BULUT

Aktif Üyemiz
Yönetici
#1
DÜNYAYI YÖNETEN GİZLİ ÖRGÜTLER
Dünyayı yöneten  gizli örgütler  ve  amaçları
Dünyayı yöneten gizli örgütler ve amaçları


Genel durum


Yeni Dünya Düzeni’nin dünyayi yeniden paylasmada Türkiye’nin basina 21. yüzyilda inanilmaz çoraplar örülmek istenmekte ve Türkiye adim adim Sevr kosullarina sürüklenmektedir. Oynanmakta olan bu satranç oyununda Türkiye’de dev bir operasyon yapilmis ve “Sah” köseye sikistirilmistir (Manisali 2002a ve 2002b). Mat olup olmamasi bundan sonra Türk Genelkurmayi’nin atacagi adimlara baglidir. ABD tarafindan planlanan bu operasyon, AB ülkelerinin de yardimiyla simdilik basariyla yürütülerek hedeflenen ekonomik kriz ülkede basariyla yaratildiktan sonra, tüm piyonlar rollerini basariyla oynamislar ve 79 yil önce Hilafeti kaldiran Türk devletinin tepesine Hilafetçi artigi ve ABD kuklasi bir parti usta bir manevra ile -umutsuzluk içindeki halk kandirilarak- geçirilmistir.

Tüm hükümet üyelerinin ve bakanlarinin Naksibendi veya Fethullahci baglantilari Aydinlik dergisinde yayimlandigi halde sadece bir iki bakandan tekzip gelmistir. Hükümet üyelerinin büyük çogunlugu ünlü Abant Toplantilarini düzenleyen Fethullahçi örgütlenmenin odagindaki Birlik Vakfi’nin üyesidir. Bir zamanlar “demokrasi tramvayi”na gerekirse binebilecegini ya da eregine ulasmak amaciyla papaz giysisi bile giyebilecegini söyleyen, camilerin kubbelerini migfer olarak takacak, minareleri de mizrak olarak kullanacak Tayyip Erdogan liderligindeki kadronun yönetiminde Türkiye’yi ileride daha vahim sorunlarin bekledigi açiktir.

Diger yanda ise ABD 80 bin askeriyle Diyarbakir’da konuslanmak ve Türkiye’yi hiç ilgisi olmadigi bir savasa bulastirmak istemektedir. ABD’nin hedefi açiktir. Kafkasya ve Ortadogu petrol ve dogal gaz bölgelerini Naziler gibi isgal etmek ve Asya’nin stratejik bölgelerini kontrol altina almak! Ama rambo çigliklariyla savas naralari atan Türk medyasinda hiç deginilmedigi üzere, ABD’nin asil hedeflerinden birisi de Türkiye’yi parçalamak ve Dogu Anadolu’da ABD kuklasi bir Kürt devleti kurmaktir. Türkiye’yi parçalama ve çökertme operasyonu asikar bir biçimde Kibris üzerindeki Annan Plani ile, NGO’lari ile, Fener Patrikhanesi’ne ve Rum azinliklara verilen haklar ile, Rum Pontus’u ile, Kuzey Irak’taki Kürt Senatosu ile Türkiye’de ajanlik faaliyeti gösteren vakiflariyla basarili bir sekilde sürdürülmektedir. Degerli Necip Hablemitoglu’nun katledilmesi Türkiye’yi istikrarsizlastirma operasyonunun bir parçasidir ve korkarim ki bu cinayetler sürecektir. Cinayetleri ise çok daha büyük bir ekonomik kriz beklemektedir. Ya Türk askeri, kriz durumlarinda ABD’nin müdahele gücü haline getirilecek ya da ekonomisi kisirlastirilmis ve tarimi çökertilmis olan Türkiye açliga mahkum edilecektir. Yani “Sah ve Mat” gerçeklesmesi planlanmistir.

Bu yazida Türkiye’deki durumu irdelemek açisindan dünyayi yöneten gizli güçleri ortaya koymaya çalisacagiz. Simdilerde Globalizasyon adiyla bize yutturulmak istenen Yeni Dünya Düzeni bir günde kurulmus bir strateji degil, kökeni imparatorluklar ve sömürgeler dönemine dayanan bir plandir. Globalizasyon, ulusçulugu ve sinirlari kaldiran bir sistem degil, aksine ezen uluslarin kayitsiz sartsiz hakimiyetine yol açacak acimasiz, emperyalist ve fasist bir yapidir. Yeni Dünya Düzeni’ni sekillenderen iki temel dev güç vardir. Bunlardan birisi Yahudi lobisi ve tekellerinin kurdugu gizli cemiyetler, ötekisi ise WASP adi verilen beyaz, Anglo Sakson, Protestan azinligin kurdugu gizli cemiyetlerdir. ABD’de tüm güç ve medya bu gizli cemiyetler tarafindan sekillendirilmektedir. Yahudilerin de içinde yer aldiklari CFR (Council on Foreign Relations), Bilderberg gizli örgütü ve Trilateral Komisyon bu cemiyetlerin temelini olusturur. Bir istihbaratçi olan George Orwell’in 1984 isimli kitabinda belirtildigi üzere, medyayi kontrol eden beyinleri kontrol eder. Beyinleri kontrol eden ise, toplumlari kontrol eder (son örnegini 3 Kasim seçimlerinde gördügümüz gibi).

ABD’de medyayi ve beyinleri kim kontrol eder?
Dünyayı yöneten  aileler ve  amaçları
Dünyayı yöneten aileler ve amaçları


ABD’de her yere yayilan ve en çok seyredilen kanallar yaklasik 15 aile tarafindan ve 24 sirketle yönetilmektedir (Chomsky, 1988, 1991, 1992, 1994).
Bu sirketler sunlardir (Chomsky, 1988, 1991):

·Advance Publications (Newhouse ailesi),
·Capital Cities (Devlet Kökenli, DK), CBS (DK),
·Cox Com (Cox ailesi) ,
·Dow-Jones (Bancroft-Cox ailesi),
·Gannet (DK),
·GE (General Electric),
·Hearst (Hearst ailesi),
·Knight-Ridder ailesi,
·News Corp (Murdoch ailesi),
·New York Times (Sulzberger ailesi),
·Reader’s Digest (Wallace ailesi),
·Scripps-Howard (Scrips ailesi),
·Storer Corp (Storer ailesi),
·Taft (Taft Ailesi),
·Time Inc. (karisik ve DK),
·Times Mirror (Chandler ailesi),
·Triangle (Annenberger ailesi),
·Tribune Co. (McCormick ailesi),
·Turner Broadcasting (Turner ailesi),
·Fox Broadcasting (Fox ailesi).


ABD’de bugün, hem gizli-derin devletten izinsiz, hem de bu ailelerden izinsiz hiç bir gerçegi yayimlayamazsiniz (ABD gizli devleti için bkz. Vankin 1996; Constantine1997; Blum 2000). Belirli bir elit zümrenin kontrolü altinda olan ABD medyasinin, bunun bir sonucu olarak da dünya medyasinin gerçeklerle ilgili fazla bir bilgi yayinlanmasi beklenemez. Zaten tüm Amerikan halki 11 Eylül olayinda oldugu gibi medya tarafindan tamamen uyutulmus ve inanilmaz senaryolar ile sadece Amerikan halki degil, tüm dünya kandirilmistir (Meyssan 2002; Sayin 2002).

Bu sirketlerin pek çogunun yöneticisi özel ve elit bir alt kültürden gelmektedir ve hep ayni söylemi dile getirirler ve Yeni Dünya Düzeni’nin temel bir parçasidirlar. Bu egilim, dünyayi dinlemek ve yönetmek için NSA (National Security Agency) tarafindan kurulmus ECHELON sisteminin diger üyeleri Ingiltere, Kanada, Yeni Zelanda ve Avustralya’da da pek degismemektedir (Sayin 1998; Hager 1997). ABD’de de Washington ve New York merkezli CFR’nin yerini bu ülkelerde Bilderberg ve Trilateral Komisyon almaktadir.

Medyanin basinda da mutlaka bu örgütlerin elemanlari bulunur. Asagida bazi örnekleri siraliyoruz (Kisaltmalar B: Bilderberg üyesi; T: Trilateral Komisyon; C: Council on Foreign Relations, en az iki veya üç gizli cemiyete üye olanlardan örnekler verilmistir, bu örgütler daha sonra tanimlanacaklardir, Kaynak: Ross 2000):

Robert Erburu (C ve T): Times Mirror baskani
Forester Lynn ( B ve C): Netwave Inc. Haberlesme sistemleri
Paul Gigot (B ve C): Wall Street Journal, Washington yazari.
Henry Anatole Grunwald (B ve C): Time dergisi, editör
Jimmie Lee Hoagland (B ve C): Washington Post, editör yardimcisi.
Claude Imbert (B ve T): Le Point, Paris.
Dinç Bilgin (B ve T): Sabah Yayincilik ve 1 Numara Yayincilik.
Wyatt Thomas Johnson (C ve T): CNN baskani.
Flora Lewis (C ve T): New York Times, Paris, köse yazari
Charles William Maynes (B ve C): Foreign Policy Magazine, Carnegie vakfi (CIA baglantili)
Albert J. Wholstetter (B ve C): Wall Street Journal, yazar
Robert Leroy Bartley (B, C ve T): Wall Street Journal, Editör ve baskan.
Thomas L. Friedman (B, C ve T): New York Times, köse yazari.
David Gergen (B , C ve T): US News and World Report, Baskan ve editör.
Katharine Graham (B, C ve T): Washington Post, direktörlerden
James Fulton Hoge (B, C ve T): Foreign Affairs Magazine direktörü (bu dergi CFR’in resmi organidir).
Mortimer Benjamin Zuckerman (B, C ve T): US News ve World Reports, Atlantic Montly, NY Daily News. Bas Editör.

Dünyada hakimiyeti elinde tutan bu Anglo Sakson ve Yahudi medyalarinda tek bir ideolojinin borusu öter: Globalizm. Globalizasyonun ve Yeni Dünya Düzeni’nin temel felsefesini ortaya koyan da ORDO AB CHAO (Kaostan Düzen) mottosu ile ortaya çikmis Illüminati, Skulls and Bones Society (SBS, Kuru Kafa ve Kemik Cemiyeti), Bohemian Grove (veya Bohemian Club) gibi gizli cemiyetlerin ta kendisidir! Daha sonra bu cemiyetlere 20. yüzyilda Council on Foreign Relations (CFR, Dis Iliskiler Konseyi), Bilderberg ve Trilateral Komisyon eklenecek ve diger ülkelere de yayilarak kayitsiz sartsiz bir Yeni Dünya Düzeni veya bir Anglo Sakson Firavunlar devri yaratmak için büyük bir mücadele verilecektir (Sutton 1986; Domhoff 2000; Ross 2000; Marrs 2000).

Dünyadaki pek çok tüketim malzemesini ve diger mallari sistematik gizli örgüt agina sahip bir elitler grubu kontrol etmektedir. Bu elitler grubu tüm dünyaya yayilmislar ve pek çok kilit noktayi bilinçli ve planli bir biçimde isgal etmislerdir. Artik dünyayi yöneten bir Büyük Agabey vardir ve bu Büyük Agabey bahsedilen elitlerin olusturdugu gizli bir agdir; bu agin tarihsel mistik bir geçmisi de vardir! Büyük Agabey örgütünün üye sayisi 8-10 bini asmaz, ama savaslarin çikmasindan dünyadaki para hareketlerine, uyusturucu trafigi ve kara paradan ülkelerin çökertilmesine, hükümetlerin degistirilip, ülkelerin parçalanmasina kadar (Rusya ve Yugoslavya örnegi) bu elitler grubu ve Büyük Agabey etkilidir.

Yeni Dünya Düzeni, arkasinda masonik gizli örgütlenmelerin oldugu bir uluslararasi agin ve Council on Foreign Relations (Dis iliskiler konseyi), Trilateral Komisyon ve Bilderberg isimli örgütlerin planlayip, dünyaya dayattigi kayitsiz sartsiz emperyalist bir sömürü sistemidir.
 

BULUT

Aktif Üyemiz
Yönetici
#2
Yeni Dünya Düzeni ve bu örgütler neden tehlikelidirler?

Yeni Dünya Düzeni ve bu örgütler neden tehlikelidirler?
Yeni Dünya Düzeni ve bu örgütler neden tehlikelidirler?
Yeni Dünya Düzeni ve bu örgütler neden tehlikelidirler?

Yeni Dünya Düzeni’nin amaçlari ve tehlikeleri hakkinda tonlarca kitap yazilmis, globalizasyonun insanliga sunacagi acimasiz gerçekler hakkinda yüzlerce konferans verilmistir. Fakat bahsedilen gizli örgütlerin ve CFR, Bilderberg ve Trilateral Komisyo’nun tehlikeleri hakkinda yazilan kitaplar bir avuçtur. Çünkü bu örgütler hakkinda bilgiye ulasmak çok zordur. Bu örgütlere üye olan kisiler istihbarat örgütlerinin, silahli kuvvetlerin, NATO’nun veya Savunma Bakanliklarinin, bankalarin, dev tröstlerin en tepesindeki insanlardir. Nazilerden pek de farkli olmayan bu insanlarin gerçek yüzlerini daha iyi anlayabilmek, ancak onlarin dünya insanligi üzerinde oynadiklari rolü sergileyerek mümkün olabilir. Bu örgütler niye tehlikelidirler?

Çünkü:

Savaslari onlar çikarirlar. Ne kadar sürecegine onlar karar verirler, kimlerin katilacagina ve hangi sinirlarin çizilecegine onlar karar verirler (Su anda içine girmekte oldugumuz savasta oldugu gibi).

Birinci Dünya Savasi’nin çikmasinda J. P. Morgan ve Rockefeller’in büyük etkileri oldugu ve savas sonunda da inanilmaz kârlar elde ettikleri bilinmektedir (Marrs 2000). Ayrica 2. Dünya Savasi’nin basinda (Hitler’in yükselisinde de) Rockefeller grubunun Hitler’e yaptigi yardimlar bilinmektedir. Rockefeller’lar, bu Büyük Agabey’in, CFR veya Skulls and Bones Society’nin merkezindedirler.

Parayi kayitsiz sartsiz onlar kontrol ederler. ABD’deki Merkez Bankasi’ndan tutun, diger uluslardaki merkez bankalarina kadar tüm temel bankalarin kilit noktalarini onlar kontrol ederler. Iskonto oranlarini, para teminini, altin stoklarini ve altin fiyatlarini, borsa fiyatlarini onlar ellerinde tutarlar ve kontrol ederler. Dünyada akmakta olan tüm kara para bu örgütlerin kontrolündedir.

Yeni Dünya Düzeni ve bu örgütler neden tehlikelidirler?
Yeni Dünya Düzeni ve bu örgütler neden tehlikelidirler?
Hükümetleri onlar kontrol ederler. Pek çok ülkede kimin basbakan, kimin vali veya kimin yönetici konumuna gelecegini onlar kontrol ederler. Gerekirse hükümetleri yikarlar, yerine yenisini kurarlar, islerine gelmezse onu da yikarlar ve bunu kimsenin ruhu duymadan yaparlar. Medya bu gerçeklerden bahsedemez.

Medya ve bilgiyi onlar kontrol ederler. Temel pek çok medya kuruluslarini onlar kontrol ederler. Beyin yikama yöntemleri ve medyayi yönlendirme yöntemleri korkunçtur. Onlarin izni olmadan büyük medyaya yayin yapmaniz mümkün degildir.

Ücretleri, vergileri maaslari onlar kontrol ederler. Emeginize net olarak hakimdirler. Tüm ücretleri, endüstrilerdeki maaslari, isçi maaslarini onlar kontrol ederler.

Mafyayi onlar kontrol ederler. Detaya girmeye gerek yok, çünkü zaten kendileri mafyadir. Diger mafya örgütlenmelerini onlar kontrol ederler.
Bilimi ve teknolojiyi onlar kontrol ederler. Bilimi ve teknolojiyi çok kilit noktalardaki ögretim görevlileri veya çok kilit noktalardaki sirket görevlileri sayesinde onlar kontrol ederler.

Istihbarat örgütlerini ve ordulari onlar kontrol ederler. ABD’deki hemen her istihbarat örgütünün üst düzey görevlisi veya ileri geleni ya bahsedilen gizli örgütlerin üyesidir, ya da CFR, Trilateral Komisyon veya Bilderberg üyesidir. Avrupa ve Japonya’daki istihbarat örgütlerinde de bu kisiler çok etkilidir. Türkiye’de ise son 50 yildir yönetici konumuna gelmis pek çok kisi ya Trilateral Komisyon veya Bilderberg üyesidir.

Su unutulmamalidir: Bu örgütlerin güçleri, nitelikleri ve üyeleri ortaya çikarildiktan sonra kesinlikle alt edilebilirler. Bu örgütleri böylesine siralamak onlarin yenilmez olduklari vurgulamak amaciyla degil, aksine onlarin iç yapilarini ortaya koymak ve alt edilebileceklerini vurgulamak amaciyla yapilmaktadir.

Asagida her üç örgüte de (Trilateral Komisyon, Bilderberg ve CFR) üye olan kisilerin isimlerini ve bulunduklari konumlari sunuyorum (Ross 2000).


Yeni Dünya Düzeni ve bu örgütler neden tehlikelidirler?
Yeni Dünya Düzeni ve bu örgütler neden tehlikelidirler?
Her üç örgüte de üye olan elitler

Paul Arthur Allaire:
Xerox sirketi direktörü, CFR direktörü.
Graham T. Allison: Ulusal Politika Merkezi üyesi, eski CFR Direktörü.
D. Orville Andreas: Archer Daniels Sirketi Baskani.
R. Leroy Bartley: Ünlü Wall Street Journal Editörü.
C. Fred Bergsten: Ünlü Brookings Institition Yöneticisi.
Robert R. Bowie: Kitalararasi Gelistirme Merkezi üyesi.
John Bredemas: Texaco sirketi direktörü, eski senatör.
Zbigniew Brzezinski: Ulusal güvenlik danismani, Stratejik ve Uluslararasi Çalismalar Enstitüsü.
John H. Chafe: Senatör, Fin. Sel. Intellig. Direktör.
Bill Clinton: Es ki Baskan, Arkansas Valisi.
Richard N. Cooper: Harvard’da Prof. CFR direktörü, Devlet Bakanligi, Ekonomik isler.
Gerald Corrigan: CFR direktörü, Federal Merkez Bankasi. Eski direktörü, Goldman Sachs.
Lynn E. Davis: Devlet Bakani, Uluslararasi Güvenlik Sekreteri.
John Mark Deutch: CIA direktörü, Savunma Bakanligi.
Martin S. Friedman: Prof. (Harvard) Ekonomik Arastirmalar Ulusal Bürosu.
Stephan J. Friedman: Goldman Sachs Sirketi.
Yeni Dünya Düzeni ve bu örgütler neden tehlikelidirler?
Yeni Dünya Düzeni ve bu örgütler neden tehlikelidirler?
Thomas L. Friedman: New York Times gazetesi, köse yazari.
David. L. Gergen: US News ve World Report Direktör ve Clinton’in danismani.
Louis Gerstner: IBM Sirketi sahibi ve Baskani.
Kathrine Graham: Washington Post gazetesi, köse yazari ve Brookings Inst.
Maurice Greenberg: CFR direktörü, Am. Int. Group Inc. Baskan Yardimcisi.
Lee Herbert Hesburgh: Senatör, Indiana uluslararasi iliskiler.
W. Alexander Hewitt: Jamaica Büyükelçisi.
James F. Hoge: CFR’nin yayin organi Foreign Affairs’in direktörü.
Richard Holbrooke: ABD Büyükelçisi, B. M. üyesi Credit S. First Boston Corp.
Vernon E. Jordan: Aikin, Huer and Feld Sirketi, RJR Nabisco yöneticisi.
Henry A. Kissenger: Nixon ve Carter dönemi Devlet Bakanligi, Sekreter.
Winston Lord: Devlet Bak. Sekreter yardimcisi, Dogu Pasifik ve Asya Iliskileri.
Jessica T. Mathews: Uluslararasi baris için Carnegie Vakfi Baskani (CIA ve DIA).
Winston P. McCracken: Michigan Üniversitesi Prof.
Robert Strange Mc Namara: Dünya Bankasi Baskani, Eski Savunma Sekreteri, Brookings Inst. (CIA baglantili).
Yeni Dünya Düzeni ve bu örgütler neden tehlikelidirler?
Yeni Dünya Düzeni ve bu örgütler neden tehlikelidirler?
Walter F. Mondale: ABD Büyükelçisi, Japonya Devlet Bakanligi.
J. Benjamin Nye: Hazine Bakanligi Sekreteri ve etkin baskani.
Joseph S. Nye: Ulusal Istihbarat Konseyi Baskani, Harvard Dekani
Rozanne L. Ridgway: Atlantik Konsül, RJR Nab Direktörü.
Charles W. Robinson: Kitalararasi Gelistirme Konsülü, Brookings Inst. (CIA baglantili).
David Rockefeller: Chase Manhattan Bankasi baskani, Rockefeller Sirketi Baskani, CFR baskani, Trilateral Komisyon baska. Bahsedilen tüm örgütlerin basindaki çekirdegin yöneticisi.
Brent Snowcroft: Ulusal Güvenlik Konseyi Baskan yard, CFR eski baskani.
Helmut Sonnefeldt: Brookings ve Carnagie Endowment (CIA baglantili).
George Soros: Soros Fund Baskani, Open Society Institute.
Laura D. Tyson: Prof, Harvard, Ekonomik danismanlik Komisyonu baskani.
Paul A. Volcker: Federal Reserve System (Merkez Bankasi) Baskani.
John C. Whitehead: Brookings Institution baskani (CIA yan kurulusu) NYC, AEA investor.
Paul D. Wolfowitz: John Hopkins Ünv Dekani, Ileri Uluslararasi Iliskiler (CIA).
Robert B. Zoellick: Stratejik ve Uluslararasi Iliskiler Merkezi baskani.
M. Benjamin Mortimer: US News, World Reports, NY Daily News, Atlantic Montly Baskani ve yöneticisi, pek çok medyayi kontrol etmekte.

 

BULUT

Aktif Üyemiz
Yönetici
#3
Eski ve Yeni Dünya Düzeni’nde gizli cemiyetlere kisa bir bakis

Eski ve Yeni Dünya Düzeni’nde gizli cemiyetlere kisa bir bakis
Eski ve Yeni Dünya Düzeni’nde gizli cemiyetlere kisa bir bakis
Eski ve Yeni Dünya Düzeni’nde gizli cemiyetlere kisa bir bakis

Dünyanin kurulusundan beri insanlar sosyal sistemler içinde belirli bir güç arayisinda olmuslardir. Belirli sosyal siniflarda ve özellikle 16-18. yüzyildan sonra yönetici sinifi teskil eden üst burjuvazide belirli mevkilerin dagilimi arz-talep dengesine uygun olmamaya baslamistir. Ayrica klise ve din baskisina karsi da, farkli ve daha açik görüslü düsünceye sahip insanlar farkli örgütlenmeler içine girme ihtiyaci duymuslardir. Bu yüzyillarda eski mistik gizli cemiyetlerin de törelerini ve yöntemlerini kullanan yeni yapilanmalar görmekteyiz. Masonluk ve ILLUMINATI bu özellikleri fazlasiyla içermektedir.

Aslinda gizli cemiyetler büyünün ve ayinlerin basladigi çok eski dönemlere kadar gider ve pek çok gizli cemiyetin kurulusu Misirlilar ve Mezopotamyalilar zamanina kadar uzanmakta, Sümer ve Akadlara, 5000 yil önceye gitmektedir. Ama ilk gizli cemiyetlerin temel çikis noktasi din ve Tanri ile bütünlesme çabasidir. Ilk gizli cemiyetleri olusturanlar da zaten samanlar, din adamlari ve ruhban sinifi olmustur. Zoroastrianizm, Mithraism, Pitagorasçilik, Neo-Platonizm, Kabalizm, Sufism, Batiniler (Hasan Sabbah’in gizli cemiyeti), Tapinak ve Malta Sovalyeleri ve Gül Haç örgütü ve daha binlercesi Misir, Mezopotamya ve Ortadoguda kendi inanç, sembolizm ve ritüel sistemleri ile yogrulmuslar ve yillarca birbirlerinden etkilenerek Rönesans dönemine kadar ulasmislardir. Burada söz konusu olan masonik cemiyetlerdir, ama burada hedefimiz tüm masonlari ve masonik aktiviteleri kötülemek degildir. Yüzlerce kola ayrilmis olan masonluk kendi alt kültürü içinde bazi masonik olgulari ve yapilari da beraberinde getirmistir. Masonlugun tarihte insanlara olumlu etkileri de olmustur. Öncelikle 18. yüzyil öncesi Anderson Anayasasi’ndan önceki masonlarin pek çogu aydinlanmaci ve bilimsel kisiligi ön plana çikan kisilerdir.

Varligi halen tartisilan Gül Haç (Rose Croix) örgütünün de masonlugun farkli bir devami oldugu, hatta 1614’lerde kliseye karsi Ingiltere’de manifestolar verdigi de söylenir. Rose Croix’da bulundugu ve büyük üstatlik yaptigi söylenen bazi kisileri son yillarda bulunan parsomenlerdeki kayitlarina ve ‘Holly Blood and Holly Grail’ (Kutsal Kan, Kutsal Kase) isimli kitaptaki bilgiye göre sayalim isterseniz (Baigent 1983). Leonardo da Vinci (1510-1519); Robert Boyle (1654-1691); Isaac Newton (1691-1727); Charles Radclyffe (1727-1746); Victor Hugo (1844-1885); Claude Debussy (1885-1918). Daha pek çok ünlü isim mevcut bu gizli masonik örgüttedir! Bu örgütün de farkli bir masonik örgüt olarak faaliyetlerini halen dünyanin heryerinde sürdürdügü iddia edilmektedir. ILLUMINATI’ye de bir kol veren grubun Gül Haç teskilati oldugu düsünülmektedir.

Bu gizli cemiyetlerin hepsi tarihte olumsuz etkiler yapmamistir, aksine Hür ve Kabul Edilmis Masonlar Cemiyeti Fransiz Ihtilali ve Amerikan Devriminin örgütlenme yapisini ve temel kardeslik, esitlik felsefesini olusturmus, devrimlere ideolojik bir ag örmüstür. Fransiz Ihtilali’nin pek çok kahramani masondur. Kuzey Amerika’ya masonluk 1730’larda gelmistir. Benjamin Franklin 1731’de mason olmus ve 1734’de Pennsylvania’nin Büyük Üstadi olmustur. Rose Croix’larin (Gül Haç) üçlü konsülünde yer almistir. George Washington 1752’de masonluga alinmis 1789’da da Baskan olmustur. Amerikan baskanlarinin büyük çogunlugu masondur. Masonik örgütlerin pek çogu Türkiye’de de adi çok tartisilan Tapinak Sovalyeleri’ne dayanir.
 

BULUT

Aktif Üyemiz
Yönetici
#4
Tapınakçılar

Tapınakçılar<br />
Tapınak Şövalyeleri
Tapınakçılar
Tapınak Şövalyeleri
TAPINAK ŞÖVALYELERİ:

Tarihin en gizemli topluluklarından biri de hiç kuşkusuz Tapınakçılar’dır. Fransızca’da “Templiers” , İngilizce’de “Templars” olarak adlandırılan bu şövalyelerin gizemi günümüzde de varlığını korumaktadır. Özellikle de Mason Cemiyetlerinin bu şövalyelere sahip çıkmaları günümüzde de süregelen bir ilgiye kaynaklık etmektedir.

TARİKAT’IN DOĞUŞU

1099 yılında Kudüs ve Filistin’deki kutsal yerler Haçlılar’ın eline geçmişti. Ancak Haçlı kuvvetlerinin burada güven içinde olduklarını söylemek çok güçtü. Buradaki Müslüman kuvvetler , özellikle de 1071 Malazgirt Savaşı’ndan sonra akın eden Türkler Haçlıları güç durumda bırakmaktaydılar.

Bölgeye Hristiyan hacı adaylarının da sürekli gelmesi bölgede özel güvenlik önlemlerinin alınmasını gerektirmekteydi. Hacı adayları ya fanatik Müslümanların ya da etraftaki haydutların kurbanı olmaktaydılar.

Bölgede güvenlik sağlanması ve hacı adaylarının güven içinde seyahatlerinin gerçekleştirilebilmesi için –kaynaklara göre- dokuz şövalye Fransa’da , Champagne bölgesinde , Hugues de Payns önderliğinde toplanmışlardır. Elimizdeki kayıtlara göre bu şövalyeler Hugues de Payns, Geoffroy de Saint-Omer, André de Mantbard, Payen de Montdidier, Archambaud de Saint-Aignan, Geoffroy Bisol, Hughes Rigaud, Rossal ve Gondemare’dir.

Hac yollarının emniyeti için yola çıkıp Kudüs’e varan bu şövalyeler , kral II.Baudouin tarafından çok iyi karşılanmış ve kendilerine şehirde bir yer tahsisi edilmiştir. Bu yıllar , 1119 –1120 yılları, tarikatın aynı zamanda ilk yıllarıdır. Tarikatın bu yıllardaki adı ise “İsa’nın Yoksul Şövalyeleri”dir. Birkaç sene sonra ise kral II.Baudouin , oturmakta olduğu ve Süleyman’ın Tapınağı olarak bilinen yeri terk etmiş ve burayı bu şövalyelere tahsis etmiştir. İsa’nın Yoksul Şövalyeleri’nin adı ise bundan böyle “Tapınakçılar” olarak anılmaya başlamıştır.

Takip eden yıllarda Tapınakçı şövalyelerin sayısı hızla artmaya başlamıştır. Artık savunmaya ihtiyaç duyan hacıların korunmasın üstlenmek isteyen şövalyeler kendilerini Tapınakçıların arasında bulmaktadırlar. Özellikle Hayfa Limanı ile Kudüs arasındaki yolun korunmasını Tapınakçılar üstlenmiştir.

Tapınakçıların sayılarının artması artık Saint Augustin’den esinlenerek konulan kuralların yerine yeni , bu tarikata mahsus kuralların konulması gerektirmişti. 1127 yılında Hugues de Payns beş arkadaşı ile birlikte Roma’ya, papa II.Honorius’u ziyarete gitmiş ve bu topluluk papa tarafından dini bir örgüt olarak tanınmış ve 13 Ocak 1128’de kurallar konulmuştur. Latince olan bu kurallar “Latince kurallar” olarak geçer. 12 yıl sonra uygulanacak olan “Fransızca kurallar” ise bunlardan çok az farklıdırlar.

Aslında Tapınakçıların tanınmasında ve kuralların konmasında , daha başka bir deyişle tarikatlaşmasında önemli bir isim rol oynamıştır : Saint Bernard de Clairvaux. 1090 doğumlu olan Saint Bernard de Clairvaux, genç yaşlardan beri çevresinde tanınmaya başlanmış , gerek davranışları gerekse de din kültürü ile ünü yayılmıştır. 1153 yılındaki ölümüne kadar etrafında hem sevgi dolu bir din adamı hem de karizmatik bir lider olarak saygı görmüştür. 20 Ağutos’daki ölüm tarihi, ona ait bir kült gününe dönüşmeye başladığında ise kilise müdahale etmek zorunda kalmıştı.

Saint Bernard de Clairvaux gibi önemli bir kişiden destek alan Tapınakçılar böylece hem savaşçı şövalye olarak hem de dindar rahipler olarak kendi kurallarını uygulamaya başlamışlardır. Tapınakçılar ayrıca kendilerini diğerlerinden ayırmak için beyaz elbiseler de giymeye başlamışlardır. Tapınakçıların kıyafetlerinin en belirgin özelliği ise beyaz elbisenin üzerinde bulunan kırmızı haçtır.

TARİKATIN BÜYÜMESİ

Tapınakçılar
Tapınakçılar
Zaman içinde Tapınakçılara bir çok şövalye katılmış ve örgüt büyümeye başlamıştır. 1147 yılında tarikatın ikinci Üstadı Robert de Craon öldüğünde sadece Kudüs’de 700 şövalye ve onlara hizmet eden 2400 kişi vardı. On üçüncü yüzılda bir çok eyalette varlık göstermekteydiler. Bunların arasında Provence , Bourgogne, Catalogne , Portekiz , gibi yerler de vardı. Filistin’de üç büyük eyalete bölünmüşlerdi : Kudüs , Tripoli ve Antakya. Bu yüzyılda Tapınakçıların 3468 adet şatoları vardı.

Tapınakçılar hem asker hem rahip oldukları için kadınlarla ilgilenmezler , boş vakitlerinin çoğunu ibadetle geçirirlerdi. Tapınakçılar hem birtakım ayrıcalıklara sahip oldukları için hem de güvenilir oldukları için kutsal topraklara giden haçlıların paralarını da taşıyorlardı. Tapınakçılar ayrıca hem katılanlardan gelen gelirle hem bağışlarla iyice de zenginleşmişlerdi. Bunun dışında söylentilere göre Tapınakçılar civardaki Müslümanlardan da para almaktaydılar.

Tapınakçılar bu arada Orta Doğu’da ve İberya’da bir çok savaşlara katılmış ve başarılar da sağlamışlardı. Sonuç olarak , Tapınakçılar Haçlı Seferleri ve Hristiyan Krallıkları döneminde güçlerinin doruğuna çıkmışlardı. Ancak bu etrafta söylentilerin doğmasına da neden olmaktaydı.

TARİKATIN SONU

Sağlanan bütün başarılara rağmen doğuda Latin krallıkları çok uzun ömürlü olamamışlardı. 16 Haziran 1291’de son kale de Müslümanların eline geçtiğinde sadece 16 Tapınakçı şövalye kalmıştı. Kalan şövalyeler ise Fransa’ya yerleşmişlerdi.

Belli bir amaç için kutsal topraklarda toplanan Tapınakçı şövalyelerin Fransa’da tarikatın varlığını sürdürmelerine için hiçbir neden yoktu. Artık tarikat ömrünü tamamlamıştı. Ancak şövalyeler bunu kabul etmek bir yana zenginlikleri ile ayrıcalıklı bir konumda varlıklarını sürdürüyordu.

Tapınakçı şövalyelerin bu zenginliği , paraya ihtiyacı olan Fransa kralı Güzel Philippe’nin (Philippe le Bel) dikkatini çekmekteydi. Bu arada Tapınakçı şövalyeler hakkında çıkan söylentiler de kralın içini kolaylaştıracak gibi durmaktaydı. Sonunda kral ustaca bir komplo ile 13 Ekim 1307’de Tapınakçı şövalyelerin büyük bir bölümünü tutuklamayı başardı.

Aralarında Büyük Üstad Jacques de Molay’ın da bulunduğu bu grup büyük işkenceler maruz kalmış ve kendilerine atfedilen suçlardan büyük bölümünü kabul etmişlerdir. Bu suçlamalar arasında birbirlerini kalçalarından ve kaba etlerinden öpmeleri, eşcinsel ilişkide bulunmaları, haça tükürmeleri, Bafomet adı verilen bir puta tapmaları da vardı.

Uzun mahkemelerden sonra Tapınakçıların sonu ateşte yanarak gelmiştir. Ancak ölümlerinden ve tarikatın yok olmasından sonra da haklarında söylentiler devam etmiştir.

TAPINAKÇILARIN GİZEMLERİ

Tapınakçıların gizemleri daha tarikatın kuruluşu ile başlar. Aslında tarikat kurulduğu andan itibaren ezoterik bir karakter göstermiş ve amacını saklamıştır.

Tarikatın ezoterik karakteri mühründe de görülmektedir. Aynı ata binmiş iki şövalye şeklindeki bu mühür değişik araştırmacılar tarafından değişik şekillerde yorumlanmıştır. Bazı araştırmacılar bu sembolü birbirini kollayan iki şövalye olarak yorumlarken bazıları da bunu tarikatın ilk yıllarındaki fakirliğini belirttiğini iddia etmişlerdir. Aslında bu mühür , Saint Bernard’ın da «çarpışma iki yönlüdür, yeryüzünde ve gökyüzünde» şeklinde belirttiği gibi , misyonun maddi ve manevi olan iki yönünü temsil etmektedir. Bir başka deyişle görünüşteki amaçları Kutsal Topraklara giden hacılara yardım etmek olan tarikatın aslında bir de ruhsal bir amacı vardı.

Tarikatın ezoterik yönünün bir başka göstergesi de inisiyasyon törenleridir. Bu törenler bütün ezoterik topluluklarda görülen törenlere benzemektedir. Aday kabul edilmeden önce çeşitli sınavlardan geçmektedir. Bu sınavların tam olarak neler olduğunu bilemesek de dört elementle ilgili bir takım törenler olduğunu , bazı moral değerlerin sorgulandığını öğrenmekteyiz. Bu sınavları geçen adayı, geceleyin, on iki şövalye beklemekteydi. Dışarıda bekleyen adaya şövalyeler niçin kapıya geldiğini üç defa sorarlar , yanıtını kabul edince içeri alırlardı. Tarikata kabul edilme ise törenle olmaktaydı.

Tarikatın bir ilginç karakteri de o zamanki Orta Çağ düşüncesinden farklı düşünsel yapısı idi. Ezoterik düşünceye olan yatkınlığı Tapınakçıları diğer tarikatlardan ayırtmakta ve etrafta yanlış anlamalara yer vermekte idi.

Tapınakçıları tam bir ezoterik topluluk olarak düşünmek doğru olmaz ancak tarikatın zaman içinde böyle bir karakter aldığını ve diğer ezoterik topluluklara kaynak olduğu için bu özelliğinin fazla abartıldığını söyleyebiliriz.

TAPINAKÇILARIN İSA HAKKINDAKİ GÖRÜŞLERİ

Tarih boyunca süregelen rivayetlere göre Tapınakçıların İsa hakkındaki görüşleri Hıristiyanlıktan çok daha farklıdır. Yaygın olan bir rivayete göre Tapınakçı şövalyeler Johannit mezhebe mensupturlar.

Bilindiği gibi, Hıristiyanlık tarihine baktığımızda İsa’nın gelişinden önce Vaftizci Yahya’nın kişiliğinin öne çıktığını görürüz. Ancak Yahya , kabul edilen İncillerde İsa’nın geleceğini müjdeleyip onun vaftiz olmasını sağlayan bir kişidir sadece . Hatta Matta İncilinde Yahya şöyle der : «Gerçi ben sizi tövbe için suyla vaftiz ediyorum, ama benden sonra gelen benden daha güçlüdür. Ben O’nun çarıklarını çıkarmaya bile layık değilim. O sizi Kutsal Ruh ve ateşle vaftiz edecek.» Ancak zaman içinde bazı topluluklar Yahya’yı İsa’dan daha önemli tutmuşlar hatta bu düşüncelerini çağlar boyu, İsa betimlemelerinde aslında Yahya’yı resmederek sürdürmüşlerdir.

Aslında Tapınakçıların Johannit olduklarına dair çok da somut deliller yoktur , ancak kendilerine yöneltilen birtakım suçlamalarda Johannit mezhebe yöneltilen suçlamalara benzer suçlamalar vardır. Son yıllarda yapılan araştırmalar ise , biraz zorlamalı da olsa, bazı Tapınakçı sembollerinde Johannit mezhebine ait izler bulmaktadırlar.

Tapınakçılara yakıştırılan başka inanışlara göre de Tapınakçılar İsa’nın Thomas isimli bir ikizi olduğuna ve yeniden dirilmenin ancak böyle gerçekleştiğine inanmakta ve ayrıca Maria Magdelena’nın İsa’nın karısı olduğunu öne sürmektedirler.

TAPINAKÇI ŞÖVALYELERİN MÜSLÜMANLARLA OLAN İLİŞKİLERİ

Haçlı seferleri sırasında kutsal topraklara giden haçlılar içinde Müslümanlar ile en yakın ilişkileri kuranlar Tapınakçılardır. Söylentilere göre Tapınakçılar Müslümanlardan para da almaktadırlar.

Tapınakçıların en çok ilişki kurdukları topluluk ise İsmailliye mezhebinden türeyen Haşhaşiler’dir. Haşhaşiler (Batıda “Assasin” diye anılırlar ve katil anlamına gelen bu sözcük buradan türemiştir.) Hassan Sabbah’ın Alamut kalesini almasından sonra buraya yerleşen müritlere verilen isimdir. Haşhaş içtikten sonra cinayet işledikleri öne sürülen bu topluluk aslında dejenere olmuş bir ezoterik öğretiye bağlılardı. Ancak Hassan Sabbah’ın kişiliğinden de kaynaklana nedenlerle siyasete de karışan Haşhaşiler Tapınakçıların ezoterik İslam’ı tanımalarında etkili olmuşlardır.

Tapınakçılar Müslümanlarla ilişki kurdukları için çok suçlanmışlar , hatta Tapınakçıların taptığı ileri sürülen Bafomet/Bahomet adlı putun aslında Mahomet (Muhammed) sözcüğünden geldiği ve Tapınakçıların Muhammed’e taptıkları söylenmiştir. Aslında Orta Çağ’da Batı’da Müslümanların Muhammed’e taptıkları zannedildiği bilindiğinden Tapınakçıların Müslüman olmakla da suçlandıklarını düşünebiliriz.



NOT
SONUÇ

Aslında Tapınakçılar için söylenecek çok şey vardı, ancak biz bu yazı bir başlangıç olduğundan özellikle Tapınakçıların gizemlerine , gizli öğretilere ya da onlara yakıştırılan düşüncelere burada yer vermedik. Özellikle de Orta Çağ ve hatta günümüz Hristiyanlarının İsa’nın hayatını sorgulamaları ve İsa hakkında geleneksel kilise öğretisinin dışında geliştirdikleri görüşler bu konuya daha da ışık tutabilirdi.

Ancak özellikle de İsa ile ilgili olan düşüncelere girmemeye de çalıştık. Bu, daha sonraki çalışmaların konusu olabilir ancak. Bu arada Johannit mezhepler de, Özellikle de İstanbul ile olan alakadan ötürü üzerinde düşünülmesi gereken bir konu.

Kaba hatları ile tarihini anlatmaya çalıştığımız Tapınakçıların gizemleri bugün hala gündemde . Yazılan bir çok kitapta Tapınakçıların bir çok “sırra vakıf “ oldukları, tapınağın anahtarına , Kutsal Kab’a , Ahit Sandığı’na, bilmem hangi hazinelere sahip oldukları sürekli yazılmakta. Bazı cemiyetler ise bu topluluğu gereğinden fazla abartmakta.

Tapınakçılar tarihin derinliklerinde yerlerini alırken, ezoterik bir toplulukken parayla , maddiyatla uğraşıp ateş üzerinde yok olarak günümüzde de varlığını sürdüren ezoterik topluluklara ders vermiyorlar mı?
 

BULUT

Aktif Üyemiz
Yönetici
#5
Rose Croix (Gül Haç örgütü)

Rose Croix <br />
(Gül Haç örgütü)
Rose Croix
(Gül Haç örgütü)
Rose Croix (Gül Haç örgütü)

1188’de Prieree De Sion MS 46 yilinda kurulan ORMUS (inisiye edilenler tarikati veya tekris edilenler tarikati) isimli tarikatin bir adinin da l’Ordre de la Rose-Croix Veritax oldugu, bir rivayete göre de Isa’nin çarmihtan inip bu tarikati kurdugu söylense de, Dames Frances Yates’e göre ilk ismine 1614’de yayimlanan Fama Fraternatis’de, Confessio Fraternatis ve The Chemical Wedding of of Christian RosenKreuz’ da rastlanir. Bu devirde yazilan ve Rosy Cross Manifestolari olarak bilinen üç eser bir Hiristiyan olan Rossy Cross’dan ve allegorik bir efsaneden ve bir manifestodan bahseder. Almanya’da 1378’de dogan Rosy Cross Anadolu’ya ve kutsal topraklara gitmis 106 yasinda 1484’de ölmüstür. Bu eserler simya ile, gizli bilimle ve tipla ugrasan kliseye karsi olan gizli bir toplulugun varligindan dem vurur. Eserlerde masonik sembolizm ve dolayli anlatim kullanilir.

Bu yazilarda belirttigimiz gibi Boyle ve Leonardo da Vinci’den, Isaac Newton’a kadar pek çok bilim insani bu gizli örgüte üye olmus ve bu örgüt sayesinde kendini gelistirmistir. Örgütün tüm özellikleri masoniktir ve Tapinak Sovalyeleri ile iliskileri olduguna kesin gözüyle bakilmaktadir. Daha sonra ABD’ye masonlugu getiren kisiler ve Benjamin Franklin’in kendisi bile Gül Haç örgütünün iç çekirdegindendir. Manifestolar insanlik için çalisan kardeslik ve iyiligi yayma motiflerini isler, Fransiz Ihtilali ve Amerikan ihtilalinde de gelisen devrimci masonik örgütlenme Rose Croix ile içiçedir.

Gül Haç isminin de çok sembolik bir anlami vardir (detaylar için Baigent 1983 ve Barret 1999) Rose Croix ayrica pek çok yönü ve mistik islevi ile Kabalizmle içiçedir, bu da hem Yahudilerden hem de konuyu isleyen Tapinak Sovalyelerinden geçmis bir gelenektir. 1623’de Gül Haç örgütü Pariste çok yaygindi ve bazi üyelerinin görünür, bazi üyelerinin de görünmez oldugu ve görünmez olanlarin seytanla isbirligi içinde oldugu dedikodusunu dogurmustur. 1640’larda Avrupa ve Ingiltere’de pek çok Rose Croix örgütü mevcuttu ve Ashmole ve Lilly tarafindan Londra’da 1646’da kurulan bir locanin Hür ve Kabul Edilmis masonlugun, Tapinak Sovalyeleri ile birlikte temeli attigi iddia edilmistir. 17. Yüzyildan sonra Gül Haç örgütü masonluktan daha gizli ve daha ölümcül bir biçimde devam etmis ve bir kola ayrilarak ILLUMINATI’yi olusturmustur. Rose Croix o kadar gizlidir ki, halen sürüp sürmedigi bile resmi olarak bilinmemektedir.

Şeytana taparlar mi?

Bu konuda belirsizdir, ama 20. yüzyilin basinda GOLDEN DAWN (ALTIN GÜNDOGUMU) isimli koyu okkült, kara büyü ve satanizm örgütünü kuran Aleister Crowley’in Rose Croix örgütünden oldugu iddia edilmektedir, ayni zamanda Crowley Hür, Kabul Edilmis Masonlar Locasi’nda Büyük Üstadlik yapmis, Skoç ritinde de 33. derece mason olmustur.

Yaptigim arastirma ve incelemelerden çikardigim sonuç, Rose Croix örgütünün hiç bir zaman yok olmadigidir. Fakat baska örgütler dogurmaya devam etmistir. 16. yüzyildan beri gerek masonlugun, gerekse ILLUMINATI’nin ve Skulls and Bones Society’nin dogusunda etkin rol oynamistir. Ama Hür ve Kabul Edilmis Masonlar resmi ve kanuni bir dernek olmasina karsin, ne ILLUMINATI ne de Rose Croix ortaya çikip kendini gösteren birer dernek degildirler ve masonlugu kendilerine üye çekmek için bir havuz olarak kullanirlar. Yani daireler içiçedir. En içteki dairede ve çelik çekirdekte hangi mistik gizli örgütün yüzyillarca etkili oldugu meçhul kalmistir.
 

BULUT

Aktif Üyemiz
Yönetici
#6
İlluminati

İlluminati
İlluminati
Aslında illuminati için Dünya’nın kontrol merkezi desek, pek de yanılmış olmayız. Çünkü bu örgüt, bulunduğumuz sistemin başında yönetici katogerisinde bulunanların doğrudan veya dolaylı olarak illuminati’ye hizmet ettiği var sayılıyor.

İlk olarak 1 Mayıs 1776’da Adam Weishaupt isimli Kabbalacı bir Hukuk Profesörü ve Baron von Knigge ile kurulan gizli topluluktur. Ayrıca İlluminati’nin sözcük anlamı ‘Aydınlanmış Olanlar’ anlamına gelmektedir.

Rönesans döneminde kurulmuş olan bu topluluğun amacı kelime anlamına eşdeğer olan insanların düşüncelerini hür kılmak, dinsel dogmatik düşüncelerden arındırmak ve Newtoncu pozitif bilimi geliştirmek olsa da, Dünya siyasi tarihinin en fazla komplo teorisi almış topluluğudur.

Son derece gizlilik içinde tutulan üyelerin kayıtları ve bilgilerini kimse bilmemekteydi. Üyerlerin her birinin kod adları olup, yazışma ve haberleşmede bu takma adlar kullanılmaktaydı. Örnek vermek gerekirse, Adam Weishaupt’un kod adı ‘Spartacus’ idi.

En başta 12 kişilik üye ile kurulan bu topluluk daha sonra 80 kişiye ulaşmıştır. 1874’de İlluminati, gizli siyasi amaçları olduğu öne sürülerek yasaklanmıştı. Fakat benimde en dikkatimi çeken nokta ise 19. yüzyılın başlarında ünlü Alman filozof Hegel’in katılımı bu topluluğa yeni bir nefes, canlılık katmış ve İlluminati eski parlak dönemine geri dönmüş.

https://s31.postimg.cc/75ts2l657/770-ill-300x313.jpg
https://s31.postimg.cc/75ts2l657/770-ill-300x313.jpg
İlluminati, üyesi olan Hegel’in tez-antitez kuramlarıyla Yeni Dünya Düzeni düşüncesinin geliştiği bir ütopya topluluğu haline gelmiştir. İlluminati daha sonra dinsel dogmatik düşüncelerin egemen olduğu İtalya’ya ulaşmıştır ve ünlü rönesansçı şahıslar tarafından Katolik Kilisesi’ne siyasi bir savaş başlatmıştır. Bu savaşın amacı ise bilimin ispatladığı gerçekler için kiliseyi ikna ettirmekti.

Günümüzde dahi son derece faal olan bu örgüt birçok siyasi, askeri ve ekonomik olayın sorumlusu haline gelmiştir.Birçok ABD Başkanı illuminati’ye hizmet etmiş olup alınan tüm siyasi kararların illuminati’den geçtiği düşünülüyor.

Myron Fagan’a göre Waterloo Savaşı, Fransız İhtilali ve açıklanamayan John F. Kennedy suikasti bu örgütün işidir.

Dikkat çeken başka br nokta ise Holywood film sektörü bu örgütün elindedir. Günümüzde ise 10 adet yöneticisi ve 300’e yakın alt kadrosu bulunduğu, bu grubun içinde tanınmış ünlüler, bankacılar ve sanatçıların bulunduğu iddia edilmektedir.

Gelelim bu Dünya’yı yöneten bu dev örgütün nasıl yürütüldüğüne:

Öncelikle her yıl bir kere toplanan İlluminati topluluğu, ‘Yeni Dünya’ ve ‘Tek Din’ planlarını masaya yatırıyor.

Peki bunu nasıl yapmayı planlıyorlar?

Kendi düzenlerini, ilkelerini benimsetmek ve yoluna koymak için ülkeler arası çıkar kavgaları, ekonomik krizler ve terrör yanlısı savaş sinyalleri ile ellerinde tuttukları güç ile Dünya geleceğine yön çiziyorlar. Peki bunu neden mi yapıyorlar? işte sebebi; İlluminati örgütünün esas ilkesi ‘kaostan kaynaklanan düzen’ olarak nitelendirilen var olan rejimi bozup, tek devlet ve tek dine dayalı istedikleri tek dünyayı kurmak..

Örgütün geçmişinde ki diğer ilginç nokta ise tarihe göz attığımızda ortaya çıkmakta. İlluminati’nin seçkin üyeleri Yuvarlak Masa tabirini verdikleri plan ve programların görüşüldüğü bir konsey oluşturdular. Oluşturdukları alt kadrolar diğer ülkelere yayılmış ve devlet adamlarını kapsamaktaydı. Bunun etkisi ise 1. Dünya Savaşında görülüyordu.

Peki nasıl mı? Savaşta yer alan karşıt ülkelerin temsilcileri savaşın devamında Yuvarlak Masa’da bir araya gelip savaşın gidişatı ve sonucunda çıkacak çıkar ortamları konusunda planlarını görüşüyorlardı. Savaşın çıkış sebebinden, Osmanlı Devleti’nin yıkılışına kadar plan program içinde olan İlluminati, savaşların sonucunda çıkan düzensizlikten faydalanıp hedeflerindeki Tek Dünya için bütün ülkeleri çemberi içine almış olucaktı.

Bu bilgiyi de sizinle paylaşmak isterim ki; İlluminati’nin On Gizli Liderinin serveti, 102 bagımsız devletin gayri safi milli hasılasından daha fazladır. Şu anda ABD’nin uyguladığı diğer strateji ise enerji kaynaklarını ele geçirmektir. Hatta ABD’den Christoper Fettews, Parameter dergisindeki makalesinde şöyle diyor: Orta Asya ve Hazar denizini merkez bölge olarak niteleyip, bu bölgenin önemli Enerji kaynaklarına sahip olunmuştur. Söz konusu rezervlerin kontrolü için ABD, Rusya, Çin, İran ve Türkiye büyük Satranç oyununda rol almaktadırlar…

11 Eylül olayı da bu satranç oyununun hamlelerinden biriydi sadece.. Fakat bu olayların suçlusu olarak görülen ABD yönetimi bu planın sadece aracılığını üstlenmişti. Asıl yöneten kişiler İlluminati’nin seçkin üyeleriydi. Birçok araştırmacının ortak görüşe vardığı kanı ise ABD’nin 100 yılı aşkındır İlluminati’nin kontrolü altında olması.

Dünya’nın en büyük Siyonist örgütü olan İlluminati’nin iç çemberinde bulunan seçkin üyelerinden biri ise ABD’nin tanınmış zengini David Rockefeller olduğu söyleniyor. 91 yaşında ölen Rockfeller dünyanın en büyük bankalarından Chase Manhattan Bank, Citibank ve Standard Oil, Mobil gibi dünya petrol pazarını elinde tutan dev şirketlerin en büyük hissedarıydı. Şirketlerinin cirosu dünyadaki pek çok devletin yıllık gelirlerinden daha fazla olduğu söyleniyor.

Aşağıdaki resimde 1 Amerikan Dolar’ının üstündeki illuminati simgeleri belirtilmektedir:

tb
Dolar üzerindeki işaretler

İşte günümüzde yer alan olayların birçoğu bu kuruluşun elindedir. Sadece siyasi değil, bütün insanlığa ulaşabilecek bütün yayın organlarını kullanmaktadırlar.

Peki ya Bilgisayar oyunları ? Cizgi filmler ? veya herkesin dilinden düşürmediği şarkıların içeriğindeki mesaj ?

Evet bu konu bizi en tedirgin eden nokta. Dünyaca ünlü MMORPG online oyunlar (Devasa oyunculu çevrimiçi rol yapma oyunları) birçok masonik etkileşim aracıdır.

Algının en güçlü ve karakter arayışının çocukluk çağında olduğunu hepimiz biliyoruz ve bazı cizgi filmler de rol alan karakterler ve simgeler İlluminati eğilimli mesajlar vermektedir. Günümüzde ünlü camiasından birçok kişi bu topluluğa bağlı olduğunu iddia ediyor, belki doğru belki de dikkat çekmek amaçlı ama şunu bilmeliyiz ki yaşadığımız çevrede gelişen teknoloji ve medya ile birlikte her sektörde varolan bir örgüttür illuminati.

Kimbilir belki bizde bu topluluğa doğrudan ya da dolaylı olarak hizmet edenlerden bazılarıyız..

Bu konuya ilgi duyanların ise ‘Mozart’ın Yapıtlarındaki Masonik Örgü’ kitabını okumasını tavsiye ederim.
 

BULUT

Aktif Üyemiz
Yönetici
#8
Opus Dei

Opus Dei
Opus Dei
OPUS DEİ:

Opus Dei Tarikatı

Opus Dei tarikatı kimilerine göre dünyayı yöneten en etkili KATOLİK örgüt… 1 milyona yakın sempatizanı, dünyada 70 ülkede 80 bin üyesi bulunan ve de dünyanın en gizemli KATOLİK TEŞKİLATI olduğu ileri sürülen İspanya kanı taşıyan OPUS DEİ..

Opus Dei Tanrı’nın İşçileri

Türk kamuoyu (elbette ölümlü-sıradan insanlardan bahsediyorum, seçilmişler hiç şüphesiz onları çoook uzun yıllardır zaten biliyorlardı…) OPUS DEİ’cilerle yaklaşık 2 yıl önce tanıştılar, buluşma Da Vinci Şifresi ile tüm dünyada 45 milyon adet satan Dan Brown’un kitabı aracılığıyla oldu. Bundan önceki kitabında ‘Amerikan Ulusal İstihbaratı NSA hakkında olay dosyaları açıklayarak ciddi tepkiler toplayan Dan Brown, Da Vinci Şifresi isimli dünyayı sarsan kitabında Opus Dei Tarikatı’na yaptığı projeksiyonla hepimizin dikkatini bu gizemli tarikatın üzerinde toplayıverdi.

Opus Dei
Opus Dei
Da Vinci’nin Şifresi Ve Opus Dei Gizemi

Dan Brown, Da Vinci Şifresi’nin girişinde Opus Dei için şu notu eklemişti: ‘Opus Dei olarak bilinen Vatikan Piskoposluğu, beyin yıkama, baskı ve bedensel çile denen tehlikeli bir ibadet yapıldığına dair tartışmalar yaratan, koyu dindar bir Katolik mezhebidir.” Ve bu satırların ardından tüm gözler OPUS DEİ’e çevrildi…
Dan Brown, Katolikler’e ‘KATOLİK ALEMİNE’ de atış yaptı ve Hz. İsa hakkında ve de Hıristiyanlığı kökünden sarsacak bilgileri açıkladı. Hz. İsa’ya ‘Tanrı’nın oğlu’ gözüyle bakan Katoliklere, ”yanılıyorsunuz İsa sizin gibi sıradan bir ölümlüydü, evlendi, çocuk sahibi oldu, İsa’nın kuşağı halen yaşıyor.

İncil de kutsal bir kitap değildir, ROMAlılar oturup Paganist uyarlamalarla İncil’i kaleme aldılar, İsa da kutsal değildir” dedi kitabında. Bitmedi, İsa’nın kuşağının kimler olduğunu- bu önemli ‘sır’a, masonik bağlantılarıyla bilinen Tapınak Şövalyeleri’nin sahip olduğunu da açıkladı yazar. Yani, Hıristiyanlığın, özellikle de KATOLİK aleminin bugüne kadar olan tüm inanç sistemini-doğrularını bombaladı.

Ve haklı olarak Katolik dünyası ateş püskürmeye başladı, VATİKAN- PAPA bu kitabı ağır dille kınadı ama kitap önemli bir tartışması başlatmış oldu…’ (Bu arada, Katolikler bu kitabın ilk intikamını, geçen yıl gösterime giren, İsa’nın çarmıha gerilmesinde suçlu Yahudilerin olduğu mesajını veren, ‘İsa’nın çilesi’ isimli filmiyle aldılar. Filmin yönetmeni Mel Gibson da bir opus dei sempetizanı olarak biliniyor)

Opus Dei 1928 yılında İspanyol papaz Josemaria Escriva de Balaguer tarafından Madrid’de kuruluyor. Geçtiğimiz yıllarda ‘aziz’ ilan edilen Escriva Madrid’deki bir kiliseye günlerce kapanıyor ve orada ‘inzivada’ iken Tanrı’dan aldığı mesajla ‘OPUS DEİ tarikatını kuruyor.

Aziz Escriva 26 Haziran 1975’te ölünce yerine yıllardır yanında bulunan Dr. Diez Sollano geçiyor. Opus Dei, Latince’de ‘Tanrı’nın işi’ anlamına geliyor, OPUS DEİ’ciler de ‘Tanrının işçileri…’

Tarikatın misyonu; ruhban sınıfından olmayan kişilerin toplum içinde ‘Tanrı’nın sözünü’ yaymakta dinamik bir rol üstlenmesini sağlamak. Tüm dünyada toplumun değişik kademelerinde, orta sınıftan, üst yönetici sınıfa, finans ve politik çevrelere kadar her seviyede OPUS DEİ üyesi bulunuyor.

Sempatizanlarının bugün 1 milyonu bulduğu belirtilen Opus Dei tarikatı, Katolik dünyasında adeta ikinci bir kilise durumunda. Günümüzde Vatikan’da en etkili olan -Laik- kurum olan OPUS DEI’nin tüm üyeleri Katolik meslek sahiplerinden oluşmakta fakat her ülkede örgütten sorumlu bir Kardinal bulunmakta. Vatikan pasaportu taşıyan bu Kardinaller’in dokunulmazlıkları var ve sadece Papa’ya karşı sorumludurlar.

OPUS DEİ, İspanyol General Franco döneminde son derece önemli ilişkiler kuruyor. Derken Başbakan Jose Maria Aznar hükümetlerinde de etkin görevlere getirildikleri biliniyor. Tarikat üyesi olduğu iddia edilenlerden biri de IMF Başkanı Rodrigo Rato. ABD’de değişik görevlerde 30 bin kayıtlı üyeleri bulunuyor.
Opus Dei’nin Vatikan’daki esas aktörü ise Papa’nın sözcüsü, İspanyol Dr. Joaquin Navarro-Valls. 1978-1985 arasında, Opus Dei’ye yakınlığıyla tanınan İspanyol ABC gazetesinin Doğu Akdeniz temsilciliğini de yapan Navarro-Valls’un devamlı oturduğu Roma’dan gayet sık bir şekilde İstanbul’a seyahat ettiği biliniyor. Sonraki yıllarda Vatikan’a geçerek basın sözcülüğü yapan Navarro-Valls’un, Türkiye’ye giden Vatikan resmi heyetlerinde de yer alıyor.

Opus Dei
Opus Dei
Navarro-Valls, geçen ay seçilen Yeni Papa 16. Benediktus’un da ‘Basın temsilcisiliği’ görevini de yürütmeye devam ediyor. Kısacası sadece Kardinallere ayrılmış olan böylesine önemli bir görevi tarihte ilk kez din adamı olmayan, Laik Navarro-Valls yürütmeye devam ediyor.

OPUS DEİ’nin özellikle İspanya’nın turizm sektöründe, inşaat sektörüne etkili işadamı üyeleri bulun uyor. Ve eğitim…

Halen OPUS DEI’nin dünya çapında 400 üniversitesi ve 200’e yakın koleji, 700 civarı gazete ve dergisi, 60 radyo ve televizyon kanalı, 40 haber ajansı ve 12 sinema şirketi var. Sembolleri dünyayı temsil eden bir dairenin içindeki haç.

Gül ve HAÇ Tarikatı, tapınak şövalyaleri ile hiçbir alakalarının olmadıklarını belirten OPUS DEİ”ciler kimilerine göre son derece ‘tehlikeli’ bir örgüt. Bakın Vatikan uzmanı Doç. Dr. Ali Murat Yel geçen ay TEMPO’da yaptığı bir söyleşi de ne diyor:

‘Opus Dei tehlikelidir konuşamam’, ‘Opus Dei hakkında konuşmak çok da doğru olmasa gerek. Tehlikeli bir durum. Duyabilirler, bizim aleyhimize çalışıyor denebilir. O yüzden Opus Dei’ye çok girmeyelim. Sadece genel hatlarını çizelim.’

Gelgelelim tarikatın yöneticilerine göre Opus Dei kesinlikle açık-şeffaf bir tarikat ve bu iddiaların kaynağı da ‘kulaktan dolma’ yazılara bakıp-incelemeden fikir yürütenler.

Üç Tip Üye Var

Opus Dei’de 3 tip üye bulunuyor: ‘Numerari’ (tam üyeler) hiç evlenmiyorlar, hatta Opus Dei evlerinde hep beraber yaşıyorlar. Kazançlarının hepsini kendi tarikatlarına bırakıp sadece ihtiyaçları olanı alıyorlar. ‘Sopranumerari’ ise Opus Dei’ye tam üye olup evlenip, çocuk sahibi olan üyelerden oluşuyor. Bunlar yaşamlarının Opus Dei’nin evleri dışında normal bir biçimde yürütüyorlar ve aylık aidat ödüyorlar. ‘Aggregati’ adı verilen üçüncü tip üyeler ise evlenmedikleri halde çeşitli nedenlerle Opus Dei’in evlerinde yaşayamayacak insanlara tanınan bir üyelik biçimi. Bunların dışında ‘cooperatori’ adı verilen Opus Dei’in yardım ve eğitim çalışmalarına katılan gönüllüler var. Tam üyeler normal üniversitelerde eğitildikten sonra, teoloji eğitimini de tarikata bağlı üniversitelerden birinde gerçekleştiriyorlar. ‘Numerari’ olanların doktora yapması da şart.

‘Opus Dei tarikatının müritlerinden ‘numerari’ olanlar, İsa’nın çektiği acıyı tatmak ve ona ulaşmak istedikleri için Ortaçağ’da olduğu gibi çivili zincirleri her gün 2 saat bacaklarına bağlıyorlar.

Opus Dei Tarikatı'nın Üye Tipleri

Numerari (Tam üyeler): Hiç evlenmiyorlar, hatta Opus Dei evlerinde hep beraber yaşıyorlar. Kazançlarının hepsini kendi tarikatlarına bırakıp sadece ihtiyaçları olanı alıyorlar. Tam üyeler normal üniversitelerde eğitildikten sonra, teoloji eğitimini de tarikata bağlı üniversitelerden birinde gerçekleştiriyorlar. Numerari olanların doktora yapması da şart koşulmuştur.

Sopranumerari: Opus Dei’ye üye olup evlenip, çocuk sahibi olan üyelerden oluşuyor. Bunlar yaşamlarının Opus Dei’nin evleri dışında normal bir biçimde yürütüyorlar ve aylık aidat ödüyorlar.

Aggregati: Üçüncü tip üyeler ise evlenmedikleri halde çeşitli nedenlerle Opus Dei’in evlerinde yaşayamayacak insanlara tanınan bir üyelik biçimidir.

Cooperatori: Opus Dei’in yardım ve eğitim çalışmalarına katılan gönüllüleridir.
 

BULUT

Aktif Üyemiz
Yönetici
#9
Kurukafa ve Kemikler Topluluğu (Skulls& Bones Society)

Kurukafa ve Kemikler Topluluğu (Skulls& Bones Society)
Kurukafa ve Kemikler Topluluğu (Skulls& Bones Society)
KURUKAFA VE KEMİKLER TOPLULUĞU ( Skulls & Bones Society ):

“Skulls& Bones Society” (Kuru Kafa ve Kemikler Cemiyeti) özünde gizli ve ezoterik bir yapılanmadır. “Derin Dünya devleti” oluşumu ve İlluminati ağının bir parçasıdır. Sembolü “Kurukafa ve çapraz kemikler” olduğu için bu adı almıştır.

ABD’de ortaya çıkışı 1832 tarihlidir. William Russel ve Alponsho Taft (Eski ABD Başkanı ve aynı örgütün üyesi William Howard Taft’ın da babasıdır.) tarafından kurulmuştur. Masonik prensiplerle paralellikleri vardır. Kendilerine özgü ritüelleri mevcuttur. Örneğin çırılçıplak soyunup bir tabuta girerler, bu esnada en mahrem sırlarını dahi anlatmak zorundadırlar. Söz konusu “İnisinasyon töreni” sonrası tabuttan çıktıklarında “Yeniden doğmuş” sayılırlar.

Son derece elit bir yapılanmadır. Sadece seçkin ailelere mensup çok az sayıda kişiyi üye yaparlar. WASP (Beyaz, Anglo-Sakson, Protestan) ideolojidedir. Örgütün yönetim merkezi Connecticut’taki Yale Üniversitesi’ndedir. Genç üyeler ABD’nin gelecekteki “Kilit mevkileri” için hazırlanmaktadırlar. (Bir kısmı zaten hazır aile ilişkileriyle bu zincirin adeta kalıtımsal halkasıdırlar.) Bu anlamda “Dünyayı yöneten” değil ama “Dünyayı yönetmeye aday” seçilmiş isimlerin “Adam devşirme merkezi” gibidir. Dışa karşı bir “Öğrenci kulübü” gibi görünürler!

Kuru Kafa ve Kemik’in en ünlü üyeleri arasında eski ABD başkanları baba ve oğul Bushlar da vardır. Onların örgüte yakınlığı ise dedeleri ve eski ABD Senatörü Prescott Sheldon Bush’tan ileri gelmektedir. Bu aile en az üç kuşaktır Kuru Kafa ve Kemikler üyesidir.

Dede Prescott Bush’un adı bir olayla daha anılmaktadır. Apache Kızılderililerinin efsanevi şefi “Jerenimo”nun kafatasını 1918 yılında çalmış ve örgütün New Haven’daki “Katakomp” (Yeraltı mezarı) diye bilinen merkezine götürmüştür. Bu olaya dair iddialar hep sürmüştür.

Kısaca bu yapı kendi aralarında bir tür “Modern-Aristokrasi” oluştururlar. Aralarında “Beyaz Kardeşlik dayanışması”na dayalı yeni bir “Süper-Elitler” organizasyonu kurmuşlardır. ABD’nin yönetim merkezlerinde (CIA, FBI, Beyaz Saray, Senato, büyük şirketler, vb.) çok sayıda örgüt üyesi bulunmaktadır.

Bunlar topluma “Seçkinciliğe karşı” ve “Demokrasiye inanç” mesajları verirlerken gerçekte “Gücü elinde bulunduranların hükmettiğini” bilmektedirler. Aralarındaki bu “Kardeşlik” zinciri yaşam boyu ve stratejik olarak sürmektedir.

İşte sırf bu yüzden “Kurukafa Kemik” türünden gizli yapılar anlaşılmadan bugünkü dünya siyaseti çözümlenemez!..


NOT
Konuyla ilgili kitaplar:

1) Başkan ve Adamları/ Bushlar’ın Gizli Tarihi. Adam Ironhouse. Kim Y. 2002.
2) Kurukafa ve Kemik Tarikatının Gizli Tarihi. Aydoğan Vatandaş. Q-Matris Y. 2003.
3) Amerikan Gizli Hükümeti/Kurukafa & Kemikler. Antony C. Sutton. Koridor Y. 2005.
 

BULUT

Aktif Üyemiz
Yönetici
#10
Trilateral Komisyon

Trilateral Komisyon
Trilateral Komisyon
TRİLATERAL KOMİSYON :

KURULUŞU

Trilateral Komisyon, 1974 yılında kuruldu. Kurucusu, bütün Siyonist teşkilatlanmanın “mimarı” olan David Rockefeller'dir.

Bir Fransız neşriyatında bahsedildiği üzere, "David Rockefeller, 1972 yılındaki Bilderberg toplantısından sonra (Trilateral) Komisyon'a üye olarak beynelmilel sermayedarları, üst seviye siyasetçileri ve ünlü Yahudileri bir araya getirmeye” başlamasıyla Trilateral Komisyon hayata geçirildi.

Trilateral Komisyon, üç büyük "gelişmiş sanayi sahasının” siyasetçi, sermayedarlarının bir araya getirilmesinden müteşekkildir ki, bunlar, Kuzey Amerika (ABD ve Kanada), Avrupa ve Japonya'dır.

Trilateral Komisyon'un -kurucu- başkanlığına, Aşkenaz Yahudisi Zbigniev Brzezinski getirildi.

Zbigniev Brzezinski, Amerikan siyasetini "yönlendiren" bir büyük siyonist şahsiyettir.

ABD siyasetini, 20. yüzyılın başında nasıl ki, Vilson'un eliyle Albay House yönlendirmiş ve sonra da “bayrağı” Henry Kisinger'a devretmiş ise, Brzezinski de şu anda Kisinger'in "tahtının” tek adayıdır.

Rockefeller'la içlidışlı bir insandır.

Vakıf'ları adına birçok çalışmada bulunmuştur.

Bu çalışmalar, tıpkı, Kisinger'ın daha “Amerikan Harb Doktrini” olarak kabul edilmeden önce yaptığı “Özel Harp” (Ayaklandırmaları Bastırma Sanatı) gibi, daha sonradan Amerikan devletinin “politikası” haline getirilmiştir.

Trilateral Komisyon da işte bu şekilde, esasta Zbigniev Brzezinski'nin bir "çalışması”dır.

Trilateral Komisyon kurulmadan evvel kaleme aldığı "İki Çağ Arasında” isimli eserinde "üç bölgeli" bir "birlik'ten bahsetmekte ve bunun "faydalarını” kaleme almaktadır.

KOMİSYON'UN İLK İCRAATI: GLASNOST

Brzezinski, bu kitabında ve daha sonraki (Trilateral Komisyon Başkanı olarak yaptığı) konuşmalarda, “soğuk savaş”, “demokrasi ve totaliterizm kavgası” da olarak bilinen Doğu Batı arasındaki “çatışmanın” yerini “Kuzey Güney çatışmasına” bırakacağını, bırakması gerektiğini söylemeye başlamıştır. Dedikleri, bir müddet sonra da meydana gelmeye başlamıştır.

Yahudi kökenli Loeonid Brejnev'in ölümünün ardından Sovyetlerin başına geçen ve gariptir ki, hepsi de kısa süreli iktidarları sırasında “hastalıktan” ölüm Sekreterlerin akabinde Gorbaçov'un iktidarı başladı.

1985 yılında Gorbaçov'un başa geçmesi, Doğu Batı “gerginliğinin” yıkılmasının başlangıcı olduğu gibi, “Doğu Bloğu”nun da çökmeye başlamasının, komünizmin tarih sahnesinden -devlet çapında- çekilmeye başlamasının da başlangıcı oldu.

Başta ABD'lileri olmak üzere Siyonist sermayedarların kontrolünde ve desteğinde gerçekleşen Bolşevik Devrimi ile hayata doğan SSCB, İkinci Dünya Harbine kadar devamlı ABD'li siyonist sermayenin finansmanları ile ayakta kalmıştı.

Harbin neticesinde başlayan “açlık” meselesinde de yine aynı kişiler SSCB'ye hem gıda hem de mali yardımda bulunmaya devam etmişlerdir.

"Soğuk Savaşın” devam ettiği, dünyanın “krizlerle (!) kavrulduğu” o en hengameli günlerde bile başta Rockefeller olmak üzere Siyonistler, SSCB ile mali ve iktisadi meseleleri konuşuyor, “anlaşmalar” yapıyor, “projelerini destekliyor” ve “totaliterizmin ayakta kalması” için gerekli olan her şeyi yapıyorlardı.

Öyle ki, Rockefeller'ın “adamı” ve ABD'nin “politika üreticisi” Kisinger'ın “harb doktrinleri”, sadece ABD için değil, aynı zamanda SSCB içinde “faydalı” idi; özellikle “detante-yumuşama siyaseti” sayesinde SSCB'nin başta Doğu Avrupa olmak üzere Afrika ve Ortadoğu'da tesiri artmaya başlamıştı.

Bu "yumuşama siyaseti”, SSCB'nin izafi güçlenmesine vesile olmuş ise de, Amerika'nın "Özel Harb" doktrini ile bütün dünya sathında yayılmasına, dünyanın her yerinde “askeri üsler” kurmasına, gözünü diktiği bölge ve ülkelerde “örtülü darbe” yaparak hakimiyet kurmasına sebep oldu.

KOMİSYON'UN KARAKTERİ: İSLAM KARŞITLIĞI

Fakat bu "siyaset'in bir handikapı mevcuttu: "Vahşi kapitalizm”den kurtulmaya çalışan insanlar “komünizm”e sarılabildikleri gibi “İslam”a da sarılabileceklerdi.

Devlet Komünizmi, neticede bir ileri safhada "tarih sahnesinden çektirilecek" olsa da "vahşi kapitalizm”in işkencesine muhatap olan ve çareyi “İslam'a sarılmakta” bulanların ve tabiatıyla bu arada “siyasi ve askeri eğitimden” geçmiş olan insanların meydana getirebilecekleri “milli kurtuluş savaşları”nın “dini harp” haline gelme “tehlikesi” ve bunların da vakit geçirmeden bastırılması ya da bastırılamaması söz konusudur.

İşte, ABD, hakimiyet sağlamak için oluşturduğu “yeşil hattı”, bu sefer “düşman” olarak kabul etmeye başlamıştır.

"Trilateral Komisyon", bu fikrin inşacıdır.

Bu "tehlike'nin önüne geçmek için yapılması gereken -Zbigniev Brzezinski'nin raporuna göre- "Doğu Batı çatışmasından ziyade, Kuzey Güney atışması”dır.

Brzezinski'nin bu sözlerine, ABD siyaset inşacısı Kissinger'den hemen destek gelmişti.

İkisinin de sözlerini söyledikleri dönem Gorbaçov'un SSCB'nin başına geçtiği dönemdir.

Bir devirler (Çarlık) Yahudilerin ve masonların, ne kendilerinin ne de teşkilatlarının sınırları içine girmesine izin verilmeyen Rusya'da, Bolşevik devrimi sonrasında da şiddetli bir anti-semitizm başlamış ve birçok Rus Yahudisi İsrail'e göç ettirilmişti.

Bu kontrollü anti semitizmden sonra ise, Kruçev ve Gromiko'nun "kontrolünde" bu siyaset terkedilmiş, hatta İsrail'i ilk tanılan ülke SSCB olmuştu.

Böyle bir evreden geçen SSCB'de şimdi başta Gorbaçov bulunmaktadır.


SSCB'nin iktisadi olarak iflas etmiş durumda olması ve artık “devlet komünizmi”nin tarih sahnesinden çekilmesinin gerekliliği üzerinde “birtakım yerlerde fikir birliğinin” oluşması, SSCB'nin “komünist” sistem olarak ayakta kalmasını engelledi.

Şurası unutulmamalı ki, eğer, “devlet komünizmi”ne Siyonistlerin ihtiyacı olsaydı, Siyonist finansörler gerekli olan iktisadi ve mali yardımları -eskisi gibi- muhakkak yaparlardı.

Ama artık “devir değişmişti” ve bunun işareti de David Rockefeller'ın B'NAI B'RITH TEŞKİLATI ile birlikte Moskova'ya giderek Gorbaçov'la görüşmesinde verildi.

Ocak 1989'de B'nai B'rith Teşkilatı'nın Moskova Şubesi açıldı.

Bu ziyaret, hem bu teşkilatın, hem de Bethoin, Okowara, Giscard d'Estaing, Kissinger, Hylond ve Nakosene gibi temsilcileriyle katılan TRILATERAL KOMİSYON'un ziyaretiydi.

David Rockefeller ve Kissinger, Gorbaçov'la uzun görüşmeler yaptılar ve ardından da meşhur "Glasnost" ve "Prestroyka" açılımları geldi. Anlaşma sağlanmıştı. Anlamanın zemini de “İslam karşıtlığı” üzerine inşa edilmişti.

Kisinger'ın, “İslami radikalizmin, en şiddetli biçimde Rusya'nın da çıkarlarına aykırı olduğunu ve dolayısıyla ABD ile birlikte hareket etmesi gerektiğini” ifade eden sözleri bir “temenni” olmaktan çıkmış ve o günden bugüne Orta Asya'da, Türki Cumhuriyetlerde ve en başta Çeçenistan'da uygulanan siyasetlerle pratiğe de geçirilmiştir.

"Laik ve bölgesel federasyon ilkelerine göre kurulacak halk ve din gruplarını koruyabilecek yegane devlet Rusya'dır. Kafkasya'nın (Bağımsız Devletler Topluluğu”ndan kopması, İslam Hegomenyasının Orta Asya ve Kazakistan'a kolaylıkla girmesine ve Müslümanların yaşadığı Rusya'nın iç bölgelerine ulaşmasına yol açabilir. Bu nedenle Rusya'nın Transkafkasya'da aktif politika izlemesi ve bütün bu bölgenin BDT'nin jeopolitik alanıyla bütünleşmesinin sağlanması Rusya'nın güvenlik ve istikrarı için öncelikli önem taşımaktadır.”

Bu sözler, "demokrasi kahramanı” ayyaş ve Yahudi Boris Yeltsin'in danışmanı Andranik Migranyan isimli birine ait; Kisinger'ın, daha doğrusu Siyonist Trilateral Komisyon'un çizgisinin tatbik edileceğinin ilanıdır bu sözler.

KOMİSYON'UN YENİ SİYASETİ: ORTODOKS CEPHESİ VE “YENİ” DÜNYA SAVAŞI

Aynı anda da bir dönemler ülkemizde de çokça söz edilen ama sonra unutulan (niye unutturuluyor, unutuluyor ayrı bir bahistir!) "Ortodoks Cephesi'nin kurulmasına yönelik faaliyetler başladı.

Bunun en bariz misali, Rusya'nın, Boşnaklara karşı “holokost” tatbik eden Sırbistan'a karşı verdiği büyük destektir.

Bu aynı zamanda Rusya'ya “rota tayini” idi.

Bugün gelinen noktada Rusya'nın önü, Doğu'da Gürcistan'da kesilmiştir ve Türki Cumhuriyetler tamamen ABD hakimiyeti altına girmeye başlamıştır; askeri üslerin kurulmasıyla birlikte bu hakimiyetin “uzun süreli kalıcılık” manasına geldiği açıktır.

Doğudan “tıkanan” ve hatta “sıkıştırılan” Rusya'nın gideceği yer iki tanedir:

Birincisi, Türkiye-Anadolu, ikincisi de Doğu Avrupa.

Türkiye'de şu anda ABD'nin TAM DESTEĞİNİ almış ve bölgedeki “İslami radikalizme” karşı alternatif olarak muazzam bir güven unsuru olarak görülen AKP'nin bulunması, Rusya'nın Anadolu üzerine inmesini, baskı yapmasını engellemektedir.

Fakat, eğer bu topraklar üzerinde “radikal hareketlenme” başlarsa, kontrol ABD-Siyonizm'in elinden çıkarsa, Rusya “baskısının” mukadder olacağı anlaşılmaktadır.

Bu durum da şunu göstermektedir ki, alttan İtalya, İspanya, Portekiz, Doğu'dan “genç Avrupa” denilen ülkeler (ki bunlar “Ortodoks ülkeler'dir.) ve yandan da İngiltere ile “sıkıştırılan” bir Almanya ile Rusya'nın “çatışma” ortamı hazırlanmaktadır.

KOMİSYON'UN BİR İCRAATI: IRAK HARBİ

(Irak harbi, Brzezinski ve Kissinger tarafından “teorik zemini” teşekkül ettirilmiş bir savaştır. Bu ikisi de Trilateral Komisyon üyesidirler ve "politika yapıcısı”dırlar. Bu harp, sermayedarlar ve siyasetçilerden müteşekkil Trilateral Komisyon'un, "Kuzey Güney çatışması” için elzem olan bir harekatı olarak görülmelidir.)

Irak harbi esnasında aldığı tavırlardan ötürü Fransa'yı “affeden” ADB'nin Almanya'yı “unutması”, bir dünya hakimiyeti için hegemonya altına almaya mecbur olduğu Avrupa'daki bu “dik başlı ülkeye” haddini bildirmesine bağlıdır.

(Buradan da şu neticeyi çıkartabiliriz: Avrupa Birliği ütopyası bir “hayal” olarak kalacaktır uzun bir müddet; öncelikle, ileride "DÜNYA DEVLETİ-FEDERASYONU” haline gelinilmesini engelleyen Almanya'nın “etkisizleştirilmesi” gerekmektedir; bu haliyle, Almanya'nın ağır baskısı altındaki bir “Avrupa Federasyonu”nun kurulması İMKANSIZDIR. tabiatıyla de muhayyel Avrupa Birliği'ne TC'nin girmesi de!.. Ama TC'nin bu şekilde “uyutulması-yordurulması”, siyâseten de lüzumludur.)

Geleceğin harbi de işte bu Almanya ile kendisini “sıkıştıran güç” arasında kopartılacaktır.

İşte Trilateral Komisyon, böyle bir planın inşacısı ve tatbikçisi büyük maliyecilerin hakimiyetindeki bir teşkilattır.

Trilateral Komisyon, Bilderberg Gurubu'yla eş ama Round Table'ın altında çalışan (hepsinin üstünde B'nai B'rith Teşkilatı mevcuttur.) çok tehlikeli bir teşkilattır.

Üyelerinin hemen hepsi, ya CFR'li ya da Bilderberg Gruplu veyahut ikisine de birden üye olanlardan müteşekkildir.

Kontrol tamamen David Rockefeller'ın elindedir.

Trilateral Komisyon'un ülkemizdeki "şubesi”, eskiden M. Nuri Birgi iken sonra bu "bayrak" Selahattin Beyazıt'a ve Round Table ile ilişkileri açık olduğu için tahminen Garih - Alaton Ailelerine geçmiştir.

TRILATERAL KOMİSYON'UN HALİ HAZIRDAKİ KUZEY AMERİKA ÜYELERİ

(İsimlerin karşısındaki ilk unvan Trilateral Komisyondaki, ikinci unvan ise hangi şirkette/bakanlıkta/vakıfta/komitede görevli olduğunu göstermektedir. Ocak 2003'deki listedir.)


  1. ALLAN E. GOTLIEB, Eski Kanada Büyükelçisi
  2. ALLEN ANDREAS, İdari Başkan, Archer Daniels Midland Şirketi
  3. ANDRE DESMARAIS, Umumi Başkan, Power Corp. Of Canada, Montreal
  4. ARTHUR RYAN, İdari Başkan, Prudential Insurance Şirketi
  5. C. FRED BERGSTEN, Eski ABD Hazine Bakanlığı Üyesi
  6. C. J. SILAS, Eski İdari Başkan, Phillips Petroleum Şirketi
  7. C. MICHAEL ARMSTRONG, İdari Başkan, AT&T
  8. CARLA A. HILLS, Eski U.S. ABD Ticeret Bakanlığı Eski Yöneticisi
  9. CHARLES B. RANGEL, ABD Temsilciler Meclisi Üyesi
  10. CHARLES S. ROBB, Senator
  11. CONRAD M. BLACK, İdari Başkan, Hollinger Endüstri Şirketi., Toronto
  12. DAVID R. GERGEN, Clinton devrinde "Olağanüstü Danışmanlık Kurulu Başkanı”
  13. DAVID ROCKEFELLER, The Devil Incarnate/Şeytanın Ta Kendisi
  14. DENNIS D. DAMMERMAN, İkinci İdari Başkan, General Electric Corp.
  15. DERYCK C. MAUGHAN, İkinci İdari Başkan, Citigroup; Eski İdari Başkan, Salomon Brothers.
  16. DIANNE FEINSTEIN, ABD Kaliforniya Senatörü
  17. E. GERALD CORRIGAN, Eski Umumi Başkan, Federal Reserve Bankası.
  18. E. PETER LOUGHEED, Eski "Premier of Alberta"
  19. EUAN BAIRD, İdari Başkan, Schlumberger Ltd. Şti.
  20. FRANKLIN RAINES, İdari Başkan, Fed. Natl. Mortgage Association
  21. G. RICHARD THOMAN, Umumi Başkan, Xerox Corp.
  22. GEORGE R. RUSSELL, İdari Başkan, Frank Russell Şirketi
  23. GEORGE SOROS, İdari Başkan, Soros Fund Management.
  24. GERALD LEVEN, İdari Başkan, Time Warner Basın Tröstü
  25. GERHARD CASPER, Umumi Başkan, Stanford University
  26. GLENN E. WATTS, Umumi Başkan Emeritus, Communications Workers of America
  27. GORDON SMITH, Dir., Ctr. For Global Studies, Univ. Of British Columbia; İdari Başkan, Int'l Devel. Research Ctr; Eski Deputy Minister of Foreign Affairs, Canada; Personal Representative of Prime Minister for the Econ. Zirvede!..
  28. H. HARRISON MCCAIN, İdari Başkan, McCain Foods Ltd, Toronto
  29. HAROLD BROWN, Eski ABD Savunma Bakanlığı Üyesi
  30. HENRY A. KISSINGER . İsmi yeter!.
  31. HENRY A. MCKINNELL, Umumi Başkan, Pfizer Inc.
  32. HENRY B. SCHACHT, Eski İdari Başkan, Lucent Technologies
  33. HENRY WENDT, Eski İdari Başkan, SmithKline Beecham
  34. HUGH L. MCCOLL, İdari Başkan, BankAmerica Corp.
  35. JAMES A. JOHNSON,
  36. JAMES A. PATTISON, İdari Başkan, Jim Pattison Group, Vancouver
  37. JAMES R. HOUGHTON, Eski İdari Başkan, Corning Inc.
  38. JAY MAZUR, Umumi Başkan, Union of Needletrades, Industrial and Textile Employees (UNITE), AFL-CIO, CLC
  39. JEFFREY E. EPSTEIN, Umumi Başkan, J. Epstein & Şirketi
  40. JESSICA TUCHMAN MATHEWS, Umumi Başkan, Carnegie Vakfı
  41. JESSICA P. EINHORN, Eski Dünya Bankası Yöneticisi
  42. JIM LEACH, ABD Temsilciler Meclisi Üyesi. Adı “Whitewater Scandal”ına karışmıştır.
  43. JOHN A. GEORGES, Eski İdari Başkan
  44. JOHN D. ROCKEFELLER IV, Senatör, Yukarıdakinin kardeşi.
  45. JOHN H. BRYAN, İdari Başkan, Sara Lee Corp.
  46. JOHN M. DEUTCH, MIT'de Kimya Profesörü, Eski CIA İdare Üyesi
  47. JOSEPH S. NYE, ABD Savunma Bakanlığı Eski İdarecisi
  48. KENNETH L. LAY, İdari Başkan, Enron Şirketi.(Geçtiğimiz sene büyük gürültü ile batan şirket.)
  49. KURT L. SCHMOKE, Eski Mayor of Baltimore, Maryland
  50. L. R. WILSON, İdari Başkan, BCE Inc., Montreal
  51. L. YVES FORTIER, ABD eski Kanada Büyükelçisi, Birleşmiş Milletler Elçisi.
  52. LAURA D'ANDREA TYSON, Eski İdari Başkan. Umumi Başkan Council of Econ. Danışmanlardan.
  53. LEE H. HAMILTON, Woodrow Wilson Derneği İdarecisi
  54. LEE R. RAYMOND, İdari Başkan, Exxon Corp.
  55. LESLIE GELB, CFR Umumi Başkan
  56. LOUIS V. GERSTNER, IBM İdari Başkan
  57. LUCIO A. NOTO, İdari Başkan, Mobil Corp.
  58. MARTIN S. FELDSTEIN, Eski İdari Başkan. Umumi Başkan, İktisadi Danışma Komitesi
  59. MAURICE R. GREENBERG, İdari Başkan, American International Group
  60. MICHAEL ARMACOST, Umumi Başkan, Brookings Enstitüsü.
  61. MICHAEL E.J. PHILLIPS, İdari Başkan, Westcoast Energy, Vancouver
  62. MICHEL OKSENBERG, Kurmay Üye. ABD Milli Güvenlik Komitesi Üyesi.
  63. MORTIMER ZUCKERMAN, İdari Başkan, U.S. News and World Report
  64. PAUL A. VOLCKER, Eski İdari Başkan, Federal Reserve Bankası
  65. PAUL D. WOLFOWITZ, ABD Savunma Bakanı Yardımcısı
  66. PAULA DOBRINSKI, CFR İkinci Umumi Başkan
  67. PETER C. DOBELL, Milletvekilleri Merkezi Kurucu İdarecisi, Ottawa
  68. PETER C. GODSOE, İdari Başkan, Nova Scotia Bankası
  69. RAYMOND G.H. SEITZ, İkinci İdari Başkan Europe, Lehman Brothers
  70. RICHARD B. CHENEY, Eski ABD Savunma Bakanlığı Üyesi
  71. RICHARD B. FISHER, İdari Başkan, Exec. Committee, Morgan Stanley Maliye Şirketi İdarecisi
  72. RICHARD HAASS, Harici Siyaset Kurumu, Brookings Derneği
  73. RICHARD N. COOPER, Eski U.S. Undersec. Of State
  74. RICHARD N. GARDNER, ABD Eski İspanya ve İtalya Büyükelçisi
  75. RILEY P. BECHTEL, İdari Başkan, Bechtel Group
  76. ROBERT B. ZOELLICK, Eski ABD Undersecretary of State
  77. ROBERT D. HAAS, İdari Başkan, Levi Strauss
  78. ROBERT N. WILSON, İkinci İdari Başkan, Johnson & Johnson
  79. RONALD D. SOUTHERN, İdari Başkan, Canadian Utilities Ltd, Edmonton
  80. SANDRA FELDMAN, Umumi Başkan, Amerikalı Öğdetmenler Federasyonu.
  81. STANLEY FISCHER, IMF Yöneticisi
  82. STEPHEN FRIEDMAN, Eski İdari Başkan, Goldman Sachs
  83. SUSAN V. BERRESFORD, Umumi Başkan, Ford Vakfı
  84. THOMAS G. LEBRECQUE, İdari Başkan, (Rockefeller's) Chase Manhattan Bank, Beynelmilel Danışmanlık Komitesi Üyesi.
  85. WENDY K. DOBSON, Eski Maliye Bakanlığı Üyesi, Canada
  86. WHITNEY MACMILLAN, Eski İdari Başkan, Cargill Şti.
  87. WILLIAM V. ROTH, Senator
  88. WILLIAM C. GRAHAM, Kanada Parlamentosu Üyesi
  89. WILLIAM H. GRAY, Umumi Başkan, United Negro College Vakfı
  90. WILLIAM J. PERRY, ABD Savunma Bakanlığı İdarecisi
  91. WILLIAM MCDONOUGH, Umumi Başkan, Federal Reserve Bankası N.Y.
  92. WILLIAM T. COLEMAN, Eski U.S. Sec. Of Transportation
  93. WILLIAM T. ESREY, İdari Başkan, Sprint Corp.
  94. WILSON H. TAYLOR, İdari Başkan, CIGNA
  95. WINSTON LORD, ABD Çin Eski Büyükelçisi
  96. ZBIGNIEW BRZEZINSKI, Trilateral Commission Kurucusu

TİRİLATERAL KOMİSYON'UN DAHA EVVELKİ BAZI ÜYELERİ



  1. ALAN GREENSPAN, İdari Başkan, Federal Reserve Bankası
  2. BILL CLINTON, Eski ABD Başkanı
  3. BRUCE BABBITT, ABD Orta Amerika Bakanlığı Üyesi
  4. DONNA E. SHALALA, Eski ABD İnsan Hakları Eski Sekreteri
  5. RICHARD HOLBROOKE, ABD Savunma Bakanlığı Danışmanı
  6. ROY MACLAREN, Kanada Yüksek Komiseri, London
  7. STEPHEN W. BOSWORTH, Güney Kore Büyükelçisi
  8. STROBE TALBOTT, ABD Devlet Bakanlığı Eski İdarecisi
  9. THOMAS FOLEY, Eski İdareci, ABD Temsilciler Meclisi
  10. WILLIAM S. COHEN, ABD Savunma Bakanlığı İdarecisi
 

Facebook

Üst Alt