Düşüncelere dalmak!

Muhtazaf

Yardımcı Yönetici (Şair|Yazar)
Yönetici
Düşüncelere dalmak!

Sevgi dolu bir bahara yelken açalım derken, hasret dolu bir kışa çıktık.
İnsanız dedik, her baktığımız yerlerdeki güzellikleri, güzel olanı görelim dedik, Safsınız, delisiniz dediler.
İnsanlar her zaman hata yapar, hatasını anlayanı af etmek gerek dedik, hata yapan hatasını bırakamaz dediler.
Böyle basit işlerle kaybedecek vaktimiz, zamanımız, enerjimiz yok, gönüller feth edelim, birlik olalım beraber olalım dedik, yüzümüze alaycı tavırlarla baktılar. Ah, güzellikleri, geri planları, gelecekte olacakları, tabiattaki Allah’ın kanunlarını sadece çıplak gözle görmeye kalmak, materyalist bir insanın işi değildir.
Bu kalp gözünün açık ve feraset sahibi olmakla mümkündür.
Hakikatler gün gibi apaçık ortada iken.
Lâkin, hakikatlerin üzerini örtüp üç maymunu oynayan bir sürü insan var.
Sus, sakın ha, sen kafayımı yedin, kaosmu çıkarmak istiyorsun.
Susa, susa dilimiz lâl oldu, gözlerimiz âmâ, kulaklarımız işlevini yapamaz duruma geldi.
Lâkin Rabbimiz:
Hiç düşünmüyor musunuz?
(Sâffât Suresi 155. Ayet)
Diyor.

Biliyorsanız, anlatabilecekseniz, hakikat bahçesindeki gülleri hiç durmayın, anlatın susamış insanlara.
Kırmayın gönülleri, yıkmayın yürek bahçelerindeki nazendeleri.
Gerçeğin hakikat lâleleri açsın gönüllerde, bahar çiçekleri saçılsın yüreklerde.
Ah, bu benlik ve gurur, şeytanın lânetlenmesine sebep.
Ah, bu ne büyük ene imiş, cehennemde cezasını çekeceğini bildiği halde, boşu, boşuna direnme.
Ne zorsun ey insan, niçin sonu bilinmeyen yola girer, niçin zorluk çıkarırsın kendi nefsine.
Niçin?
Bir sor istersen, bin düşün, bir çıkar yol var elbet bilene.
Nice çok emellerimiz varmış, binlerce yıllık, biraz sonra vademizin bitebileceğini
(Hâlâ akıllanmayacak mısınız? Enâm 32) akletmeden.
Hayatımızda farketmeden o kadar çok yanlışlar yapıyoruzki, farkına bile varamıyoruz.
Aslında farkına varıp tövbe edebilseydik, yanlışlarımız bize büyük bir nimet olurdu.
Her yanlışta bir doğruyu bulur hayata yararlı bir insan olabiliriz, olabilirdik.
Hamdım, piştim, yandım.
Bilki hakikatin meyvesi zahmetlidir, fakat sonunda hasatı tatlıdır.
Emeksiz hasat zahmetsiz iş olmaz.
Bu dünyada iman, mücadele, Allah’ın rızası için uğraşmak ve sevgi, saygı, hoşgörü, affedebilmektir, asıl mesele.
Kin, garez, iftira, zulüm, horgörme insan olabilme fıtratına uygun değildir.
Adem oğullarının çektikleri, yapılan bunca eksiler yüzündendir.
Olmak veya olmamak ama neyi?
Sen kimsin diye bir insane hakaret ederken, bir düşün ya ben kimim?
Bütün bu düşünceleri hizaya sokarak, kendimize dostdoğru yolu bulabiliriz vesselâm.
Selam ve dua ile.
M.S.A.
 
Son düzenleme:
Üst Alt