Evde Kal Türkiye

Çatalhöyük nerede ? Çatalhöyük neden önemlidir?

BULUT

Aktif Üyemiz
Yönetici
Günümüz Konya Şehri'nin 52 km. güneydoğusunda, Hasandağı'nın yaklaşık olarak 136 kilometre uzağında, Çumra İlçesi'nin 11 km. kuzeyinde, Konya Ovası'na hakim buğdaylık arazide bulunmaktadır.

Çatalhöyük
Çatalhöyük
Orta Anadolu'da, günümüzden 9 bin yıl önce yerleşim yeri olmuş, çok geniş bir Neolitik Çağ ve Kalkolitik Çağ yerleşim yeridir. Doğu ve batı yönlerinde yanyana iki höyükten oluşmaktadır. Doğudaki Çatalhöyük (Doğu) olarak adlandırılan yerleşme Neolitik Çağ'da, Çatalhöyük (Batı) olarak adlandırılan batıdaki höyük ise Kalkolitik Çağ'da iskan görmüştür. Doğu yerleşimini, en son Cilalı Taş Devri sırasında ovadan 20 metre yüksekliğe kadar ulaşan bir yerleşim birimi oluşturmaktadır. Ayrıca, batıya doğru da ufak bir yerleşim birimi ve birkaç yüz metre doğuya doğru da bir Bizans yerleşimi bulunmaktadır. Höyükler kabaca 2 bin yıl kesintisiz iskan edilmiştir. Özellikle neolitik yerleşimin genişliği, barındırdığı nüfusu, oluşturduğu güçlü sanat ve kültür geleneği ile son derece dikkat çekicidir. Yerleşimde 8 bin üzerinde insan yaşadığı kabul edilmektedir. Çatalhöyük'ün diğer neolitik yerleşimlerden temel farkı, bir köy yerleşmesini aşıp kentleşme evresini yaşamakta olmasıdır. Dünyanın en eski yerleşimlerinden biri olan bu yerleşimin sakinleri, ilk tarımcı topluluklardan da biridir. Bu özelliklerinin bir sonucu olarak 2009 yılında UNESCO Dünya Miras Listesi'ne önerilmiştir. UNESCO tarafından 2012 yılında Dünya Miras Listesi'ne dahil edilmesine karar verilmiştir.

Araştırma ve kazılar

Doğu Höyük (Çatalhöyük (Doğu)), muhtemelen, bugüne kadar bulunmuş en eski ve en gelişmiş Neolitik Çağ yerleşim merkezidir. 1958 yılında James Mellaart tarafından keşfedilmiş, ilk kazıları 1961-1963 ve 1965 yıllarında yapılmıştır. 1993'te yeniden başlayan ve günümüze kadar devam eden kazılar Cambridge Üniversitesi'nden Ian Hodder tarafından yönetilmektedir ve İngiltere, Türkiye, Yunanistan, ABD'li araştırmacılardan oluşan karma bir ekip tarafından yürütülmektedir. Kazı çalışmaları ağırlıklı olarak "ana höyük" olarak görülen Doğu Höyük'te yürütülmüştür. Buradaki kazı çalışmalarının 2018 yılına kadar sürdürülmesi planlanmaktadır.

Batı Höyük'te ise 1961 yılında höyüğün üzerinde ve güney yamaçta iki derinlik sondajı gerçekleştirilmiştir. Doğu Höyük'te 1993 yılında ikinci dönem kazıları başladığında Batı Höyük'te de yüzey araştırması ve yüzey sıyırması çalışmaları başlatılmıştır.

Tarih öncesi yerleşim birimleri Tunç Çağı'ndan önce terk edilmiştir. Bir zamanlar iki yerleşim birimi arasında Çarşamba Nehri'nin bir kanalı akmaktadır, ve yerleşim birimleri, ilk tarım zamanlarında elverişli sayılabilecek alüvyonlu toprak üzerine kurulmuştur. Evlerin girişleri üst kısımlarında bulunmaktadır.

Yerleşim :

Çatalhöyük (Doğu) : Kazı çalışmalarında MÖ. 7400 - 6200 yılları arasına tarihlenen 18 neolitik yerleşim katmanı açığa çıkarılmıştır. Romen rakamlarıyla gösterilen bu katmanlardan XII - VIII katmanlar Erken Neolitik'in (MÖ 6500 - 6000) ilk evresine tarihlenmektedir. Erken Neolitik'in ikinci evresi ise VI. katman sonrasıdır.

Çatalhöyük (Batı) : İlk kazı yılında tepede ve güney yamaçta gerçekleştirilen açmalarda elde edilen çanak çömlek buluntularına dayanılarak Höyük'teki yerleşmenin, iki evreli Erken Kalkolitik Çağ yerleşmesi olduğu ileri sürülmüştür. Mellaart tarafından Erken Kalkolitik I'e tarihlenen mal grubu Batı Çatalhöyük malı olarak adlandırılır. Erken Kalkolitik II mal grubu ise öncekinden kaynaklanıp Can Hasan 1'in 2B tabakası ile ilişkili daha geç bir yerleşme tarafından üretilmiş görünmektedir. Doğu Höyük'te kazı çalışmaları devam ederken Batı Höyük'te başlanılan yüzey toplamalarında Bizans Dönemi ve Helenistik Dönem çanak çömleği toplanmıştır. 1994 yılında yapılan yüzey taramalarında da Binzas Dönemi'ne ait mezar çukurları ortaya çıkarılmıştır.

Doğu Höyük'teki Kalkolitik Çağ tabakaları MÖ 6200 - 5200 yılları arasına tarihlenmektedir.

Çatalhöyük'de kazı alanı
Çatalhöyük'de kazı alanı
Kalıntılar ve MimariÇatalhöyük (Doğu) : Kuzey kesimdeki mimari diğer kesimlerden farklı görünmektedir. Buradaki ışınsal düzen muhtemelen yerleşmenin merkezine uzanan sokaklar, geçitler, su ve drenaj kanallarına bağlıdır. Bu kesimde mimari, konutlar ve açık alanlardan oluşmakta, saray, tapınak, ortak kullanıma ait büyük depolama alanları bulunmamaktadır.

Yerleşimin genelinde evlerin birbirine bitişik inşa edildiği, dolayısıyla duvarların ortak kullanıldığı, aralarında avluya açılan dar geçitlerin bırakıldığı anlaşılmaktadır. Bu avlular bir yandan hava ve aydınlatma sağlayan, diğer yandan da çöp alanı olarak kullanılan alanlardır. Avlular etrafından yapılmış bu konutlar mahalleleri oluşturmuştur. Bu mahallelerin yan yana sıralanmasıyla da Çatalhöyük kenti ortaya çıkmıştır.

Konutlar birbiri üstüne, aynı plana göre inşa edilmiştir. Bir önceki konutun duvarları, bir sonrakinin temelleri olmuştur. Konutlaın kullanım süresi 80 yıl gibi görünmektedir. Bu süre dolduğunda ev temizlenmiş, toprak ve molazla doldurulmuş, üstüne aynı planda yenisi inşa edilmiştir.

Konutlar dörtgen biçimli kerpiç tuğlalarla taş temel kullanılmadan dörtgen planlı olarak yapılmıştır. Ana odalara bitişik depo ve yan odalar bulunmaktadır. Aralarında dikdörtgen, kare ya da oval biçimde geçişler vardır. Çatılar, saz ve kamış damların üstlerinin, günümüzde bölgede ak toprak olarak adlandırılan kalın bir kil tabakasıyla sıvanmasıyla yapılmıştır. Bu çatıları taşıyan ahşap kirişlerdir ve duvarların içine yerleştirilen yine ahşap dikmelere dayanmaktadır. Arazinin farklı eğilimleri yüzünde konut duvarlarının yüksekliği de farklıdır ve bu farklılıktan yararlanılarak batı ve güney duvarlarının üst kısımlarında, ışıklandırmayı ve havalandırmayı sağlamak üzere pencere boşlukları bırakılmıştır. Konutların tabanları, duvarları ve içlerindeki tüm yapı ögeleri beyaz renkte bir sıva ile kat kat sıvanmıştır. Yaklaşık 3 cm. kalınlıktaki bir sıvada 160 kat belirlenmiştir. Sıva, beyaz kalkerli, milli bir kil kullanılarak yapıldığı anlaşılmıştır. Çatlamaması için içine ot, bitki sapları ve yaprak parçaları katılmıştır. Konutlara giriş çatıda açılan bir delikten, büyük olasılıkla tahta bir merdivenle sağlanmaktadır. Yan duvarlarda giriş yoktur. Konut içindeki ocak ve oval biçimli, üstleri düz bırakılan fırınlar çoğunlukla güney duvarında yer almaktadır. Her konutta en az bir platform bulunmaktadır. Bunların altlarına, zengin gömüt armağanlarıyla ölüler gömülmüştür. Depo odalarının bir kısmında açkılama taşları, baltalar ve taş aletlerin konduğu kilden yapılma kutular ele geçmiştir.

Boğa başları
Boğa başları
Höyüğün erken tabakalarında Mellaart'ın saptadığı yanmış kireç topaklarına üst tabakalarda rastlanmamaktadır. Zaten alt tabakalarda sıva olarak kireçten yararlanıldığı, ancak üst tabakalarda sıva için kil kullanıldığı görülmektedir. Kazı başkanı Hodder ve İngiliz Arkeoloji Enstitüsü'nden Wendy Matthews, kireç kullanımının, çok fazla odun gerektirdiği için daha sonraki evrelerde terk edildiği görüşündedir. Kireç taşı, 750 dereceye kadar bir ısıda fırınlandıktan sonra sönmemiş kirece dönüşmektedir. Bu ise çevreden büyük miktarda ağaç kesilmesini gerektirmekteydi. Arkeologlar benzer sıkıntıların Ortadoğu neolitik yerleşimlerinde de yaşandığını, örneğin Ayn Gazal'ın 8.000 yıl önce, yakacak odun sağlamak uğruna çevreyi yaşanamayacak hale getirmeleri yüzünden terk edilmiş olduğunu kabul etmektedirler.

Bir kutsal mekan olduğu düşünülen yapının kuzey ve doğu duvarlarında 1963 yılı kazıları sırasında Çatalhöyük kent planı olduğu anlaşılan bir harita ortaya çıkarılmıştır. Günümüzden yaklaşık olarak 8200 yıl öncesine tarihlenen (radyokarbon tarihleme yöntemi ile saptanan yaşı MÖ 6200 ± 97) bu çizim, dünyanın bilinen ilk haritasıdır. Yaklaşık olarak 3 metre uzunluğa ve 90 cm. yüksekliğe sahiptir. Halen Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nde sergilenmektedir.

Çatalhöyük (Batı) : James Mellaart başkanlığındaki 1961 yılındaki kazılarda Erken Kalkolitik I'e tarihlenen bir yapı açığa çıkarılmıştır. Kerpiç duvarlı, dörtgen planlı bu yapıda duvarlar yeşilimsi sarı renkte bir sıvayla sıvalıdır. Erken kalkoliltik II tabakasında ise, etrafı hücre tipi odalarla çevrili, görece büyük ve iyi inşa edilmiş merkezi odalardan oluşan bir yapı ortaya çıkarmıştır.

Çanak çömlek :

Çatalhöyük (Doğu) : Doğu Höyük'te çanak çömlek, önceden biliniyor olmasına karşın ancak V. yapı katından sonra yaygın biçimde kullanılmaya başlanmıştır. Bunun nedeni, ahşap ve sepet konusunda gelişkin bir beceriye sahip olunmasıdır. XII. yapı katına ait çanak çömlek ilkel görünümlü, kalın, siyah özlü, bitki katkılı ve kötü pişirilmiştir. Renk, devetüyü, krem ve açık gri olup alacalı ve açkılıdır. Biçim olarak ise derin kaseler, daha az da dar ağızlı çömlekler yapılmıştır.

Çatalhöyük (Batı) : Mellaart'a göre Batı Höyük'ü çanak çömleği tabakalanmaya bağlı olarak iki gruba ayrılmaktadır. Erken Kalkolitik I malı, devetüyü ya da kırmızımsı hamurlu, taşçık ve mika katkılıdır. Kullanılan boya kırmızı, soluk kırmızı ve açık kahverengidir. Boya sonrasında açkılanmış bu mallarda genellikle astar bilinmez.

Küçük buluntular :

Çatalhöyük (Doğu) : Ele geçen çok çeşitli küçük buluntulardan bazıları, obsidiyen aynalar, topuz başları, taş boncuklar, eyer biçimli el değirmenleri, öğütme taşları, havanlar, havanelleri, açkı taşları, taş yüzükler, bilezikler, el baltaları, keserler, oval bardaklar, derin kaşıklar, kepçeler, iğneler, bizler, cilalanmış kemikten kemer kopçaları ve kemik aletlerdir.

Pişmiş kilden damga mühürler, damga mühürlerin ilk örneklerinden sayılır. Dokuma ürünleri ve ekmek gibi çeşitli baskı yüzeylerinde kullanıldıkları düşünülmektedir. Çoğu oval ya da dikdörtgen biçimli olmakla birlikte çiçek şeklinde bir damga mühür de bulunmuştur ve dokuma desenlerinde görülmektedir.

Ele geçen heykelcik buluntuları pişmiş toprak, tebeşir, sünger taşı ve su mermerinden oyulmuştur. Tüm heykelcikler birer tapınma nesnesi olarak görülmektedir.
 

BULUT

Aktif Üyemiz
Yönetici
Kültür – Çatalhöyük (Doğu)

Yaşam tarzı

Konutların bu denli iç içe, yan yana yapılmış olması ayrı bir araştırma konusu olmuştur. Bu konuda kazı başkanı Hodder, savaş ve yıkım izlerine hiç rastlanmadığı için bu sıkışık yapılanmanın savunma endişesine dayanmadığı görüşündedir. Muhtemelen birçok kuşağı kapsayan aile bağlarının kuvvetli olmasıydı ve konutlar, sahiplenilmiş arsalar üzerine, birbiri üstüne inşa ediliyordu.

Ana Tanrıça heykelciği
Ana Tanrıça heykelciği
Konutların temiz ve bakımlı tutulduğu düşünülmektedir. Kazılarda konutların içinde herhangi bir çöp ya da kalıntı bulunmamıştır. Bununla birlikte çöplerin ve küllerin konutlar dışında yığıntılar oluşturduğu görülmüştür. Damlar, sokak olarak kullanıldığı gibi birçok günlük etkinliğin de özellikle havanın iyi olduğu günlerde damlarda sürdürüldüğü düşünülmektedir. Daha geç evrelerde damlarda ortaya çıkarılan büyük ocakların, bu tarzda ve ortaklaşa kullanıldığı kabul edilmektedir.

Çocuk gömütlerinin daha çok odalardaki sekilerin altına, yetişkinlerin ise oda tabanına gömüldükleri görülmektedir. Bazı iskeletler başsız olarak bulunmuştur. Bunların başlarının bir süre sonra alındığı düşünülmektedir. Bazı bedensiz başlar da terk edilmiş konutlarda bulunmuştur. Özenle örülmüş sepetlere konularak gömülen çocuk gömütlerinin incelenmesinde, bazılarının göz çukurlarının çevresinde olağandan fazla delik olduğu saptanmıştır. Bu durumun yetersiz beslenmeye dayanan kansızlıktan kaynaklanmış olabileceği ileri sürülmektedir.

Ekonomi

Çatakhöyük'ün ilk yerleşimcilerinin avcı-toplayıcı bri topluluk olduğu anlaşılmaktadır. Yerleşimin sakinlerinin 6. Tabakadan itibaren Neolitik Devrim'i gerçekleştirdikleri, buğday, arpa ve bezelye gibi bitkilerin tarımını yapmaya başladıkları, yoğun biçimde avcılığa devam ederken sığırı evcilleştirdikleri belirlenmiştir. Ekonomik faaliyetlerin bununla sınırlı olmadığı, Hasan Dağı'ndan obsidiyen ve Ilıcapınar'dan tuz üretildiği, kasaba kullanımını aşan üretim fazlasının civar yerleşimlere satıldığı düşünülmektedir. Akdeniz kıyılarından geldiği düşünülen ve takı olarak kullanılan deniz kabuklarının varlığı, bu ticaretin yayılımı hakkında bilgi vermektedir. Öte yandan ele geçen kumaş parçaları dokumacılığın en eski örnekleri olarak tanımlanmaktadır. Çanak çömlekçilik, ahşap işçiliği, sepetçilik, kemik alet üretimi gibi zanaatlerin de gelişkin durumda olduğu belirtilmektedir.

Sanat ve Kültür

Konutların iç duvarlarında panolar yapılmıştır. Bazıları bezeksiz, kırmızının çeşitli tonlarında boyalıdır. Bazılarında geometrik bezekler, kilim desenleri, iç içe geçmiş daireler, yıldızlar ve çiçek motifleri bulunmaktadır. Bir kısmında el ve ayak izleri, tanrıçalar, insan, kuş ve diğer hayvanlar, av sahneleri ile doğal çevreyi yansıtan çok çeşitli tasfirlerle bezenmiştir. Kullanılan diğer bir bezeme türü kabartma betimlemelerdir. İç düzenlemelerde platformlara oturtulmuş boğa başları ve boynuzları ilginçtir. Birçok evin duvarında gerçek boğa başlarının kille sıvanmasıyla yapılan kabartmalar mevcuttur. Bazı mekanlarda bunlar bir dizi halindedir ve Mellaart tarafından bu yapıların kutsal mekan ya da tapınak olduğu ileri sürülmektedir. Bina 52 olarak adlandırılan yapının yangın geçirmiş odasında bütün halinde in situ bir boğa başı ve boynuzları bulunmuştur. Duvarın içine yerleştirilmiş olan boğa başı açkılanmamıştır. Üst kısımda ise 11 sığır boynuzuyla bazı hayvan kafatasları bulunmaktadır. Bir dizi boğa boynuzu, boğa başının hemen yanındaki bir sekide yer almaktadır.

Konut duvarlarında yer alan tasvirler av ve dans sahneleri, insan ve hayvan resimleridir. Hayvan resimleri akbaba, leopar, çeşitli kuşlar, geyik ve aslan gibi hayvanlardır. Ayrıca 8800 yıl öncesine ait, kilim motifleri denilebilecek motifler de görülmektedir ve günümüz Anadolu kilim motivleriyle ilişkilendirilmektedir. Figürin buluntular sığır, domuz, koyun, keçi, boğa, köpek ve tek olarak sığır boynuzlarıdır.

İnanç

Doğu Höyük, Anadolu'da kutsal yapılara rastlanan en eski yerleşimdir. Kutsal mekan olarak tanımlanan odalar diğerlerinden daha geniştir. Bu odaların ayin ve yakarı için ayrıldığı düşünülmektedir. Duvar resmi, kabartması ve heykeller, diğer konut odalarına oranla daha yoğun ve daha farklıdır. Doğu Höyük'te bu tarz kırktan fazla yapı ortaya çıkarılmıştır. Bu yapıların duvarları av ve bereket büyüsü ile inançları yansıtan betimlemelerle süslenmiştir. Ayrıca kabartma olarak leopar, boğa ve koç başları, boğa doğuran tanrıça figürleri yapılmıştır. Bu durvarlarda geometrik süslemeler de sıkça yer almaktadır. Diğer yandan toplumu etkileyen doğa olaylarının da betimlendiği görülmektedir. Örnek olarak yakınlardaki volkanik Hasan Dağı'nı patlaması olduğu düşünülen bir betimleme açığa çıkarılmıştır.

Çatalhöyük Doğu Höyük'te III. tabakadan X. tabakaya kadar olan tabakalarda, kutsal yapıların içinde çok sayıda pişmiş kilden yapılma Ana tanrıça heykelcikleri, boğa başı ve boynuzları ile kadın göğsü rölyefleri bulunmaktadır. Ana Tanrıça, genç kadın, doğuran kadın ve yaşlı kadın olarak betimlenmiştir. Bu buluntuların tarihlendirilmesiyle Anadolu'da en eski Ana Tanrıça Kült merkezlerinden birinin Çatalhöyük olduğu kabul edilmektedir. Bereketi simgeleyen Ana Tanrıça Kültü'nde erkek ögeyi boynuzlu boğa başlarının temsil ettiği düşünülmektedir. Güleryüzlü ve sevecen betimlemeler Ana Tanrıça'nın doğaya sunduğu yaşamı ve bereketi simgelerken, kimi zaman korkunç denebilecek betimlemeler de, bu yaşam ve bereketi geri alabilme yetisini ifade etmektedir. Elinde akbaba olabileceği düşünülen yırtıcı bir kuşla betimlenen tanrıça heykeli ile yarı ikon tarzı ürkütücü heykelcik ise, Ana Tanrıça'nın ölüler ülkesiyle bağını temsil etmektedir. İki yanındaki leoparlara dayanmış durumda doğum yapan şişman kadın figürü ile aslanlı tahtlarda oturur biçimde tasvirlerine rastlanan Tunç Çağı Mezopotamya'sının İnanna - İştar'ı ve Mısır inancındaki İsis - Sekhmet'i arasındaki benzerlik dikkat çekicidir.

Öte yandan Çatalhöyük Neolitik yerleşiminde konutun sadece barınmak, erzak ve eşya depoplamak / güven altına almak gibi işlevlerinin olmadığı, aynı zamanda bir dizi sembolik anlam üstlendiği anlaşılmaktadır. Hem konutlarda hem de kutsal mekan olarak görülen yapıların duvar resimlerinde ana tema boğa başlarıdır. Günümüzde yabani sığır olarak tanımlanan boğaların alın kemikleri, alın kemiklerinin boynuzların oturduğu kısımlar ve boynuzlar, kerpiç dikmelerle birleştirilerek mimari öge olarak kullanılmıştır. Konutlardaki duvar resimlerinin, ölülerin gömülmüş olduğu kesimlerde daha yoğun olduğu dikkati çekmiş, bunun belki de ölülerle bir çeşit iletişim kurma amaçlı olduğu ileri sürülmüştür. Öyle ki duvar resimlerinin üstünün tekrar sıvanmasından sonra, sıva altında kalan resmin aynen yeni sıva üzerine boyanmış olduğu saptanmıştır.

İlginç bir buluntu da bir evin gömüt çukurunda bulunan dişlerin, bir alt evredeki evin gömüt çukurundaki çene kemiğinden geldiğinin saptanmasıdır. Böylece evden eve geçen insan ve hayvan kafataslarının miras ya da önemli eşya olarak görüldüğü anlaşılmaktadır.

Değerlendirme ve tarihlendirme

Kazı başkanı Hodder, yerleşmenin uzak bölgelerden gelen göçmenler tarafından değil, küçük bir yerli topluluk tarafından kurulduğunu, zaman içinde nüfus artışına bağlı olarak büyüdüğü düşünmektedir. Gerçekten de ilk katmanlardaki konutlar, üst katmanlarla karşılaştırıldığında daha seyrektir. Daha üst katmanlarda ise iç içe girmiş durumdadırlar.

Öte yandan Orta Doğu'da Çatalhöyük'den daha eski neolitik yerleşmeler vardır. Örneğin Eriha Çatalhöyük'ten bin yıl daha eski bir neolitik yerleşimdir. Yine de Çatalhöyük, daha eski ya da çağdaşı yerleşimlerden farklı özelliklere sahiptir. Başta, onbin kişiye ulaşan nüfusudur. Hodder'e göre Çatalhöyük "köy kavramını mantıksal boyutların ötesine taşıyan bir merkez"dir. Pek çok arkeolog Çatalhöyük'teki olağanüstü duvar resimlerinin ve aletlerin, bilinen neolitik geleneklerle bağdaşmadığı görüşündedirler. Çatalhöyük'ün bir başka farklılığı da, belirli bir büyüklüğe ulaşan yerleşimlerde merkezileşmiş yönetim ve hiyerarşinin ortaya çıktığı, genellikle kabul edilmektedir. Oysa Çatalhöyük'te kamusal binalar gibi toplumsal işbölümüne ilişkin kanıtlar bulunmamaktadır. Hodder, son derece büyük bir nüfusu barındırır hale gelmesine karşın Çatalhöyük "eşitlikçi bir köy" niteliğini yitirmemiştir. Çatalhöyük hakkında,

NOT
« Bir yandan daha geniş bir örüntünün parçası, öte yandan da tümüyle özgün bir birim, Çatalhöyük'ün en şaşırtıcı yanı da bu. »

demektedir.

Daha sonraki araştırmalarda, diğerlerinden daha fazla gömüt barındıran (en fazla 5-10 iken bu evlerden birinde 30 gömüt bulunmuştur), mimari ve iç dekoratif unsurların çok daha iyi çalışıldığı konutlara dikkat çekilmiştir. Kazı ekibi tarafından "tarih evleri" olarak adlandırılan bu yapıların, üretimde (ve tabi dağıtımda) daha fazla kontrol sahibi olduğu, daha zengin olduğu düşünülmüş, Çatalhöyük toplumunun başlangıçta düşünüldüğü kadar eşitlikçi bir toplum olmayabileceği ileri sürülmüştür. Ancak elde edilen çeşitli veriler, bu tarih evlerinin iç dekorasyon ve fazla gömüt sayısı dışında diğer evlerden farklı olmadığı, bir sosyal farklılaşma bulunmadığı anlaşılmıştır.

Yapılan araştırmalar, Çatalhöyük neolitik kültürünün devamına ilişkin bir ipucu vermemiştir. Neolitik yerleşimin terk edilmesinden sonra neolitik kültürün gerilediği ifade edilmektedir
 

BULUT

Aktif Üyemiz
Yönetici
Çatalhöyükün Önemi Nedir?

9 bin senelik bir neolitik yerleşim olan Çatalhöyük, yaklaşık 8 bin insanın bir arada yaşadığı gelişmiş bir köy yerleşimi. Konya’nın Çumra ilçesi sınırlarında bulunan Çatalhöyük ilçenin 10 kilometre doğu bölgesinde yer almaktadır. Kent, biri batıda diğeri doğuda olmak üzere iki ayrı tepeden (höyük) oluşuyor. Adını da bu ikiye ayrılmış “çatal” konumundan alıyor. UNESCO Dünya Mirası Komitesi, Çatalhöyük Neolitik Kentinin Dünya Mirası Listesine kaydedilmesini oybirliğiyle kabul etti. Karara esas olan raporda, tarihi M.Ö. 7400 yıllarına uzanan Çatalhöyük’ün Neolitik Dönemin belli bir aşamasının eşsiz bir tanıklığını teşkil ettiği ve insanlık tarihinde önemli bir aşamayı temsil eden bir yerleşim tarzı ile toplum anlayışı ve eşitlik ideallerine dayanan bir kentsel plana sahip olduğu da vurgulandı.

Çatalhöyük
Çatalhöyük
Geçmişi Cilalı Taş Devri’ne (M.Ö. 7 bin) kadar uzanan Çatalhöyük, insanların ilk kez toplu yerleşime geçtiği, ilk kez koyun ve keçi gibi hayvanların evcilleştirilip buğday tarımına geçtiği yer olarak biliniyor. Çatalhöyük, yerleşik yaşamın bilinen en eski ve en büyük örneği olması açısından dünyada tek. Çatalhöyük ayrıca çanak-çömlek, metal ve toprak kapların insanoğlu tarafından ilk kez kullanıldığı yer. Tahta kaplar ve dokuma örneklerinin de dikkat çektiği, evlerin duvarlarının eşsiz resimler ve süslemelerle kaplı olduğu Çatalhöyük, daha sonra Avrupa’dan Hindistan’a doğru yayılacak olan Hint-Avrupa dillerinin ortaya çıkmasında ve yayılmasında önemli bir rol oynamış. Çatalhöyük’ün 1958 yılında arkeolog James Mellaart tarafından keşfedilmesinden sonra kazılar, 1961-1963 ve 1965 yıllarında yapıldı. Verilen aranın ardından 1993 yılında yeniden başlayan kazı çalışmaları Stanford Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ian Hodder liderliğinde yürütülüyor.

2015 yılı kazı raporunda yapılan çalışmalarla ilgili açıklama yapan Prof. Dr. Ian Hodder, oldukça ilginç bulgulara rastlanıldığını belirterek, bunlardan en önemlisinin insan biçimli taş heykel olduğunu söyledi. Prof. Dr. Ian Hodder, şunları söyledi: “2015 yılında Çatalhöyük’te oldukça ilginç buluntular ortaya çıkarıldı. Bunlar arasında en dikkat çekici olanlarından biri boyalı antropomorfik (insan biçimli) baş oldu. Bir hayvan veya insan olarak yorumlanabilecek ve kasıtlı olarak belirsiz bırakılmış olabilecek bu yüzde gözlerin yerlerine obsidyen pullar yerleştirilmiş ve yüz boyanmıştır. Bu nitelikte bir obsidyen kullanımına Çatalhöyük’te ilk kez rastlanmaktadır ve Neolitik Anadolu’da da oldukça nadiren gözlenmektedir.”

Çatalhöyük
Çatalhöyük
Dünyanın bilinen ilk toplu yerleşim birimlerinden Çatalhöyük’te bugüne kadar yapılan kazılarda bir merkezi otorite ya da savaş izine rastlanmadı. Çatalhöyük’te özgür ve bireysel yaşam göze çarpıyor. Kazı sorumlusu olan Cambridge Üniversitesi’nden arkeolog Shahina Farid şunları söylüyor:

“Bu uygarlığın yöneticisiz, rahat ve bireysel özgürlüğün ağır bastığı bir yaşam tarzına sahip olduğu sonucuna varmak mümkün. Birbirine saygılı insanların ortak kararlar alarak, organize şekilde yaşadığı sanılıyor. Evlerin duvarlarında daha çok av sahneleri ile hayvan çizimleri ağırlıklı, savaş sahnesi yok. Bu toplumun başkalarıyla savaştığını gösteren buluntuya da rastlanamadı. İnsan kemiklerinde, kesici alet izi de görmedik. Belki de savaşacak kimseleri yoktu.”

Arkeologlar Çatalhöyük’te 8 bin kişilik bir nüfustan sözediyor. 9 bin yıl önce, neolitik ve kalkolitik çağda başlayan yaşam aralıksız tam 1400 yıl sürmüş. Şimdi bu yaşamın izlerini doğu ve batı höyüklerinde görmek mümkün. Adını da çatal şeklindeki bu iki höyükten alıyor. 14 hektarlık bir alana yayılmış Çatalhöyük’ün doğu höyüğünde M.Ö. 7400-6200 arasına tarihlenen 18 neolitik yerleşim katmanı bulunuyor. Evler birbiri üstüne, aynı planla yapılmış. Önceki konutun duvarları, sonrakinin temeli olmuş. Saray ve tapınakların bulunmadığı Çatalhöyük’te sanat anlayışı fazlasıyla gelişmiş. Evlerin duvarlarında, o günkü yaşamı anlatan birçok duvar resimi bulunmuş.

1963 yılındaki kazıda ise Çatalhöyük kent planı olduğu anlaşılan bir harita ortaya çıkarılmış. 8200 yıllık bu harita, dünyanın bilinen ilk haritası. 3 metre uzunluğunda, 90 cm. genişliğindeki harita halen Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde sergileniyor. Ayrıca konut duvarlarında yer alan tasvirlerde av ve dans sahneleri, insan ve hayvan resimleri bol bol işlenmiş. Hayvanların bu kadar resmedildiği Çatalhöyük, onların evcilleştirildiği ilk yer olarak biliniyor. Özellikle sığırlar ve köpekler evcilleştirilmiş. Bu, yerleşik hayata daha kolay adapte olmalarını sağlamış. Yerleşik hayata geçişle tarıma başlamışlar. Buğday ve arpanın yanı sıra bezelye, mercimek, elma, badem, çamfıstığı, ceviz gibi ürünlerin ehlileştirilmiş olarak elde edildiği biliniyor. Çatalhöyük’te bulunan memeli hayvan kalıntıları arasında kirpi, yabantavşanı, tilki, kurt, köpek, ayı, yabankedisi, yabandomuzu, katır, alageyik, kızılgeyik, karaca, sığır, keçi ve koyun yer alıyor.

Çatalhöyük
Çatalhöyük
Konya’nın Çumra İlçesi sınırlarındaki 9 bin yıllık neolitik yerleşim yeri Çatalhöyük’te yapılan kazı çalışmalarında, yanmış bir evin tabanında bebek iskeletine sarılmış dünyanın ilk kendirden dokunmuş keten kumaş parçası bulundu. Kazı çalışmalarında bulunan kumaş parçasına dikkat çeken Ian Hodder, şunları söyledi: “Yangın, binanın zeminini ve platformlarını ısıtarak fırınlama etkisi yaratmış.

Böylece zeminin altındaki gömüleri ve gömülerle birlikte yerleştirilen bir kumaş parçasını korumuş. Bu kumaş parçası kazı evindeki laboratuvarlarda incelenmiş ve kumaşın kendirden dokunmuş keten olduğu tespit edilmiştir. Bu dünyadaki ilk kumaş parçalarından biri olmakla birlikte aynı zamanda en iyi korunmuş örneklerden de biridir. Çok ince dokunmuş olan bu keten parçası, büyük ihtimalle Orta Anadolu ‘ya Doğu Akdeniz’den gelmiştir. Neolitik dönemde Orta Doğu’da gerçekleşen uzun mesafeli ticarette obsidyen ve deniz kabuklarının değiş tokuş yapıldığı çoktan beri bilinmekteydi. Ancak bu kumaş parçası ticaretin bir başka içeriğini ortaya çıkartmış olabilir. Belki de değiş tokuşu Kapadokya obsidyeni karşılığında yapılmıştı.”

Çatalhöyük Kazı başkanı Ian Hodder Avrupa kültürünün temellerini Çatalhöyük’ün oluşturduğunu, hatta Alman gen yapısında Orta Anadolu gen yapısının özelliklerinin görüldüğünü söylüyor. Hodder Çatalhöyük’te yaşayan toplumla ilgili önemli sonuçlar elde ettiklerini, barış ve eşit şartlarda yaşayan halkların savaş ve kavga etmeksizin yaşadıklarını mezarlardan çıkan buluntularda görmenin mümkün olduğunu belirtti. Mızrak, balta gibi kesici aletlerle yaralanan ve ölen insan iskeletlerine ulaşılmamış olmasının bu tezi güçlendirdiğini ifade eden Hodder şöyle diyor:

“Nüfus Çatalhöyük’te büyüyor. Dolayısıyla evlerin yoğunluğu da artıyor. 8 bin kişi artık yaşayamaz duruma geliyor ve salgın hastalıklar baş gösteriyor. M.Ö. 6500 yıllarından sonra çevreye bir yayılma başlıyor. Binlerce yılı alıyor bu yayılma. Alman genlerinde Orta Anadolu gen yapısının özelliklerini görüyoruz.” ABD Maine Üniversitesi sosyoloğu Profesör Jon T. Oplinger, Çatalhöyük’te, Avrupa’nın kökenine ışık tutacak bilgilere rastlandığına dikkat çekti. Profesör “Çatalhöyük’te genetik arkeoloji açısından üzerinde durmamız gereken bir şey var.

Çatalhöyük
Çatalhöyük
Buradaki buluntularla Güney Avrupa’daki buluntular aynı. O dönemde Avrupa’da yaşayan insanlarla Çatalhöyük insanının, mitokontriyal DNA ve Y kromozomal DNA’ları açısından, bu bağlantıyı kurabiliyoruz. DNA mutasyonlarındaki benzerliklerin coğrafi dağılımı, arkeolojik buluntular olan çanak çömleklerin coğrafi dağılımıyla aşağı yukarı aynıdır” diyen Oplinger, bu verilerin, Avrupa’nın temelini oluşturan insanların, güneyden geldiği tezini kuvvetlendirdiğini, Avrupa insanının Anadolu’dan kuzeye çıktığını düşündürdüğünü söyledi. Oplinger, sözlerini şöyle sürdürdü: “Çatalhöyük ile günümüz insanı arasındaki DNA mutasyonu uyumu, Konya’da hâlâ yaşayan erkek nüfusun yüzde 40’ında görülüyor. Neden kadın değil de erkek? diye soracaksınız. Çünkü mutasyon y kromozomlarında görülür, y kromozomunu ise erkekler taşır. Bugünkü Konya ile Çatalhöyük arasındaki bağ, sadece coğrafi olarak değil, nüfus itibarıyla da vardır.”

Ortadoğu ve Akdeniz çanağında ilk kez insanoğlunun topraktan kap yapmaya başladığı yer olan Çatalhöyük, ilk kez buğday yetiştirmeye başlamaları ve evlerde dini inançları doğrultusunda çizilen duvar resimleri ve öküz başlarıyla ön plana çıkıyor. Ian Hoddder, Çatalhöyük’ün, Avrupa’da yaşayan halkların bile ataları olabileceğini, bu insanların beslenme şekilleri, kemik yapıları, genetik özelliklerine ilişkin her yeni bulgunun, günümüz modern insanının bilinmeyenlerine kapı araladığını vurguladı. 9 bin yıl önce burada yaşayan ve tarıma yeni başlayan insanların 1,70 metreden kısa olduklarını ancak, günümüz insanından çok daha güçlü olduklarını savunan Hodder, şunları söyledi:

“Burada çok sayıda mezar, iskelet buluyoruz. İncelememizde ne yiyip ne içtiklerini, vücut ve kas yapıları hakkında detaylı bilgilere ulaşabiliyoruz. Çatalhöyük insanının vücudunda yağ sorunu yoktu. Et ve balık ile elma gibi çeşitli meyvelerle besleniyorlardı. Günlük yaşamlarında hareketliydiler. Buğday yetiştirmeye başlamışlardı ancak, karbonhidrat tüketimleri yok denecek kadar azdı. Ayrıca, böğürtlen gibi çalı türü bitkilerin meyvelerini yiyorlardı. Evlerine çatıdaki delikten girip çıkıyorlardı. Evdeki ocaktan çıkan duman, tıpkı sigara içme etkisi yapıyor, sağlıklarını etkiliyordu. 40 yaşına kadar ancak yaşayabiliyordu. Tifo ve dizanteri gibi hastalıklarla baş edemiyorlardı. O dönemin zor şartlarına rağmen, 70-75 yaşına kadar ulaşan kişileri tespit ettik.

Çatalhöyük
Çatalhöyük
Evlerde insan iskeletleri de dahil çok fazla buluntu var. Bazı duvar resimlerinde, avcıların üstünde basit şekilde çizilmiş leopar desenli kıyafetler görüyoruz. Leoparlar çok güçlü ve tehlikeli hayvanlardır. Leoparı avlayan kişilerin, bu hayvandan daha güçlü olduğunu göstermek istediklerini sanıyoruz.” Çatalhöyük’te duvar resimlerinde bolca leopar figürü yer aldığı halde, niçin hiç leopar kemiği bulunmadığı hâlâ gizemini koruyan bir konu. Diğer bir konu, yine duvar resimleri arasında yer alan başsız insanlara saldıran akbabalar. O insanlar neden başsızdır ve akbabalar onlara neden saldırmaktadır? Evlerin tabanında bulunan bazı iskeletlerin başsız olması, kafataslarının başka yerlerde çıkması bu gizemi daha da artırıyor. Evlerin dikkat çeken özelliği yapılarda kapı kullanılmaması ve içeriye tavandan açılan bir delikten girilip çıkılması.

Bunun iki nedeni var:

Birinci sebep çok kuru ve sert olan iklim koşullarından korunmak, ikincisi insanların öldükten sonra ruhlarının dolaştığına ve başka bedenlerde yeniden hayat bulduğuna inanılması. “Bu ruhların kapıdan değil de çatıdan gireceği varsayılmış olabilir” diyor Ian Hodder. Çatalhöyük’teki halk ölülerini de yaşadıkları evlerin altına gömüyor. Çatalhöyük’te evler bir oda, bir depodan oluşuyor ve duvarları birbirine dayalı bulunuyordu. Bu anlamda kentin sokağı yoktu. Sokaklar, evlerin düz biçimde yapılmış damlarıydı. Yani evlerin üstünde yürünüyordu.

Zaten evin kapısı görevini damdaki delikler yapıyordu. Bir başka ifadeyle evlere damdan merdivenle giriliyordu. Damlardaki bu delik, aynı zamanda evde yemek yapmak ve ısınmakta kullanılan fırın için de baca görevi görüyordu. Yakacak ve yapı malzemesi olarak kullanılan ağaçlar arasında meşe, ardıç, çınar, pelin, incir ağacı, karaağaç, akçaağaç, söğüt, kavak yer almaktadır.

Çatalhöyük
Çatalhöyük
Hodder daha önce, Çatalhöyük insanının tahıl gibi kuru besinlerle beslendiğini düşündüklerini ancak her yeni bulgunun, kendilerine bu konuda yeni bilgiler verdiğini söyledi. Prof. Hodder, “Geçen kazılardan çıkan buluntu örneklerini incelediğimizde Çatalhöyük insanının beslenme şekli konusunda bilmediğimiz ayrıntılara ulaştık.

Daha önce bu insanların sulak olmayan bir yerde yaşadıklarını, beslenme şekillerinin de buna bağlı olduğunu düşünüyorduk. Ancak son kazılarda en çok tükettikleri besin maddesinin balık olduğunu tespit ettik. Muhtemelen balıkları o dönemde çevredeki akarsulardan yakalıyorlardı” dedi. Nature dergisinde yayınlanan araştırmanın sonuçlarına yönelik makale, Çatalhöyük’te bulunan çömleklerde balmumu kullanıldığını gösterdi. Bu da Neolitik dönem çiftçilerinin arı ürünlerini kullandığına dair en eski kanıt olarak kayıtlara geçti.

Makalenin Başyazarı Dr. Melanie Roffet-Salque, “Bal arısının kullanılmasının en açık nedeni bal. Çünkü bu, tarih öncesi insanlar için nadir bir tatlandırıcı. Fakat balmumu, kendi içinde çeşitli teknik, ritüel, kozmetik ve tıbbi amaçlarla, örneğin gözenekli seramik araçları su geçirmez hale getirmek için kullanılmış olabilir” dedi


 
Üst Alt