• Sayfa 1/2
  • 1
  • 2
    6 mesajdan 1 ile 5 arası gösteriliyor

    Allah zikrini dilim değil kalbim çekti.

    Allah zikrini dilim değil kalbim çekti.Allah zikrini dilim değil kalbim çekti. ‘’Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde, uzak diyarların birinde bir velî yaşarmış. Bu velî, Allah aşkıyla öyle yanıp tutuşurmuş ki, kimse onun boş bir dünya kelamı konuştuğunu duymazmış. Kalkar Allah’ı anlatırmış, gezer Allah’ı anlatırmış, yatar Allah’ı anarmış. Sonra günlerden bir gün şehrin bir yerinde tesbihini kalbinin hizasına toplayıp, kendi zikrine dalmış. Kapalı gözlerinin yanı sıra, gülerken...

    1. #1

      Muhtazaf - Kullanıcı Resmi (Avatar)
      Yardımcı Yönetici ( Şair | Yazar )
      Üyelik tarihi
      Aug 2012
      Nereden
      Almanya
      Yaş
      60
      Mesajlar
      6.992
      Thanks
      3.648
      Beğenilmiş
      1.111

      Standart Allah zikrini dilim değil kalbim çekti.

      Allah zikrini dilim değil kalbim çekti.
      Allah zikrini dilim değil kalbim çekti.
      Allah zikrini dilim değil kalbim çekti.

      ‘’Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde, uzak diyarların birinde bir velî yaşarmış.

      Bu velî, Allah aşkıyla öyle yanıp tutuşurmuş ki, kimse onun boş bir dünya kelamı konuştuğunu duymazmış.

      Kalkar Allah’ı anlatırmış, gezer Allah’ı anlatırmış, yatar Allah’ı anarmış. Sonra günlerden bir gün şehrin bir yerinde tesbihini kalbinin hizasına toplayıp, kendi zikrine dalmış.
      Kapalı gözlerinin yanı sıra, gülerken kıvrılan dudakları ve yumuşayan hatları, herkes tarafından fark edilebiliyormuş.

      Ama bir anda etrafındakilerin panikle ona doğru geldiğini anlayınca gözlerini açmış ve tesbihin imamesinin tutuştuğunu görmüş.

      Sol elinin iki parmağıyla imameyi sıkıştırıp öylece söndürüvermiş.

      Etraftakiler sormuş, ‘’Ey velî, nedir bu tutuşan imamenin hikmeti?’’

      Çünkü, demiş o velî, “Allah zikrini dilim değil kalbim çekti.’’
      BULUT (10.11.2018),Nur Hanım (07.11.2018),VuSLaT (09.11.2018) Muhtazaf'ın bu ( Konu | Yorum ) 'una Teşekkür etti...
      Konu BULUT tarafından (10.11.2018 Saat 16:33 ) değiştirilmiştir.
      Allah zikrini dilim değil kalbim çekti. "Allah gökleri görebileceğiniz direkler olmaksızın yarattı.
      Yeryüzüne de, sizi sarsmasın diye sabit dağlar yerleştirdi ve orada her türlü canlıyı yarattı.
      Gökten de yağmur indirip, orada her türden güzel ve faydalı bitki bitirdik"
      Lokman Suresi 31/10

    2. #2

      Üyelik tarihi
      Apr 2015
      Nereden
      İSTANBUL
      Mesajlar
      2.294
      Thanks
      2.517
      Beğenilmiş
      1.029

      Standart Cevap: Allah zikrini dilim değil kalbim çekti.

      Allah razı olsun
      BULUT (10.11.2018),Muhtazaf (07.11.2018) Nur Hanım'ın bu ( Konu | Yorum ) 'una Teşekkür etti...
      Allah zikrini dilim değil kalbim çekti. Cömertlikte ve yardım etmede akarsu gibi ol, Şefkat ve merhamette güneş gibi ol,
      Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol, Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol,
      Tevazu ve alçak gönüllülükte toprak gibi ol, Hoşgörürlülükte deniz gibi ol,
      Ya olduğun gibi görün, Ya göründüğün gibi ol...

      Hz.Mevlana

    3. #3

      Üyelik tarihi
      Aug 2009
      Nereden
      Nerden bilecenn
      Yaş
      32
      Mesajlar
      54.544
      Thanks
      576
      Beğenilmiş
      1.306

      Standart Cevap: Allah zikrini dilim değil kalbim çekti.

      Allah razı olsun, emeğine sağlık üstadım,,
      Zaten bu çirkinlesen dünya ,onların hürmetine
      Belkide yaşanır biçimde... Allah'ın veli kulları
      Bu dünyada gelmiş geçmiş hep var olmuştur...
      Allah onların hürmetine bizleri affetsin...amin...
      Çok güzel bir menkıbe...
      Muhtazaf (09.11.2018),Nur Hanım (09.11.2018) VuSLaT'ın bu ( Konu | Yorum ) 'una Teşekkür etti...
      Benimle konuştu Rabb'im!
      ''Elestü bi Rabbiküm?'' dedi,
      Sonra bir kalp koydu göğüs kafesime,Vur dedi...
      Her düştüğümde kaldırdı,Üzülme olur! dedi..
      Hayatın koşturmacasına kapıldım,
      Ayağıma taş değdirdi, Yavaşla dur! dedi...
      Ne zaman ki bir haksızlık görsem,
      ''Adaletim var, yerini bulur!'' dedi.
      Eğer davanda haklıysan,
      ''Korkma ve dik dur!'' dedi.....RABBİMM dedim....Kulum dedi....

      Allah zikrini dilim değil kalbim çekti.

    4. #4

      Üyelik tarihi
      Nov 2017
      Yaş
      38
      Mesajlar
      856
      Thanks
      845
      Beğenilmiş
      698

      Standart Cevap: Allah zikrini dilim değil kalbim çekti.

      Allah cc razı olsun üstad. Eline sağlık. Çok güzel bir kıssa. Teşekkürler.
      Nur Hanım (10.11.2018) BULUT'ın bu ( Konu | Yorum ) 'una Teşekkür etti...



      Allah zikrini dilim değil kalbim çekti.

    5. #5

      Üyelik tarihi
      Nov 2017
      Yaş
      38
      Mesajlar
      856
      Thanks
      845
      Beğenilmiş
      698

      Standart Allah zikrini dilim değil kalbim çekti.



      NOT
      Cenâb-ı Hakk'ı zikredebilmek, O'na şükredebilmek, kulluk ve tâatte bulunabilmek; yine şükrü gerektiren ayrı bir lûtf-i ilâhîdir.

      Mevlânâ Hazretleri buyurur:

      “Adamın biri her zaman «Allah Allah» diye zikreder, bu zikirden ağzı bal yemiş gibi tatlanırdı. Bir gün şeytan gelip:

      «Niye durmadan “Allah Allah” deyip duruyorsun. Bunca zamandır Allah demene karşılık bir kerecik olsun Allah sana;


      “Lebbeyk/buyur kulum, ne istiyorsun?” dedi mi? Sende hiç sıkılma yok mu? Daha ne kadar Allah deyip duracaksın?» dedi.

      Bunun üzerine Allâh'ın adını dilinden düşürmeyen adam ümidini kaybetti ve zikri bıraktı. Gönlü kırık bir hâlde yatıp uyudu. Rüyasında Hazret-i Hızır'ı gördü. Hızır ona:

      «Neden yaptığın güzel işi terk ettin, Allâh'ı zikretmeyi bıraktın?» diye sordu. Adam:

      «–Yaptığım onca zikre karşılık verilmedi. Hak katından; “Lebbeyk/buyur” sesi gelmedi. O'nun kapısından kovulmaktan korktum.» dedi.
      Bunun üzerine Hazret-i Hızır, adama şu hikmetli karşılığı verdi.

      «Ey Allâh'ın kulu! Senin “Allah” demen, Allâh'ın; “Lebbeyk/buyur kulum” demesidir. Allah Teâlâ, yüce ismini zikretmeyi herkese nasip eder mi? Senin “Allah” diyebilmen, Allâh'ın sana duyduğu sevginin işaretidir.»

      Bunu duyan adam kalkarak tekrar Allâh'ı zikretmeye devam etti.”


      LÜTFİ İLÂHÎ

      Cenâb-ı Hakk'ı zikredebilmek, O'na şükredebilmek, kulluk ve tâatte bulunabilmek; yine şükrü gerektiren ayrı bir lûtf-i ilâhîdir.

      Bütün mahlûkat Allâh'a kullukta bulunsa O'nun şân-ı ulûhiyyetini bir nebze bile artıramaz. Yine bütün mahlûkat O'na isyan etse O'nun şân-ı ulûhiyyetine zerre kadar noksanlık gelmez. Allah Teâlâ'nın hiçbir şeye ihtiyacı olmadığı gibi, bizim ibadetlerimize de ihtiyacı yoktur. O her şeyden müstağnîdir. Fakat bizler, O'nun rızâ ve rahmetini celbetmek için hâlis niyetle ibadet etmeye, sâlih amellerle O'na yakınlaşmaya muhtâcız.

      Nefs ve şeytan, insanı Allâh'a ibadet ve tâatten uzaklaştırmak için binbir hileye başvurur. İbadetlerinin kabûl olmadığı düşüncesiyle ibadetten uzaklaşmak, şeytanın en tehlikeli tuzaklarından birine düşmek demektir.

      KULUN VAZİFESİ

      Kulun vazifesi, ibadetlerini elinden gelen en güzel şekliyle îfâ etmek, kabûl edilip edilmeyeceği husûsunda kendi aklıyla hüküm vermeyip bunun takdîrini Allâh'a bırakmaktır. Zira ibadetlerin yegâne kabûl mercii, Hak Teâlâ'dır. Bu hususta kulun kendi kendine hüküm vermeye kalkışması; haddini aşması demektir. Bu da kulluk edebine aykırı bir durumdur.

      Bize düşen, elimizden gelen bütün gayretimizi göstererek, hatâsıyla, kusuruyla, noksanlığıyla da olsa amellerimizi mutlakâ edâ etmek ve Cenâb-ı Hak'tan kusurlarımızın affını dilemektir. Oʼnun fazl u keremine, af ve mağfiretine sığınmaktır. O’nun rahmetinden aslâ ümit kesmemektir. “Beyne'l-havfi ve'r-recâ”, yani korku ve ümit duyguları arasında, dengeli bir kulluk hâlet-i rûhiyesini dâimâ gönlümüzde muhafaza etmektir.

      Buna göre, ibadetlerinin mutlakâ kabûl edileceğini düşünerek ameline güvenmek, ne kadar büyük bir yanlışsa; bunun aksine, aslâ kabûl edilmeyeceğini düşünerek ümitsizlikle ibadetleri terk etmek, çok daha büyük bir yanlıştır.

      BİZİM VAZİFEMİZ
      Bizim vazifemiz; ne kadar ibadet edersek edelim Cenâb-ı Hakk'a olan kulluk ve şükür borcumuzu lâyıkıyla ödeyebilmemizin mümkün olmadığını bilmekle beraber, tevâzû, mahviyet ve hiçlik duyguları içinde, bütün gayretimizle kulluğumuza devam etmektir. Nihâyetinde de Allâh’ın affını, mağfiretini, fazl u keremini ümîd etmektir.
      Nur Hanım (10.11.2018) BULUT'ın bu ( Konu | Yorum ) 'una Teşekkür etti...



      Allah zikrini dilim değil kalbim çekti.

    Cevap Yaz Yeni Konu aç
  • Sayfa 1/2
  • 1
  • 2

    Konu Bilgileri

    Bu Konuya Gözatan Kullanıcılar

    Şu anda 1 kullanıcı bu konuyu görüntülüyor. (0 kayıtlı ve 1 misafir)

    Bu Konu için Etiketler