” </i>Çok geçmez, yeminini yerine getirme fırsatını yakalar. Hz. Muhammed, Kâbe’de namaz kılmaktadır. Meraklı bakışların önünde hışımla üstüne yürür. Ve tam ayağını kaldırdığı sırada elleriyle yüzünü perdeleyip, dehşet içinde geri çekildiği görülür. Bembeyaz olmuştur:</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black"><i>“Benimle O’nun arasında” </i>der, <i>“ateşle dolu bir hendek, dev kanatlar ve korkunç şeyler belirdi!” </i>Kaderin kendisine çizdiği sınırı zorlamış ve Cehennem’le karşılaşmıştır. Sonra bu olayı anlatan bir vahiy gelir:</font></font><blockquote><font face="Georgia"><b><font color="darkgreen"><i>“Namaz kılarken bir kulu yasaklayanı gördün mü? Ne dersin, O doğru yolda ise. Ya da ALLAH’a karşı saygılı olmayı emrediyorsa. Ne dersin o yasaklayan yalanlıyor ve doğru yoldan yüz çeviriyorsa. Bu adam ALLAH’ın yaptıklarını gördüğünü bilmez mi? Hayır, hayır eğer vazgeçmezse, derhal onu perçeminden, o yalancı, günahkâr perçeminden yakalarız. O hemen gidip kendi topluluğunu çağırsın. Biz de zebanileri çağıracağız. Hayır! Ona uyma, ALLAH’a secde et ve yalnızca O’na yaklaş.” </i></font><font color="purple">(Alak, 96:9–19)</font></b></font><br />
</blockquote><font face="Georgia"><font color="black">Başka bir defa da yine secde de Hz. Muhammed’in başını taşla ezip, O’nu öldürmeye kalkışır ve aynı olay bir kez daha yinelenir. Bu yıllar içindeki Hz. Muhammed - Ebu Cehil çatışması İslam’ın sadece inanç ve ibadet boyutuyla sınırlı kalmaz. Toplumsal bir karakter de kazanır. Hz. Muhammed, Ebu Cehil’in kimsesiz ve yoksul insanlar üzerindeki zulmü nedeniyle de onun karşısına dikilir. Sadece bir ahiret peygamberinin ötesinde dünyadan da sorumlu olduğunu sergiler. Hem de maddi açıdan en zayıf olduğu dönemde ve en zor koşullar altında… Çölden gelmiş yalnız bir bedevi Ebu Cehil’e mal satar, parasını ise alamaz. Kendisine sürekli “<i>bugün git, yarın gel” </i>denir ve en sonunda Ebu Cehil’den hakkını almaktan ümit kesen bedevi, Kâbe’de oturmakta olan Kureyş ulularına giderek durumunu anlatır, onlardan yardım ister. Garip bir bedevi için Ebu Cehil’le çatışmayı kim göze alabilir ki? Yardım yerine bedeviyi alaya alırlar. Ciddiyetlerini hiç bozmadan az ötede oturmakta olan Hz. Muhammed’i göstererek:</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black"><i>“İşte” </i>derler, <i>“senin hakkını Ebu Cehil’den ancak şu adam alabilir!”</i> Kendisine oynanan oyundan habersiz zavallı, ümitle Hz. Muhammed’in yanına gider, derdini anlatır. O, bedeviyi ve arkada birbirlerini dürterek gülen Mekkelileri bir kez süzer ve:</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black"><i>“Düş arkama” </i>der, bedeviye <i>“gidip, paranı, Ebu Cehil’den alalım!” </i>Kureyş’in uluları ellerini ovuşturur:</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black"><i>“Bugün bize iyi bir eğlence çıktı.” </i>derler. Hz. Muhammed önde, bedevi O’nun peşinde ve <i>“eğlence meraklıları</i>” da en geride, hep beraber Ebu Cehil’in evine varılır. Kapıyı Hz. Muhammed çalar. Ebu Cehil şaşkındır, Hz. Muhammed, ona sadece:</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black"><i>“Öde bu adamın parasını!” </i>der. Karşısındaki hiç yanıt vermeden içeri döner ve az sonra bedevi alacağını tahsil etmiş olur. Şaşırma sırası da <i>“Kureyş’in uluları”</i>na gelir. Bir araya geldiklerinde:</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black"><i>“Neden” </i>derler, <i>“Muhammed’in sözünü ikiletmedin?” </i>Ebu Cehil, zavallı bir biçimde yanıt verir:</font></font><br />
<i><font face="Georgia"><font color="black">“O sırada yanında azgın bir deve gördüm. Az daha beni yiyecekti!”</font></font></i><br />
<font face="Georgia"><font color="black">Fakat Hz Muhammed’e eziyet etmeyi kendine görev bilen tek Mekkeli Ebu Cehil değildir. Her zalim ve güçten yana tavır almaktan başka bir değer ölçüsüne sahip olmayan kişilik o günlerde kendini belli eder. Başta Hz. Muhammed, Müslümanlar hedef tahtasına konulur. Cesaret edip, şimdilik, denemedikleri tek şey öldürmeye kalkışmak olur. O noktada Ebu Talib’e duydukları saygı/korku ve Kureyş içinde bir kan davası başlatma endişesi onları durdurur. Ama sadece o kadar bunun dışında o 10 sene boyunca öyle günler yaşanır ki Hz. Muhammed bunları daha sonraları:</font></font><blockquote><i><font face="Georgia"><font color="black"><b>“Andolsun hiç kimse aynı nedenle korkutulmazken ben ALLAH yolunda olduğum için korkutuldum. Hiç kimse aynı nedenden ötürü eziyet görmezken, ben ALLAH uğrunda eziyete uğradım. Üzerimden öyle bir otuz gün ve gece geçti ki, benim de Bilal’in de canlı bir kimsenin yiyebileceği-Bilal’in koltuk altında gizleyebildiği az bir şeyden başka-hiçbir şey yoktu.”</b></font></font></i><br />
</blockquote><font face="Georgia"><font color="black">Ve bütün baskı ve eziyetler karşısında, dayanabildiği tek insani sığınak, eşi Hz. Hadice’nin sinesi olur. Hz. Hadice hem karı-koca, hem peygamber-ümmet, hem öğretmen öğrenci ve hem de arkadaş ve birbirlerine destek, yoldaştırlar. İlk İslam tarihçilerinden İbn İshak’ın anlatımıyla:</font></font><blockquote><i><font face="Georgia"><font color="black"><b>“Hz. Hadice, O’nu güçlendirmiş, yükünü hafifletmiş, doğru söylediğine inanmıştı.”</b></font></font></i><br />
</blockquote><font face="Georgia"><font color="black">Fakat her Müslüman değişik ölçülerde Müslüman oluşunun bedelini öder. Mekke yıllarından baskı ve eziyetten kendini koruyabilen hiç kimse olmaz. Köle ya da Kureyş’ten olmayan, dolayısıyla kendisini savunabilecek bir boya sahip bulunmayan zavallılar için yaşadıkları baskı ve eziyet boyutlarını çok aşar. Sözcüğün gerçek anlamıyla bir işkence ve sadizm gösterisine dönüşür. O 10 sene boyunca çok sayıda insan Müslüman olduğu için sakat bırakılır, kör edilir ve öldürülür. Fakat sadist putperestler bir şeyin farkında değildir:</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black">Hak yumruklandıkça kuvvetlenir ve gerçek din çivi gibidir ne kadar sert vurulursa o kadar derine girer. İslam’ın kaderi de işte tam bu olacaktır.</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black">Fakat o günler çile günleridir.</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black">Yasir ailesi, köle değildir ama Kureyş’e de mensup değildir. Yani onları Mekke’de koruyup, kollayacak hiçbir yakınları bulunmamaktadır. Zengin de değildirler. Ve Müslüman olmuşlardır. Müslümanlıkları da bilinmektedir. İşte bütün bunlar Yasir ailesini putperest sadistler için ideal bir hedef haline getirir. Yaşlı baba Yasir, anne Sümeyye ile genç oğulları Ammar ve Abdullah’tan oluşan bu ailenin belalısı Ebu Cehil’dir. Aile, öğlenin en sıcak zamanında güneşin kızdırdığı Mekke kayalıklarına sırt üstü yatırılır ve akla gelen her tür işkence kendilerine uygulanır. Bunlardan birinde Hz. Muhammed’in yanlarına geldiğini gören yaşlı Yasir, dayanamayıp sorar:</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black"><i>“ALLAH’ın Elçisi! Günler hep böyle işkenceli mi olacak?”</i> Hz. Muhammed, elinden bir şey gelmiyor olmasının çaresizliğiyle alabildiğine üzgündür sadece:</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black"><i>“Sabredin Yasir ailesi!”</i> diyebilir. Sonra da ALLAH’a yönelir:</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black"><i>“ALLAH’ım Yasir ailesini bağışla, zaten mutlaka bağışlamışsındır!” </i>der. Ne kadar devam ettiğini bilemediğimiz işkence sürecinin sonunda baba Yasir, Ebu Cehil tarafından oklanarak öldürülür. Sonra da oğul Abdullah… Sıra anne Sümeyye’ye gelir. Yaşlı bir kadındır ama yine de Ebu Cehil ona:</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black"><i>“Sen Muhammed’e âşık olduğun için Müslüman oldun!” </i>der. Fiziki işkence ve hakaret, aşağılama bir arada uygulanır. En sonunda da gözü tamamen dönen Ebu Cehil, bu yaşlı kadının bir ayağından bir deveye, diğer ayağından da başka deveye bağlanmasını emreder. Develer aksi yönlere doğru kırbaçlanır. Yaşlı kadının kemikleri çatırdamaya başlar, vücudu parçalanmak üzeredir. Fakat sadist Ebu Cehil, daha fazla beklemez karşısındaki görüntünün verdiği coşkuyla, elindeki mızrağı Sümeyye ananın kadınlık organına saplar ve sonra da yukarı doğru çekerek bütün gövdesini parçalar. O da şehit olur. İslam’ın ilk şehidi… Dünyadan ayrılırken son sözleri:</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black"><i>“ALLAH, birdir, Muhammed de O’nun kulu ve elçisidir.”</i> Son sırada ailenin son bireyi, Ammar vardır. O da günün en sıcak saatlerinde Mekke’nin, <i>“Ramda</i>” ismi verilen kayalıklarına götürülür. Demir bir gömlek giydirilip, vücud yağları eriyinceye kadar yakıcı güneş altında tutulur. En sonunda ne söylediğini bilemeyecek hale gelir. Aynı şey günlerce tekrarlanır. Bazen de sırtı ateşle yakılır. Ateşin sırtında bıraktığı izler ölünceye dek kapanmaz. Ona uygulanan başka bir işkence metodu da, güneşin altında göğsüne ağır kaya parçaları konmasıdır. Bazen de boğulacağı ana kadar suya batırılır. Bu işkencenin yapıldığı sırada Hz. Muhammed onun yanına gelir. Delikanlı Ammar, hıçkırıklarla ağlamaktadır. Ammar’ın hali O’nun içini acıtır. Elini Ammar’ın gözlerine sürer ve kulağına:</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black"><i>“Bir daha inançsızlar seni suya batırıp, onların putlarına tekrar döndüğünü söylemeni isterlerse, sen de istediklerini söyle ellerinden kurtul!” </i>diye fısıldar. Ve birkaç gün sonra Ammar kendisine verilen izni kullanır. Haber, Mekke’de hızla duyulur. Müslümanlar üzülmüştür. Hz. Muhammed’e gelip:</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black"><i>“ALLAH’ın Elçisi!” </i>derler,<i>”Ammar, dininden dönmüş!” </i>O, yanıt verir:</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black"> <i>“Hayır! Ammar, tepesinden tırnağına kadar iman ile doludur! İman onun etine, kanına işlemiştir!” </i>Az sonra da Ammar’ın kendisi çıka gelir. Yine ağlamaktadır ama bu kez acıdan değil suçluluk duygusu ve pişmanlıktan… Yine gözyaşlarını silen Hz. Muhammed olur. Ve sorar:</font></font><br />
<i><font face="Georgia"><font color="black">“Ne oldu sana? Neyin var?”</font></font></i><br />
<i><font face="Georgia"><font color="black">“ALLAH’ın Elçisi! Sana sövmedikçe ve onların putlarının senin dininden daha üstün olduğunu söylemedikçe beni bırakmadılar!”</font></font></i><br />
<i><font face="Georgia"><font color="black">“Onların istediklerini söylerken kalbin nasıldı?”</font></font></i><br />
<font face="Georgia"><font color="black"><i>“ALLAH’a, sana </i>ve<i>dinime olan bağlılığım, demirden bile daha sağlamdı.”</i></font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black"><i>“Öyle ise senin için çekineceğin bir şey yok! Ammar! Aynı duruma bir daha düşersen yine aynı şekilde kendini kurtarabilirsin!” </i>Ammar’ın başına gelenler, ayet inmesine neden olur ve o günden kıyamete kadar aynı koşullarla karşılaşan Müslümanlar için ALLAH tarafından bir çıkış kapısı açılır:</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black"><i>“Kalbi imanla dolu olduğu halde dinden dönmeye zorlanan hariç, kim iman ettikten sonra ALLAH’ı inkâr edip, gönlünü inançsızlığa açarsa, onların üzerine ALLAH’tan bir gazap ve büyük bir ceza vardır.” </i>(Nahl, 16:106) Ve o gün Hz. Muhammed’in Yasir oğlu Ammar’a son sözü bir dua olur:</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black"><i>“ALLAH, anneni katledenleri kahretsin!” </i>Duanın kabul vadesi Bedir gününedir!</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black">Rebah oğlu Bilal, Mekke’nin en kibirli aristokratlarından Halef oğlu Ümeyye’nin oniki kölesinden biridir. Görevi, Ümeyye’nin özel puthanesinin bekçiliğidir. Ve o günlerde Müslümanlığını gizlemeyip açığa vurabilen yedi kişiden de biridir. Üstelik Kâbe’deki putlar hakkında da ileri geri konuştuğu duyulur ve bir gün de bekçisi olduğu putların hepsini secde durumuna getirip, yüz üstü yere yatırır ve yaptığını inkâr etmez de… Ve başlarında Ebu Cehil olduğu halde Kureyş’in uzman işkence ekibi tarafından, sahibi Ümeyye’den teslim alınır:</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black"><i>“Zaten beş para etmez zenci bir köle” </i>der, Ümeyye, “<i>alın sizin olsun. Ne yaparsanız yapın!” </i>Artık Ebu Cehil’in insafına terk edilmiştir. Yani onun hiç sahip olmadığı tek şeye…  Ve açık sözlülüğünün bedeli Bilal için çok ağır olur. Ona da Ramda kayalıklarında, kızgın güneşin altında ağır kaya parçaları yüklenir, o da bir gün bir gece susuz bırakıldıktan sonra üzerine demir gömlek giydirilip, vücut yağları eritilir. Boynuna bir ip takılıp, çocukların ellerine teslim edilir ve Mekke sokaklarında alay, hakaret, tükürük ve taş yağmuru altında bir köpek gibi koşturulur, tekmelenir. Fakat bunların hiç biri Bilal’i yıldırmaz. Kendisine teklif edilen, putlara iman ve Hz. Muhammed’i inkâr sözlerine:</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black"><i>“Dilim onlara dönmüyor!” </i>diye cevap verir. Bilal’in dili gerçekten dönmez ama sadece “Ş”lere onları “S” olarak telaffuz eder. Mekkeli sadistler hırslarından çıldıracak gibi olur, işkence son haddine ulaştığında Bilal canının acısını <i>“Ah! Of!”</i> gibi ünlemlerle dışarıya vurmaz. Bu kadarcık bile olsa, sadistleri sevindirmez. Ama o da bir insandır kendini tutamadığı anlarda ciğerinin bütün gücüyle <i>“Ehad!” </i>(ALLAH TEK!) diye bağırır. İçinin yangınını dışarıya ancak o şekilde vurur. Ve Batha’nın, Ramda’nın kayalıkları zenci köle Bilal’in <i>“Ehad! Ehad!” </i>haykırışlarıyla çın çın öter. Haftalar, aylar boyu… Öyle günler yaşanır ki Müslüman oldukları için sahiplerinden ya da Ebu Cehil’in uzman ekibinden işkence gören kölelerin hepsi, Hz. Muhammed’in verdiği izne dayanarak, işkencecilerin istediklerini söyler, sadece Bilal hariç… O kölelere Bilal de aralarında olduğu halde toplu olarak işkence yapıldığı günlerde akşam olup da hava karardığı ve işkenceciler yorulup işin devamı ertesi güne bırakıldığı zamanlarda her zavallının, kendisi ziyaret edip, birkaç yudum su veren, sırtına ıslak bir bez koyan, ailesinden birileri olur, sadece Bilal hariç, onun hiç teselli edeni olmaz. Bilal, akşamları da yalnız geçirir. Ve zenci köle Bilal’in çilesi mutlu biter. Mekke putperestlerinin elinde işkence görmekte olan altı köleyle birlikte Rebah oğlu Bilal de Hz. Ebubekir tarafından sahibi Halef oğlu Ümeyye’den satın alınıp azad edilir. İslam’ı tercih edişi, aylarca işkence görmesi bir yana bırakılırsa, Bilal’e dünyada da büyük bir ödül kazandırır. Özgürlüğüne kavuşturur. Ebubekir ile Ümeyye arasındaki pazarlık ise ilginç bir seyir takip eder. Ümeyye Bilal için on altın ister, Hz. Ebubekir’den ve o da kabul eder. İş bittikten sonra Ümeyye, pişkin pişkin:</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black"><i>“Pazarlık etseydin bu siyah köleyi bir altına da bırakacaktım”</i>der, Ebubekir’i duyarlılığına pişman etmeye çalışır fakat Ebubekir’in gülerek verdiği yanıt Ümeyye’nin içine oturur:</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black">“<i>Sen derdine yan! Eğer onun için yüz altın da isteseydin gözden çıkarmıştım, verecektim.”</i></font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black">Bu dönem içinde Hz. Ebubekir, servetinin büyük bölümünü işkence gören Müslüman köleleri özgürlüklerine kavuşturmak için harcar. Kadın ve erkek toplam yedi kişidir bunlar. Bu uğurda babası Ebu Kuhafe’yle bile karşı karşıya gelir. Hala bir putperesttir Ebu Kuhafe ve oğlunun yaptığı şeyin gerçek nedenini anlayabilme bilincinden de uzaktır. Sadece ALLAH rızası ve Müslüman kardeşliği için koca bir servetin harcanmasını aklı alamadığından oğluna çıkışır:</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black"><i>“Görüyorum ki” </i>der, <i>“bazı zayıf, işe yaramaz köleleri azad edip duruyorsun. Bari ihtiyaç duyduğunda işine yarayacak, zor zamanında yanında yer alıp sana güç katacak, kuvvetli adamları azad etsen!” </i>Hz. Ebubekir:</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black"><i>“Babacığım!” </i>diye cevap verir:<i>“Ben bununla kendimi güçlendirmek değil Rabbimin rızasını kazanmak istiyorum!” </i>Baba Ebu Kuhafe gene anlamaz, sadece dudak büker.</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black">Bilal’in Hz. Ebubekir tarafından özgürlüğüne kavuşturulma haberinin Müslümanlar arasında veriliş biçimi ise Hz. Muhammed Devrimi’nin daha ilk yıllardan itibaren kurulu toplumsal düzeni ve egemen eşitliksiz yargıları dönüştürmede ne kadar etkin olduğunun bir kanıtıdır. Müslümanlar birbirlerine:</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black"><i>“Ebubekir efendimiz Bilal efendimizi özgürlüğüne kavuşturmuş!” </i>diyerek olayı haber verirler.</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black">En amansız işkencelere uğratılanlardan biri de azadlı köle Ered oğlu Habbab olur. Bir demirci köledir, Habbab. Ona da standart metot olan Ramda kayalıklarında demirden gömlek giydirilip, kızgın güneşe bırakma cezası uygulanır. Farklı olarak da çıplak vücudu dikenler içinde sürüklenir. Bir gün yere ateş korları döşenir ve Habbab boylu boyunca onların üzerine yatırılır. Yıllar sonra bu olayı anlatırken:</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black"><i>“ALLAH’a yemin olsun ki” </i>diyecektir, “<i>o gün, o korlar ancak sırtımdan akan etimin yağlarıyla söndü!” </i>ve o günün hatırası olan yumruları ölünceye kadar sırtında taşır. Yine yıllar sonra Hz. Ömer, Habbab’ın sırtını gördüğünde:</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black"><i>“Doğrusu ben hiç böyle bir insan sırtı görmemiştim!” </i>der. Eski sahibesi Ümmü Enmar, Habbab’a sahip çıkan kimse olmayacağını bilmenin güveni ile ateşte kızdırılan demirlerle onun başını dağlar.</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black">İşkencelerde erkek, kadın ayrımı gözetilmez. Özellikle köle kadınların hissesine, bu zulüm sağanağından büyük bir pay düşer. Bunlardan birinin ismi Zinnire’dir. Bizans kökenli bir cariye olan Zinnire ilk iman edenlerden olur. Hz. Ömer, kolları iki yana düşüp, öldü zannedilecek hale gelene kadar boğazını sıkar. Ebu cehil, yaptığı işkencelerle kör olmasına neden olur. Sonra da pişkin bir tavırla:</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black"><i>“Gördün mü?” </i>der, <i>“Lat ve Uzza senin gözlerini kör etti!” </i>Zinnire, öyle bir anda bile onurunu korur:</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black"><i>“Hayır!” </i>diye yanıt verir. “O<i>nlar hiçbir şey yapamaz. Hiçbir zarar ya da yarar veremezler. Bu, göklerde verilmiş bir karardır. Ve dilerse benim Rabbim bana gözlerimi geri verecek gücü olandır!” </i>Zinnire’nin gözleri ertesi gün açılır. Putperestler:</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black"><i>“Bu da Muhammed’in sihirlerinden biridir!” </i>der.</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black"> Zinnire de Hz. Ebubekir tarafından satın alınıp, özgürlüğüne kavuşturulur.</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black">Lübeyne de bir cariyedir. O da Hz. Ömer’den çeker. Öldüresiye döver ve yorulunca da Lübeyne ile alay ederek dinlenir:</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black"><i>“Senden özür dilerim.” </i>der, “<i>Sadece yorulduğum için ara verdim. Biraz dinleneyim tekrar devam ederim.” </i>Lübeyne’yi de Hz. Ebubekir kurtarır.</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black">İşkence yüzünden gözlerini kaybeden kadınlardan biri de Guzeyye’dir. Diğerlerinden farklı olarak o, özgür bir kadındır. Devs kabilesine mensuptur. Erken bir tarihte Müslüman olan Guzeyye, dinini gizler ve ticaret bahanesiyle Kureyş kadınları arasına karışıp, İslam’ı anlatır. Fakat bir süre sonra eylemleri belirlenir ve o da Ebu Cehil’e teslim edilir. Ağır işkencelere uğratıldıktan sonra da Mekke’den sürülür. Kendi kabilesi olan Devs’e sığınır. Fakat bu, Guzeyye için her şeyin daha da kötüleşmesi demek olur. Kureyş egemenlerine yaranma isteğiyle Devsliler de işkenceye başlarlar ve Guzeyye kendi kabilesi tarafından kör edilir. Yine de yılmaz, İslam’ı anlatmaya devam eder. Ve sonunda kazanan Guzeyye olur. Yıllar sonra onun çalışmaları sonunda bütün Devs kabilesi İslam’ı kabul edecektir.</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black">Bizans kökenli azaldı kölelerden Sinan oğlu Süheyb hafızasını yitirir, ne dediğini anlamaz bir hal alır.</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black">Ebu Fükeyhe, Ümeyye tarafından ayağından bir iple taşların üzerinde sürüklenerek Ramda işkenceliğine götürülür. İşkence sırasında efendisi Ümeyye, yanlarından geçmekte olan bir <i>“Cual”,</i> (osurgaç) böceğini göstererek:</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black">“<i>Benim rabbim şu ‘Cual’ böceğidir de, seni bırakayım.” </i>der. Ebu Fükeyhe, Müslümanlık onurunu korur. Yanıtı:</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black"><i>“Benim Rabbim ALLAH’tır.” </i>olur. Ve ekler: <i>“Beni de yaratan, seni de yaratan O’dur. Ve Cual böceğini de O yaratmıştır.” </i>Ümeyye deliye döner. Ancak öldüğünü zannederek Ebu Fükeyhe’yi bırakır. Onu da Hz. Ebubekir kurtarır.</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black">Fakat Hz. Ebubekir bile kendini baskı ve eziyetten tamamen koruyacak halde değildir. <i>“Kureyş Aslanı” </i>denen Mekke’nin belalılarından Huveylid oğlu Nevfel, Ubeydullah oğlu Talha ile ikisini namaz kılmalarına engel olmak için iple birbirlerine bağlar. Nevfel korkusundan kimse onları çözmeye cesaret edemez. Bu halleri onlara yaşam boyu devam edecek tatlı bir anı ve bir de unvan kazandırır. <i>“Ayrılmaz iki arkadaş” </i>anlamında <i>“Karineyn” </i>denir. Talha, kendi ailesinden bile zulüm görür. Öz kardeşi Osman yetmezmiş gibi annesi Sa’ba bile onu Kâbe’nin yanında elleri boynuna bağlı, öz oğluna küfürler ve lanetler okuyarak önüne katar, aşağılar.</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black">Avvam oğlu Zübeyr’e, amcası tarafından işkence yapılır. Amca Nevfel, son metot olarak, yeğenini bir iple bağlayıp bir hasırın içine sarar ve ikisini birlikte duvara asar. Sonra da altından hasırı ateşe verir, Zübeyr dumandan boğulacak gibi olur. Gün bitimine kadar yanmış hasırın içinde duvarda asılı kalır. Bu orijinal işkence bittiğinde, derisi dumandan simsiyah olmuş, gözleri de nar gibi kızarmıştır.</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black">Hz. Osman da yine kendi amcası tarafından aynı cezaya uğratılır.</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black">Fakat bütün bunlar putperestleri istedikleri sonuca götürmez. Anlık sarsıntılar hariç Müslümanların cesaretleri, gayretleri ve inançları zayıflamaz. Tam aksine güçlenir. Mekke putperestleri kendilerini çaresiz hissetmeye başlarlar. Bu gerçeğin bir kanıtı o günlerde Mesud oğlu Abdullah’ın Kâbe’de Kur’an okuması olur. Ufak tefek biridir Abdullah. Üstelik kendisini koruyacak güçlü akrabaları da yoktur. Ve Kâbe’de ilk defa açıkça Kur’an okuyan Müslüman olma onuruna sahip olmak ister. Arkadaşları kendisini vazgeçirmeye çalışırlar ama boşuna. Bir sabah Kâbe’nin karşısında ayakta durur ve <i>“Rahman</i>” suresini yüksek sesle ağır ağır okumaya başlar. Putperestler önce şaşırır. Okunan şeyin ne olduğunu anlayamazlar. Ve bu ölçüde bir meydan okuma da düşünebilecekleri şey değildir. Sonra anlarlar ve var güçleriyle çullanırlar Mesud oğlu Abdullah’a… O ise her yandan üzerine yağan tekme yumruk yağmurunun altında okuyabildiği kadar okur. Müslüman arkadaşlarının yanına döndüğünde yüzü gözü kan içindedir. Arkadaşları onun yerine de hayıflanır:</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black"><i>“Keşke bizi dinleseydin!” </i>derler. Fakat Abdullah, halinden memnundur. Cevabı:</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black"><i>“O putperestler benim gözüme hiç bugünkü kadar zayıf ve zavallı görünmemişlerdi.” </i>olur. Ve ekler:</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black"><i>“Yarın da gidip, aynı şeyi tekrar edeceğim.” </i>Fakat bu kez arkadaşları önüne geçer, bırakmazlar<i>.</i></font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black">Bu kadar işkence ve zulümden sonra psikolojik baskı ve alay etme gibi eylemlerden söz edilip örnek verilmesi gereksiz olur. Yoksa bu durum hiç kimseye söz edilen tarzda eziyetlerin yapılmadığını düşündürmemelidir. Onlar, Müslümanlar için günlük yaşamlarının önemsiz bir parçası olmuştur.</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black">Bu noktada insan aklına zorunlu olarak bir soru gelir: Nasıl olur da ALLAH bütün bunlara izin verir? Kendisine samimiyetle iman eden o bir avuç insanın, sadist putperestlerin elinde her çeşit zulmü ve işkenceyi yaşamalarına, sakat kalmalarına hatta ölmelerine göz yumar?</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black">Bu ve benzeri sorulara verilecek ilk cevap, bu dünyanın bir sınav meydanı olduğudur. İkinci olarak ise, bilinmelidir ki Müslümanların dinlerini yaşamalarının ödülü ahirette verilecektir, burada değil. Daha kısa bir ifade ile bu dünya sınav yeridir; ahiret ise ödül. Ve bu konuya özel cevap ise yukarıda işaret ettiğimiz gerçektir: Hak, yumruklandıkça kuvvetlenir ya da tarih felsefecisi Arnold Toynbee’nin deyimiyle, yeni bir toplumsal oluşumu hedef alan saldırı ve baskılar onu ortadan kaldırmayı başaramazsa sonuçta daha güçlü kılar. Mekke Müslümanları da bu on sene boyunca yaşadıkları baskı ve saldırılar sayesinde polatlaşırlar, dinleri onlar için canları da dahil bütün varlıklarından daha değerli hale gelir. Ve sonrasında da ona göre sahip çıkarlar. Yaklaşık 1440 seneden beridir devam ede gelen İslam gerçeği de varlığını işte bu birkaç yüz kişiye borçludur. Ama bu  “çok özel” birkaç yüz kişiye…</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black">Ve Hz. Muhammed’in tarihin bu dönemini okuyuşu da bu dönemde yaşanan işkenceleri yorumlayışı da – kendisi o işkencelerden hem fiziken, hem psikolojik olarak en çok etkilenenlerden biri olmasına rağmen – çok farklıdır. Sırtında ateş söndürülenlerden biri, Ered oğlu Habbab zulmün en ağır yaşandığı günler içinde Hz. Muhammed’e yalvararak bir dilekte bulunur:</font></font><blockquote><font face="Georgia"><font color="black"><b><i>“ALLAH’ın Elçisi!” </i>der, <i>“Ne olur, Rabbimize dua etsen de bu sıkıntıyı bizden artık giderse ve Müslümanları hâkim hale getirse!”</i> Hz. Muhammed, oturduğu yerden toparlanır. Yüzünün rengi değişir. Kızmıştır. Cevabı kaşları çatık olduğu halde verir:</b></font></font><br />
</blockquote><blockquote><i><font face="Georgia"><font color="black"><b>“Sizden önceki iman eden topluluklar öyle işkencelere uğratılmışlardı ki, testereyle vücutları ortadan ikiye ayrılırdı ya da demirden taraklarla etleri ve sinirleri kemiklerinin üzerlerinden taranırdı fakat onlar yine de dinlerinden dönmezlerdi.</b></font></font></i><br />
</blockquote><blockquote><i><font face="Georgia"><font color="black"><b>ALLAH’tan korkun ve sabırlı olun. ALLAH bu işi mutlaka sonucuna ulaştıracaktır. Öyle ki bir insan tek başına devesine binecek ve ALLAH’tan başka hiçbir varlıktan korkmaksızın San’a’dan Hadramevt’e kadar gidecektir.”</b></font></font></i><br />
</blockquote><font face="Georgia"><font color="black">Hz. Muhammed’in cevabında ilginç olan, işaret ettiği hedeftir. Vurguladığı şey sadece Müslümanlara ait bir başarı, hâkimiyet ya da siyasi bir zafer değil toplumsal asayiştir. O, bu cevabıyla işkenceleri çeken insanlara, katlandıkları zulmün hem nedenini hem de sonucunu açıklamış olur. Ve asıl dikkat edilmesi gereken hedefin ne olduğunu öğretir. Hem onlara, hem de kıyamet kopuncaya kadar yaşayacak bütün Müslümanlara…</font></font></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.rasulehasret.com/hz-muhammed-sav-hayati/"><![CDATA[Hz.Muhammed(sav)'in Hayatı]]></category>
			<dc:creator>MURATS44</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.rasulehasret.com/hz-muhammed-sav-hayati/43261-25-mekke%92de-en-uzun-zaman-kan-zulum-iskence%85.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>24 - Ebu Talib’e Şikâyet!</title>
			<link>http://www.rasulehasret.com/hz-muhammed-sav-hayati/43260-24-ebu-talib%92e-sikayet.html</link>
			<pubDate>Sat, 19 May 2012 16:43:13 GMT</pubDate>
			<description>Mekkelilerin tepkilerinin ilk somut şekli Hz. Muhammed’i amcası Ebu Talib’e şikâyet etmek olur. Aslında Ebu Talib, Hz. Muhammed’in amcası olmanın...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><font face="Georgia"><font color="black">Mekkelilerin tepkilerinin ilk somut şekli Hz. Muhammed’i amcası Ebu Talib’e şikâyet etmek olur. Aslında Ebu Talib, Hz. Muhammed’in amcası olmanın ötesinde bir anlama sahiptir. Mekke’nin en saygın ihtiyar bilgelerinden biri, belki de birincisidir. Ve bu noktada iman etmemiş olması, Hz. Muhammed’in ve Müslümanların lehine olur. Bu sayede Mekkeli putperestler, Hz. Muhammed için en azından yaşamsal bir tehdit oluşturamazlar. Ebu Talib’den çekindikleri için sadece O’nu kıstırdıkları yerde alay etmek ve dövmekle yetinirler. 10 kişilik bir topluluk Kureyş adına Ebu Talib’i ziyaret eder ve Hz. Muhammed’in atalarına ve putlarına dil uzattığından şikâyet ederek:</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black"><i>“Zaten sen de bizim gibi inanıyorsun. Sustur şu yeğenini!” </i>der. Ebu Talib, bu ilk şikâyeti tatlı sözlerle geçiştirir, Kureyş’in sinirini yatıştırmaya çalışır.</font></font></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.rasulehasret.com/hz-muhammed-sav-hayati/"><![CDATA[Hz.Muhammed(sav)'in Hayatı]]></category>
			<dc:creator>MURATS44</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.rasulehasret.com/hz-muhammed-sav-hayati/43260-24-ebu-talib%92e-sikayet.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>:))))</title>
			<link>http://www.rasulehasret.com/komik-yazilar-fikralar/43259-a.html</link>
			<pubDate>Sat, 19 May 2012 13:41:53 GMT</pubDate>
			<description>Resim: http://a4.sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-ash4/481297_472791409404481_266038440079780_2052725_1702090945_n.jpg _halay_halay</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><img src="http://a4.sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-ash4/481297_472791409404481_266038440079780_2052725_1702090945_n.jpg" border="0" alt="" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" />_halay_halay</div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.rasulehasret.com/komik-yazilar-fikralar/"><![CDATA[Komik Yazılar & Fıkralar]]></category>
			<dc:creator>hasret.rüzgarı</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.rasulehasret.com/komik-yazilar-fikralar/43259-a.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Turnalar.....</title>
			<link>http://www.rasulehasret.com/dini-klipler/43258-turnalar.html</link>
			<pubDate>Sat, 19 May 2012 07:04:36 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[1QFVqKccuWc 
  
  
  
  
  
  
  
*&#1604;&#1570; &#1573;&#1604;&#1600;&#8215;__&#8215;&#1600;&#1607; &#1573;&#1604;&#1570; &#1575;&#1604;&#1604;&#1600;&#8215;__&#8215;&#1600;&#1607; &#1605;&#1581;&#1605;&#1600;&#8215;__&#8215;&#1600;&#1583; &#1585;&#1587;&#1600;&#8215;__&#8215;&#1600;&#1608;&#1604; &#1575;&#1604;&#1604;&#1600;&#8215;__&#8215;&#1600;&#1607; LA İLAHE İLLALLAH MUHAMMEDUR RASULULLAH*]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><table class="tborder" cellpadding="5" cellspacing="1" border="0" width="480" style="margin:10px 0">
<thead>
	<tr>
		<td class="tcat" colspan="2" style="text-align:center">
			<b><font color=red>[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. <a href="register.php">Üye Olmak için TIKLAYIN...</a>]</font></b>
		</td>
	</tr>
</thead>
<tbody>
	<tr>
		<td class="panelsurround" align="center">
			<object width="480" height="360" type="application/x-shockwave-flash" data="http://www.youtube.com/v/1QFVqKccuWc">
				<param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/1QFVqKccuWc" />
				<param name="wmode" value="transparent" />
				<em><strong>ERROR:</strong> If you can see this, then <b><font color=red>[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. <a href="register.php">Üye Olmak için TIKLAYIN...</a>]</font></b> is down or you don't have Flash installed.</em>
			</object>
		</td>
	</tr>
</tbody>
</table><br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
<b><i><font face="Georgia"><font color="red">&#1604;&#1570; &#1573;&#1604;&#1600;&#8215;__&#8215;&#1600;&#1607; &#1573;&#1604;&#1570; &#1575;&#1604;&#1604;&#1600;&#8215;__&#8215;&#1600;&#1607; &#1605;&#1581;&#1605;&#1600;&#8215;__&#8215;&#1600;&#1583; &#1585;&#1587;&#1600;&#8215;__&#8215;&#1600;&#1608;&#1604; &#1575;&#1604;&#1604;&#1600;&#8215;__&#8215;&#1600;&#1607; LA İLAHE İLLALLAH MUHAMMEDUR RASULULLAH</font></font></i></b><br />
 <br />
<b><i><font face="Georgia"><font size="3"><font color="red">Bir çift turna gördüm kabe yolunda.....Güçlü soydemir....</font></font></font></i></b><br />
</div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.rasulehasret.com/dini-klipler/">Dini Klipler</category>
			<dc:creator>VuSLaT</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.rasulehasret.com/dini-klipler/43258-turnalar.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>mübarek Üç aylar!Recep ayı ve Regaip kandili</title>
			<link>http://www.rasulehasret.com/nasihatler/43257-mubarek-uc-aylar-recep-ayi-ve-regaip-kandili.html</link>
			<pubDate>Fri, 18 May 2012 21:35:09 GMT</pubDate>
			<description>*-Üç aylar!Recep ayı ve Regaip gecesi-* 
 
* İslamî takvimin diğer bir ifade ile Hicrî takvimin ayları Muharrem ile başlar ve yılın son ayı olan...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><font size="3"><b><i><font color="#002060"><font face="&amp;quot">-Üç aylar!Recep ayı ve Regaip gecesi-</font></font></i></b></font><br />
<font size="3"><b><i><font color="#002060"><font face="&amp;quot"><br />
</font></font></i></b></font><br />
<font size="3"><b><i><font color="#002060"><font face="&amp;quot"> İslamî takvimin diğer bir ifade ile Hicrî takvimin ayları Muharrem ile başlar ve yılın son ayı olan Zilhicce ile de biter. İslam inancında üç aylar olarak giren Recep, Şaban ve Ramazan ayları yüzlerce yıldır bir ibadet, feyz ve mutluluk iklimi olarak kabul edilip, kutlanmaktadır. <br />
<br />
Recep ayı kamerî ayların yedinci, üç ayların da ilk ayıdır. <br />
Recep ayının içinde iki mübarek gece bulunmaktadır. Birincisi, Recep ayının ilk Cuma gecesidir. Recep ayının ilk Perşembe gününü Cuma gününe bağlayan gece &quot;Regaib&quot; gecesi olarak kutlanır. Regaib'in lügat manası &quot;çok rağbet olunan şeyler, hediye, çok istenecek şeyler, bolca İhsan etmek&quot; demektir.<br />
<br />
Allah Celle Celalühu, Regaib gecesinde Resulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz'e, çok büyük İhsan ve manevi ikramlarda bulunmuştur. İslam alimleri, Resulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem'in bu gecede çok büyük ikramlara eriştiği için, bu gece çokça ibadet etmiş, geceyi namaz kılarak, hamd ve şükürle geçirmişlerdir.<br />
<br />
Regaib gecesi bizim de, Rabbimiz'in rahmetine ve ilahî ikramlarına ulaşabileceğimiz bir gecedir. Bu mübarek gecede halimizi Alemlerin Rabbi'ne arz ettikten sonra, geceyi namaz, şükür ve hamd ile geçirmeliyiz.<br />
Ebu Said–i Hudrî'den gelen bir haberde Resulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz'in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:<br />
&quot;Allah katında ayların sayısı on ikidir. Yeri ve semaları Allah yarattığı günden beri bu böyledir. Bu aylardan dört tanesi haram ay olup şunlardır: Allah'ın asamm ayı Receptir. Bu ay tek başınadır. Kalan üç tanesi peşpeşe olup şunlardır: Zilkade, Zilhicce ve Muharrem'dir. Recep, Allah'ın ayıdır. Şaban, benim ayımdır. Ramazan, ümmetimin ayıdır....&quot; (1)<br />
<br />
Son yıllarda bazı din hırsızları, bir çok konuda olduğu gibi üç aylar ve mübarek gecelerle ilgili olarak da ortaya bir çok iftira atmaktadır. Üç aylar gibi bir kavramın olmadığını söyleyerek, gerek üç aylara, gerekse içindeki diğer gecelere dil uzatmışlardır. <br />
Oysa Rabbimiz Kur'an–ı Kerim'de şöyle buyurmaktadır:<br />
<br />
&quot;Gökleri ve yeri yarattığı günde Allah'ın yazısına göre Allah katında ayların sayısı on iki olup, bunlardan dördü haram aylardır. İşte bu doğru hesaptır. O aylar içinde (Allah'ın koyduğu yasağı çiğneyen) kendinize zulmetmeyin ve müşrikler nasıl sizinle topyekün savaşıyorlarsa siz de onlara karşı topyekün savaşın ve bilin ki Allah (kötülükten) sakınanlarla beraberdir.&quot; (2)<br />
Ayet–i kerime bize şunu kesin olarak bildirilmiştir ki, Allah Celle Celalühu'nun mübarek kıldığı aylar vardır. Bu aylar haram aylar olup, yukarıda da bahsettiğimiz üzere, üçü ardarda biri de tek olmak üzere sayıları dörttür.<br />
<br />
Recep ayı Orucu<br />
Abbad ibnu hanif anlatıyor: <br />
&quot;Said İbnu Cübeyr Rahimehullah'a Recep ayındaki oruçtan sordum. Bana şu cevabi verdi.<br />
<br />
&quot;İbnu Abbas RadıyAllahu Anhüma'yı dinledim, şöyle demişti:<br />
–&quot;Resulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem efendimiz Recep ayında bazı yıllarda öyle oruç tutardı ki biz; &quot;galiba hiç yemeyecek (ayın her gününde tutacak) derdik. (bazı yıllarda da öyle) yerdi ki biz, galiba hiç tutmayacak derdik.&quot; (3)<br />
<br />
Yukarıda ki hadisi şeriften anlaşıldığı üzere Recep ayında oruç tutmak pek faziletlidir. Çünkü Resulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem efendimiz bu ayda oruç tutmuştur. Bazı yıllarda tamamına yakınını oruçlu geçirmiş, bazı yıllarda da az bir kısmını oruçlu geçirmiştir. Resulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem'in Recep ayı ve Recep ayında tutulacak oruç hakkında şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir.<br />
<br />
&quot;Recep Allah'ın ayıdır; şaban benim ayımdır, ramazan ise ümmetimin ayıdır.&quot; Recep ayının niçin Allah'ın ayı olduğu sorulduğunda:<br />
&quot;Çünkü bu ayda özellikle mağfiret boldur. Bu ayda, halkın kan dökmesine mani vardır. Bu ayda, Allah–ü Teala, Peygamberlerinin tövbelerini kabul buyurmuştur. Allah–ü Teala bu ayda, peygamberlerini düşmanlarından korumuştur. Bir kimse, recep ayını oruçlu geçirirse, Alla–ü Teala üç şeyi onun için gerekli kılar. Şöyle ki:<br />
<br />
–Geçmiş günahlarının tümünü bağışlar.<br />
–Kalan ömrünün temiz geçmesini temin eder.<br />
–Büyük huzura çıkılan kıyamet gününün susuzluğundan da onu emin kılar.<br />
Resulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem'e sorarlar:<br />
<br />
&quot;Ya Resulullah Recep ayının tümünü oruçlu geçirmeye gücüm yetmez.<br />
–&quot;O halde, ilkinden bir gün, ortasından bir gün, sonundan da bir gün tutarsın. Böyle ettiğinde, ayın tümünü oruçlu geçirmiş olursun. Zira, yapılan iyilikler on misli sevap getirir.&quot; (4)<br />
<br />
Ashab'tan Mucibetü'l–Bahiliyle RadıyAllahu Anh'dan: babası veya amcası, kabilesinin elçisi olarak Peygamber SallAllahu Aleyhi ve Sellem'e geldi ve gitti. Bir sene sonra kılık ve kıyafeti değişmiş olduğu halde peygamberimizin yanına geldi, ve.<br />
–&quot;Ya ResulAllah ! beni tanıdınız mı?&quot; dedi. Resulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem:<br />
<br />
–&quot;Sen kimsin?&quot; Diye sordu:<br />
–&quot;Geçen sene huzurunuza gelen Bahili'yim&quot; dedi. <br />
–&quot;Neden bu kadar değiştin? Halbuki kılık kıyafetin düzgündü&quot; dedi.<br />
–&quot;Ya Resulullah! Senden ayrıldığım günden beri yemek yemedim; yalnız geceleri yedim.&quot; Cevabını verdi. Bunun üzerine Resulullah SallAllahu Aleyhi ve Selem:<br />
<br />
–&quot;Kendi kendine işkence yapmışsın. Sabır ayında (Ramazan) tamamıyla, diğer ayların her birinden birer gün oruç tut&quot; buyurdu.<br />
<br />
–Ya Resulullah, günün sayısını artır. Zira bundan fazla tutmağa gücüm yeter&quot; dedi. Resulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem:<br />
–&quot;O halde her aydan ikişer gün oruç tut&quot; dedi.<br />
–&quot;Biraz daha arttır ya Resulullah&quot; dedi.<br />
–&quot;Her aydan üç gün&quot; dedi.<br />
–&quot;Daha artır ya Resulullah&quot; deyince.<br />
<br />
–&quot;Recep, Zilka'de, Zilhicce, Muharrem aylarında üçer gün oruç tut, kalan günlerde iftar et.&quot; Emrini üç defa tekrarladı ve üç parmağıyla işaret etti. Onları yumdu, sonra bıraktı. (5)<br />
<br />
Regaip gecesi kılınacak namaz.<br />
<br />
Regaip gecesi; Recep ayinin ilk Cuma gecesi kılınacak olan bu namaz 12 rekat tır. Akşam ile yası arasında kılınabileceği gibi yatsıyı kıldıktan sonra imsak vaktine kadar ki herhangi bir zamanda da kılınabilir.<br />
<br />
Her rekatta fatihadan sonra üç &quot;Kadr&quot; suresi ile on iki adet de ihlas suresi okunur. Her iki rekatta bir selam verilerek on iki rekat tamamlanır.<br />
On ikinci rekatı kılıp selam verdikten sonra, yerinden kalkmadan yetmiş kere:<br />
&quot;Allahümme salli ala Muhammedini'n, nebiyyi'l, ümmiyyi ve ala alihi&quot; denilir. Sonra secdeye varılır. Secdede de yetmiş kere:<br />
&quot;Sübbühün kuddüsün Rabbü'l, melaiketi ve'r–rühi&quot; denir. Sonra secdeden kalkılarak ettahıyyata oturulur ve yetmiş kere:<br />
<br />
&quot;Rabbi'ğfir ve erham ve tecavez ta'lemü&quot; dedikten sonra tekrar secde edilir. Secdede yetmiş kere: <br />
<br />
&quot;Sübbühün kuddüsün Rabbü'l, melaiketi ve'r–rühi&quot; dedikten sonra isteklerinizi Alemlerin Rabbine arz edin. (6)<br />
Perşembe gününü oruçlu geçirdikten sonra, akşamda bu namazı kılmanın fazilet ve makbulıyeti pek fazladır. Bu namazı kılmayı Rabbimiz nasıp eder inşAllah...<br />
<br />
Recep Ayı namazı<br />
Recep ayı içinde otuz rekat namaz kılınır. Bu otuz rekatın on rekatı Recep ayının ilk on günü içinde kılınır. <br />
İkinci on rekatı da ikinci on günü içinde kılınır. <br />
Üçüncü on rekatı da üçüncü on günü içinde kılınır.<br />
Her rekatta fatiha okunduktan sonra üç kere ihlas suresi okunur, ihlası okuduktan sonra da üç kere de kafırun suresi okunur. Bütün rekatlar bu şekilde okunarak tamamlanır.<br />
Bu namazın kılınma zamanı nafile namazların kılınacağı vakitlerdir. Belli bir vakti yoktur. (7)<br />
<br />
<br />
<br />
RECEP AYI GİRDİĞİNDE YAPILACAK OLAN DUA<br />
<br />
Okunuşu: &quot;Allahumme barik lena fi recebe ve şa'ban ve belliğna ramazan&quot;<br />
Açıklaması:<br />
<br />
&quot;Allah'ım! Recep ve Şaban aylarını bizim için mübarek kıl ve bizi Ramazan ayına ulaştır.&quot; Amin!.. <br />
Üç ayların ilki olan recep ayı girdiğinde bu duayı sıkça yapalım, Resulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem bu duayı yaparlardı ve ümmetinin de yapmasını istemiştir.<br />
<br />
Dipnotlar:<br />
1–Abdülkadir Geylanî, Gunyet'üt Talibîn, ter.: Abdulkadir Akçiçek, İstanbul: Sağlam Kitabevi, 1991, s. 547.<br />
2–Kur'an–ı Kerîm, 9/36.<br />
3–Buhari, savm 53; Müslim, Sıyam 179, (1157); Ebu davud, savm 55, (2430)<br />
4–Gunyet'üt Talibin, Abdulkadir Geylani, Sağlam Kitabevi, Ter: Abdulkadir Akçiçek 1991, sh.551<br />
5– Riyazü's–Salihin, Ter:Kıvamüddin Burslan, Hasan Hüsnü Erdem, Emek Matbaa. Cilt 2, sh.506 (Hadisi, Ebu davud rivayet etmiştir)<br />
6– İhyau Ulumi'd–Din\ Bedir Yayınları, ter: Ahmed sedaroğlu 1974 cilt. 1 sh. 555<br />
7– Gunyet'üt Talibin, Abdulkadir Geylani, Sağlam Kitabevi, Ter: Abdulkadir Akçiçek 1991, sh.549</font></font></i></b></font></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.rasulehasret.com/nasihatler/">Nasihatler</category>
			<dc:creator>fahrettin tırınk</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.rasulehasret.com/nasihatler/43257-mubarek-uc-aylar-recep-ayi-ve-regaip-kandili.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hacer'ül- esved taşının yerleştirilmesi]]></title>
			<link>http://www.rasulehasret.com/sevket-okyay-siirleri/43256-hacerul-esved-tasinin-yerlestirilmesi.html</link>
			<pubDate>Fri, 18 May 2012 19:02:32 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[*Resim: http://www.resimvadisi.com/data/media/476/black-stone.jpg * 
  
*Hacerü’l- Esved Taşı'nın* 
*yerleştirilmesi* 
 ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><div align="left"><font size="4"><b><font color="#ff0000"><img src="http://www.resimvadisi.com/data/media/476/black-stone.jpg" border="0" alt="" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /></font></b></font></div> <br />
<div align="left"><font size="4"><b><font color="#ff0000">Hacerü’l- Esved Taşı'nın</font></b></font><br />
<b><font size="4"><font color="#0a0a0a">yerleştirilmesi</font></font></b></div> <br />
<div align="left"><font size="3">::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::</font><br />
<font size="3"><font color="purple">Dünyamız kararmışken- 'İmdat' diyorken insan.</font></font><br />
<font size="3"><font color="#c00000">Mazlumun, çaresizin- imdadına yetiştin.</font></font><br />
<font size="3"><font color="#c00000">Nurunla aydınlandı- barıştı bütün cihan,</font></font><br />
<font size="3"><font color="#c00000">Ey İftihar Tablomuz- Baş Tacımız Efendim.</font></font><br />
<font size="3"><font color="#c00000">.</font></font><br />
<font size="3"><font color="#c00000">Sen Hatemü'l- Enbiya- dahi Habibullahsın,</font></font><br />
<font size="3"><font color="#c00000">Şefkatin, Merhametin- Sevginin Timsalisin.</font></font><br />
<font size="3"><font color="#c00000">İns'e, Cinne Peygamber- Şanlı Resulullahsın,</font></font><br />
<font size="3"><font color="#c00000">Kainat Efendisi- Baş Tacımız Efendim.</font></font><br />
<font size="3">::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::.:</font></div> <br />
<div align="left"><font size="3"><font color="seagreen"><b>Sallü alâ Resulüna MUHAMMED</b></font></font><br />
<font size="3"><font color="seagreen"><b>ALLAHümme salli alâ MUHAMMED</b></font></font></div> <br />
 <br />
<div align="left"><font color="#0a0a0a"><font color="#0a0a0a"><font size="3"><font color="#ff0000">Şevket OKYAY</font></font></font></font></div> <br />
<div align="left"><font color="#0a0a0a"><font color="#0a0a0a"><b><font size="3">.................................................. </font></b></font></font></div><font color="#0a0a0a"><br />
 <br />
</font><b><font color=red>[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. <a href="register.php">Üye Olmak için TIKLAYIN...</a>]</font></b><br />
 <br />
<font face="Verdana"><font size="3"><font color="navy">Muhammed aleyhisselâm Hz. Hatice ile evlendikten sonra da Mekke’de ticâretle meşgul oldu. Ticâreti, Saib bin Abdullah ile ortaklık şeklinde yürütürdü. Kazançlarıyla misafirleri ağırlarlar, yetimlere ve fakirlere yardım ederlerdi. Muhammed aleyhisselâm yine bu sıralarda Hz. Hatice’nin kölesi Zeydi himayesine alıp, onu kölelikten âzâd etti. O zaman küçük yaşta bulunan Hz. Ali’yi de yanına alıp evladı gibi yetiştirmiştir.</font></font></font><br />
<font face="Verdana"><font size="3"><font color="navy">Otuzbeş yaşında bulunduğu sırada Kâ’be hakemliği yaptı. O zaman yağmur ve seller sebebiyle Kâ’be’nin duvarları iyice yıpranmış, bir yangın sebebiyle de tahribata uğramıştı. Bu durum üzerine Kureyş kabilesi Kâ’beyi İbrâhim (a.s.)’ın yaptığı temele kadar yıkıp yeniden yapmaya başlamıştı. Her kabileye bir bölümünü vererek duvarları yükselttiler. Bu işin büyük bir şeref olduğunu bilen kabileler Hacer-ül-esved taşını yerine koyma hususunda anlaşamadılar. Her kabile böyle bir şerefe sahip olmak istediğinden aralarında gittikçe artan büyük bir anlaşmazlık çıktı. Dört beş gün süren bu anlaşmazlık sebebiyle nerdeyse kan dökülecekti. Bu sırada Abdulmuttalibin dayısı ve yaşlı bir zat olan Huzeyfe’nin (Ey Kureyş topluluğu! Anlaşamadığınız iş hakkında hüküm vermek üzere, şu kapıdan ilk girecek zatı aranızda hakem yapın) diyerek Kâ’beye açılan Benî Şeybe kapısına işaret etti. Orada bulunanlar bu teklifi kabul ettiler ve Benî Şeybe kapısına bakarak ilk girecek ve işin en nazik anında bu işi halledecek kimseyi beklemeye başladılar. Nihayet kapıdan, doğruluğunu, üstün ahlâkını son derece takdir ettikleri ve El-Emin (güvenilir) dedikleri Muhammed aleyhisselâmın geldiğini gördüler. (İşte El-Emin onun hükmüne razıyız) dediler. Durum Muhammed aleyhisselâma anlatılınca bir örtü istedi. Hacer-ül-esved’i bir örtü üzerine koyup (Her kabileden bir kişi bir ucundan tutsun) dedi. Taşı konulacağı yere kadar kaldırttı. Sonra da kendisi taşı kucaklayıp yerine koydu. Mekke’de çıkmak üzere olan büyük bir harbin böylece önlendiğini gören kabileler, onun bu hareketinden çok memnun oldular. Sonra da yarım kalmış olan duvarları yaparak</font> tamamladılar.</font></font><br />
<br />
<br />
<b>.....................................</b><br />
<b>Kaynak:</b><br />
 <br />
<b>Türkiye Gazetesi</b><br />
<b>İslam Alimleri serisi 1. Cilt</b><br />
<b>Muhammed Aleyhisselam bölümü.</b><br />
.....................<br />
Türkiye Gazetesi<br />
Yeni rehber Ansiklopedisi<br />
Hacer-ül esved bölümü<br />
cilt 8 sayfa 195</div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.rasulehasret.com/sevket-okyay-siirleri/">Şevket OKYAY Şiirleri</category>
			<dc:creator>Okyay</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.rasulehasret.com/sevket-okyay-siirleri/43256-hacerul-esved-tasinin-yerlestirilmesi.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>23 - Niçin İnanmadılar?</title>
			<link>http://www.rasulehasret.com/hz-muhammed-sav-hayati/43255-23-nicin-inanmadilar.html</link>
			<pubDate>Fri, 18 May 2012 17:44:28 GMT</pubDate>
			<description>En başından itibaren Mekkelilerin İslam’a karşı oluşları temelde ekonomik nedenlere dayanır. Mekke ekonomisini ayakta tutmanın ötesinde bütün bir...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><font face="Georgia"><font color="black">En başından itibaren Mekkelilerin İslam’a karşı oluşları temelde ekonomik nedenlere dayanır. Mekke ekonomisini ayakta tutmanın ötesinde bütün bir Arap yarımadasının merkezi kılan ve bütün ekonomik rantın Mekke tarafından sömürülmesine olanak sağlayan kurulu putperest düzendir. Kâbe’de bulunan yüzlerce put, gerçekte Mekke elitinin hizmetçileri ve başlıca maddi yaşam kaynaklarıdır. Ve bu arada tanrının kaç tane olduğu da aslında pek umurlarında değildir. Ayrıca İslam kabul edildiği takdirde buna bağlı olarak toplumsal yapının tamamen değişeceğini gördüler. Böyle bir gelişme ise kabile reisleri, dini karizmalar, kâhinler, falcılar gibi birçok etkin sosyal pozisyon ve meslek ya tamamen ortadan kalkacak ya da etkisini büyük ölçüde yitirecektir. Hâlbuki sözü edilen meslek ve pozisyonlar, İslam öncesi Arap toplumunu yöneten kurumlardır. Ve İslam’a karşı büyük bir duyarlılıkla tepki gösterirler. Bu çatışmayı kaybettikleri takdirde her şeylerini kaybedeceklerini çok iyi anlamışlardır:</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black"><b><font color="darkgreen"><i>“ ‘Biz seninle birlikte doğru yola uyarsak yurdumuzdan atılırız.’ dediler.”</i></font><font color="purple">(Kasas, 28:57)</font></b></font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black"> Kur’an’ın bu ayeti putperestlerin İslam’a itirazlarının özünü ortaya koyar ve ifade tamamen onların ağzından dile getirilir. Nitekim Kureyş elitinden Amir oğlu Haris de bir gün Hz. Muhammed’e bu gerçeği itiraf edecektir:</font></font><blockquote><i><font face="Georgia"><font color="black"><b>“Ey Muhammed! ALLAH’a yemin olsun ki sen bize hiç yalan söylemedin. Ama biz sana uyarsak, yerimizden, yurdumuzdan olacağız. Bundan dolayı inanmıyoruz.”</b></font></font></i><br />
</blockquote><font face="Georgia"><font color="black">Bütün Arap kabilelerinin en saygın ve büyük putları Kâbe’de barınmaktadır. Her sene özellikle Hac mevsiminde, kabileler putlarını ziyaret amacıyla Mekke’ye gelmekte ve günlerce, hatta haftalarca orada kalmaktadır. Kureyş geçen yüzyıllar içerisinde bu işi mükemmel bir organizasyona kavuşturmuştur. Görünüşteki bu dini turizm etkinliği büyük bir ekonomik olay haline dönüşmüştür. Araplar, geçen bir sene boyunca ürettikleri malları bu dönemde Mekke’de kurulan fuarlarda satmakta ve gelecek senenin ihtiyaçlarını da yine bu fuarlarda satın almaktadır. Bütün bu etkinliğin nedeni ise Kutsal Kâbe ve orada barınan putlardır. Ayrıca, yine aynı kutsallık avantajı sayesinde, yani Kâbe’nin ve putların bekçileri oldukları için Kureyş, bütün kabilelerce üstün kabul edilir. Ticaret gezileri sırasında, en azından başka kabilelerin üyelerine oranla, daha güvende olurlar. Ve yine bu sayede Mekke, baskın ve yağma tehlikesi açısından Arap yarımadasının en güvenli şehri olmayı sürdürür.</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black">İkinci önemli neden, kibir duygusudur.</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black"><i>“Zikir (Kur’an), aramızdan O’na mı indirildi, dediler” </i>(Sad, 38:8) Hz. Muhammed, onların gözünde onlarca seneden beri Ebu Talib’in yetimidir. Çok akıllı, güvenilir, dürüst biridir ama zengin ve güçlü değildir. O yüzden de peygamberliğe layık değildir… Modern toplumla yarışacak ölçüde materyalist Mekke’nin değer yargıları, kendilerini böyle bir <i>“yetim”</i>e iman etmekten alıkoyar. Hatta öfkelenirler bile:</font></font><blockquote><font face="Georgia"><b><font color="darkgreen"><i>“Bütün güçleriyle ALLAH’a and içerek kendilerine bir uyarıcı gelirse, herhangi bir ümmetten daha çok doğru yolda olacaklarına dair yemin etmişlerdi. Fakat kendilerine uyarıcı gelince bu, nefretlerinden başka bir şeyi artırmadı.” </i></font><font color="purple">(Fatır, 35:42)</font></b></font><br />
</blockquote><font face="Georgia"><font color="black">Bedir savaşında öldürülünceye kadar İslam’ın ve Hz. Muhammed’in baş düşmanı olmaya devam edecek olan Ebu Cehil’e bir gün Hz. Ali:</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black"><i>“Hala iman etmeyecek misin?” </i>diye sorduğunda o:</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black"><i>“İman edeceğim fakat” </i>der, <i>“niçin O?”</i></font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black">Diğer nedenler; atalar kültüne ve geleneklerine fanatizm derecesinde bağlılıkları, Kur’an ayetlerinin onlar hakkındaki ifadelerinin neden olduğu kızgınlık ve gurur kırıklığı, İslam’ın eşitlikçi bir toplum yapısından yana olduğunu açık bir biçimde ortaya koyması, Kureyş’i oluşturan boylar arasındaki rekabet ve çekememezlik duygusudur.</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black">Öyleyse bu zor dönemde İslam’ı kabul edenlerin tercihlerini kolaylaştıran nedenler nelerdir?</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black">Temel neden İslam’ın içerdiği güçlü ahlaki yapı ve bunun karşısında iman edenlerin sahip oldukları üstün kişilik özellikleridir. Akıllı ve vicdanı diri insanlardır bunlar. Haksızlığı ve zulmü içselleştirmemiş, köklü bir değişiklik arayışı içinde olan insanlar. Ve bu bağlamda, yukarıda da değindiğimiz gibi, gençler, köleler ve kadınlar ön plandadır. İman açısından ise İslam’ın anlattığı ALLAH inancının alternatifinin zorluğu ve mantık dışılığı vardır. Bir düşünün! Gücü, bilgisi, iradesi sonsuz, zamandan ve mekândan bağımsız her şeyi yaratan ve egemenliğinde tutan ve her şeyin üzerinde olan bir tek Tanrıya mı inanmak daha kolaydır, yoksa taştan ve tahtadan kendi ellerinizle oyduğunuz ya da daha beteri yolda tipini beğendiğiniz taşlara mı?</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black">Mekke putperestlerinden biri, Hz. Ebubekir’i tekrar eski dinine döndürmeyi kendine görev edinir ve:</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black"><i>“Seni Lat ile Uzza’ya çağırıyorum” </i>der. Hz. Ebubekir, sorar kendisine:</font></font><br />
<i><font face="Georgia"><font color="black">“Lat nedir?”</font></font></i><br />
<i><font face="Georgia"><font color="black">“Rabbimizdir”</font></font></i><br />
<i><font face="Georgia"><font color="black">“Peki, Uzza ve diğerleri nedir?”</font></font></i><br />
<i><font face="Georgia"><font color="black">“ALLAH’ın kızlarıdır.”</font></font></i><br />
<font face="Georgia"><font color="black"><i>“Peki, anneleri kimdir?” </i>Putperest bakakalır. Yanındakilere döner:</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black"><i>“Biriniz şu adama cevap verse ya!” </i>der. Hiç kimseden ses çıkmaz.</font></font></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.rasulehasret.com/hz-muhammed-sav-hayati/"><![CDATA[Hz.Muhammed(sav)'in Hayatı]]></category>
			<dc:creator>MURATS44</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.rasulehasret.com/hz-muhammed-sav-hayati/43255-23-nicin-inanmadilar.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>22 - Çatışma Başlıyor</title>
			<link>http://www.rasulehasret.com/hz-muhammed-sav-hayati/43254-22-catisma-basliyor.html</link>
			<pubDate>Fri, 18 May 2012 17:43:11 GMT</pubDate>
			<description>İslam pragmatist bir din değildir. İçki gibi insanın ve imanın özüyle ilgili olmayan ve fiziksel bağımlılığı da bulunan kötülüklerin zamana yayılarak...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><font face="Georgia"><font color="black">İslam pragmatist bir din değildir. İçki gibi insanın ve imanın özüyle ilgili olmayan ve fiziksel bağımlılığı da bulunan kötülüklerin zamana yayılarak yasaklanmasına karşın ALLAH’ın tekliği ve kozmik egemenliği gibi var oluşun temel konularında devrimci ve pazarlıksız bir yaklaşıma sahiptir. Ve içinde bulunulan koşullar, güç dengeleri gibi duyarlılıklar göz önünde bulundurulmaksızın egemen inanç biçimine ve doğal olarak da ona dayalı bulunan toplumsal düzene savaş açar. Zaten Tek Tanrı inancı ile putperestlik arasında bir yumuşak geçiş ve pazarlık süreci niteliksel olarak da olanaksız bir şeydir. Sonuçta Mekkeli putperestler kulaklarına inanamazlar.</font></font><blockquote><i><font face="Georgia"><font color="darkgreen"><b>“(Putperestler) Onu (ALLAH’ı) bırakıp hiçbir şey yaratmayan, aksine kendileri yaratılmış olan, bizzat kendilerine bile ne bir zarar ne de fayda verebilen, öldürmeye, hayat vermeye ve ölüleri yeniden diriltip kabirden çıkarmaya güçleri yetmeyen ilahlar edindiler.”<font color="purple"> (Furkan,25:3)</font></b></font></font></i><br />
</blockquote><blockquote><i><font face="Georgia"><font color="darkgreen"><b>“ALLAH’ı bırakıp da, kendisine kıyamete kadar cevap vermeyecek şeylere tapandan daha sapık kim var?”<font color="purple"> (Ahkaf,46:5)</font></b></font></font></i><br />
</blockquote><blockquote><i><font face="Georgia"><font color="darkgreen"><b>“Siz ve ALLAH’tan başka taptıklarınız Cehennem yakıtısınız. Siz, oraya gireceksiniz. Eğer bunlar tanrı olsalardı oraya girmezlerdi. Hâlbuki hepsi orada ebedi kalacaklardır.”<font color="purple"> (Enbiya,21:98–99)</font></b></font></font></i><br />
</blockquote><font face="Georgia"><font color="black"><b>Kimdir bu Müslümanlar? Nesine güvenmektedir bu Muhammed?</b></font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black">Mekke derin bir şok yaşar. Nefret sadece putlarına ve atalarına duydukları derin saygıdan kaynaklanmaz. Gerçek neden daha derinlerdedir ve Mekke’nin can damarıyla ilgilidir. Bütün Arap yarımadasının kendilerine çalıştığı sömürü düzelerinin tepe takla gelmesi olasılığıdır Kureyş’i o derece korkutan…</font></font></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.rasulehasret.com/hz-muhammed-sav-hayati/"><![CDATA[Hz.Muhammed(sav)'in Hayatı]]></category>
			<dc:creator>MURATS44</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.rasulehasret.com/hz-muhammed-sav-hayati/43254-22-catisma-basliyor.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>21 - Baskın Var: “Ya Sabahah”</title>
			<link>http://www.rasulehasret.com/hz-muhammed-sav-hayati/43253-21-baskin-var-%93ya-sabahah%94.html</link>
			<pubDate>Fri, 18 May 2012 17:40:53 GMT</pubDate>
			<description>Yemek davetinin üzerinden çok geçmez… Hz. Muhammed’in bir sabah Mekke’ye hâkim tepelerden Safa’nın üzerine çıktığı görülür. Sesinin olanca gücüyle...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><font face="Georgia"><font color="black">Yemek davetinin üzerinden çok geçmez… Hz. Muhammed’in bir sabah Mekke’ye hâkim tepelerden Safa’nın üzerine çıktığı görülür. Sesinin olanca gücüyle haykırır:</font></font><br />
<br />
<font face="Georgia"><font color="black">“Ya Sabahah!” Bu, Araplarda alarm işaretidir. Ya da her an bir baskın korkusuyla yaşayan Arap kabilelerinde bir tehlike parolası. İşte o sabah Hz. Muhammed’de bu parolayı kullanır. Aslında O’nun dikkat çektiği tehlike çok daha farklı türdedir ve çok daha büyük! Mekke halkı endişe içinde sesin geldiği yöne döner ve az sonra da Safa tepesinin eteklerini binlerce Mekkeli doldurur. Çağrıyı yapan, yabana atılacak biri değildir. O, el-Emin dedikleri insandır. Ve üstelik Kureyş’i oluşturan bütün boylarla akrabadır. Gelenler merak ve endişeyle sorarlar:</font></font><br />
<br />
<font face="Georgia"><font color="black">“Ey Muhammed! Neler oluyor, bizi niçin topladın?” yeteri kadar insan biriktikten sonra konuşmaya başlar:</font></font><br />
<br />
<font face="Georgia"><font color="black">“Ben size şu dağın arkasından ya da şu vadiden sizi yağmalamak isteyen bir takım atlıların çıkıvereceğini ya da akşama sabaha düşman baskınına uğrayacağınızı haber versem bana inanır mısınız?” Mekkeliler hiç duraksamaz:</font></font><br />
<br />
<font face="Georgia"><font color="black">“Elbette” derler. “Çünkü sen Emin’sin. Bu güne kadar yalan söylediğini, birini aldattığını hiç görmedik”</font></font><br />
<br />
<font face="Georgia"><font color="black">“Öyleyse ben de sizleri büyük bir tehlike, şiddetli bir azaba karşı uyarıyorum!” sonra tek tek Kureyş kabilesini oluşturan boyların isimlerini sayar. Ve en sonunda:</font></font><br />
<br />
<font face="Georgia"><font color="black">“Yüce ALLAH beni insanları uyarmam için görevlendirdi. Sizler, ‘ALLAH’tan başka ilah yoktur’ demedikçe ben size ne dünyada ne de ahirette bir yarar sağlayamam.” Konuşmasına yine tek tek Kureyş’in boylarını sayıp, “Kendinizi Cehennem ateşinden kurtarın!” uyarısıyla devam eder ve ekler:</font></font><br />
<br />
<font face="Georgia"><font color="black">“Ben sizi ALLAH’ın azabından kurtarabilecek hiçbir şeye sahip değilim!”</font></font><br />
<br />
<font face="Georgia"><font color="black">Korku ve şaşkınlık genel bir kızgınlığa dönüşür. İlk öne çıkan amca Ebu Leheb olur. Hırsla yerden bir avuç toprak alıp, yeğenine doğru savurur:</font></font><br />
<br />
<font face="Georgia"><font color="black">“ALLAH belanı versin” der, “bizi buraya bunun için mi topladın?” ve ekler “ellerin kurusun!” Yanıt, ilerleyen zaman içerisinde ALLAH’tan gelecektir. Müslümanlar tarafından “Tebbet” diye isimlendirilen bir sure indirilecektir. Konusu Ebu Leheb ve bir de düşmanlıkta, saldırganlıkta ondan geri kalmayan eşi Ümmü Cemil olan:</font></font><br />
<br />
<font face="Georgia"><font color="black">“Ebu Leheb’in elleri kurusun, zaten o helak oldu. Onu, malı ve kazandığı şey kurtarmadı. O, alevli bir ateşe girecektir. Karısı da odun hamalı olarak. Boynunda da bükülmüş bir ip olacaktır.” (Tebbet,111:1-5) “Tebbet” suresi iki açıdan özel bir anlam taşır. Birincisi, bu sure indirildikten sonra Müslüman ya da putperest hiç kimse Ebu Leheb’in ve eşinin Hz. Muhammed’e gösterdiği düşmanlığa önem vermeyecek, insanlar onların hakkında “kişisel kinleriyle hareket edip, uğradıkları aşağılamanın intikamını almaya çalışıyorlar” diye düşüneceklerdir. Çatışma kişiselleştirilmiş ve böylelikle düşman da etkisizleştirilmiştir. İkincisi ise Kur’an’ın Hz. Muhammed’in yazdığı bir kitap olmayıp ALLAH tarafından indirildiğine net bir kanıt oluşudur. Çünkü bu sure indirildiğinde henüz Ebu Leheb ve eşi hayattadır ve ölümlerine de daha yıllar vardır. Hz. Muhammed’i yalancı çıkarmak için, görünüşte bile olsa Müslüman olduklarını ileri sürebilirlerdi ve o zaman Hz. Muhammed’e çok da yapacak bir şey kalmazdı. Çünkü sure Cehennem’den yani gelecekten söz etmektedir. Ve onu indiren ya da yazan hem de Hz. Muhammed gibi aklı ve zekâsı hakkın da bütün tarih boyunca dost ya da düşman hiç kimseden hiçbir eleştiri almamış biri ise bu kadar tehlikeli bir hata yapmaz, rakiplerinin eline bu denli açık bir koz vermezdi. Ve Ebu Leheb ile eşi kalan yıllarını son derece istikrarlı birer putperest olarak geçirirler.</font></font><br />
<br />
<font face="Georgia"><font color="black">Artık bu yeni din, Hz. Muhammed ve Müslümanlar Mekke’nin bir numaralı gündem konusudur. Medine’ye hicret edilinceye kadar takip eden 10 sene boyunca da hep öyle kalacaktır.</font></font><br />
<br />
<font face="Georgia"><font color="black">O günden sonra yeni vahiyler birbiri peşi sıra akmaya başlar. Bu dönemde inen Kur’an pasajlarının karakteristik özelliklerini düşünür Mevdudi şöyle özetlemektedir:</font></font><br />
<br />
<font face="Georgia"><font color="black"><b>“Bunların dili çok temiz ve duru, uslubu etkileyici ve tatlı idi. Bu tanrısal söz, kendisine seslenmekte olduğu toplumun dil bilgisi, şiir ve edebiyata olan merakına uygun olarak biraz renkli ve süslüydü. Kelimeler ok gibi dinleyenin kalbine inerdi. Kulaklar ister istemez onlardaki uyuma verilmiş olurdu. Uyumları nedeniyle de derhal dillere yerleşiverirdi. Ayrıca bunlarda bölgenin özellikleri de vardı. Bu sözlerle evrensel ve ölümsüz gerçekler dile getiriliyordu, ama verilen kanıt ve örnekler hep yerliydi ve herkesin alışık olduğu havayı taşıyordu. Bütün telkin ve öğütler, Arap toplumunun ve Mekke’lilerin tarihlerine, örf ve adetlerine, her gün gözlemledikleri şeylere ve elde ettikleri izlenimlere, inanç, iman, ahlak toplum ve kültürlerine dayanarak ve onların kötü tarafları ortaya konulmak ve eleştirilmek biçiminde yapılıyordu. Amaç, Arapların ve Mekke’lilerin yapılan çağrı ve telkini kolayca kabul etmelerini sağlamaktı.”</b></font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black">Aynı konuda Muhammed Hamidullah’ın değerlendirmeleri de ilginç ve önemlidir:</font></font><br />
<br />
<font face="Georgia"><font color="black"><b>“ALLAH’ın Elçisi, toplumu düzeltme hareketini ancak, putperest ve çok tanrı inancına sahip, kendi doğduğu şehrin halkı ile başlatabilirdi. İşte bu nedenledir ki ilk inen Kur’an ayetleri özellikle iki konu üzerinde durmuştur: 1. hiçbir ortağı bulunmayan, gücüne sınır tanınmayan, yüce ve her yerde hazır ve nazır bir tek yaratıcıya iman ve 2. İçinde iyi ve güzel hareketler bulunan doğru yolda bir hayat sürme zorunluluğu. ‘İman etmek ve iyi işler, güzel hareketlerde bulunmak’ kavramı Kur’an’ı Kerim’de durmaksızın tekrarlanan bir konudur; bütün bunlar için de kanıt olarak Kur’an’ı Kerim’de: ’İnsan da dâhil şu evreni kim yarattı? Çok doğal olarak insan değil!.. Bu ancak ALLAH’dır ki O, ebedidir, her şeyin yaratanıdır, yoktan var etmiştir; yaşamın ve ölümün ve bunun bir sonucu olarak öldükten sonra dirilme gününün sahibi de O’dur. O, yoktan var eder de, öldükten sonra insanlar için dirilmeyi mümkün kılamaz mı hiç!.. Bu dirilişten sonra onları cezalandırması ya da ödüllendirmesi mümkün olamaz mı?’şeklinde uyarılar yapılmaktadır. Bütün bunlardan başka Kur’an, ‘her şeyi bilen ve duyan ALLAH’ın muhakkak insanların bu dünyada işlediklerini yazıp bir Deftere kaydetmek suretiyle Hesap Günü bunların muhasebesini mutlaka çıkaracağını’anlatmaktadır.”</b></font></font><br />
 <br />
<font face="Georgia"><font color="black">Bu günlerin Müslümanları, daha önceden de değindiğimiz gibi aslında Mekke’nin toplumsal profilinin tam bir örneğini oluşturmakla beraber doğal olarak iki toplumsal kesit büyük çoğunluğu oluşturur: gençler ve Köleler, yoksullar, ezilenler… Yani bütün insanlık tarihi boyunca toplumsal hareketlerin iki belirleyici dinamosu… Zaten Mekke toplumunun da sayısal olarak büyük çoğunluğu bunlardan oluşmaktadır. Bu olguyu Karen Armstrong şöyle vurgular:</font></font><br />
<br />
<font face="Georgia"><font color="black"><b>“Başlangıçta İslam inancı gençlerin ve Mekke şehrinde marjinal bir konuma itildiklerini hisseden insanların bir hareketiydi…Ona inanan ilk insanların çoğunun Mekke’deki ezilenler olması şaşırtıcı değildi; köleler ve kadınlar, bu yeni dinin kendilerine bir umut ışığı olabileceğini hemen anlamışlardı. Göreceğimiz gibi, daha sonraları daha zengin kabilelerden de İslam dinine geçenler oldu ama en güçlü ve aristokrat Kureyşliler hep uzak kaldılar. Müslümanlar Kâbe’de toplandıklarında, büyük Abdülmuttalib’in torununun bir araya gelmeyi sevdiği ayak takımına küçümseyerek bakıyorlardı. İslam daha da güçlendiğinde, Hz. Muhammed’in en yakın yandaşları üst sınıf zengin Müslümanlar değil, Kureyş’in daha yoksul boylarından gelen kişilerdi. Bunların hiç biri kişisel tercih meselesi değildi. Hz. Muhammed ilk Müslümanlar için bir örnek oluşturması gerektiğini ve ALLAH’ın adaletsizlikten ve sömürüden nefret ettiğini biliyordu. Tanrı’nın iradesini yansıtan bir toplum, tamamen eşitlikçi bir yaşam tarzı geliştirmeliydi.”</b></font></font><br />
 <br />
<font face="Georgia"><font color="black">İslam’ın içerdiği bu özgürlükçü, eşitlikçi ve her çeşit zulüm-baskı düzeninin karşısında olan karakter bir kaç yıl sonra, Hz. Muhammed’in çölden gelen kabile üyelerini İslam davet etme girişimlerinden birinde de açık biçimde kendini gösterir. Müsenna isminde bir bedevi Hz. Muhammed’i dinledikten sonra O’na yanıt verirken:</font></font><br />
<br />
<font face="Georgia"><font color="black"><b>“Senin bizi davet ettiğin şey tahmin ederim ki hükümdarların hoşuna gitmeyen bir şeydir” diyecektir.”</b></font></font><br />
 <br />
<font face="Georgia"><font color="black">Ve Safa tepesindeki açık davetten sonra Mekke’de İslam her ne kadar gündemin birinci maddesi haline gelirse de hala Kureyş’in genel tepkisi küçümseme ve alay etme şeklinde olur. Fakat bu durum çok sürmez. Çünkü şimdi sırada İslam’ın birinci evrensel önceliği vardır: ALLAH’ın birliği. Ve doğal olarak bu bağlamda putlar ve atalar kültü hedef tahtasına konur. Ondan sonra da kızılca kıyamet</font></font></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.rasulehasret.com/hz-muhammed-sav-hayati/"><![CDATA[Hz.Muhammed(sav)'in Hayatı]]></category>
			<dc:creator>MURATS44</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.rasulehasret.com/hz-muhammed-sav-hayati/43253-21-baskin-var-%93ya-sabahah%94.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>20 - Kalk ve Uyar: Açık Davet</title>
			<link>http://www.rasulehasret.com/hz-muhammed-sav-hayati/43252-20-kalk-ve-uyar-acik-davet.html</link>
			<pubDate>Fri, 18 May 2012 17:30:37 GMT</pubDate>
			<description>Tarih, 613… Hz. Muhammed’e peygamberlik verilişinin dördüncü yılı… Nebilikten Resullüğe yani sadece ALLAH’tan vahiy alan bir peygamber olmaktan,...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><font face="Georgia"><font color="black">Tarih, 613… Hz. Muhammed’e peygamberlik verilişinin dördüncü yılı… Nebilikten Resullüğe yani sadece ALLAH’tan vahiy alan bir peygamber olmaktan, kendisine ait bağımsız bir sistem (şeriat) sahibi olan bir üst düzey peygamberlik aşamasına geçilir. Hz. Adem’den O’na kadar gelmiş toplam 124.000 peygamber içinde Resül olanlar sadece 313 tanedir.</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black">Üç yıllık sıkıntılı bekleyişin intikamını almak istercesine yeni vahiyler peşpeşe gelir:</font></font><blockquote><font face="Georgia"><font color="darkgreen"><b><i>“Ey örtüye bürünen! Kalk da uyar, sadece Rabbini yücelt. Elbiseni temiz tut, kötü şeylerden uzak dur, yaptığın iyiliği çok görerek başa kakma, Rabbin için sabret.”</i><font color="purple">(Müddessir,74:1-7)</font></b></font></font><br />
</blockquote><blockquote><font face="Georgia"><font color="darkgreen"><b><i>“</i> <i>Sana emrolunanı açıkça söyle ve ortak koşanlardan yüzçevir” </i><font color="purple"> (Hicr,15:94)</font></b></font></font><br />
</blockquote><blockquote><font face="Georgia"><font color="darkgreen"><b><i>“Önce en yakın akrabalarını uyar!” </i><font color="purple">(Şuara,26:214)</font></b></font></font><br />
</blockquote><font face="Georgia"><font color="black">Son ayet hem ne yapması gerektiğini söylemekte hem de bunu nasıl yapması gerektiğini öğretmektedir. İşe en yakınlarından başlayacaktır. O ana kadar gizli bir biçimde ve tek tek özenle seçilmiş kişilere ulaşılmış, tepki görme riski asgariye indirilmiştir ama şimdi durum değişmektedir. İçinde her çeşit insan bulunan toplulukların karşısına çıkarak net bir biçimde peygamber olduğunu ve kendisine uymaları gerektiğini söylemesi istenir. Bu, Hz. Muhammed için hayatının en zor olaylarından biri olur. Bir ay evinden dışarı çıkmaz. Sürekli düşünür. Bir yanda Rabbinin emri diğer yanda ise en yakın akrabaları bile olsa böyle bir çağrıyla karşılaşan insanların gösterecekleri muhtemel tepki vardır. Ve çok zor bir iştir bu… Tam 40 senedir kendisini ‘Ebu Talib’in yetimi’ kimliğiyle tanımış insanlardan bir anda bir peygamber olduğunu kabul etmelerini ve kendisine iman etmelerini beklemek… Bu sırada en büyük tesellisi ve yardımcısı eşi Hz. Hadice olur. Kendisinin, sıkıntıyla:</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black"><i>“Şimdi bana kim inanır?” deyişine, </i>huzurlu bir özgüvenle:</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black"><i>“Merak etme” </i>diye cevap verir, <i>“hiç kimse inanmasa bile ben inanırım!”</i></font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black">Sonra hastalandığını zanneden halaları kendisini ziyaret eder. Gerçeği öğrendikleri zaman da cesaret verirler:</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black"><i>“Hiç durma! Rabbinin emrini yerine getir ve herkesi çağır” </i>derler, <i>“ama Ebu Leheb’i değil! Çünkü o böyle bir şeyi asla kabullenmez ve mutlaka bozmaya çalışır”</i></font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black">Halaları çok yerinde bir uyarıda bulunmuşlardır. Bu destekten aldığı cesaretin de etkisiyle Hz. Ali’yi çağırır. Ona az miktarda pide, et ve sütten oluşan mütevazı bir yemek hazırlamasını söyler. O günlerin bol çeşitli, zengin sofralarının aksine özellikle mütevazı bir sofradır bu. Daha ilk adımdan itibaren ve bütün detaylarda İslami değerleri temsil etmeye başlamıştır. Güç göstergesi ve övünme aracı lüks sofralar yerine işlevsel ve israfa yer vermeyen insani alternatifleri… Hz. Ali, kendisinden istenileni hızla hazırlar ve hemen ertesi günü Abdülmuttalib oğullarının önde gelenlerini evine davet eder. İçlerinde iki kadının da bulunduğu yaklaşık 40 kişi olan misafirler sofranın etrafına sıralanırlar. Servisi Ali yapar, Hz. Muhammed yemeğe oturmaz, bir kenarda bekler.  Önce yemekler yenir ve herkes hayret içinde kalır. Görüntüye göre birkaç kişiyi bile doyuramayacakmış gibi duran o azıcık yemek ve süt, 40 tan fazla insanı, hem de tıka basa doyurmuş ve geriye de hiç el sürülmemiş gibi kalmıştır. Bu, bir mucizedir. Hz. Muhammed’in bilinen ilk mucizesi… O andan itibaren vefat edinceye kadar binden fazla başka mucizeleri de görülecektir (bu rakam sadece bir biçimde kitaplara geçmiş olanların sayısıdır, tamamı ise bilinmemektedir).</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black">Gerçi modern insanın zihni mucizelerin gerçekliğini kabullenmekte zorlanır. Onları, arkadan gelen takipçileri tarafından peygamberlerine duydukları kültleştirme eğiliminin abartılı bir görünümü olarak yorumlar. Ama biz, bir an için durup kendimize şu soruyu soralım. ALLAH var mıdır? Yanıtımız hayırsa zaten bu konuda konuşacak ve düşünecek hiçbir şey kalmamıştır. Eğer yanıt evetse, o zaman da ikinci soru. ALLAH’ın gücü, bilgisi, iradesi ve hikmeti sonsuz mudur? Bu soruya geldiğimize göre yanıt evet olmak zorundadır. Çünkü yukarıda sıralanan nitelikleri sonsuz olmayan bir varlığın ALLAH olabilme olasılığı bulunmamaktadır. O zaman da son soru, bu durumda ALLAH’ın peygamberlik gibi son derece zor ve başkaları açısından normal koşullarda kabulü neredeyse olanaksız bir göreve destek olmak üzere peygamberlerini mucizelerle donatması son derece anlamlı ve gerekli olmaz mı? Evet, mucize peygamberlik görevinin zorluğunu dengeleyen bir tür kimlik kartıdır. Bu sayede ALLAH, peygamberin muhatabı olan insanlara olayların diliyle:</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black"><i>“Bu insan sıradan biri değil özel bir varlık, ALLAH’ın insanlara gönderdiği bir Elçi’dir ki onun eliyle doğa yasaları geçersiz hale gelebilmekte, değişmekte, başkaları için olanaksız olan şeyler onlar için mümkün olabilmektedir” </i>mesajı verilmiş olur. Fakat mucizeler sadece gerçeğin peşinde olan önyargısız insanlara etki eder. Maddi çıkarlarına kitlenmiş olanlara onların bile söyleyeceği bir şey yoktur. Ve bu ayrım Hz. Muhammed’in kalan 20 senelik yaşamında yüzlerce örnekle kendini tekrar tekrar gösterecektir.</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black">Yemek faslı biter ve sıra toplanma amacına gelir. Gerçi herkes ne için orada olduğunu bilmektedir ama konunun açığa dökülmesi için Hz. Muhammed’in konuşması beklenir. Ve o anda olanlar olur.</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black">Amca Ebu Leheb ayağa fırlar ve açar ağzını yumar gözünü… adeta lav püskürmektedir. İlk olarak az önce yaşadıkları yemek mucizesinden söz eder. İnsanlardan onun etkisini gidermek ister ve bu olayda Hz. Muhammed’i sihir yapmakla suçlar. Zaten başta Hz. Muhammed olmak üzere bütün peygamberler yaşadıkları dönemlerde, gösterdikleri mucizeler karşısında, inkara şartlanmış olanlar tarafından sihirbazlıkla suçlanmışlardır. Ebu Leheb’in bu yorumu sonraki zamanlarda birçok kez tekrarlanacaktır. Ve bu girişten sonra sözü Hz. Muhammed’e yöneltir:</font></font><blockquote><font face="Georgia"><font color="black"><b><i>“Ey Muhammed!” </i>der<i>, “bunlar senin amcaların ve amcalarının oğullarıdır. Bu sapkınlıktan</i> <i>vazgeç! İyi bil ki bu topluluk senin için bütün Araplarla savaşmayı göze alacak değildir. O nedenle başımıza bir bela getirmeden senin hakkından ilk önce bizim gelmemiz gerekir. Ey Muhammed! Ben kendi ailesi ve yakınları için senden daha şerli ve uğursuz bir kimse görmedim!”</i></b></font></font><br />
</blockquote><font face="Georgia"><font color="black">Sinek uçsa sesi duyulacaktır. Ebu Leheb o an için tam bir zafer kazanır. Hiç kimse Hz. Muhammed’in lehine bir yorum yapma cesaretini kendinde bulamaz ve Abdülmuttalib oğulları topluluğu sessizce dağılır.</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black">Hz. Muhammed’in yaptığı deneme araya Ebu Leheb gibi bozguncu bir unsur girmese bile zaten yeterince zordur, çünkü Muhammed Hamidullah’ın işaret ettiği gibi:</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black"><i>“İnsan topluluklarında çok az kimse teolojinin soyut konularıyla ilgilenmekte fakat toplumun hemen hemen bütünü, atalardan gelen örflerde bir sapma ve bu adetlerde bir yenilik hareketi başlatılmasına karşı ayaklanmaktadır.” </i>Ve o gün Hz. Muhammed için bir de Ebu Leheb faktörü ortaya çıkmış ve bütün bu zorlukların üzerine tuz biber ekmiştir.</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black">Kimdir bu provakatör? Kimdir bu Ebu Leheb denen adam?</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black">Hz. Muhammed’in babası Abdullah ile farklı annelerden dünyaya gelmiş olan bu amca, Abdülmuttalib’in on oğlu içinde kesinlikle ahlaken en düşkün olanıdır. Sert mizaçlı, hırçın biridir. Yanakları, ateş fışkıracak gibi kan kırmızıdır. Bu nedenle gerçek ismi Abdüluzza yerine <i>“Ateş Babası” </i>anlamına gelen Ebu Leheb künyesiyle çağrılır. Alabildiğine çıkarcı ve para canlısıdır. Hz. Muhammed’e gösterdiği amansız düşmanlığın araka planında ise bu yeni din tartışması yüzünden Abdülmuttalib oğullarının Kureyş içindeki konumunun sarsılması ve bunun sonucunda da maddi çıkarlarının zarar görmesi korkusu yar alır. Ebu Leheb, özellikle baba Abdülmuttalib vefat ettikten sonra iyice yoldan çıkar. Kendini tamamen içkiye ve sefahate verir. Sürekli Kureyş gençleriyle beraber içki âlemlerindedir. Öyle ki bu işler için parası bittiğinde tutar Kâbe’de muhafaza edilen mücevherleri çalar ve Kureyş içinde büyük bir huzursuzluk nedeni olur. Zaten Hz. Muhammed’e karşı yıllar öncesinden getirdiği gizli bir kini vardır. Bir gün bilemediğimiz bir nedenden Ebu Talib ile Ebu Leheb kavga etmiş ve Ebu Leheb galib gelerek Ebu Talib’in göğsü üstüne oturup, onu tokatlamaya başlamıştır. Bu durumu gören genç Muhammed’de kavgaya karışarak onu Ebu Talib’in göğsünden atmıştır. Ebu Leheb, bu müdahaleye alınmış ve:</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black"><i>“Ben de senin amcanım. Bunu hiç unutmayacağım!” </i>demiştir. Ve unutmamıştır da.</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black">Ebu Leheb’in İslam düşmanlığının bir diğer nedeni de en yaygın nedendir: “kibir”. Daha sonra ki yıllarda Hz. Muhammed’e Müslüman olduğu taktirde kendisine köle ve yoksul Müslümanlardan nasıl bir üstünlük verileceğini sormuş:</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black"><i>“Hiçbir şey!” </i>yanıtını alınca da:</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black"><i>“Benimle şunları bir tutan dine yazıklar olsun!” </i>diyecektir.</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black">Ve bu olay da Hz. Muhammed’in sınavının ve eğitiminin yeni bir bölümünü oluşturur. Sabır ve dayanıklılık, engeller karşısında yılmama… Dersini iyi alır ve Hz. Ali’ye hemen ertesi gün:</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black"><i>“Aynı yemekleri tekrar hazırla ve aynı insanları yeniden çeğır!” </i>der. Ali kendinden istenenleri hızla yerine getirir ve aynı topluluk, Hz. Muhammed’in evinde yine sofranın başında bir araya gelir. Ve aynı yemek mucizesi de bir kez daha tekrarlanır. Ebu Leheb dün yapacağını yapmış ve bu gün aynı şeyleri tekrarlamanın aleyhine olabileceği hatta Muhammed’e puan kazandırabileceği endişesiyle suskun kalır. Yemek bitince Hz. Muhammed ayağa kalkarak:</font></font><blockquote><font face="Georgia"><font color="black"><b><i>“Hamd sadece ALLAH’a dır”</i> der ve ekler, <i>“Ben de O’na hamd ederim. Yardımı da O’ndan dilerim. O’na inanır, O’na dayanırım. Bilir ve bildiririm ki ALLAH’tan başka ilah yoktur. O, birdir; O’nun eşi ve ortağı yoktur. ALLAH’a yemin olsun ki sizler uyur gibi ölecek ve uykudan uyanır gibi de diriltilecek ve bütün yaptıklarınızdan hesaba çekileceksiniz. İyiliklerinizin ödülünü görecek ve kötülükleriniz yüzünden de ceza çekeceksiniz. İnsanlardan ilk olarak uyardığım kişiler, sizlersiniz. Ey Abdülmuttalib oğulları! ALLAH’a yemin olsun ki, Araplar içinde benim size getirdiğim şeyden, dünya ve ahiretiniz için daha hayırlı ve daha üstününü getirmiş birini bilmiyorum. Ben sizi dile kolay gelen fakat mahşer meydanında kurulacak olan terazide ağır basan iki söze çağırıyorum. Bunlar, ALLAH’tan başka ilah olmadığına ve benim de, ALLAH’ın kulu ve Elçi’si olduğuma tanıklık etmenizdir. Yüce ALLAH bana, size bunları duyurmamı emretti. Ey Abdülmuttalib oğulları! Ben, size ve bütün insanlara gönderilmiş ALLAH’ın Son Elçisiyim! Bu konuda hanginiz bana yardımcı ve kardeşim olmayı ve Cennet’i kazanmayı kabul eder? Hanginiz bu yolda kardeşim ve yardımcım olmak üzere bana itaat eder?”</i></b></font></font><br />
</blockquote><font face="Georgia"><font color="black">Yemek salonunda derin bir sessizlik oluşur. Ve yerinden kalkan tek insan, cılız bacakları üzerinde on üç yaşındaki Hz. Ali olur:</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black"><i>“Ben ey ALLAH’ın Elçisi!” </i>der. Hz. Muhammed ona:</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black"><i>“Otur ey Ali!” </i>diye yanıt verir ve sorusunu tekrarlar. Yine Hz. Ali’den başka ayağa kalkıp, yanıt veren biri olmaz. Abdülmuttalib oğulları birbirlerine bakmaktadır. Sonra soru üçüncü kez tekrarlanır. Yanıt verip, ayağa kalkan yine sadece Ali olur. Bu kez Hz. Muhammed, Ali’ye <i>“Otur!” </i>demez. Elini eline alır:</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black"><i>“İçinizde bu insan benim kardeşim, vasim ve vekilim olmuştur” </i>der. <i>“Sözlerini dinleyin ve kendisine itaat edin. Bu işe amcalarım olmaksızın, amcamın oğlu varis oldu!” </i>diyerek sözlerini bitirir. Bu konuşma bazılarının gülüşmesine yol açar, Ebu Talib’e dönüp:</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black"><i>“Bak sana oğluna itaat etmeni emrediyor! İtaat et ona!” </i>derler. Ebu Talib ise ciddiyetini bozmaz:</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black"><i>“Bırakın Ali’yi”</i> diyerek yanıt verir. <i>“Amcasının oğlu onun başına hayırdan başka bir şey getirmez.”</i> Sonra da Hz. Muhammed’e döner:</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black"><i>“Ey Muhammed!” </i>der, <i>“sen emrolunduğun şeye devam et. Yemin olsun ki ben etrafını kuşatır seni her tür tehlike ve düşmanlıktan korurum. Ama Abdülmuttalib’in dininden ayrılamam. Ben ancak onun öldüğü din üzerinde ölürüm!” </i> bu konuşma diğerlerini de etkiler. Herkes sırayla Ebu Talib’in sözlerine benzer şeyler söyler ama Ali’den başka hiç kimse iman etmez. Sadece Hz. Muhammed’i bu yolda başkalarından gelebilecek tehlikelerden koruyacakları sözünü verirler ki bu, İslam’a duyulan herhangi bir sempatiden çok Arap toplumunun bel kemiğini oluşturan kabile ve soy dayanışmasının bir gereğidir. Tahmin edileceği üzere günün tek çatlak sesi Ebu Leheb’ten gelir. Fakat bu kez kısık ve bitkindir. Sadece:</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black"><i>“Ey Abdülmuttalib oğulları!” </i>der, <i>“bunun sizi çağırdığı şey yemin olsun ki bir kötülüktür. Başkaları O’nu bu işten alıkoymadan önce ilk engelleyen siz olun. Eğer siz bu gün O’na boyun eğecek ve O’nu destekleyecek olursanız aşağılanır ve hakarete uğrarsınız. O’nu korumaya kalkışacak olursanız, öldürülürsünüz!” </i>O’nun hakkından da amca Ebu Talib ve dirayetli hala Safiyye gelirler:</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black"><i>“Ey kardeşim!” </i>der Safiyye, <i>“kardeşinin oğlunu yardımsız bırakmak sana yakışır mı?” </i>ebu Talib ise daha sert çıkar ve:</font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black"><i>“Ey korkak adam” </i>diyerek seslenir Ebu Leheb’e, <i>“ALLAH’a yemin olsun ki biz, sağ oldukça O’na yardım edecek, savunacak ve koruyacağız!</i></font></font><br />
<font face="Georgia"><font color="black">Toplantı, Ebu Talib’in Hz. Muhammed’e söylediği sözlerle son bulur:</font></font><br />
<i><font face="Georgia"><font color="black">“Ey kardeşimin oğlu! İnsanları toplu olarak dinine davet etmek istediğin zamanı bildir! Hepimiz silahlanıp, seninle birlikte ortaya çıkalım!”</font></font></i></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.rasulehasret.com/hz-muhammed-sav-hayati/"><![CDATA[Hz.Muhammed(sav)'in Hayatı]]></category>
			<dc:creator>MURATS44</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.rasulehasret.com/hz-muhammed-sav-hayati/43252-20-kalk-ve-uyar-acik-davet.html</guid>
		</item>
	</channel>
</rss>

