Hz. Muhammed (sav ) Hareketli aylar

BULUT

Aktif Üyemiz
Yönetici
HAREKETLİ AYLAR

Hareketli aylar
Hareketli aylar
(Ey iman edenler!) Sizin dostunuz ancak Allah’tır, Resulüdür, iman edenlerdir; o müminler ki Allah’ın emirlerine boyun eğerek namaz kılar, zek’atı verirler. Kim Allah’ı, Resûlü’nü ve iman edenleri dost edinirse (bilsin ki) üstün gelecek olanlar şüphesiz Allah’ın tarafını tutanlardır. Ey iman edenler! Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden dininizi alay ve oyun konusu edinenleri ve kâfirleri dost edinmeyin. Allah’tan korkun; eğer müminler iseniz. [217]

Bedir’i takip eden aylar, Müslümanlar için son derece hareketli ve yoğun geçti. Olumlu veya olumsuz birçok yeni gelişme ve olay yaşandı. Bunlardan bir kısmı, ilâhî katta belirlenen ve benzeri olmayacak mükemmellikte bir hayat tarzı olarak insanlığa sunulan İslâm’ın tedrici süreçte tamamlanmasının yeni adımlarını oluştururken; diğer bir kısmı ise, yarımadanın ortasında düşman topluluklarıyla çevrelenmiş Müslümanların güvenliğini temin etmek için gerçekleştirilen girişimlerdi. Fıtır sadakasının ve bayramların tahsis edilmesi islâm’ın tedrici inşasının yeni aşamalarını temsil ederken; Karkaratülküdr harekâtı, Kaynukalarm Medine’den sürgün edilmeleri ve Mekkelilerin suikast girişimi nedeniyle düzenlenen harekât ise güvenlik problemiyle ilgili gelişmeleri oluşturdu.

Karkaratülküdr Harekâtı

Bedir zaferinin sevinci ile ilk kez kutlanan Ramazan bayramının coşkusunun birleştiği gün Süîeym ve Gatafan kabilelerine mensup kalabalık bir topluluğun Medine’ye saldırmak amacıyla toplandıklarının haberi alındı. Bu iki kabile muhtemeldir ki, Bedir zaferi ile bölgede varlığını güçlü şekilde hissettiren ve bölgenin egemen gücü haline gelen Müslümanların bu durumunun, kendi egemenliklerinin aleyhine bir gelişme oluşundan rahatsızlık duymuşlardı. Yemen-Şam kervan yolunun Müslümanların kontrolüne geçmesi ise, müşrik topluluklar için bir diğer olumsuz gelişmeydi. Bu durumda, Kureyş’in halledemediği işi kendilerinin halledebileceğine inanıp, bir askerî harekât için gerekli hazırlıklara başlamışlardı. Toplandıkları yer Medine’ye sekiz günlük mesafede bulunan Karkaratülküdr bölgesiydi. Burası Süleymlerin su kaynaklarının bulunduğu, hayvanlarını otlattıkları bir bölgeydi.

Resulüllah, İbn Ümm-ü Mektûm ile Sibâ b. Urfuta’yı yerine vekil olarak Medine’de bırakarak iki yüz kişilik birliğin başında bölgeye hareket etti (27 Mart 624). Bölgeye ulaştıklarında oldukça büyük bir sürüyü otlatan bir grup çobandan başka hiç kimseyi görmediler. İslâm ordusunun üzerlerine geldiğini duyan Gatafan ve Süleym topluluğu kaçıp, dağılmıştı. İslâm ordusu bölgede üç gün kaldı. Bununla, düşmandan korkulmadığının ve gerekirse savaşmaya hazır olunduğunun mesajını vermek amaçlandı. Sonra kaçan toplulukların hayvan sürülerine el konularak Medine’ye dönüldü. Müslümanlar bu sefer vasıtasıyla hem bölgenin müşrik topluluklarına bir gözdağı vermiş oldular, hem de ekonomik olarak rahatlamalarına neden olacak önemli miktarda ganimet elde ettiler. İslâm ordusu Medine’ye dönünce esasen çoktandır kendisini hissettirip duran bir problemin iyice canlandığına, Kaynukalarm Müslümanların aleyhine tutum ve davranışlarını yoğunlaştırdıklarına tanık oldular. Müslüman bir kadına yönelik ahlâksız saldırı ile bir Müslüman erkeğin öldürülmesi ise probleminin çözümünü zorunlu kıldı. Vakit kaybetmeden söz konusu problemin çözümü için gerekli girişimlerde bulunuldu.

Kaynukalıların Kovulması

Kaynukalar, Medine’deki üç Yahudi kabilesinden birisini oluşturuyorlardı. Resu-lüllah’m, hicreti takip eden ilk günlerde, İslâm devletini inşası sürecinde anlaşma yaptığı kabilelerden birisi de Kaynukalarch. Anlaşma ile Kaynuka Yahudileriyle Müslümanlar arasında diplomatik bir dostluk tesis edilmişti. Anlaşma gereği Kaynukalarm da arasında yer aldığı Medine’deki Yahudi toplulukları Müslümanların aleyhine bir girişimde bulunmayacaklar ve Medine’ye yönelik bir düşman saldırısında Müslümanlarla birlikte hareket edeceklerdi. Ancak bu anlaşmaya rağmen diğer iki kabilenin de yaptığı üzere, Kaynukalar rahat durmadılar ve çoğu zaman gizlice ama bazen de açıktan İslâm ve Müslümanlar aleyhinde faaliyetlerler yürüttüler. Bedir’i takip eden günlerin birisinde Müslüman bir kadına yönelik davranışları ise sabırları bozan ve bardağı taşıran son damla oldu. Olay şu şekilde gelişti: Alışveriş için Kaynuka pazarına giden kadın, tamamına yakını kuyumculukla uğraşan Kaynukalardan birisinin dükkanına uğradı. Dükkandaki Yahudiler, bir oyun oynamaya karar vererek, kadına fark ettirmeden elbisesinin eteğini sırtına iğnelediler. Kadın işi bittikten sonra ayağa kalkınca, vücudunun alt kısmı açıkta kaldı. Kadının halini gören Yahudiler bundan büyük bir keyif alıp, gülüp eğlendiler. Kendini çaresiz hisseden ve mahcup olan kadının yardım çağrısına yakındaki Müslüman bir erkek koştu. Ancak çıkan kavgada bu Müslüman Yahudiler tarafından öldürüldü.

Esasında bu olay gerçekleşmeden önce, Resulüllah Kaynuka kabilesine bir ders vermeyi ve hatta onları Medine bölgesinden uzaklaştırmayı düşünmüştü. Resulüllah’ın Kaynukalarla ilgili düşüncesinin nedeni, bunların Bedir savaşındaki galibiyeti bile Müslümanlarla alay etmenin aracı olarak kullanmalarıydı. Kaynukalara göre Müslümanların elde ettiği zafer, savaşmayı bilmeyen bir topluluğa karşı yapılmış bir savaşın başarısından başka bir şey değildi. Karşılarına savaşın ne olduğunu bilen bir topluluk çıkacak olsa Müslümanların bozguna uğrayacaklarının kesin olduğunu söylüyorlardı. Kaynukalar, ‘savaşın ne olduğunu bilen topluluk’ sözüyle üstü kapalı olarak kendilerini işaret ediyorlar ve böylelikle bir anlamda Müslümanları tehdit ediyorlardı. Bu durumdan rahatsız olan Resulüllah, Kaynuka pazarına kadar giderek ‘Ey Yahudi topluluğu! Kureyş’in Bedir’de uğradığı bozgunun sizlerin de başına gelmesinden çekinin. Gelin Müslüman olun. Aslında biliyorsunuz ki ben Allah tarafından gönderilmiş bir peygamberim’ diye seslendi. Ancak o anda dahi Resulüllah’ı tehdit etmekten geri kalmadılar: “Ey Muhammedi Savaşmayı bilmeyen ve düzenden mahrum olan bir toplulukla çarpışmandan elde ettiğin başarı seni aldatmasın. Vallahi bizler savaşın ne olduğunu çok iyi biliriz. Eğer bizimle savaşacak olursan sen o zaman gerçeğin ne olduğunu anlarsın [218] dediler. Resulüllah yapılmış olan anlaşmaya uyma adına bir şey demeden Medine’ye geri döndü.

Resulüllah, Kaynukalara bir ders vermeyi çok arzuluyor, ama anlaşma gereği bir şey yapamıyordu. Anlaşmanın şartlarına uymaktan başka yapabileceği bir şey yoktu. Çünkü açıkça bir düşmanlık olmadığı sürece, anlaşma bozulmuş sayılmazdı. Fakat Kaynukalardan bazı kimselerin Müslüman bir kadına yönelik çirkin davranışları ve bununla da kalmayıp bir Müslüman’ı öldürmeleri anlaşma engelini ortadan kaldırdı. Kaynukalar bu yaptıklarıyla anlaşmayı bozmuş oldular. Vahyolunan bir ayet ise Resulüllah’ın anlaşma engeline takılmamasını bildirdi: ‘(Anlaşma yaptığın) bir topluluğun hainlik yapmasından korkarsan, sen de hak ve adaletle (yaptığın anlaşmayı) onların üzerine at. Çünkü Allah hainleri sevmez.[219] Resulüllah, Lübâbe b. Abdû’l Münzir’i idarî işlerde vekili olarak Medine’de bırakarak, mücahitlerle birlikte Kaynukalarm ikamet ettiği bölgeye hareket etti (20 Nisan 624). Kaynukalar kalelerine girerek kapıları sıkıca kapadılar. Müslümanlar kaleyi kuşattılar ve günler bu şekilde geçmeye başladı. Kuşatma 15 gün devam sürdü. Kaynukalar aç ve susuz kaldılar. Sonunda Resulüllah’m vereceği karara uyacaklarını söyleyip, teslim olmayı kabul ettiler. Resulüllah yaptığı istişareleri ve içinde bulunulan şartları da dikkate alarak Kaynukalarm Medine’den sürgün edilmesine karar verdi. Kaynukalara yol hazırlığı yapmaları için üç gün müsaade etti.

Bu arada münafıklardan bazıları Kaynukalarm affedilmesi için araya girdiler, bu konuda Resulüllah’a baskı yapmaya çalıştılar. Münafıkların lideri konumundaki Abdullah b. Ubeyy sürekli Kaynukalarla Resulüllah arasında mekik diplomasisi sürdürdü. Abdullah b. Ubeyy’in Resulüllah’a karşı ileri sürdüğü en önemli gerekçesi, Kaynukalardan birçok dostunun olmasıydı. Kendisi bir Müslüman olduğu için dostlarına sürgün cezası verilmesinin uygun olmayacağını iddia diyordu. Fakat bu sırada vahyolunan ayetler hem o an ki problemi çözüme kavuşturdu ve hem de Müslümanların kimleri dost edinebileceklerinin esaslarını açıkladı: ‘(Ey iman edenler!) Sizin dostunuz ancak Allah’tır, Resulüdür, iman edenlerdir; o müminler ki Allah’ın emirlerine boyun eğerek namaz kılar, zekatı verirler. Kim Allah’ı, Resûlü’nü ve iman edenleri dost edinirse (bilsin ki) üstün gelecek olanlar şüphesiz Allah’ın tarafını tutanlardır. Ey iman edenler! Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden dininizi alay ve oyun konusu edinenleri ve kâfirleri dost edinmeyin. Eğer müminlerscniz Allah’tan korkun’ [220] Allah, münafıkları deşifre edip, Müslümanları hem bilgilendirmek ve hem de uyarmak için şu ayetlerini de vahyetti: ‘Ey iman edenler! Yahudileri ve Hıristiyanları dost edinmeyin. Zira onlar birbirlerinin dostudurlar. İçinizden onları dost tutanlar, onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna yol göstermez. Kalplerinde hastalık bulunanların ‘Başımıza bir felaket gelmesinden korkuyoruz’ diyerek onların arasına koşuştuklarını görürsün. Umulur ki Allah bir fetih yahut katından bir emir getirecek de onlar içlerinde gizledikleri şeyden dolayı pişman olacaklardır.[221]

Hazırlıklarını tamamlayan Kaynukalar Şam’a gitmek üzere yola çıktılar. Verilen hüküm gereği mal varlıklarını yanlarına alamadıkları için, tüm mal varlıkları Müslümanlara kaldı. Kaynukalarm sürgün edilmesiyle, Müslümanlar hem ekonomik anlamda önemli imkânlar elde ettiler, hem de en önemli düşmanlarının bir kısmından kurtulmuş oldular.

Bir Suikast Girişimi

Bedir, Mekke toplumu için büyük bir yenilgiydi. Neredeyse bütün liderlerini kaybetmişlerdi. Eşraftan sadece Ebû Süfyan kalmıştı. Acıları büyüktü. Acılarını dindirecek tek şey intikamlarının ahnmasiydı. Bu nedenle birçok Mekkeli gibi Ebû Süfyan da Mekke’nin intikamını alacağına, intikam alınıncaya kadar yıkanmayacağına, koku sürünmeyeceğine, eşiyle birlikte olmayacağına yemin etti. Bu acılarını taze tutacak, intikam duygularını besleyip geliştirecek bir yemindi. Elbette ki yemin herkes için önemlidir. Ancak böylesi herkesin haberdar olduğu yeminler Arap toplumu için çok daha önemliydi. Ne olursa olsun gereğini yerine getirmek’ gerekirdi. Gereği yerine getirilmeyen yemin, sahibi için onursuzluktan başka bir şey olmazdı. Günler geçtikçe Ebû Süfyan gereğini yerine getirmesinin kendisi için son derece zor olduğu bir yemin ettiğini fark etmeye ve yemini nedeniyle sıkıntı çekmeye başladı. Hayatını normal seyrinde sürdürmekte yemininden kaynaklanan engeller vardı. Yeminini yok sayamazdı. Bu durumda onuru zedelenir, alay konusu olurdu. Yapabileceği tek bir şey vardı; yemininin gereğini yerine getirmek. Müslümanları yenilgiye uğratacak bir savaş, kararı bir anda verilecek ve gerçekleştirilecek bir şey değildi. Ciddi hazırlıklara ve dolayısıyla zamana ihtiyaç vardı Acelece girişilmiş bir savaşın aleyhlerine olması muhtemeldi. Bu durumda Ebû Süfyan için, hem yemini onurunu zedelemeden bozmasına imkân sağlayacak ve hem de itibarını kurtaracak bir tek yol kalıyordu; Resulüllah’a yönelik bir suikast gerçekleştirmek. Gerçi bu onurlu bir savaşçının hiçbir zaman tercih etmeyeceği, korkakça bir girişimdi; ama yapabileceği başka bir şey yoktu. Müslümanlara acıyı yaşatacak bir suikast gerçekleştirebilirse, geçici bir çözüm elde etmiş ve yemininin sorumluluğundan kurtulmuş olurdu. Vakit kaybetmeden, Müslümanlara yönelik kinleri ile tanınan bazı gençlerden oluşturduğu bir birlik ile gizlice yola çıktı.

Ebû Süfyan, suikast timiyle yola çıktığı zaman, haram aylar başlamıştı. Arap toplumu için haram aylarda kan akıtmak, savaşmak büyük ‘günah’ti. Böylesi bir girişimi herkes ayıplardı. Bu nedenle Ebû Süfyan sıkıntılıydı. Ama eğer amacına ulaşabilir ve Müslümanlara şiddetli bir acı yaşatabilirlerse söz konusu ‘günah’ını savunmakta zorlanmazdı. Mecbur kaldıklarım, üstelik haram ay şartına daha önce Muhammed’in de uymadığını söyleyebilirdi. Ama eğer suikast girişimi başarılı olmazsa, gelişmelerin tüm Mekkelilerin aleyhine olacağı kesindi. Böylesi bir durumda itibarlarının ciddi bir yara alması söz konusuydu. Hem Müslümanlara karşı ikinci kez yenilmiş olacaklar, hem suikast gibi Araplar arasında pek de tasvip edilmeyen, ancak korkakların tercih edeceği bir yöntemi seçtikleri için ayıplanacaklar ve hem de haram aylarda kan dökmek için girişimde bulundukları için suçlanacaklardı. Tüm bu nedenlerden dolayı Ebû Süfyan rahat değildi. Zihnini meşgul eden yığınla sorunun ve muhtemel birçok olumsuz gelişmenin baskısı altında, yaklaşık kırk kişiden oluşan suikast timiyle birlikte gizlice yollarına devam edip, bölgedeki hiçbir topluluğa hissettirmeden Medine’ye kadar vardılar.

Ebû Süfyan adamlarını Medine’ye bir günlük mesafedeki Nîb Dağı yakınında bırakıp, yanma aldığı birkaç kişi ile gece vakti Nadirlerin yerleşim merkezine gitti. Amacı, arkadaşı olan Nadirlerin reislerinden Sellâm b. Mişkem ile görüşüp istişare yapmaktı. Belki ondan, sıkıntılarına çözüm olacak bir şeyler öğrenme veya bir yardım elde etme imkânına sahip olabilecekti. Sellâm ile görüştü; Medine’ye geliş amaçlarını açıklayıp, fikrini sordu. Sellâm’dan Resulüllah’m ve Müslümanların durumları hakkında ayrıntılı bilgiler aldı. Gelişmelerden anlaşıldığı kadarıyla, mevcut şartlarda Resulüllah’a yönelik bir suikast girişiminin zor olacağını, Resu-lüllah’m bulunduğu yere ulaşana kadar fark edileceklerini öğrendi. Bu durumda yapabilecekleri tek şey, Medine’nin kenar mahallelerinde oturan Müslümanlara zarar vermekti. Ebû Süfyan tekrar gizlice Nîb Dağında beklemekte olan adamlarının yanma döndü, içlerinden bir grubu kenar mahallelerde oturanlara saldırıp zarar vermeleri için Medine’ye gönderdi. Bundan da anlaşılıyor ki, faili belli olmayan bir girişim aracılığıyla Müslümanlara zarar vererek acısını biraz olsun dindirmeyi planmıştı. Suikast timi Medine’ye yaklaştı. Medine’nin kıyısındaki hurma bahçeleri arasında bulunan iki evi ateşe verdiler. Çıkan çatışmada ev sahipleri olan iki kişiyi öldürdüler ve tekrar arkadaşlarının yanma döndüler.

Baskın haberi anında tüm Medine’de duyuldu. Suikast timinin kimler oldukları ve ne tarafa kaçtıkları anlaşılmıştı. Çünkü saldırganlardan bazıları tanınmıştı. Resulüllah hemen iki yüz kişilik bir birliğin başında harekete geçti. Ancak, gerçekleşen takibe rağmen Ebû Süfyan ve adamlarına ulaşılamadı. Yolda bulunan erzak torbalarından anlaşıldı ki, Mekkeliler kaçarlarken hızlarını artırabilmek için yüklerini azaltmak amacıyla erzak torbalarını dahi atmışlardı. Sevik denen erzak torbalarını atarak kaçtıkları için Sevik harekâtı olarak isimlendirilecek bu olayı takiben Mekkeliler Mekke-Şam ticaret yolunu tamamen kaybetmiş oldular. Bundan böyle bu yolu kullanamayacaklarını, suikast girişimleri ile Müslümanların Mekke kervanlarına yönelik düşmanca girişimlerine meşrutiyet sağladıklarını fark ettiler. Bu nedenle de takip eden sürede, uzunluğu ve riskleri nedeniyle daha önceleri hiç tercih edilmeyen Necd ve Irak üzerinden Şam bölgesine ulaşan ticaret yolunu kullanmaya başladılar. Tüm bu gelişmeler Mekke ekonomisi ve dolayısıyla Mekke toplumu için yeni zorluklara işaret ediyordu.

[217] Maide sûresi, 5:55-57
[218] Vakıdî, Meğazi, 1/138; Belâzürî, Ensâbü’l Eşraf, 1/308, 309.
[219] Enfal, 8:58
[220] Maide, 5:55-57
[221] Maide, 5:51,52
 
Üst Alt