Gel ey şifa

ceylannur

Yeni Üyemiz
reflection.jpg



Hastalıklar sağlığı hissettiriyor, sıkıntılar hisleri harekete geçiriyor… Sağ ve sağlıklı olmanın değeri yitirilmeye yakın idrak ediliyor. Sabreden için sıkıntıyı sekine izliyor, sabredemeyene ıztırap darbeleri vurmaya devam ediyor…

Hastalıklar sarmış, sıkıntılar sıkıyorken tevekkül ipine sarılıp istiğfarla çekmekten başka çare var mı? Kulluğun kalbi duâ ve ubudiyetle attığını hatırlatır hastalık… Kalbi temizler, duyguları durultur, dimağları diriltir… Nefis sersemleşse de nazarlar keskinleşir, hayatın anlam perdeleri aralanır…

Hastalık mihnettir, sıkıntı mihnettir, mihnetsiz nimete ulaşacağını ummak sağlıksız bir bekleyiştir. Hastalık gafleti dağıtıyorsa devâ geliyordur… Dert ve devâ diye döner dünya… Duâ denizi, hikmet dağları, ubudiyet ovaları şifâ dileyenleri beklemektedir… Oturmak ve durmakla gelmez devâ… Çöl durgunluğunda şifâ yoktur, vahşî dertler vardır.

Çöl kavuruculuğundan kurtulmak, duyguları diriltmek, kalbi yeşertmek, çoraklığı çiçek bahçesine dönüştürmek iman suyu olmadan olur mu? Su ne kadarsa hayat da o kadar… İman ne kadar kavî ise, hastalık da o kadar zaif… Zamanın zayıflattığı ömürde iman kuvvetlenerek büyüyorsa hastalık sıkıntısı, sıkıntı hastalığı küçülüyordur.

Yakînin yükselmesi dert ve devânın yakınlaşması demek… Ayrılıklar yakînin zayıflamasından… Dert ve devâ yakalarının birleşmesi iman düğmesini düğmelemeden olur mu? Korku ve ümidi buluşturan iman, hastalık ve şifâyı da barıştırır…

Vesvese ve şüphe bulaşmış iman tedaviye muhtaçtır. Duâ denizlerinde yüzmeye, hikmet dağlarına tırmanmaya, ubudiyet ovalarında yürümeye ihtiyaç vardır. Ertelenen ihtiyaç imanı örseler…

Denizler öfkelenir, dağlar lav kusar, ovalar depreşir… Her yer hastalık kaynar… Dünyaya darılan hayat terk eder gider… Kâinat yapraklarını toplayarak kapanır. Hayat susmuş, ölüm kâinatı kabzasına almıştır. Bu sonu unutmak asıl hastalık, esas dert…

Güneş her gün doğudan doğuyor batıdan batıyor, ay gecede tebessüm ediyor, yağmur damlaları toprağı okşuyor, çiçekler gülerek bize bakıyor, balıklar Yunus diye yüzüyor, rüzgârlar dağların zirvesine ninniler söylüyor, ovalarda ağaçlar meyve ellerini uzatıyor, arılar vız vızlarından vazgeçmiyor, turnalar uçuyor, sular akıyor, nehirler çağlıyor, bahar bitiyor yaz başlıyor, mevsimler dönüyor, yıldızlar bizi yalnız bırakmıyorsa hastalıklara şifa, dertlere deva vardır… Sıkıntılar sıksa da çözülecektir… Üzüntüler üzerimizden akıp gidecek, çaresizlikler çareye dönüşecektir…

Hikmet dağları dertleri dinliyor, iman suyu yüreği dolduruyor, ovalarda ubudiyet serinliği esiyor… Umut diye dönüyor dünya, yarınlar devâya akıyor… Sinelere muştu yağmurları yağıyor…

İman, sen ne büyük şifâsın… Kâinat ne büyük eczahane… Kur’ân devâ kaynağı… Aklımız bir anahtar, kalbimiz bir anahtar, duygularımız bir anahtar… Kapıları açmak ve içeri girmek varken nazlanmak niye? Vahşî çöl, çok mu güvenli ey nefis? Kime dayanacak, nasıl savuracaksın canavarları?

Hasta olan var mı, hasta olmayan var mı? Sadrını sıkıntı saran var mı, sarmayan var mı? Dertle dönen var mı, dönmeyen var mı? Denizler, dağlar, ovalar, bizi hepimizi bekliyor… Yıldızlar tebessüm ediyor, Ay gülüyor… Güneş doğuyor… Kur’ân kâinatı okuyor, kâinat Kur’ân’ın zikriyle coşmuş… Ne gam, ne keder, ne hastalık… Gel ey şifâ… Gel!



Hüseyin EREN
 

VuSLaT

Yönetim
Yönetici
İman, sen ne büyük şifâsın… Kâinat ne büyük eczahane… Kur’ân devâ kaynağı… Aklımız bir anahtar, kalbimiz bir anahtar, duygularımız bir anahtar… Kapıları açmak ve içeri girmek varken nazlanmak niye? Vahşî çöl, çok mu güvenli ey nefis? Kime dayanacak, nasıl savuracaksın canavarları?

Ne güzel satırlar emeğine sağlık canım,,,,
 
Üst Alt