Eb u Hanife'nin Hayatı, İlmi Gelişmesi, Eserleri Ve Yetiştiği Çevre

faruk islam

Özel Üye
Eb u Hanife'nin Hayatı, İlmi Gelişmesi, Eserleri Ve YetiştiğiÇevre

1. Hayatı
Ebu Hanife'nin hayatı hakkında yazılan eserlerin çokluğukarşısında bu konuya fazla yer ayırmadan bir özetlemeye gitmek ve EbuHanife'nin biyografisini veren gerek Menâkıb türündeki eserlerin, gerekse Rical ve Tabakât kitaplarınınbaşlıcalarına işaret etmekle yetineceğiz.
A- Doğumu, Nesebi Ve Künyesi
Ebu Hanife'nin h. 80 yılında doğduğu hususunda bir ikirivayet müstesna bütün kaviller birleşmektedir. Hatib Bağdadî h.61 senesindedoğduğu¬nu belirten rivayete kimsenin katılmadığını söyler. Ecdadı Kâbul'dengelmiş olmakla beraber, kendisi Küfe'de doğmuş ve Kufi nisbesiyle anılmıştır."Ebu Hanife" künyesiyle meşhur olmasına gelince, bu konuda, onunha¬yatını anlatan eski kaynaklarda yeterli açıklama yoktur. "Hanîf'kelimesinin müennesi olan "Hanîfe" künyesinin, İslam’a tam gönülvermiş âbid bir kimse olması veya Iraklılar arasında "Hanîfe" denilenbir divit veya yazı hokkasını devamlı yanında bulundurması sebebiyle verilmişolduğu söylenmektedir. Hanife isminde bir kızı olduğu için bu künyeyle anıldığısöylenmişse de bu kabul görmemiştir. Çünkü O'nun, Hammad'dan başka erkek veyakız evladı olduğu bilinmemektedir.
Torunu İsmail b.Hammad'dan nakledildiğine göre, EbuHanife'nin ne¬sebi Numan b.Sabit b. el-Merzubân olup hür Fâris oğullarındandırve ecdadı üzerine kölelik vaki olmamıştır. Bununla beraber başka bir rivayette dedesi olarak zikredilen"Zota"nın Kabul ehlinden olup Benî Teymullah b. Sa'lebe'nin veya BenîBekr b. Vâil'in kölesi olduğu, dahasonra azat edil¬diği ve Ebu Hanife'nin babası Sâbit'in müslüman olarak doğduğuda kaydedilmektedir.
Ebu Hanife'nin Farslı olduğu ihtilaflı olmakla beraber, Arapolmadığı kesindir.
B- İlmî Gelişmesi
a- İlme İntisabı
Ebu Hanife Kûfe'de yetişti. Gençliğinde kumaş ticaretiyleuğraştı. Fakat bu ticaret onu ilim talebinden alıkoymadı. Nitekim bu esnada onuilme teşvik edenin ve bunun çarşı- pazar işlerinden daha hayırlı olduğunu söyleyeninŞa'bi olduğu rivayet edilir.
Ebu Yusuf tan nakledilen bir rivayette Ebu Hanife, ilimyoluna atılma¬ya karar verdikten sonra, etrafındakilerle müşavere edipderinleşeceği ilim dalını, sonuçlarını da hesaba katarak tespit etmeye çalışırve şöyle der:
"Bana Kur'an öğren denildi. Dedim ki, eğer Kur'anöğrenirsem ve onu ezberlersem sonu ne olacak? Dediler ki; Bir mescideoturursun, çocuklar ve gençler sana Kur'an okurlar, içlerinden senden dahakuvvetli veya sana müsavi bir hafız çıkınca senin başkanlığın sona erer. Dedimki:
Hadis dinleyip yazsam ve dünyada benden daha kuvvetli Hadishafızı olmasa nasıl olur? Dediler ki:
Yaşlanıp zayıf düştüğün zaman etrafında toplanan çocuk vegençlere rivayet ettiğin hadislerde yanlışlık yapmayacağından emin olamaz¬sın.Seni yalancılıkla itham ederler, bu da sana ar olur. Dedim ki:
Öyleyse buna da gerek yok. Sonra, nahiv öğreneyim dedim.Şayet nahiv ve Arapçayı ezberlesem sonu nereye varacak diye düşündüm. Dedilerki:
Muallim olarak bir köşeye oturur, iki dinarlık rızkını üçdinara çıkarırsın. Bunun da sonu yok dedim. Şiire eğilsem, benden daha güçlübir şair olmasa durumum ne olur dedim. Dediler ki:
Birini methedersin sana bağışta bulunur, seni bir hayvanabindirir veya bir hil'at giydirir. Eğer vermezse bu takdirde onu hic¬vedersin.Bu arada namuslu kadınlara da iftira atmış olursun. Öyleyse buna da ihtiyacımyok dedim. Eğer Kelâma başlasam sonu ne olur dedim. Dediler ki:
Kelamla uğraşan onun kötülüklerinden korunamaz vezındıklıkla suçla¬nır. Sonunda ya yakalanıp öldürülür, ya da kurtulur, mezmumve hakir ola¬rak kalır. Şayet fıkıh öğrensem nasıl olur dedim. Dediler ki:
Sorarlar, sen de insanlara fetva verirsin. Eğer gençsenkâdîlık için matlup olursun. Bundan daha faydalı bir ilim yoktur dedim ve fıkhasarılarak onu öğrendim".
İlk bakışta gayet makul gibi görünen bu rivayeti Zehebîşöyle tenkid ediyor:
"Başkanlık için ilim talep eden sırf bunu düşünür. Aksitakdirde, Peygamber (s.a.v.)'in:
“Sizin efdaliniz, Kur'an-ı öğrenen ve öğreteninizdir” hadisi sabittir. Fesübhanallah! Mesciddendaha efdal bir yer mi var? İlim neşri için Kur'an öğretmekten daha uygunu varmı? Vallahi asla! Günah iş¬lememiş çocuklardan daha hayırlı talebe mi olur? Buhikayenin uydurma ol¬duğunu zannediyorum. İsnadında sika olmayan kimsevar".
Ebu Hanife'nin niçin Hadis ilmini tercih etmediğini bildirenrivayeti zikrettikten sonra Zehebî şöyle diyor: "Şimdi bu hikayeninuydurma olduğuna kesinlikle inandım. Çünkü İmam Ebu Hanife hadis talebindebulundu ve bunu daha ziyade h.100 ve daha sonraki yıllarda gerçekleştirdi. Ozaman ço¬cuklar hadis dinlemezdi. Bu, 3.yüzyıldan sonra ortaya çıkmış birıstılahtır. Bilakis Hadis talebinde bulunanlar büyük alimlerdi. Fukaha içinKur'an'dan sonra, hadisin dışında bir ilim olmadığı gibi Fıkıh kitapları dahenüz ted¬vin edilmemişti”
Zehebî, Ebu Hanife'nin Kelâm ilmini niçin benimsemediğiniaçıklayan rivayeti naklettikten sonra; "Bu hurafeyi uyduranın Allahcezasını versin, o zamanda Kelâm ilmi ortaya çıkmış mıydı? Diye soruyor.
Ebu Hanife'nin, ilk olarak Kelâm ilmiyle meşgul olduğuşeklindeki meşhur rivayet ve yaygın görüşte Zehebî tarafından reddedilmektedir.Züfer b. Hüzeyl (ö.157) den nakledilen rivayet şöyledir:
"Ebu Hanife'nin şöyle dediğini duydum:
'Önce Kelâmla uğraşıyordum. Öyle ki bu konuda parmak¬lagösterilecek kadar meşhur oldum. Hammad b.Ebi Süleyman (ö.l20) ın ders halkasıyakınında oturuyorduk. Bir gün bir kadın gelerek bana şöyle dedi:
"Karısı cariye olan bir adam, onu sünnet üzere boşamakisterse kaç kere boşaması gerekir?" Ne diyeceğimi bilemedim. Bunu Hammad'asormasını, sonra gelip bana haber vermesini istedim. Kadın Hammad'a sordu.Hammad:
"Hayız ve çımadan beri olduğu zaman bir kere boşar,sonra iki hayız geçene kadar onu terk eder, temizlendikten sonra başkasıylaevlenmesi helal olur" dedi. Kadın döndü ve bunu bana haber verdi. Kelâmaihtiyacım yok dedim, gidip Hammad'ın halkasına oturdum''.
Zehebî bu rivayeti zikrettikten sonra; "Bunun dasıhhatini en iyi Allah bilir, o vakitte Kelam ilminin mevcut olduğunu bizbilmiyoruz" demektedir.
Zehebî'nin, bu tenkidinde haklı olduğu kanaatindeyiz. ZiraEbu Hanife'nin ilme ilk önce Kelâm'dan başladığını söyleyenler, onun"el-Fıkhu'l-Ekber" isimli kitabından hareket etmektedirler. NitekimAbdülkahir el-Bağdadi (ö.429) "Usûlüddin" adlı eserinde EbuHanife'yi, fukaha ve mezheb erbabı arasında ilk "mütekellim" olarakzikrederken, "çünkü Ebu Hanife'nin, el-Fikhu'l-Ekber isminde Kaderiyye'yereddiye olarak yazdığı bir kitabıyla Ehl-i Sünnet'in "güç fiilleberaberdir" görüşünü destekleyen, imlâ ettirdiği bir risalesi vardır"demektedir.
Gerçeklen el-Fıkhu'1-Ekber'de yer alan konular, daha sonraKelâm ilmi¬nin belli başlı meseleleri olarak tartışılmış olmakla beraber, EbuHanife zamanında henüz böyle bir ilmin sistematik olarak ortaya çıktığısöylenemez. Nitekim kendisi de eserlerinde ıstılah olarak Kelâm ilmindenbahsetmiş değildir. Bilâkis daha sonra kelâmî meseleler olarak kabul edilen vekendisinin de eserlerinde ele aldığı konuları dinde tefakkuh cümlesindensayarak 'fıkıh' diye isimlendirmiş, hatta buna "fıkhın efdali"demiştir. Bu konudaki ifadesi aynen şöyledir: "Dindeki fıkıh, ahkâmdakifıkıhtan efdaldir. Çünkü insanın Rabbine nasıl kulluk edeceğini bilmesi onun için,birçok ilme sahip olmasından daha hayırlıdır." Daha sonra fıkhın efdalinişöyle tarif eder: "Fıkhın efdali, insanın Allah Tealâ’ya imam, şerâyi' vesüneni, hadleri, ümmetin ihtilaf ve ittifaklarım bilmesidir." Eserini el-Fıkhu'1-Ekber olarakisim¬lendirmesinin sebebi de bu olsa gerektir.
b- Hocaları
Ebu Hanife pek çok kimseden ilim almış olmakla beraber, onunen uzun süre hocalığım Hammad b. Ebi Süleyman yapmıştır. Kendi ifadesine göre,hocası ölene kadar 18 yıl onun ders halkasına devam etmiştir.
Ebu Hanife şöyle anlatıyor:
"Emirülminin Ebu Cafer'in huzuruna gir¬dim. Bana ilminereden aldığımı sordu. Ben Hammad'dan, o İbrahim'den, o da Ömer b. el-Hattab,Ali b. Ebi Talib, Abdullah b. Mesud ve Abdullah b. Abbas'tan aldı dedim. Bununüzerine Ebu Cafer:
"Çok güzel, çok güzel, ken¬dini iyi ve mübarek kimselerledilediğin gibi tevsik ettin ey Ebu Hanife" dedi.
Görüldüğü gibi Ebu Hanife, ilminin kaynağım ilim ve fıkhıylatanın¬mış dört büyük sahabiye dayandırmaktadır. Gerçekten de Ebu Hanife veekolünün ilim menbaı, Hz. Peygamber’in vefatından sonra Kûfe'ye yerleşmiş olanAli b. Ebi Talib ve Abdullah b. Mes'ud idi. Bu sahabilerden ilim alan Mesruk b.el-Ecda1 (ö.63), Alkame b. Kays (ö.62) ve Şureyh (ö.80) den Şa'bi ve İbrahimen-Nehaî (ö.96) ders almışlar. Onlardan da Hammad b. Ebi Süleyman vasıtasıyla EbuHanife ilim almıştır. Ebu Hanife, ayrıcaAbdullah b. Abbas'ın kölesi İkrime (ö.105) ve Abdullah b. Ömer'in azadlı kölesiNafı (ö.117) vasıtasıyla adı geçen sahabilerin ilimlerine varis olmuş, Mekkefakihi Atâ b. Ebi Rebah (ö.l14)tan da uzun süre ders almıştır. Hocalarıarasında Şia imamlarından Zeyd b.Ali (ö.122), Muhammed el-Bâkır (ö.l 14), CaferSadık (ö.148) ve Ebu Muhammed Abdullah b. Hasen (ö.145) de bulunuyordu.
Ebu Hanife'nin ilim silsilesini şu şekilde göstermekmümkündür:
Abdullah b. Mesud (ö,32), Ali b. Ebi Talib (ö.41), Esved b.Yezid en-Nehai (ö.75), Mesruk b. Ecda' el-Hemdanî (ö.63), Alkame b. Kaysen-Nehaî (ö.62), Şureyh b. Haris el-Kindî (ö.80), Amir b. Şerâbil eş-Şa'bî(ö.104), İbrahim en-Nehaî (ö.96), Hammad b. Ebî Süleyman (ö.120), Ebu Hanife (ö.T 50).
Bir rivayete göre Ebu Hanife ile hocası Hammad arasındakisevgi, Hammad'ın, talebesini oğluna tercih edecek derecede ileri idi. Hammad'ınoğlu İsmail anlatıyor:
"Bir gün babam yolculuğa çıktı ve bir müddet kaybol¬du.Geldiğinde ona şöyle dedim:
'Ey babacığım, en çok kimi özledin?' Beni özlediğinisöyleyecek diye bekliyordum.
'Ebu Hanife'yi dedi ve ekledi: 'Eğer gözümü ondan ayırmamayaimkânım olsa onu yapardım

İsmailhakkı ünal

Diyanet yayınları

 
Üst Alt