Sabiîler

MURATS44

Özel Üye

Sabiîlik, tanrısal rûha ancak insânî bir rûhla ulaşılabileceğini öne süren vaftizci bir Hıristiyan mezhebidir. "Ulu Ruh" olan Tanrı'nın dışında, evrenin birçok ruhlarla yönetildiğini ve bu ruhların 7 gezegende oturduklarına iman ederler. "Ulu Rûh"a ulaşmanın yolu da insansal rûhu arındırmaktır. İslam tasavvufunun Sabiîlik'ten etkilendiği söylenir.

Kurân-ı Kerîm'de, Yahudi ve Hıristiyanlarla birlikte anılan bir topluluk. "Şüphesiz iman edenler, Yahudiler, Hıristiyanlar ve Sabiîler'den Allah'a, ahiret gününe iman edenler ve salih amel işleyenlerin Rableri katında mükafatları vardır..." Âyetlerde, "sabiûn", şeklinde çoğul kalıbındadır. Tekili, "sabiî"dir. Âyetlerde anılan Sabiîlerin kimler olduğu hakkında müfessirler değişik görüşler ileri sürmüşlerdir: Sabiîler; Hıristiyanlar, Yahudiler ve Mecusîler arasında bir topluluk olup hiçbir dine sahip değillerdir; Ehl-i kitap olup Zebur'u okumaktadırlar; Yahudilerle Mecusîler arasında bir topluluktur. Onların dinî yoktur; Sabiîlik diğer dinler gibi bir din olup mensupları sadece "Lâilâhe illallah" derler ve hiçbir şekilde ibadet etmedikleri gibi bir kitapları ve tanıdıkları bir peygamberleri yoktur. Ceziretul-Mevsil bölgesinde yaşarlar; Meleklere tapınan bir topluluk olup, bir kıbleye yönelerek namaz kılarlar ve Zebur'u okurlar; Irak taraflarında yaşayan bir topluluk olup, peygamberlerin tamamına iman ederler, her yıl 30 gün oruç tutup, Yemen'e doğru yönelerek günde 5 defa namaz kılarlar. Fahruddin er-Razî diğer görüşleri zikrettikten sonra Sabiîlerin, yıldızlara tapan bir topluluk olduğu görüşünü doğruya en yakın olarak kabul etmektedir.

Arapçada "sabiî" kelimesi, bir dinden çıkıp başka bir dine giren kimse anlamındadır. Bunun için müşrikler, Allah'ın Elçisi'ni sabiî diye isimlendirmişlerdir. Çünkü o, dinlerini reddedip yeni bir dine bağlanmıştı. Diğer bir görüşe göre sabiî kelimesi, eski bir dine mensup olan topluluğa verilen isimdir ve Arapça bir kelime olmayıp, aslı "sabî" olan Süryanice bir kelimedir. Kelimenin aslının bu olduğu kabul edilirse, müşriklerin Allah'ın Elçisi'ne sabiî demelerinin nedeni olarak, onların onu "Lâilâhe illallah" demekle Sabiîler'e benzettikleri sonucu ortaya çıkar. Seyyid Kutup, Bakara süresinin 62. âyetini tefsir ederken şöyle demektedir:

"Sabiîler'e gelince onlar, en tercih edilen rivayete göre, bi'setten önce kavimlerinin puta tapmasından hoşlanmayarak, gönüllerine hitap eden ve samimiyetle bağlanabilecekleri bir itikat arayan Araplardır. Bunlar tevhit dinini kabul etmişlerdi ve ilk haniflerin yani İbrahim'in dinî üzere ibadet ediyorlardı. Müşrikler, bu kimselere " Atalarının dininden dönenler" anlamında Sabiîler adını vermişlerdi. Sonradan Müslümanlara sabiî demelerinin nedeni budur".

Arapça “s.b.e” kökünden türetilen “Subûen” birinden çıkıp başka bir dine girmek veya haktan batıla meyletmek manalarına gelir. Kureyşliler bu kelimeyi peygamber kendi dinlerinden başka bir din kabul ettiği için ona karşı kullanmışlar, yine aynı şekilde, o dönemde Müslüman olanlar bu kelimeyi kendileri için kullandıkları gibi, başkaları tarafından da din değiştirmek anlamında, bu kelime onlara yönelik olarak kullanılmıştır.Her ne suretle olursa olsun, bu kelime bir din veya bir mezhebe mensup bir topluluğa isim olarak kullanılmıştır. Hatta Sabîîlerin, Haniflerin karşıtı olduğu kaydedilmiştir.

Diğer taraftan Sabiîler, ne Yahudi, Hıristiyan, Mecusi ne de Müşrik bir kavim olmamışlardır. Onlar kendi fıtratları üzere kalmışlar, tabi olup uyguladıkları bir din olmadığı ve mevcut olan dinlerden de dışarı çıktıkları anlamında, Sabiîler diye isimlendirilmişlerdir.

Bu kelimenin Müslümanlar tarafından iyi karşılanmadığı ve reddedildiği, hatta Hz. Ömer için “Sabiî oldu” denilince, “yalan söylüyorsunuz, ben Müslüman oldum” şeklinde düzeltme ihtiyacı duyduğu nakledilmiştir. Sabîîlerin menşei hakkında değişik görüşler iler sürülmüştür.[SUP][13][/SUP] Sabiîlerin, ilk önce Hz. Nuh‘un şeriatına tabi oldukları, başlangıçta Allah’ın birliğine inanırken daha sonraları sapıtarak aracı ilahlar olarak güneş, ay ve gezegenlere, ondan sonra da onların suretleri saydıkları putlara taparak şirk ve putperestliğe inanan kişiler olduğu belirtilmiştir.

Sabiî dini, aslında saf ve makul bir din iken derece derece aslındaki safiyeti kaybederek putperestlik derecesine düşmüş, yayıldığı muhtelif memleketlerde de birçok değişikliğe uğramıştır. Başlangıçta Allah’a yaklaşmak için temiz ve mukaddes varlıkların aracılığını düşünecek kadar ince bir inanca sahip olan Sabiîlerin, daha sonra inançlarından uzaklaştıkları görülmektedir. Sabîler, İnsanlardan peygamber olamayacağından hareketle, meleklerin aracılığı ile olacağını kabul etmişler. Daha sonra bu anlayış kademe kademe kaybolmuş, icat edip diktikleri putlara, memedeki çocukları kurban edecek bir duruma gelmişlerdir. Sabîlerdeki bu inanç ve anlayış, Araplarda da yıldızları ve gezegenleri yeryüzünde temsil eden putlara tapma şeklinde bir inanç olarak belirmiştir. Hatta kız çocuklarını diri diri toprağa gömme şeklinde bir adet mevcut olup, Sabîlerle benzerlik arz etmektedir.

Bir rivâyete göreyse Sabî, Hanûk olarak isimlendirilen, İdris'in torunu Lamek'in diğer bir adıdır. Ve Sabiîler adlarını ondan almaktadırlar. İbnü'l-Esir, Hz. Nuh'un gönderildiği kavmin Sabiîler'den bir topluluk olduğunu ve onların putlara tapındıklarını kaydetmektedir. Onların inançlarının temeli ruhanî varlıklara ibadet etmekti. Bu ruhanîler melâikeler olup, onlar aracılığıyla Allah'a yaklaşıldığına inanmaktaydılar. Onlar, her şeyi Allah'ın yarattığını ve güç, kudret sahibi olduğunu kabul ederlerdi. Onlara göre insan O'nun zatını kavramaktan acizdir. Dolayısıyla O'na yaklaşmak ancak ruhanîlerin aracılığıyla mümkün olabilir. Bu ruhanîlere ulaşmak için ise, onların heykelleri olan yedi gezeğen (ki onlar dünyayı yönetirler)'in aracılığına başvururlar. Onlardan bir grup, bu heykellerin (gezegenlerin) doğup battıklarını; gece gözüküp, gündüz kaybolduklarını gördüler ve her zaman bu heykellerle bağlantı kurabilmek için sürekli gözlerinin önünde duracak olan onları temsil eden putların zarurî olduğuna kanaat getirdiler. Bu putlarla heykellere (gezegenlere), onlarla da ruhanîlere ulaşabilecekleri ve ruhanîlerle Allah'a yakınlık kazandıracak inancı doğdu. Bu ilk putperestliğin ortaya çıkışıdır.

Zerdüştlük'ten önce Farsların Hıristiyanlıktan önce de Rumların tabi olduğu din Sabiîlik'ti. Rumların Sabiîler'de olduğu gibi, adlarını yedi gezeğenden alan yedi tane putları vardı.

Sabiîliğin esas itibarıyla münzel bir din olması muhtemeldir. Fakat zamanla felsefi ve siyâsî etkiler çerçevesinde bozulma ve sapmalara uğramış ve bir gizlilik, bâtınilik özelliği kazanmıştır. Sabiîler, ilk Sabiîler ve sonraki Sabiîler olmak üzere 2 kısma ayrılmaktadır. Bu 2 ekolün arasında ortak oldukları noktalar yanında birbirinden ayrıldıkları noktalar da vardır. İlk Sabiîlik, Hindistan, Eski Mısır, Suriye ve Keldânîlerin tabi oldukları ekoldü. Eski Yunan ve Rum dinleri de bu inancın bir yansımasından ibârettir. Sonraki Sabiîler, İsrail, İran, Yunan ve Roma gibi değişik kültürlerin etkisi altında şekillenen Süryanî ve Keldânî Sabiîleridir.
İslamî döneme kadar ulaşmış olan Harran Sabiîleri, dinler tarihiyle uğraşan İslâm yazarlarının dikkatini çekmiş ve onların inanışları hakkındaki bilgileri derlemeye çalışmışlardır. Harran Sabiîleri, Şit ve İdris'e tabi olduklarını iddia etmekteydiler. Onlar, her şeyin yaratıcısı ve mutlak hakimi olarak Allah'ın varlığını kabul ediyorlardı. İnsanoğlunun O'nun Celal ve Azametine ulaşması mümkün değildir. Bundan dolayı O'na ancak birtakım ruhanî varlıklarla yaklaşılabilir ve ibadet edilebilir. Ruhânîler, temiz ve azîz varlıklardır. Cevher olarak, cismâni maddelerden daha mukaddestirler. Onlar, mekanda hareket ve zaman içinde değişimden münezzehtirler. Bunlara yaklaşmaya çalışılarak, tevekkül edilir. Gördükleri işler açısından ruhânîler, fiilleri var etmede onları bir durumdan başka bir duruma getirmede ve mahlûkatı, olgunluğun kaynağına ulaştırmada birer vasıtadırlar. Onlar, Allah'tan kuvvet alırlar. Ve süflî varlıklara feyiz akıtırlar. 7 gezeğen bunların heykelleridir. Her ruhanînin özel bir heykeli ve her heykelin bir yörüngesi vardır. Ruhanînin o heykele nispeti ruhun cesede nispeti gibidir. Sabiîler, bu ruhanîlere ilâhlar, heykellere de rabler derler. Onlar bu heykellere ibadet için (ki böylece, Rablerin Rabbi'ne ulaşabileceklerdi) onların özellik ve hassalarına göre çeşitli ibadet şekilleri atadılar. Fakat, bunlardan bir grup, ruhanîlerin heykelleri olan gezeğenlerin doğup battıklarını ve gündüzleri gözükmediklerini gördüklerinde onlara yakınlaşmanın ve ibadet ederek yaklaşmanın mümkün olabilmesi için gözlerinin önünde sürekli olarak dikili duran ve onları temsil eden putlar edindiler.


El-Cezîre bölgesinde yaşayan Sabiîler, Yahudi-Hıristiyan karışımı bir dine sahiptiler ve "Vaftizci Yahya Hıristiyanları" olarak adlandırılırlar. Kimilerine göre bunlar bir Yahudi mezhebine mensupturlar ve Hz. İbrahim'in dinine bağlıdırlar. Bunlara "mandeîler" denilmekteydi. Kurân-ı Kerîm'de; Yahudilik ve Hıristiyanlıktan ayrı olarak anılan Sabiîler el-Cezire'de Yahudi-Hıristiyan karışımı bir dine inanan mandeîler olmalıdır. Çünkü Harran Sabiîleri, müşrik ve putperest bir topluluk olarak ilk Sabiîlik inancına bağlı kalmayı sürdürmüşlerdir. Bunların Müslümanlarca, Ehl-i kitap sayılmaları için bu adı almış olabilecekleri de muhtemeldir.

Sabiîlerin bir taraftan müşrik, diğer taraftan da Ehl-i kitaba benzer bir görünüm ortaya koymaları, fakihler arasında bunlar hakkında verilecek, hüküm konusunda ihtilaf doğmasına neden olmuştur. Kimi fakihler onları müşriklerden saymış ve kestiklerinin yenmeyeceği ve kadınlarıyla da evlenilemeyeceği görüşünü benimsemişler; diğer bazılarıysa, onların ehli kitapla aynı muameleye tabi tutulacağını söylemişlerdir. İmamı Azam, Hıristiyanlıktan doğan Sabiîliği Ehl-i kitaptan kabul etmiştir ki, bunlar İncil okurlar. İmameyn ise Sabiîlerin Ehl-i kitap olmadıkları görüşünü benimsemişlerdir. Fakat, yıldızlara tapınan Harran Sabiîlerinin Ehl-i kitap olmadıkları hakkında fakihler görüş birliği içerisindedirler. Ebû Bekr er-Razi, Ahkâmul Kurân isimli eserinde; Şu zamandaki Sabiîler olarak bilinen topluluk içinde Ehl-i kitap yoktur. Aslında Ehl-i kitap olarak isimlendirilen zümre, Yahudi ve Hıristiyanlardır. Bunların dışında Ehl-i kitap olan bir topluluk yoktur. Ayette de Yahudi ve Hıristiyanlardan ayrı olarak zikredildiklerine göre onlarla aynı kategoride değillerdir. Onları Ehl-i kitap sayan fakllılar, Mecusîlerin Ehl-i kitap sayılması nokta-i gözünden hareket etmiş olmalılar.


Batılı araştırmacılar tarafından "Mandeizm" olarak isimlendirilen Sabiîlik, inanç ve uygulamaları ile yaşayan son gnostik din olarak bilinmektedir. Güney Irak, Fırat ve Dicle havzası, Basra, Bağdat,e İran’da bulunan Karun nehri boyunca yerleşmiş bulunan Sabiîlerin sayısının seksen ila yüz bin arasında olduğu tahmin edilmektedir. Günümüzde İsveç, Danimarka, ABD, Avustralya ve Kanada gibi batı ülkelerinde de Sabiî topluluklar yer almaktadır. İran gnostisizminin ve düalizminin etkilediği diğer dini gruplar arasında yer alan Sabiî düalizminde biri ışık ve nur diğeri de karanlık olmak üzere iki alem bulunmaktadır. Işık aleminin başında Yüce Hayat, Kudretli Ruh, Yüceliğin Efendisi gibi isimlere de sahip olan Işığın Kralı Makla d Nhura bulunmaktadır. Üstün niteliklere sahip olup, her türlü eksiklik ve noksanlık uzaktır. Etrafında sayısız nurani varlıklar yer almakta olup bunların asli vazifesi Kral’ı takdis, tespih ve yüceltmedir. Düzen, varlık ve verimliliği sembolize eden Hayat prensibinden oluşan Işık Âlemi ve bu âlemde yer alanlar kötülük, yokluk, eksiklik gibi noksan sıfatlardan uzak olup mükemmel vasıflarla donatılmışlardır. Yokluk, eksiklik ve düzensizliği sembolize eden kaos veya Kara Su’dan oluşan karanlık alemine gelince, bu alemin başında Ur ya da Büyük Canavar diye adlandırılan Malka d Hşuka (Karanlık Kralı) bulunmaktadır. Malka d Hşuka, karanlık âlemde bulunan kötülüklerin ve dev, şeytan, kötü ruh, canavar gibi kötü varlıkların yaratıcısı ve yayıcısı, aptal ve sersem biri olarak tasvir edilmiştir.

Sabiîler, önceleri el-Cezire'nin kuzeyinde yayılmış bulunmakta olup, merkezleri eski Harran'daydı. Dini törenlerini Süryanice olarak yaparlardı. Abbasilerden Halife Me'mun onları takibata alarak ortadan kaldırmak istedi. Fakat, düşünce sahasındaki üstün özellikleri daha sonra müsamaha görmelerine neden olmuştur. 872’de ünlü bilgin Sabit b. Kurra, dindaşlarıyla dinin esasları konusunda mücadeleye giriştiği zaman, cemaatten kovuldu ve Harran'dan ayrıldı. Bağdat'a giderek burada Sabiîliğin başka bir kolunu kurdu. Abbasî hâlifelerinden el-Kahır onlara Müslüman olmaları için baskı yaptı. 11. yüzyılda Bağdat ve Harran'da hâlâ çok sayıda sabiî bulunmaktaydı. 11. yüzyılın ortalarına doğru Harran'da Sabiîlik yok olmuştur. Bağdat'taysa bu yüzyılın sonuna kadar onlara tesadüf olunmaktaydı. Sabiîler'den İslâmî dönemde, ilmî sahada şöhret bulmuş pek çok bilgin yetişmiştir.

 
Üst Alt