Hz. Muhammed (sav ) Eskinin işkencecileri

BULUT

Aktif Üyemiz
Yönetici
ESKİNİN İŞKENCECİLERİ

Eskinin işkencecileri
Eskinin işkencecileri
Burçlara sahip gökyüzüne, Geleceği bildirilmiş olan güne, (O günde) tanıklık edene ve edilene andolsun ki, Kahroldu o hendeğin, o çıralı ateşin sahipleri, Hani (o zarbalar) o (alev alev yanan) ateşin başına oturmuşlar, Mü’minlere yaptıklarını seyrediyorlardı.

Mü’minlere olan kızgınlıklarının nedeni ise, (o müminlerin) yalnız ve yalnız Aziz ve Hamid olan Allah’a iman etmeleriydi, (başka bir şey değil). [219]
Kur’an, müminler ile müşrikler kafirler arasındaki mücadelenin son aşamasının hemen her zaman şiddet olduğundan bahsetmiştir. Şirkin/Küfrün hakim olduğu bir toplumda, insanlara gidişatlarının yanlışlığını bildirmek ve doğru gidişatın yol ve yöntemini göstermek amacında olan hakikat önderlerinin hep şiddetle karşılaştığını bildirmiştir. Şirki/Küfrü kendilerine inanç ve gereklerini hayat tarzı edinmiş kimselerin şiddeti tercih ediş nedeninin ise, mevcut müminleri davalarından uzaklaştırmak veya sindirmek, islâm’a girmemiş ama eğilimleri kişileri de yıldırıp bu kararlarından vazgeçirmek olduğunu açıklamıştır. Kur’an bunun birçok örneğini vermiştir. Hz. İbrahim’in dillendirdiği gerçekleri susturamayan veya çarpıta-mayan Nemrut’un o hakikat önderini ateşe atması, Hz, Salih’in davetini kabul etmeyen ve davetini istedikleri yönde çarpıtamayan toplumun ileri gelenlerinin şiddeti bir yöntem olarak benimsemeleri, Hz. Nuh’un, Hûd’un, Musa’nın, Yahya’nın, isa’nın… toplumlarının şiddeti gidişatlarının güvencesi olarak görmeleri hep aynı amaçlar nedeniyledir.

Mekke’de işkencelerin ağırlaşıp had safhaya eriştiği ve müminler için hayat ile ölüm arasındaki sınırın son derece inceldiği, hatta Yasir ailesinin iki şehk verdiği bir zamanda, yaşanan durumla benzerlikler taşıyan ve geçmişte yaşanmış iki farklı olayı anlatan bir grup ayet vahyolundu. Allah, Bûruc sûresinin ayetleriyle ve Hz. Musa’nın risâlet dönemindeki sihirbazlardan bahseden ayetlerle, Mekke müşriklerinin işkencelerine maruz kalan müminlere içinde bulundukları durumun seyrini gösterdi; dirençlerini artıracak tavsiyelerde bulundu. Başlarına gelenlerin önceki müminlerin de başına geldiğini; bunun tevhid-küfür mücadelesinin değişmeyen bir özelliği olduğunu ve hikayeleri anlatılan müminlerin bütün baskı ve işkencelere direnerek başarıya ulaştıklarını açıkladı. Yine aynı ayetlerde Mekke’nin zorba müşrikleri de işkenceleri nedeniyle uyarıldılar. Yaptıkları zulümlerin, sahip oldukları yanlışlıkların neden olacağı kötü son, geçmişte yaşanan iki örnekten hareketle kendilerine en çarpıcı biçimde hatırlatılıp, gösterildi.

Tevhid-küfür mücadelesinin devam ettiği; müşriklerin müminler üzerinde zorbalaşıp, zalirnleştiği; zulmün gündemi işgal edip, müminlerin güçsüz ve çaresiz kaldığı tüm zamanlar için bir hatırlatma ve uyarı olan söz konusu ayetlerde anlatılanlar şunlardı:

Ateş Çukurunda Yakılanlar ve Zorbalar

Bûruc sûresinde, imanlarından dolayı ateşe atılıp yakılan bir grup mümin ile ateş çukurunda büyük acılar içerisinde yanan müminleri gülüşerek seyreden zorba bir topluluktan söz edildi. Mekke’de türlü işkenceler altında acı çeken müminlere örnek olarak gösterilen geçmişteki müminlerin isimlerinin ne olduğu ve ne zaman, nerede yaşadıkları bildirilmedi. Yine aynı şekilde, Rabb olarak sadece Allah’ı kabul edip, diğer bütün Rabb’lik iddiasına kalkışanları reddettikleri için o müminlere işkenceler uygulayıp, ateşlerde yakanların kimler olduğu dâ ismen bildirilmedi. Ancak anlaşıldığı kadarıyla, gerek Mekke müşrikleri ve gerekse bu müşriklerin ağır işkencelerine maruz kalan müminler için söz konusu olay ve mensupları yakından biliniyordu. Bu nedenle Kur’an olayı ayrıntılarıyla anlatmak yerine, sadece hatırlatmakla yetindi. Diğer kıssalarda olduğu gibi, Kur’an, bu kıssada da korkutma ve müjdeleme görevi dahilinde olayın özünü veriyor, ayrıntıya girmiyordu. Zaten Kur’an açısından o müminlerin ve onlara zulmeden zorbaların kimler olduğu, nerede ve ne zaman yaşadıkları önemli değildi. Kur’an’ın’m önemsediği şey, zorbaların zorbalıklarının açığa çıktığı bir sürece dikkat çekmek ve bu sürecin nasıl sonuçlandığını açıklamaktan ibaretti. Bûruc sûresinin söz konusu ayetleri şöyledir:

Burçlara sahip gökyüzüne,
Geleceği bildirilmiş olan güne,
(O günde) tanıklık edene ve edilene andolsun ki,
Kahroldu o hendeğin, o çıralı ateşin sahipleri,
Hani (o zarbalar) o (alev alev yanan) ateşin başına oturmuşlar,
Mü’minlere yaptıklarını seyrediyorlardı.
Mü’minlere olan kızgınlıklarının nedeni ise, (o müminlerin) yalnız ve yalnız Aziz ve Hamid olan Allah’a iman etmeleriydi, (başka bir şey değil). [220]

Bûruc sûresi ile müminler her türlü zulüm karşısında direnmeye davet edilirlerken, ayrıca müminleri ateş çukuruna atan zorbalara ve bu zorbaların şahsında tüm zamanların zorbalarına hitap edildi: ‘Sizler de müminleri ateş çukurlarına atanların lanetlendiği gibi lanetleneceksiniz- Sizler de onlar gibi kahrolacaksınız. Şimdi eıiçlü olmanın sizi aldatmasın, her şeyin hesabı, takdiri Allah’ındır. Bilin ki, bütün zorbaların sonu hüsrana uğramak, müminlerin sonu ise saadetlere ulaşmaktıf deniliyordu. Geçmişin bilinen bir olayı şahit tutularak, asıl kahrolanların ateşte yakılan müminler değil, onları yakanlar olduğu bildiriliyordu.

Müminlerin ağır işkencelere uğratıldığı bir zamanda vahyolunan Bûruc süresiyle, müminlere verilen talimat, müşriklere yapılan tehdit ve açıklamaların önemli fonksiyonlar üstlendiğinde kuşku yoktur. Özellikle de müminler açısından oldukça önemli fonksiyonları yerine getirdiği kesindir. En azından, mevcut gidişatın tüm kontrolünün alemlerin Rabb’ında olduğunun bildirilmesinin müminlerin direncini artırmıştır. Fakat o zor, sıkıntılı dönemde müminlere talimat ve güç vermek için vahyolunan ayetler sadece Bûruc sûresinin ayetleri olmadı. Konu dahilinde olmak üzere, Firavun’un sihirbazlarıyla ilgili bilgilerin aktarıldığı ayetler de vahyolundu. Araf, Tâhâ, Şûara ve Yunus sûreleri, Firavun’un sihirbazlarıyla ilgili kıssanın bazı yönlerinin anlatıldığı sûrelerdi. Kıssayı anlatan ayetler Bûruc sûresinden sonra, fakat Mekkeli müşriklerin müminlere baskı ve işkencelere devam ettiği bir zamanda vahyolundu.

Sihirbazlıktan Müminliğe Dönenler Ve Firavun


İlâhî bilginin kaynağı olan Kur’an’m anlattığına göre, Hz. Musa ve kardeşi Hz. Harun, Allah’ın insanlar arasından seçtiği elçileri sıfatıyla, ilâhî hakikatleri bildirmek ve Firavun’u şirkinden, şirkinin gereği olan zorbalığından vazgeçirmek için Mısır’a gittikleri zaman, daha ilk andan itibaren büyük bir tepkiyle karşılaştılar. Alaylar, tehditler, hakaretler bu iki elçinin Firavunla ve adamlarıyla görüşmelerinin yol açtığı değişmeyen özellikler oldu. Böylesi günlerden birisinde, Firavunca ilâhî hakikatleri bildirip zorbalığı terk etmesini istemeleri büyük bir öfkeye yol açtı. Firavun, Hz. Musa ve kardeşini zindana atmakla tehdit etti. Bu hakikati susturmak için başvurulan bir yöntemdi. Hz. Musa sordu: Sana (söylediklerimin doğru olduğunu) apaçık (gösteren) bir delil getirmiş olsumda mı (bizleri zindana atacaksın?).[221] Firavun, delilin ne olduğunu sordu. Sihrin son derece yaygın, olduğu Mısır toplumunda, sihir müptelası bu insanlara dinlerinin ve hayat tarzlarının meşruluk dayanağının bir aldanıştan ibaret olduğunu göstermek için Hz. Musa asasını yere attı; o küçük ağaç parçası kocaman, canlı bir yılana dönüştü. Sonra elini koynuna sokup çıkardı, eli bembeyaz göründü. Firavun konuyu Çarpıtma ihtiyacı hissetti ve sihirleriyle ün yapmış sihirbazları aracılığıyla kendi saltanatım meşrulaştırdığını unutarak, Hz. Musa’nın yaptıklarını bir sihir gösterisi olarak değerlendirdi: ‘Bu bilgiç bir büyücüdür. [222] dedi. Firavun ve adamları, Hz. Musa’nın kendilerine bildirdiği hakikatleri dinleme ve anlamaya çalışma yerine, Hz. Musa’yı bir sihir yarışmasına davet ettiler. Hz. Musa kızdı. Kendisinin sihirle bir ilgisinin bulunmadığını, sadece ilâhî hakikatleri tebliğ etmekle görevli olduğunu ve bunların önem ifade ettiğini açıkladıysa da, söylediklerine al-dıran olmadı.

Hz. Musa yarışmayı kabul etti. Amacı, Firavun’un saltanatının meşruluk dayanağı olan sihrin ve sihirbazların foyasını açığa çıkarmaktı. Halkın gıptayla bağlandıkları sihirbazların insanları aldatmaktan başka bir şey yapmadığını gözler önüne sermekti. Kendi elinde gerçekleşen mucize ile sihirbazları yenilgiye uğrattığı zaman halkın ilgisinin kendisine yöneleceğini düşünüyordu. Nihayet bir süre sonra, büyük bir halk topluluğunun ortasında Hz. Musa ile Firavun’un en seçkin sihirbazları karşı karşıya geldiler. Sihirleriyle Firavun’un saltanatını kurtaracaklarını bilen sihirbazlar son derece gururlu ve mutluydular. Büyük bir gururla Firavun’dan hizmetlerinin karşılığının ne olacağını sordular. Ücretleri yapacakları işin büyüklüğüyle orantılıydı; kendilerine çok pahalı hediyeler verileceği gibi, ülke yönetiminde önemli görevlere de getirileceklerdi.[223] Sihirbazlar, yapacakları işin büyüklüğünün verdiği gururla ve elde edecekleri mükâfat nedeniyle sevinç içerisinde halka seslenerek Hz. Musa’yı suçladılar: ‘Bunlar (Musa ve Harun) iki büyücüden başka bir şey değiller. Büyüleriyle aldatıp sizi yurdunuzdan çıkarmak ve sahip olduğunuz örnek (güzel) yolunuzu (hayat tarzınızı, dininizi) yok etmek istiyorlar…. Ey Musa.’ (sihrini öncelikle) ya sen başlat, yahut Önce biz başlatalım’ [224] Hz. Musa’nın ‘Hayır (önce) siz başlayın [225] demesi üzerine gösterilerine başladılar. Onların “göz boyayan [226] ‘hilelerle dolu [227] gösterilerini takiben, Hz. Musa asasını yere attı ve asa kocaman bir yılan olup, sihirbazların bütün hile araçlarını yutup yok etti. Herkesin olup biten karşısında şaşkınlıktan donup kaldığı böylesi bir anda, daha birkaç dakika önce Hz. Musa’yı yenip, Firavun’un tahtını kurtarmak için çabalayan, şirk dininin ve bu dinin gereği olan zorba sistemin payandası durumundaki sihirbazlar bir anda secdeye kapanıp, şirki terk ettiklerini ve İslâm’a girdiklerini ilan ettiler: ‘Alemlerin Rabb’ine inandık [228] ‘Musa’nın ve Harun’un Rabb’ine inandık [229] dediler.

Çok kısa bir süre içerisinde gerçekleşen bu değişim çok büyük ve çok önemliydi. Hz. Musa’nın insanlara tebliğ ettiği ilâhî hakikâtleri, sihir alanında Hz. Musa’yı yenerek haksız ve yalan çıkarmaya çalışan; zorba sistemi koruyup kollamakla övünen; Hz. Musa’yı ülkenin birliğini ve dirliğini bozmakla suçlayan; Hz. Musa ve kardeşini alayla, tehditle karşılayan sihirbazlar, Hz. Musa’nın asasının kendi hile araçlarını yutması karşısında anladılar ki, Musa’nın yaptığı şey bir hile değidi. Bu ancak kendileri gibi sihirde en maharetlilerinin dahi anlamakta zorlandıkları mükemmel bir şeydi; bir mucizeydi. Bu ancak ilâhî mesaj taşıyan bir şeydi. Ve sonuçta bu ve bilemediğimiz başka nedenlerden dolayı Hz. Musa’nın davetini kabul edip Müslüman oldular. Biraz önce karşı çıkıp alaya aldıklarına büyük bir samimiyetle bağlanırlarken, biraz önce sahip olup büyük bir istekle savundukları şeye düşman kesildiler. Birkaç dakika içerisinde geçirdikleri değişim öylesine büyüktür ki, Firavun’un; ‘Ben size izin vermeden ona inandınız ha! [230] ‘(Ceza olarak) elbette ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim. Sonra hepinizi asacağım [231] tehditleri karşısında ne korktular ve ne de çekindiler. Sadece şunu söylediler;

‘(Bizi öldürmen önemli değil. Çünkü) biz zaten Rabbimize döneceğiz (Sen) Rabbimizin delilleri gelince ona inandık diye bizden öç alıyorsun.[232] Sonra karşılaşacakları işkencenin büyüklüğü, yaşayacaklarıacı ve sıkıntıların ağırlığı karşısında sığınılacak tek mercî olan Allah’a yönelip dua ettiler: ‘Ey Rabbimizl üstümüze sabır yağdır. Bizi Müslüman olarak öldür.[233] Onlar bu dualarıyla Firavun’un tehditlerine hiç aldırmadıklarını ilan ettikleri gibi, işkencelerden korkmadıklarını, ölüme razı olduklarını, ancak tek korkularının Müslüman olarak ölememek olduğunu bildiriyorlardı. Bunun için de Firavun’a ‘bizi affet yahut, orada bulunan insanlar yönelerek ‘Ne olur bize yardım edin, bizi destekleyin’ veya Hz. Musa’ya dönüp ‘Senden dolayı Müslüman olduk o halde o olağanüstü başarılarından birisini daha gerçekleştir de bizi kurtar! demiyorlardı. Gayet samimi bir tarzda Allah’a yöneldiler. Tek istekleri vardı; sabır: İşkencelere, zorluklara direnebilmek. Bunu ise ünlenmek, şan ve şöhretle anılmak için değil, sadece bir şey için istiyorlardı; işkenceler karşısında geri adım atmayıp, Müslüman olarak ölebilmek için. Çünkü işkencelerin ne kadar büyük ve ağır olacağını çok iyi biliyorlardı. Zira daha önceleri, o zamanlar mensubu oldukları zulüm sisteminin sayısız işkencelerine tanık olmuşlardı. Bundan dolayıdır ki, sabır isteklerinde ‘Rabbimiz bize sabır ver’ demediler. ‘Rabbimiz! üzerimize sabırlar yağdır, sabırlar boşalt’ dediler. Dualarında geçen kelime ‘ifrağ olup ‘döküp, boşaltmak’ anlamındadır.

Hz. Musa’nın risâlet döneminden bir kesiti anlatan bu ayetlerin Mekke zorbalarının işkenceleri altında, yaşamakla ölmenin ince sınırında gidip gelen müminlere ne kadar anlamlı ve büyük mesajlar verdiği açıktır. Onlar, işkencelere uğramalarının tevhid-küfür farklılığının değişmeyen sonucu olduğunu ve eğer Müslüman olma vasıflarını devam ettireceklerse, tüm zorluklara göğüs germek zorunda olduklarını böylesi canlı örneklerden hareketle bir kez daha anladılar. Daha da önemlisi, bu ayetlerle kendilerine verilen şu mesajı anlamakta hiç zorlanmadılar: Sihirbazlar birkaç dakika içerisinde sadece bir iki mucize karşısında öylesine bir ırnana sahip oldular ki, Firavun’un büyük mükâfatlarına, makam ve rütbe vaatlerine rağmen, sadece ve sadece imam tercih ettiler. Bu imanlarının, en ağır işkençeler altında ölmelerine neden olacağını bildikleri halde, imanlarında hiç tereddüt etmediler. Geri adım atmadılar, ‘İmanımızı biraz daha uygun zamanlara erteleyelim. demediler. Ölüme, işkenceye gönülden razı olup, Allah’tan sadece ve sadece sabretme gücü istediler. Ey Mekke’deki müminler! Sizler, uzun süredir Resulûllah’ın yanında bulunan ve O’nu yakından tanıyan kimselersiniz. Bu nedenle sihirbazların bu olumlu özelliklerini göstermeye sizler daha layık olmalısınız. Sizler onlar gibi sadece bir-iki mucizeyle iman etmiş kişiler değil, birçok mucizeye, Resulüllah’m Allah’ın Resulü olduğuna şahitlik eden birçok delile, İslâm’ın hak din olduğunu gösterir sayısız bilgiye şahit ve sahip oldunuz. O halde imanlarınızda tereddüt etmeyin, geri adım atmayın, sadece ve sadece sabır dileyin ve sabredin; zorluk ve zorbalıklara direnin, durumunuzu koruyun. Sakın ha! Mümin olduklarını söyleyip de Hz. Musa’yı sorguya çekenler gibi olmayın. Çünkü onlar Hz. Musa’ya şöyle demişlerdi; ‘Sen bize peygamber olarak gelmeden önce de., bize peygamber olarak geldikten sonra da eziyet gördük.[234] Başınıza gelen sıkıntılar nedeniyle Resulüllah’a sitemde bulunmayın. O görevini yapıyor, sizde görevinizi yapın. Resulüllah’m sizin için yapabileceği tek şey, Hz. Musa’nın dediği ve yaptığı şeydir: ‘Ey Kavmim! Siz gerçekten Allah’a iman ettinizse, gerçekten O’na teslim olan insanlarsanız, O’na tevekkül edin.[235]

Peki bütün bu talimatların gereği yerine getirilip, sabredilirse ne olacaktı? Bunun cevabı, sihirbaz iken; zorba idaresinin memurları, müşavirleri iken Müslüman olan şahsiyetlerin Firavun’a karşı sözleri ile açıklandı: ‘(Ey Firavun ne istersen yap) zararı yok… biz Rabb’imize döneceğiz. Biz ilk inananlar olduğumuz için Rabbimizin hatalarımızı bağışlayacağını umarız Biseni, bize gelen açık delillere ve bizi yaratana tercih etmeyiz. Yapacağını yap. Sen ancak bu dünya hayatında istediğini yapabilirsin. Biz Rabb’imize inandık ki, (O) bizim günahlarımızı senin bizi zorla(yıp yaptır)dığın büyüyü bağışlasın. (Elbette ki) Allah daha hayırlı ve (Onun mükafatı) daha süreklidir.[236] Takip eden ayetlerde ise, Allah, bu müminlerin ve benzerlerinin durumlarını şöyle açıkladı: ‘Kim Rabbine suçlu olarak gelirse onun için cehennem vardır; orada ne ölür ne de yaşar. Kim de O’na iyi işler yapmış bir mümin olarak gelirse, işte onlar için yüksek dereceler vardır. Altlarından ırmaklar akan Adn cennetleri. Orada sürekli olarak kalırlar. îşte (şirkten) arınanların mükâfatı budur.[237]

Söz konusu kıssayı anlatan ayetlerde, Firavunla özdeşen Mekke zorbalarına da önemli mesajlar verildi; zorbalıklarının kendilerini nasıl bir sona sürüklediği gösterildi. Ordusuna, saltanatına, zenginliğine güvenen Firavun ve adamlarının rezil oldukları, saltanatlarının yıkıldığı, aşağılandıktan, cehenneme sürüklendikleri; sahip oldukları güç ve imkanların kendilerine hiç fayda sağlamadığı açıklandı. Bütün zorbaların sonunun farksız olduğu; zaman değişse, toplum değişse bile zorbaların kötü sonunun değişmediği bildirildi. Ve bu çerçeveden olmak üzere şöyle ildi’ ‘Ey Mekke zorbaları! bu zorbalıklarınıza devam ederseniz, dostunuz ve arkadaşınız Cehennem’deki Firavun olacaktır. Şu anda sahip olduğunuz güç ve Takanlar size bir fayda sağlamayacaktır. Zenginliğinize, ordularınıza güvenip zorbalığa devam ederseniz Allah’ın dünya ve ahiret azabı sizin olacaktır. Aynen, seniz olan Firavun ve adamlarında olduğu gibi: ‘Firavun ve adamları geride neler bırakmışlardı; nice bahçeler, çeşmeler, ekinler, güzel makamlar ve zevküsefa sürecekleri nice nimetler. (Evet) böyle oldu ve biz onları başka bir topluluğa miras verdik. Firavun ve adamlarına (ne) gök (ne de) yer ağladı. Ve (azapları da) ertelenmedi.[238]

[219] Bûruc sûresi, 85:1-8
[220] Bûruc, 85:1-8
[221] Suara, 26:30
[222] Şuara, 26:34
[223] Şuara, 26:41,42
[224] Tâhâ, 20:63,65
[225] Tâhâ, 20:66
[226] Araf, 7:115
[227] Araf, 7:117
[228] Araf, 7:121
[229] Araf, 7:122; Taha, 20:70
[230] Araf, 7:123
[231] Araf, 7:124
[232] Araf, 7:125,126
[233] Araf, 7:126
[234] Araf, 7:129
[235] Yunus, 10:84
[236] Taha, 20:72-73
[237] Taha, 20:74-76
[238] Duhan, 44:25-29
 

VuSLaT

Yönetim
Yönetici
Allah razı olsun emeğine sağlık...işkence İslam'ın yayılmasından önce daha fazla imiş,İslamiyet'i anlayıp yaşamını müslüman olarak sürdürenler imanı seçenler bu çirkin olaylardan uzaklasmislardir, müşrikler her türlü çirkinliği hunharca devam ederken,sevgili Peygamberimize de kötülükler pilanlamislardir,Allah zulmedenleri ıslah etsene,onlar yine devam ettiler bu çirkin eylemlerine..o zaman ve bu zaman,arada yüz yıllar olsada merhametsiz vicdansız insanlar yine var...Allah kötülüklerden ummedi Muhammed'i korusun amin...
 

Nur Hanım

Aktif Üyemiz
Konum
İSTANBUL
ESKİNİN İŞKENCECİLERİ

Eskinin işkencecileri
Eskinin işkencecileri
Burçlara sahip gökyüzüne, Geleceği bildirilmiş olan güne, (O günde) tanıklık edene ve edilene andolsun ki, Kahroldu o hendeğin, o çıralı ateşin sahipleri, Hani (o zarbalar) o (alev alev yanan) ateşin başına oturmuşlar, Mü’minlere yaptıklarını seyrediyorlardı.

Mü’minlere olan kızgınlıklarının nedeni ise, (o müminlerin) yalnız ve yalnız Aziz ve Hamid olan Allah’a iman etmeleriydi, (başka bir şey değil). [219]
Kur’an, müminler ile müşrikler kafirler arasındaki mücadelenin son aşamasının hemen her zaman şiddet olduğundan bahsetmiştir. Şirkin/Küfrün hakim olduğu bir toplumda, insanlara gidişatlarının yanlışlığını bildirmek ve doğru gidişatın yol ve yöntemini göstermek amacında olan hakikat önderlerinin hep şiddetle karşılaştığını bildirmiştir. Şirki/Küfrü kendilerine inanç ve gereklerini hayat tarzı edinmiş kimselerin şiddeti tercih ediş nedeninin ise, mevcut müminleri davalarından uzaklaştırmak veya sindirmek, islâm’a girmemiş ama eğilimleri kişileri de yıldırıp bu kararlarından vazgeçirmek olduğunu açıklamıştır. Kur’an bunun birçok örneğini vermiştir. Hz. İbrahim’in dillendirdiği gerçekleri susturamayan veya çarpıta-mayan Nemrut’un o hakikat önderini ateşe atması, Hz, Salih’in davetini kabul etmeyen ve davetini istedikleri yönde çarpıtamayan toplumun ileri gelenlerinin şiddeti bir yöntem olarak benimsemeleri, Hz. Nuh’un, Hûd’un, Musa’nın, Yahya’nın, isa’nın… toplumlarının şiddeti gidişatlarının güvencesi olarak görmeleri hep aynı amaçlar nedeniyledir.

Mekke’de işkencelerin ağırlaşıp had safhaya eriştiği ve müminler için hayat ile ölüm arasındaki sınırın son derece inceldiği, hatta Yasir ailesinin iki şehk verdiği bir zamanda, yaşanan durumla benzerlikler taşıyan ve geçmişte yaşanmış iki farklı olayı anlatan bir grup ayet vahyolundu. Allah, Bûruc sûresinin ayetleriyle ve Hz. Musa’nın risâlet dönemindeki sihirbazlardan bahseden ayetlerle, Mekke müşriklerinin işkencelerine maruz kalan müminlere içinde bulundukları durumun seyrini gösterdi; dirençlerini artıracak tavsiyelerde bulundu. Başlarına gelenlerin önceki müminlerin de başına geldiğini; bunun tevhid-küfür mücadelesinin değişmeyen bir özelliği olduğunu ve hikayeleri anlatılan müminlerin bütün baskı ve işkencelere direnerek başarıya ulaştıklarını açıkladı. Yine aynı ayetlerde Mekke’nin zorba müşrikleri de işkenceleri nedeniyle uyarıldılar. Yaptıkları zulümlerin, sahip oldukları yanlışlıkların neden olacağı kötü son, geçmişte yaşanan iki örnekten hareketle kendilerine en çarpıcı biçimde hatırlatılıp, gösterildi.

Tevhid-küfür mücadelesinin devam ettiği; müşriklerin müminler üzerinde zorbalaşıp, zalirnleştiği; zulmün gündemi işgal edip, müminlerin güçsüz ve çaresiz kaldığı tüm zamanlar için bir hatırlatma ve uyarı olan söz konusu ayetlerde anlatılanlar şunlardı:

Ateş Çukurunda Yakılanlar ve Zorbalar

Bûruc sûresinde, imanlarından dolayı ateşe atılıp yakılan bir grup mümin ile ateş çukurunda büyük acılar içerisinde yanan müminleri gülüşerek seyreden zorba bir topluluktan söz edildi. Mekke’de türlü işkenceler altında acı çeken müminlere örnek olarak gösterilen geçmişteki müminlerin isimlerinin ne olduğu ve ne zaman, nerede yaşadıkları bildirilmedi. Yine aynı şekilde, Rabb olarak sadece Allah’ı kabul edip, diğer bütün Rabb’lik iddiasına kalkışanları reddettikleri için o müminlere işkenceler uygulayıp, ateşlerde yakanların kimler olduğu dâ ismen bildirilmedi. Ancak anlaşıldığı kadarıyla, gerek Mekke müşrikleri ve gerekse bu müşriklerin ağır işkencelerine maruz kalan müminler için söz konusu olay ve mensupları yakından biliniyordu. Bu nedenle Kur’an olayı ayrıntılarıyla anlatmak yerine, sadece hatırlatmakla yetindi. Diğer kıssalarda olduğu gibi, Kur’an, bu kıssada da korkutma ve müjdeleme görevi dahilinde olayın özünü veriyor, ayrıntıya girmiyordu. Zaten Kur’an açısından o müminlerin ve onlara zulmeden zorbaların kimler olduğu, nerede ve ne zaman yaşadıkları önemli değildi. Kur’an’ın’m önemsediği şey, zorbaların zorbalıklarının açığa çıktığı bir sürece dikkat çekmek ve bu sürecin nasıl sonuçlandığını açıklamaktan ibaretti. Bûruc sûresinin söz konusu ayetleri şöyledir:

Burçlara sahip gökyüzüne,
Geleceği bildirilmiş olan güne,
(O günde) tanıklık edene ve edilene andolsun ki,
Kahroldu o hendeğin, o çıralı ateşin sahipleri,
Hani (o zarbalar) o (alev alev yanan) ateşin başına oturmuşlar,
Mü’minlere yaptıklarını seyrediyorlardı.
Mü’minlere olan kızgınlıklarının nedeni ise, (o müminlerin) yalnız ve yalnız Aziz ve Hamid olan Allah’a iman etmeleriydi, (başka bir şey değil). [220]

Bûruc sûresi ile müminler her türlü zulüm karşısında direnmeye davet edilirlerken, ayrıca müminleri ateş çukuruna atan zorbalara ve bu zorbaların şahsında tüm zamanların zorbalarına hitap edildi: ‘Sizler de müminleri ateş çukurlarına atanların lanetlendiği gibi lanetleneceksiniz- Sizler de onlar gibi kahrolacaksınız. Şimdi eıiçlü olmanın sizi aldatmasın, her şeyin hesabı, takdiri Allah’ındır. Bilin ki, bütün zorbaların sonu hüsrana uğramak, müminlerin sonu ise saadetlere ulaşmaktıf deniliyordu. Geçmişin bilinen bir olayı şahit tutularak, asıl kahrolanların ateşte yakılan müminler değil, onları yakanlar olduğu bildiriliyordu.

Müminlerin ağır işkencelere uğratıldığı bir zamanda vahyolunan Bûruc süresiyle, müminlere verilen talimat, müşriklere yapılan tehdit ve açıklamaların önemli fonksiyonlar üstlendiğinde kuşku yoktur. Özellikle de müminler açısından oldukça önemli fonksiyonları yerine getirdiği kesindir. En azından, mevcut gidişatın tüm kontrolünün alemlerin Rabb’ında olduğunun bildirilmesinin müminlerin direncini artırmıştır. Fakat o zor, sıkıntılı dönemde müminlere talimat ve güç vermek için vahyolunan ayetler sadece Bûruc sûresinin ayetleri olmadı. Konu dahilinde olmak üzere, Firavun’un sihirbazlarıyla ilgili bilgilerin aktarıldığı ayetler de vahyolundu. Araf, Tâhâ, Şûara ve Yunus sûreleri, Firavun’un sihirbazlarıyla ilgili kıssanın bazı yönlerinin anlatıldığı sûrelerdi. Kıssayı anlatan ayetler Bûruc sûresinden sonra, fakat Mekkeli müşriklerin müminlere baskı ve işkencelere devam ettiği bir zamanda vahyolundu.

Sihirbazlıktan Müminliğe Dönenler Ve Firavun

İlâhî bilginin kaynağı olan Kur’an’m anlattığına göre, Hz. Musa ve kardeşi Hz. Harun, Allah’ın insanlar arasından seçtiği elçileri sıfatıyla, ilâhî hakikatleri bildirmek ve Firavun’u şirkinden, şirkinin gereği olan zorbalığından vazgeçirmek için Mısır’a gittikleri zaman, daha ilk andan itibaren büyük bir tepkiyle karşılaştılar. Alaylar, tehditler, hakaretler bu iki elçinin Firavunla ve adamlarıyla görüşmelerinin yol açtığı değişmeyen özellikler oldu. Böylesi günlerden birisinde, Firavunca ilâhî hakikatleri bildirip zorbalığı terk etmesini istemeleri büyük bir öfkeye yol açtı. Firavun, Hz. Musa ve kardeşini zindana atmakla tehdit etti. Bu hakikati susturmak için başvurulan bir yöntemdi. Hz. Musa sordu: Sana (söylediklerimin doğru olduğunu) apaçık (gösteren) bir delil getirmiş olsumda mı (bizleri zindana atacaksın?).[221] Firavun, delilin ne olduğunu sordu. Sihrin son derece yaygın, olduğu Mısır toplumunda, sihir müptelası bu insanlara dinlerinin ve hayat tarzlarının meşruluk dayanağının bir aldanıştan ibaret olduğunu göstermek için Hz. Musa asasını yere attı; o küçük ağaç parçası kocaman, canlı bir yılana dönüştü. Sonra elini koynuna sokup çıkardı, eli bembeyaz göründü. Firavun konuyu Çarpıtma ihtiyacı hissetti ve sihirleriyle ün yapmış sihirbazları aracılığıyla kendi saltanatım meşrulaştırdığını unutarak, Hz. Musa’nın yaptıklarını bir sihir gösterisi olarak değerlendirdi: ‘Bu bilgiç bir büyücüdür. [222] dedi. Firavun ve adamları, Hz. Musa’nın kendilerine bildirdiği hakikatleri dinleme ve anlamaya çalışma yerine, Hz. Musa’yı bir sihir yarışmasına davet ettiler. Hz. Musa kızdı. Kendisinin sihirle bir ilgisinin bulunmadığını, sadece ilâhî hakikatleri tebliğ etmekle görevli olduğunu ve bunların önem ifade ettiğini açıkladıysa da, söylediklerine al-dıran olmadı.

Hz. Musa yarışmayı kabul etti. Amacı, Firavun’un saltanatının meşruluk dayanağı olan sihrin ve sihirbazların foyasını açığa çıkarmaktı. Halkın gıptayla bağlandıkları sihirbazların insanları aldatmaktan başka bir şey yapmadığını gözler önüne sermekti. Kendi elinde gerçekleşen mucize ile sihirbazları yenilgiye uğrattığı zaman halkın ilgisinin kendisine yöneleceğini düşünüyordu. Nihayet bir süre sonra, büyük bir halk topluluğunun ortasında Hz. Musa ile Firavun’un en seçkin sihirbazları karşı karşıya geldiler. Sihirleriyle Firavun’un saltanatını kurtaracaklarını bilen sihirbazlar son derece gururlu ve mutluydular. Büyük bir gururla Firavun’dan hizmetlerinin karşılığının ne olacağını sordular. Ücretleri yapacakları işin büyüklüğüyle orantılıydı; kendilerine çok pahalı hediyeler verileceği gibi, ülke yönetiminde önemli görevlere de getirileceklerdi.[223] Sihirbazlar, yapacakları işin büyüklüğünün verdiği gururla ve elde edecekleri mükâfat nedeniyle sevinç içerisinde halka seslenerek Hz. Musa’yı suçladılar: ‘Bunlar (Musa ve Harun) iki büyücüden başka bir şey değiller. Büyüleriyle aldatıp sizi yurdunuzdan çıkarmak ve sahip olduğunuz örnek (güzel) yolunuzu (hayat tarzınızı, dininizi) yok etmek istiyorlar…. Ey Musa.’ (sihrini öncelikle) ya sen başlat, yahut Önce biz başlatalım’ [224] Hz. Musa’nın ‘Hayır (önce) siz başlayın [225] demesi üzerine gösterilerine başladılar. Onların “göz boyayan [226] ‘hilelerle dolu [227] gösterilerini takiben, Hz. Musa asasını yere attı ve asa kocaman bir yılan olup, sihirbazların bütün hile araçlarını yutup yok etti. Herkesin olup biten karşısında şaşkınlıktan donup kaldığı böylesi bir anda, daha birkaç dakika önce Hz. Musa’yı yenip, Firavun’un tahtını kurtarmak için çabalayan, şirk dininin ve bu dinin gereği olan zorba sistemin payandası durumundaki sihirbazlar bir anda secdeye kapanıp, şirki terk ettiklerini ve İslâm’a girdiklerini ilan ettiler: ‘Alemlerin Rabb’ine inandık [228] ‘Musa’nın ve Harun’un Rabb’ine inandık [229] dediler.

Çok kısa bir süre içerisinde gerçekleşen bu değişim çok büyük ve çok önemliydi. Hz. Musa’nın insanlara tebliğ ettiği ilâhî hakikâtleri, sihir alanında Hz. Musa’yı yenerek haksız ve yalan çıkarmaya çalışan; zorba sistemi koruyup kollamakla övünen; Hz. Musa’yı ülkenin birliğini ve dirliğini bozmakla suçlayan; Hz. Musa ve kardeşini alayla, tehditle karşılayan sihirbazlar, Hz. Musa’nın asasının kendi hile araçlarını yutması karşısında anladılar ki, Musa’nın yaptığı şey bir hile değidi. Bu ancak kendileri gibi sihirde en maharetlilerinin dahi anlamakta zorlandıkları mükemmel bir şeydi; bir mucizeydi. Bu ancak ilâhî mesaj taşıyan bir şeydi. Ve sonuçta bu ve bilemediğimiz başka nedenlerden dolayı Hz. Musa’nın davetini kabul edip Müslüman oldular. Biraz önce karşı çıkıp alaya aldıklarına büyük bir samimiyetle bağlanırlarken, biraz önce sahip olup büyük bir istekle savundukları şeye düşman kesildiler. Birkaç dakika içerisinde geçirdikleri değişim öylesine büyüktür ki, Firavun’un; ‘Ben size izin vermeden ona inandınız ha! [230] ‘(Ceza olarak) elbette ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim. Sonra hepinizi asacağım [231] tehditleri karşısında ne korktular ve ne de çekindiler. Sadece şunu söylediler;

‘(Bizi öldürmen önemli değil. Çünkü) biz zaten Rabbimize döneceğiz (Sen) Rabbimizin delilleri gelince ona inandık diye bizden öç alıyorsun.[232] Sonra karşılaşacakları işkencenin büyüklüğü, yaşayacaklarıacı ve sıkıntıların ağırlığı karşısında sığınılacak tek mercî olan Allah’a yönelip dua ettiler: ‘Ey Rabbimizl üstümüze sabır yağdır. Bizi Müslüman olarak öldür.[233] Onlar bu dualarıyla Firavun’un tehditlerine hiç aldırmadıklarını ilan ettikleri gibi, işkencelerden korkmadıklarını, ölüme razı olduklarını, ancak tek korkularının Müslüman olarak ölememek olduğunu bildiriyorlardı. Bunun için de Firavun’a ‘bizi affet yahut, orada bulunan insanlar yönelerek ‘Ne olur bize yardım edin, bizi destekleyin’ veya Hz. Musa’ya dönüp ‘Senden dolayı Müslüman olduk o halde o olağanüstü başarılarından birisini daha gerçekleştir de bizi kurtar! demiyorlardı. Gayet samimi bir tarzda Allah’a yöneldiler. Tek istekleri vardı; sabır: İşkencelere, zorluklara direnebilmek. Bunu ise ünlenmek, şan ve şöhretle anılmak için değil, sadece bir şey için istiyorlardı; işkenceler karşısında geri adım atmayıp, Müslüman olarak ölebilmek için. Çünkü işkencelerin ne kadar büyük ve ağır olacağını çok iyi biliyorlardı. Zira daha önceleri, o zamanlar mensubu oldukları zulüm sisteminin sayısız işkencelerine tanık olmuşlardı. Bundan dolayıdır ki, sabır isteklerinde ‘Rabbimiz bize sabır ver’ demediler. ‘Rabbimiz! üzerimize sabırlar yağdır, sabırlar boşalt’ dediler. Dualarında geçen kelime ‘ifrağ olup ‘döküp, boşaltmak’ anlamındadır.

Hz. Musa’nın risâlet döneminden bir kesiti anlatan bu ayetlerin Mekke zorbalarının işkenceleri altında, yaşamakla ölmenin ince sınırında gidip gelen müminlere ne kadar anlamlı ve büyük mesajlar verdiği açıktır. Onlar, işkencelere uğramalarının tevhid-küfür farklılığının değişmeyen sonucu olduğunu ve eğer Müslüman olma vasıflarını devam ettireceklerse, tüm zorluklara göğüs germek zorunda olduklarını böylesi canlı örneklerden hareketle bir kez daha anladılar. Daha da önemlisi, bu ayetlerle kendilerine verilen şu mesajı anlamakta hiç zorlanmadılar: Sihirbazlar birkaç dakika içerisinde sadece bir iki mucize karşısında öylesine bir ırnana sahip oldular ki, Firavun’un büyük mükâfatlarına, makam ve rütbe vaatlerine rağmen, sadece ve sadece imam tercih ettiler. Bu imanlarının, en ağır işkençeler altında ölmelerine neden olacağını bildikleri halde, imanlarında hiç tereddüt etmediler. Geri adım atmadılar, ‘İmanımızı biraz daha uygun zamanlara erteleyelim. demediler. Ölüme, işkenceye gönülden razı olup, Allah’tan sadece ve sadece sabretme gücü istediler. Ey Mekke’deki müminler! Sizler, uzun süredir Resulûllah’ın yanında bulunan ve O’nu yakından tanıyan kimselersiniz. Bu nedenle sihirbazların bu olumlu özelliklerini göstermeye sizler daha layık olmalısınız. Sizler onlar gibi sadece bir-iki mucizeyle iman etmiş kişiler değil, birçok mucizeye, Resulüllah’m Allah’ın Resulü olduğuna şahitlik eden birçok delile, İslâm’ın hak din olduğunu gösterir sayısız bilgiye şahit ve sahip oldunuz. O halde imanlarınızda tereddüt etmeyin, geri adım atmayın, sadece ve sadece sabır dileyin ve sabredin; zorluk ve zorbalıklara direnin, durumunuzu koruyun. Sakın ha! Mümin olduklarını söyleyip de Hz. Musa’yı sorguya çekenler gibi olmayın. Çünkü onlar Hz. Musa’ya şöyle demişlerdi; ‘Sen bize peygamber olarak gelmeden önce de., bize peygamber olarak geldikten sonra da eziyet gördük.[234] Başınıza gelen sıkıntılar nedeniyle Resulüllah’a sitemde bulunmayın. O görevini yapıyor, sizde görevinizi yapın. Resulüllah’m sizin için yapabileceği tek şey, Hz. Musa’nın dediği ve yaptığı şeydir: ‘Ey Kavmim! Siz gerçekten Allah’a iman ettinizse, gerçekten O’na teslim olan insanlarsanız, O’na tevekkül edin.[235]

Peki bütün bu talimatların gereği yerine getirilip, sabredilirse ne olacaktı? Bunun cevabı, sihirbaz iken; zorba idaresinin memurları, müşavirleri iken Müslüman olan şahsiyetlerin Firavun’a karşı sözleri ile açıklandı: ‘(Ey Firavun ne istersen yap) zararı yok… biz Rabb’imize döneceğiz. Biz ilk inananlar olduğumuz için Rabbimizin hatalarımızı bağışlayacağını umarız Biseni, bize gelen açık delillere ve bizi yaratana tercih etmeyiz. Yapacağını yap. Sen ancak bu dünya hayatında istediğini yapabilirsin. Biz Rabb’imize inandık ki, (O) bizim günahlarımızı senin bizi zorla(yıp yaptır)dığın büyüyü bağışlasın. (Elbette ki) Allah daha hayırlı ve (Onun mükafatı) daha süreklidir.[236] Takip eden ayetlerde ise, Allah, bu müminlerin ve benzerlerinin durumlarını şöyle açıkladı: ‘Kim Rabbine suçlu olarak gelirse onun için cehennem vardır; orada ne ölür ne de yaşar. Kim de O’na iyi işler yapmış bir mümin olarak gelirse, işte onlar için yüksek dereceler vardır. Altlarından ırmaklar akan Adn cennetleri. Orada sürekli olarak kalırlar. îşte (şirkten) arınanların mükâfatı budur.[237]

Söz konusu kıssayı anlatan ayetlerde, Firavunla özdeşen Mekke zorbalarına da önemli mesajlar verildi; zorbalıklarının kendilerini nasıl bir sona sürüklediği gösterildi. Ordusuna, saltanatına, zenginliğine güvenen Firavun ve adamlarının rezil oldukları, saltanatlarının yıkıldığı, aşağılandıktan, cehenneme sürüklendikleri; sahip oldukları güç ve imkanların kendilerine hiç fayda sağlamadığı açıklandı. Bütün zorbaların sonunun farksız olduğu; zaman değişse, toplum değişse bile zorbaların kötü sonunun değişmediği bildirildi. Ve bu çerçeveden olmak üzere şöyle ildi’ ‘Ey Mekke zorbaları! bu zorbalıklarınıza devam ederseniz, dostunuz ve arkadaşınız Cehennem’deki Firavun olacaktır. Şu anda sahip olduğunuz güç ve Takanlar size bir fayda sağlamayacaktır. Zenginliğinize, ordularınıza güvenip zorbalığa devam ederseniz Allah’ın dünya ve ahiret azabı sizin olacaktır. Aynen, seniz olan Firavun ve adamlarında olduğu gibi: ‘Firavun ve adamları geride neler bırakmışlardı; nice bahçeler, çeşmeler, ekinler, güzel makamlar ve zevküsefa sürecekleri nice nimetler. (Evet) böyle oldu ve biz onları başka bir topluluğa miras verdik. Firavun ve adamlarına (ne) gök (ne de) yer ağladı. Ve (azapları da) ertelenmedi.[238]

[219] Bûruc sûresi, 85:1-8
[220] Bûruc, 85:1-8
[221] Suara, 26:30
[222] Şuara, 26:34
[223] Şuara, 26:41,42
[224] Tâhâ, 20:63,65
[225] Tâhâ, 20:66
[226] Araf, 7:115
[227] Araf, 7:117
[228] Araf, 7:121
[229] Araf, 7:122; Taha, 20:70
[230] Araf, 7:123
[231] Araf, 7:124
[232] Araf, 7:125,126
[233] Araf, 7:126
[234] Araf, 7:129
[235] Yunus, 10:84
[236] Taha, 20:72-73
[237] Taha, 20:74-76
[238] Duhan, 44:25-29
Allah razı olsun emeğine sağlık
 

Facebook

Üst Alt