Zat-ı Envat (Zatu’l Envat) Hadisi

Adilbey

Aktif Üyemiz
Zat-ı Envat (Zatu’l Envat) Hadisi
Zat-ı Envat (Zatu’l Envat) Hadisi
Ebu Vakid el-Leysi diyor ki:
Rasulullah (s.a.v.) ile birlikte Huneyn seferine çıktık. Biz küfür ve şirk aleminden henüz yeni ayrılmıştık. Müşriklerin “Zatı Envat” dedikleri ve kutsal saydıkları bir ağaçları vardı. Silahlarını o ağacın altında kuşanırlar, ona ibadet ederlerdi. Böyle ulu bir ağacın altından geçiyorduk.

Rasulullah (s.a.v.)’a:

“Ey Allah’ın Rasulü! Bize de onların Zatı Envat’ı gibi bir ağaç tayin et.” dedik.

Rasulullah (s.a.v.): “Allahu Ekber! Yine aynı yol. Yemin ederim ki, İsrailoğullarının Musa’ya “Ey Musa! Bunların ilahları gibi bize de bir ilah yap” dedikleri gibi diyorsunuz. Şüphe yok ki siz, sizden önceki kavimlerin yolundan yürüyeceksiniz”

cevabını verdi. (Ahmed: 5/218, Tirmizi Fiten: 18) Huneyn seferinin risaletin kaçıncı yılı olduğunu (hicretin sekizinci, risaletin onsekizinci yılı) hatırlamak, Peygamberden istenen bu şeyin ne kadar vahim olduğunu da izaha yetecektir. Mekke’de inen ayetler daha ziyade iman meselelerine, Medine’de inenler ibadet ve münafıklığa aittir. Çünkü İslam önce iman etmekle başlar ve Mekke hem imanın hem işkencelere iman ile dayanmanın hem de iman kardeşliğini tesisin şehridir. Medine’de değişik dine mensup toplulukların varlığı ve yapılan cihatlar ise münafıklığa, cihada ve cihaddan kaçmaya ortam hazırlar. Huneyn savaşı (seferi) Peygamberimize gelen vahyin sonlarına doğrudur ve Hz. Musa ile İsrailoğulları (tapmak için buzağı heykeli istemek kıssası) arasındaki tevhid ve şirk mücadelesini anlatan ayetin nuzülünden sonradır. Bu da demektir ki İslam’a gönül verenler ve çoğusu sahabi olmak üzere muhacir (hicret eden), mücahit (cihat edenler) ve Medine halkı (ensar), Huneyn’e kadar ki zaman diliminde, ayetlere ve Hz. Peygamberin izahlarına rağmen imanı hala kalplerine yerleştirememişlerdir.

Allah’tan başka ilah aramak, ilahı (haşa) görünür bir şekle mahkum etmek demek olan bu istek, tevhide tamamen aykırıdır ve şirktir. Aracı, put ve şefaatçi aramakla eş değer bu batıl istek bu nedenle kabul göremez ve görmemiştir.

Nitekim Hz. Peygamber sahabeyi terslemiş ve azarlamış, eski kavimlerin helakına neden olan şirkin daima yaşayacağına ve ümmetin bu beladan uzak kalamayacağına işaret etmiştir. Ayet ve hadisleri sadece o zaman ve o kişilerle sınırlamamak dinin genel kaidesidir ve buradan yola çıkarak zamanımıza gelirsek karşımıza; sakal kılları, ayak izleri, adak ağaçları, türbeler, muskalar, yatırlar vb. çıkar. O halde lafı uzatmadan kısaca denilebilir ki Yüce Allah’tan başka ilah yoktur, Allah şekle mahkum edilemeyecek kadar yücedir, kutsal olan Kur’an ve Kur’an’dakilerdir, başkaca madde veya maneviyata gönül vermek, şekle tabi olmak iman değil imana karşı olmaktır.
 
Üst Alt