9- Münafıklar Bahsi

MURATS44

Özel Üye
Dördüncüsü: Güneş, yağmur, su, ziya, çiçeklere isabet ederse hayat verirler. Nebatata olursa terbiye ve tenmiye ettirirler. Pis şeylere isabet ederlerse kabih kokuları ihdas ederler. Emvat ve ölülere bakarlarsa ufunet tevlid ederler. Kezalik, rahmet ve nimet dahi kendilerine layık olan mevkilere isabet etmezler de, onları intizar edip kıymetlerini bilmeyen mevkilere isabet ederlerse zahmetlere ve nikmetlere inkılap ederler.
Beşincisi: İkinci temsilin mealiyle münafıkların kıssasının meali arasında, eczalarına bakılmaksızın münasebet olduğu gibi, her iki tarafın eczaları arasında da münasebetler vardır. Ezcümle,
b679.gif
-1- nebatata hayat verdiği gibi, İslamiyet de ervaha hayat veriyor. Pimşek, gök gürültüsü, va'd, vaid, yani hayırlı ve zararlı, Allah'ın emirlerine; zulümat da küfrün şüphelerine, nifakın şeklerine işarettir.
Sonra, bu temsilin cümleleri arasındaki münasebetler:
Kur'an-ı Kerim
b680.gif
cümlesiyle, "Münafıkları ıssız, korkunç, vahşetli bir sahrada, karanlıklı bir gecede herbir katresi bir mermi gibi şiddetli bir yağmura tutulan yolcular gibidir" dediği zaman, sami derhal ayıldı, suale geldi ve dedi: Yağmurlar merğup ve matlup bir rahmet iken, niçin onlara korkunç bir musibete dönmüştür?
Kur'an-ı Kerim, bu suale karşı o yağmurun dehşetini tasvir etmekle,
b681.gif
-2- demiştir. Ve
b682.gif
-3- 'ın cem'iyle, bulutların zulmetine ve yağmurun kesafetinden hasıl olan zulmete ve o zulmet ihatalı ve kesretli olduğundan, sanki gecede bulut gibi, bulutun yağdırdığı siyah siyah katrelerin zulmetine zarf olduğunu bildirmiştir.
Sonra, zulmetli, yağmurlu geceler alelekser gürültülü olurlar. Sami yine suale geldi ve dedi: Acaba onların da bu gecelerinde gürültü var mıdır? Kur'an-ı Kerim buna da cevaben
b683.gif
-4- diye, vaziyetin dehşet ve korkulu olduğuna işaret etmiştir. Sanki mevcudatın bir zahiri padişahı olan sema, onları felaketlere ve helaketlere sevk etmek için, zemini sarsan gürültüsüyle, her tarafı dehşetlere veren şimşeklerinin sesleriyle çağırıp bağırıyor. İşte böyle bir vaziyet karşısında, böyle dehşetli bir musibete uğrayan bir adam, kendi sükutu içinde kainatın her tarafından zararlı hareketlerin, korkunç sayhaların kendisine gelmekte olduğunu tahayyül eder. Maahaza, ra'd sesini işittiği vakit, onun sayhalarını kendisine karşı pek şiddetli naralar olduğunu zanneder. Zira korkak ve hain bir adam, her sayhayı aleyhine zanneder.


_______________________________________


1- Şiddetli yağmur.
2- İçinde karanlıklar var.
3- Karanlıklar.
4- Gökgürültüsü.
 

MURATS44

Özel Üye
Sonra, ra'd ve berk arasında bir refakat-i zikriye bulunduğundan, birisinden bahsedildiği zaman, ötekisi de velev tufeyli bir surette olsun, yani davetsiz olarak zihne gelir, ondan da bahsedilir. İşte bu münasebetle, Kur'an-ı Kerim
b684.gif
-1- 'dan sonra
b685.gif
-2- demiştir. Ve tenkiriyle, berkin pek garip ve acip olduğuna işaret etmiştir. Evet, berkin çakmasıyla zulümat alemi ölür. Her tarafı dolduran o zulümat birden bire ortadan kaldırılır, adem deryasına atılır. Ve ani olarak berkin ölümüyle de zulümat alemi tekrar dirilir, o vasi meydanı tekrar kaplar. Sanki berk söndüğü zaman, alemi tamamen dumanıyla dolduran hakiki, meçhul bir zulmet ateşi vücuda gelir ki, gören adam sathi bir nazarla değil, nazar-ı im'an ile dikkat edip baksın ve kudretin asar-ı azametini görsün.
Sonra sami, "Münafıklar şu musibetin çıkmaz sokağına girdiklerinde ne gibi bir tedbirde bulundular?" diye kendi kendine düşünmeye başlarken, Kur'an-ı Kerim düşünmeye ihtiyaç bırakmadan


b686.gif
-3-

diye onlara bir melce, bir kurtuluş çaresi kalmadığına işaret etmiştir. Hatta boğulan adam denizin ortasında bir ot parçasına iltica ettiği gibi, bunlar da şaşkınlıklarından parmaklarının ucunu değil, parmaklarının tamamını kulaklarına sokuyorlar. Sanki onların musibetleri dehşet kırbacıyla kendi ellerine vuruyor, onlar da acısından parmaklarını ceplerine değil, şaşkınlıklarından kulaklarına sokuyorlar. Hülasa, saikanın isabetinden kurtulmak zannıyla yaptıkları şu eblehane hareketlerden, onların ne oldukları anlaşılır.


Sonra samiin zihnine gelir ki: Acaba bu musibet umumi midir, yoksa onlara mı mahsustur? Buna karşı Kur'an-ı Kerim
b687.gif
-4- demiştir. Yani bu musibet, onların nimetlere karşı yaptıkları küfran cezasıdır. Allah onları bu musibetle tecziye eder. Çünkü onlar cumhur için vaz edilen kanun-u İlahiden huruç etmişlerdir.


________________________________________


1- Gökgürültüsü.
2- Şimşek.
3- Şimşeklerin çakmasıyla ölmek korkusundan parmaklarını kulaklarına sokarlar.
4- Allah, kafirleri kuşatmıştır.
 

MURATS44

Özel Üye
Sonra sami, "Ra'dın şiddetine mukabil berkin onlara bir faydası olmadı mı?" diye nefsiyle konuşurken Kur'an-ı Kerim
b688.gif
-1- cümlesiyle, berkin onlara bir faydası değil, bilakis ışığıyla onların gözlerini hemen kör edecek kadar bir şiddet göstermektedir, diye samie cevap vermiştir. adeta ra'd kulaklarına, berk de gözlerine ilan-ı husumet etmişlerdir.
Sami baktı ki, ra'd ve berk vesaire gibi kainatın eczası müttefikan onların aleyhinde olup onları itlaf etmek için birbirine yardım ediyorlar; bunlara karşı onların ne yapacaklarını düşünmeye başladı. Kur'an-ı Kerim,
b689.gif
-2- cümlesiyle, onların hayret dairesinde tereddüt içinde şaşkın bir vaziyette yollarını görüp, yola devam etmek için cüz'i bir fırsat beklemekte olduklarına ve berkin ziyasıyla yol göründüğü zaman devamından ümitsiz, mezbuhane bir harekete geçerek bir iki adım attıklarına, fakat zulmet birden bire istila ettiğinde yerlerinde incimad etmiş gibi bir vaziyette kaldıklarına işaretle cevap vermiştir.
Sami bu vaziyeti görünce, suale geldi ve dedi: "Bu kadar tazipler altında ezilmektense, birden bire ölüp gitmeleri veyahut bütün bütün sağır ve kör olmaları daha iyi değil midir?" diye sordu.
Kur'an-ı Kerim
b690.gif
cümlesiyle, "Onların ölümle azaptan ve ıztıraptan kurtulmaya istihkakları yoktur, bunun için meşiet-i İlahiye onların ölümüne taalluk etmemiştir. Taalluk etseydi, gözleri kör, kulakları sağır etmeye taalluk ederdi. Buna da taalluk etmiyor. Çünkü kanun-u İlahiden hariç kalan bu gibi bedbahtların gözleri, kulakları daima sağ kalsın ki, azapları işitmekten ve akrepleri görmekten zevk alsınlar, yani titresinler" diye samie cevap vermiştir.
Sonra bu kıssanın ihtiva ettiği azamet ve kudret-i İlahiye ile Cenab-ı Hakkın umum kainatta tasarruf sahibi olduğu (ve bilhassa asar-ı kudretinden ra'd, berk, sehab mucizelerinin görünmesi ile) samice tahakkuk edince "Kainat, heybetinin bir tecellisi ve bu musibetlerde gadabının bir kahrı olan Zatın kudreti ne kadar büyüktür,
b691.gif
-3- diye tesbihata başlamıştır. Kur'an-ı Kerim de onu tasdiken
b692.gif
-4- demiştir.
1 Çakan şiddetli şimşekler hemen hemen gözleri kör edecek şanındadır.
2 Onlar, şimşeklerin çaktığı ve etraf aydınlandığı zaman yürürler, karanlık çöktüğü vakit dururlar.
3 Allah her türlü noksan sıfattan münezzehtir.
4 Şüphesiz Allah herşeye kadirdir.​
 

MURATS44

Özel Üye
Mezkur ayetin ihtiva ettiği cümlelerin heyetlerindeki münasebetlere gelince:
b693.gif
'deki
b694.gif
-1- süfli ve gayr-ı süfli münafıkların iki kısma münkasım olduklarına işarettir. Ve her iki temsilin birbirine münasip olduğuna ve münafıkların haline uygun bulunduğuna remizdir. Ve aralarında müşabehetin bulunması, malum ve müsellem olduğuna imadır. Ve keza,
b694.gif
kelimesi huruf-u atıftan terakkiyi ifade eden
b696.gif
-2- kelimesinin manasını mutazammındır. Çünkü ikinci temsil, birinci temsilden daha şedittir.
b697.gif
'deki
b1079.gif
münafıkları yağmura teşbih etmek içindir. Halbuki birbirine müşabih değildir. Aralarında mutabakat yoktur. Öyleyse müşebbehün-bih olacak şey, mukadderdir. Zikredilmemesi, lafzın icaz ve ihtisarı içindir. Lafzındaki icaz da mananın itnabı, yani uzatılması içindir. Mananın bu uzatılması da samiin vüs'at-i hayaline havale edilir ki, makama münasip cümleleri tayin etsin. Mesela,
b699.gif
gibi, münafıklara müşebbehün-bih olmaya uygun ve uzun bir cümleyi takdir edebilir. Yani, "Münafıklar hali bir sahrada, zulmetli bir gecede sefer ederlerken, yağmur musibetine tutulan yolcular gibidir."
İhtar: Herkesin bildiği
b700.gif
-3- kelimesine, meluf olmayan
b701.gif
-4- kelimesinin tercihen zikredilmesi; o yağmurun katreleri güya birer musibet olup, onların ruh ve canlarına mermi gibi kasten atıldığına işarettir.

Sonra, yağmur, çıplak olan sema cihetinden yağdığı herkesçe malum olduğu halde
b702.gif
-5- kaydıyla takyid edilmesi, ıtlak içindir. Yani, sema kaydıyla yapılan tahsis, tamim içindir. Evet semanın kaydından anlaşılır ki, o yağmur bütün semanın ufkunu tutmuş, umumi bir şekilde yağıyor. Hiçbir yer o yağmurdan
1 Yahut.
2 Hatta.
3 Yağmur.
4 Şiddetli yağmur.
5 Gökten.​
 

MURATS44

Özel Üye
hali kalmıyor. Evet
b703.gif
-1- cümlelerinde dahi
b704.gif
-2- 'nin
b705.gif
-3- ile,
b706.gif
-4- 'in
b707.gif
-5- ilaahir ile takyidleri, ıtlak ve tamim içindir.
Müfessir ünvanı taşıyan bazı adamlar, yağmur vesaire gibi yağan şeylerin semanın cirminden yağdığına zahip olmuşlar ve kocaman bir denizin de semada bulunduğunu ilave etmişler. Onları bu zehaba sevk eden, Kur'an-ı Kerimin birkaç yerinde
b708.gif
-6- kelimesinin bulunmasıdır. Halbuki, ashab-ı tahkik ve erbab-ı belağatçe en uygun mana
b779.gif
ile
b710.gif
arasında
b711.gif
lafzının takdiriyle, yağmurların sema cirminden değil, sema cihetinden nazil olduğuna hükmetmektir. Mahaza, sema kelimesinin yukarıda bulunan herşeye ıtlak edilebildiğine binaen, buluta da sema denilebilir. Ve bulut da sema kelimesinin şumulüne dahildir. Bu makamın tahkiki şöyle izah edilebilir:
Eğer kudret-i İlahiyenin azametine bakılırsa, cihetler hep birdir. Hangi cihetten ve hangi şeyden olursa olsun, yağmurun yağması mümkündür. Eğer hikmet-i İlahiyeye bakılırsa, yağmurun nüzulü, ancak küre-i havaiyede münteşir ve küre-i havaiyenin onda bir cüz'ünü teşkil eden buhar-ı mainin tekasüfünden husule geliyor. Zira, hikmet-i İlahiye, bütün eşyada en güzel bir nizam teşkil etmiştir. Bu nizam eşyadaki muvazene-i umumiyenin muhafazasına hizmet eder. Bu muvazenenin muhafazası da en yakın ve en kolay ve en kısa yolları tercih etmekle olur.
Yağmur yağması hakkında en kısa yol şöyle tarif edilebilir:
Tabaka-i havaiyede münteşir buhar-ı mainin zerrelerine irade-i İlahiye emrettiği vakit, o zerreler her taraftan "Lebbeyk!" diyerek toplanmaya başlarlar ve bulut şeklini alıp, irade-i İlahiyeye emirber olarak hazır dururlar. Yine irade-i İlahiyenin emriyle bir kısım zerreler şiddet-i tazyik ve tekasüfle beraber tebarüd ederek katrelere inkılap ederler. Sonra kanunların mümessilleri ve nizamatın makesleri denilen melaikelerden, o katrelere münasip yaratılan melaikeler vasıtasıyla o katreler müzahametsiz, müsademesiz nüzul ederler ve yere düşerler. Lakin cevv-i havada muvazenenin muhafazası için, yağan katrelerden boş kalan yerler, denizlerden ve yerlerden kalkan buharlarla doldurulur.
1 Yerde hareket eden hiçbir hayvan ve havada kanat çırpan hiçbir kuş yoktu... (Enam Sûresi: 38.)
2 Yerde yürüyen canlı.
3 Yerde.
4 Kuş.
5 Uçan.
6 Gökten.​
 

MURATS44

Özel Üye
İhtar : Semada büyük bir denizin bulunduğuna edilen zehab, mecazın hakikat zannedildiğinden ileri gelmiştir. Evet, cevv-i hava, denizin rengini andırır ve küre-i havaiyede münteşir bahr-i muhitten fazla su vardır. Binaenaleyh cevv-i havayı denize teşbih etmek baid değildir. Fakat mana-yı hakiki ile bakılırsa hatadır.
Sual :
b712.gif
-1- ayet-i kerimesinin zahirine göre yağmurun nüzulü, doludan müteşekkil semada bulunan dağlardandır. Bunun izahı nasıldır?
Elcevap : Bir kelamın belağate uygun, akla muvafık, mantığa mutabık olmadığı halde mana-yı zahirisine yapışıp, mana-yı zahirinden ayrılmaması, o kelam için bir cümudiyet ve bir sönüklüktür. Zira, Cennetin yemek kaplarının vasıfları hakkında
b713.gif
-2- cümlesi, bir istiare-i bediiyeyi tazammun ettiği gibi
b714.gif
-3- cümlesi dahi bir istiare-i bediiyeyi ihtiva etmektedir. Şöyle ki: Cennetin kapları ne şişeden ve ne de gümüşten olmadıklarından, bu cümlenin mana-yı zahirisine hamli caiz değildir. Çünkü o kaplara "gümüşten yapılmış şişeler" denilemez. Zira, her iki unsur arasında mutabakat yoktur. Ancak
b715.gif
cümlesinden, mana-yı mecazi ile hem şişenin şeffafiyeti, hem gümüşün beyazlığı kastedilmiştir. Yani "O kaplar, şişe gibi şeffaf, gümüş gibi beyazdırlar."
Kezalik,
b716.gif
cümlesi de, iki istiareyi tazammun etmiş. Bu istiareler samiin şairane bir hayaline müessestir; bu hayalde alem-i süfli ile alem-i ulvi arasında bir nevi müşabehet ve mümaseleti mülahaza etmeye mebnidir. Yani, alem-i süfli denilen arz, mevasim-i erbaada, bilhassa bahar mevsiminde nasıl türlü türlü şekillere girer ve envaen ziynetli, nakışlı elbiseleri giyer, ayrı ayrı manzaraları gösterir; alem-i ulvi olan semavat dahi, bilhassa bulutlarıyla pek garip ve acip keyfiyetlere, suretlere, renklere girer çıkar, adeta her iki alem birbirine rekabet ederler. Bu iki alem arasında şöylece bir müşabehet ve mümaseletin düşünülmesi de, aralarında bir müsabaka ve rekabeti tahayyül etmekten neş'et eder. Şöyle ki:
1 Gökteki dağ gibi bulutlardan Allah dolu taneleri indirir. (Nur Sûresi: 24:43.)
2 Gümüş beyazlığında, billur berraklığında kaplar. (İnsan Sûresi: 76:16.)
3 İçinde dolu bulunan dağ gibi...​
 

MURATS44

Özel Üye
Arz ve sema, güzellik müsabakasına girmek için lazım gelen ziynetlerini takınıp hazırladıkları zaman, arz, kış mevsiminde kardan mamul beyaz elbiselerini giyer, oturur. Bahar mevsimi gelince o beyaz elbiseyi üzerinden çıkarır, zümrüt gibi yeşil halılarını sahralarına serer. Yem yeşil gömleklerini dağlarına giydirir. O dağların şahikalarının başlarına beyaz sarıklarını sarar. Ve bu güzel inkılap ve manzaralarıyla kudret-i İlahiyenin mucizelerini hikmet-i İlahiyenin nazarına arz eder. Buna karşı cevv-i sema dahi azamet-i İlahiyeyi izhar etmek için koca koca dağları, tepeleri, dereleri ve pek çok garip ve acip şeylerin şekillerini ve sanki beyaz, siyah, kırmızı boyalarla boyanmış pamuk yığınlarını andıran bulut kafilelerini ileri sürer, nazar-ı hikmete takdim eder.
İşte bu iki alem arasındaki hayali müşabehetten dolayı, bilhassa yaz mevsimindeki bulutlar, Araplar tarafından dağlara, gemilere, bostanlara, derelere, deve kafilelerine yapılan teşbihler, üsluplar, nazar-ı belağatte pek güzel görünür. Binaenaleyh, alem-i ulvi ile alem-i süfli arasındaki ve dolayısıyla bulutlarla dağlar arasındaki müşabehet ve münasebete binaen,
b424.gif
-1- ayet-i kerimesinin mana-yı beliğanesi, "Dağların büyüklüğünde, dolunun renginde bulunan semadaki bulutlardan yağmurları inzal ediyoruz" demektir.
Bu güzel ve belağatçe makbul, akıl ve mantığa mutabık mana dururken, ayetin zahirine yapışıp, "beş yüz senelik mesafeden iki dakikalık bir zaman zarfında yağmuru cirm-i semadan yeryüzüne indirmek" gibi sakat bir manaya zahip olmak, kar-ı akıl değildir. Hem hikmet ve iktisat ve adem-i abesiyet, bu yanlış zehabı reddeder.
Yolcuların gecesinin korkunç olduğunu göstermek için zikredilen
b429.gif
b426.gif
-2- 'deki
b426.gif
-3- 'nin takdimi, o musibetli gecenin şiddet-i zulmetinden dehşet alanlarca, güya çok gecelerin zulmetleri toplanıp, o gecenin zulmetine inzimam etmiş olduklarına işarettir.
Sual :
b426.gif
'deki zamirin '
b428.gif
e raci olmasından, yağmurun zarf, zulmetin mazruf olduğu anlaşılır. Halbuki kaziye makusedir; yağmur zulmetin içindedir.
1 Nur Sûresi: 43.
2 Onda karanlıklar vardır.
3 Onda vardır.​
 

MURATS44

Özel Üye
Elcevap : Yağmurun kesretinden dehşet alan yolcuların zannıyla güya şu boşluk yağmurla dolu bir havuzdur. Ve o zulmetin zerreleri de o yağmurun katreleri arasına dağılmıştır. İşte böyle bir zanna binaen, yağmur zarf, zulmet mazruf olabilir.
b429.gif
* kelimesinin cem sigasıyla zikri ise, bulutların hem karanlıklarından, hem kesafetlerinden, hem karanlık ve kesafet, amm olduğundan, hem yağmurun katrelerinin kesafetlerinden hasıl olan müteaddit zulmetlere işarettir. Tenkiri ve meçhuliyeti ifade eden zulümattaki tenvin, yolcularca hakikatleri meçhul birtakım zulmetler olduğuna işarettir. Demek o tenvin, yolcuların ilmine perde olarak bir zulmeti daha ilave etmiştir. O halde bu tenvin, yolcuların gözlerine perde olan zulümata bir tekittir.
b430.gif
Yani, gök gürültüsüyle şimşek, Cenab-ı Hakkın azametine ve kudretine delalet eden pek aşikar iki ayettir ki, alem-i gaybdan, bulutların idare ve tedvirlerine müekkel ve nizam ve intizam kanunlarının mümessilleri ve memurları olan meleklerin yed-i salahiyetlerine verilmiştir.
Sonra müsebbebatın esbapla zahirde bağlı olduğuna binaen, bulutlar, havada münteşir olan buhar-ı maiden izn-i İlahi ile teşekkül ederler. Bu bulutların hikmet-i Rabbaniye ile bir kısmı menfi elektriği hamildir, bir kısmı da müsbet elektriği hamiledir. Bu kısımlar birbirine yaklaşıp, aralarında müsademe hasıl olduğunda, irade-i Halık ile berk tevellüd eder. Bulutların bir kısmı hücum, bir kısmı da firar ettikleri zaman, aralarında havasız kalan yerleri doldurmak için emr-i Rabbani ile tabakat-ı havaiye hareketle heyecana geldiğinde ra'd sadası, yani gök gürültüsü meydana gelir. Fakat bu hallerin cereyanı bir nizam ve bir kanun altında olur ki, o nizamı ve o kanunu temsil eden, ra'd ve berk melekleridirler.
Sual : Ra'd ve berkin
b429.gif
kelimesine atıflarından anlaşılır ki, bunların zarfı yağmurdur. Halbuki zarfları buluttur, yağmur değildir.
Elcevap : Dehşetinden bayılmış olan samice, o yağmurun herşeyi ihata etmiş olduğu zannedildiğine göre, ra'd ve berk de yağmurun içine aldığı şeylere dahildir.
Sual : Zulümatın aksine, ra'd ve berkin müfred sigasıyla zikirleri neye işarettir?
Elcevap : Yolcuların en çok nazar-ı hayretlerini celb eden, semavatın bağırmasıyla mevcudatı ani olarak ışıklandırmasıdır. Bunlar ise mana-yı masdaridir. Mana-yı masdari müfred olur, fert ile ifade edilir. Ve keza ra'd olsun, berk olsun,
* Karanlıklar.​
 

MURATS44

Özel Üye
semavi ayetlerden efradı pekçok birer nevidirler. Burada onlardan maksat nevileridir, efradları değildir. Onun için müfred olarak zikredilmişlerdir.
Sual : Ra'd ve berkteki tenvin neye işarettir?
Elcevap : Ya mahzuf bir sıfata ıvazdırlar; takdir-i kelam rad-ı kasif(pek gürleyen), berk-i hatıf(göz kamaştıran) demektir. Yahut ra'd ve berkin nekre ve meçhuliyetlerini ifade içindir. Çünkü yolcular gözlerini yummuş, kulaklarını tıkamış olduklarından, ra'd ve berki olduğu gibi görmüş ve tamamıyla işitmiş değillerdir ki, onları hakkıyla bilsinler.
b432.gif
-1-
Bu cümle müste'nifedir. Yani makabliyle bağlı değildir. Ancak mukadder bir suale cevaptır. Şöyle ki:
Vaktaki sami şu ikinci kıssa-i temsiliyeyi işitti; şüphesiz, musibetin keyfiyetini anlamak için şiddetli bir meyli uyandı. Vakta ki Kur'an-ı Kerimin tasvirinden malumat aldı; musibetzede olan yolcuların da hallerini ve o musibete karşı ne yaptıklarını anlamak istedi. Kur'an-ı Kerim
b433.gif
-2- demekle, onları kurtaracak bir melce kalmadığına ve (necat bulmak hülyasıyla denizde ellerini otlara uzatan boğulanlar gibi) semavi top ve mancınıklardan kurtulmak için kulaklarını tıkamaktan maada çareleri kalmadığına işaret etmiştir.
Sual : Makamın iktizası hilafına
b434.gif
-3- 'nin yerine
b435.gif
-4- kullanılması neye binaendir?
Elcevap : Yolcular necatlarını intaç edecek hakiki sebepleri arayıp bulmaktan meyus olduktan sonra kulaklarını tıkamak gibi ca'li ve zanni şeylere müracaat etmek mecburiyetinde kaldıklarına işarettir.
Sual : Geçen vak'aları zaman-ı hale ihtar için kullanılan muzari sigasıyla
b436.gif
'nin zikri neye işarettir?
Elcevap : Hayretleri arttıran şu makamın, samie verdiği dehşetten dolayı yolcuların hadisesini-velev hayali olsun-görmek arzusunda bulunan samiin arzusunu tatmin için siga-yı muzari ile geçen o vak'a, zaman-ı hale getirilerek samiin hayaline tasvir edilmiştir. Ve keza, muzari sigası, ikide bir kesilip tazelenmekle
1 Şimşeklerin çakmasıyla ölmek korkusundar parmaklarını kulaklarına sokarlar.
2 Parmaklarını kulaklarına sokarlar.
3 İdhal edenler.
4 Koyarlar.​
 

MURATS44

Özel Üye
beraber istimrarı ve devamı iktiza eder. Ve bunun istimrarından bulutun gürültüsünün de devamını ima vardır.
b437.gif
-1-
Kulaklara sokulabilen ancak parmak uçları iken, burada parmak manasında olan in kullanılması, onların hayret ve dehşetlerinden dolayı son derece şaşkınlıklarına işarettir.
b438.gif
-2-
Bu kelam ra'dın sadasından onların uğradıkları öyle bir şiddet-i havfe işarettir ki, eğer ra'd onların kulaklarının penceresinden içeri girecek olursa derhal ruhları ağızlarının kapısından dışarı kaçacaktır. Ve keza, bu kayıtta çok güzel ve latif bir ima vardır ki:
Vakta ki onlar kendilerine edilen nasihatleri ve nida-yı hakkı, kulaklarını açıp içerisine almadılar; semavat cihetinden kulaklarının cephesi ra'd ve berkin top ve mancınıklarına tutuldu. Onlar o zaman hayır için tıkadıkları kulaklarını şimdi de şer ve azap için tıkamaya mecbur oldular.
b439.gif
-3-
Evet, sirkat elle yapıldığından, el kesilir. Fena sözler ağızla söylendiğinden, ağıza vurulur. Öyleler de nedamet için sağ elini ağzına ve hacalet için sol elini gözlerine korlar.
b440.gif

Bu makamda ra'd ve berkin yolculara zarar vermekte müttehid olduklarına işareten, yalnız berkin sıfatı olan saikanın zikriyle iktifa edilerek ra'dın sıfatı terk edilmiştir. Fakat saika şiddetli bir savtla yakıcı bir ateşten ibaret olduğu cihetle, ra'dın gürültüsünü de tazammun etmiş bulunuyor. Bu itibarla ra'dın sıfatı da zikredilmiş demektir.
b441.gif

Yani, yolcuların saikalara karşı parmaklarıyla yaptıkları o gülünç müdafaaları mal, evlat, eşya vesaire gibi şeylerin korkusundan değildir. Ancak canlarını Cehenneme teslim edecek olan ölümün korkusundandır. Çünkü musibetin bıçağı kemiğe dayanmıştır. Onlar sevdikleri şeylerden hiçbirisine kederlenmezler, merak etmezler. Ancak ölümü ve hıfz-ı hayatı düşünürler.
1 Parmaklarını.
2 Kulaklarına.
3 Ceza, yapılan işin cinsine göre verilir.​
 
Üst Alt