Hz. Muhammed (sav ) Kitlesel Davetin ilk Günleri

BULUT

Aktif Üyemiz
Yönetici
KİTLESEL DAVETİN İLK GÜNLERİ

Hz. Muhammedin (sav) hayatı
Hz. Muhammedin (sav) hayatı
(Eğer Allah’a, kendilerine verdiği diğer nimetlerden dolayı kulluk etmiyorlarsa, hiç değilse) Kureyş’in (güvenini sağlayıp) onları bir araya getirip anlaştırdığı, yaz ve kış yolculuğuna (kışın Yemen’e, yazın Şam’a) alıştırdığı için bu evin (Kabe’nin) Rabb’ine kulluk etsinler. O (Rabb) ki, onları yedirip açlıktan kurtardı ve onları korkudan güvene kavuşturdu. [352]

Mekke ileri gelenleri öfkelenseler ve her geçen gün kinle biraz daha dolsalar bile, risâletin ilk yıllarında Resulüllah’a karşı sert tutum ve tavra veya davetini engelleyici fiilî tepkiye sahip olmadılar. Çünkü, Resulüllah’m saygıyla andıkları Abdül-muttalib’in torunu olduğunu bir an için unutsalar dahi, Haşim oğullarını dikkate almazlık edemediler. Her ne kadar Ebû Leheb kendi saflarında yer alıyorsa da, Resulüllah’a karşı girişecekleri olumsuz bir tavır veya hareketin Mekke’nin en güçlü soylarından Haşim oğullarının tepkisini çekeceğini biliyor ve öfkelerini, kinlerini bastırmaya çalışıyorlardı. Fakat Safa tepesinde gerçekleşen olay üzerine Haşim oğullarının o zamanki en yaşlı ferdi ve dolayısıyla lideri olan Ebû Talib’le görüşmeye karar verdiler. Dâru’n Nedve’de bir toplantı tertip ederek, durumu aralarında görüştüler. Ebû Talib’e gidecek heyeti belirlediler. Ebû Talib’e görüşmeye gidecek heyetin Ebû Cehil, Velid b. Muğire, Âs b. Vâil, Münebbih b. Haccac, Nu beyh b. Haccac, Şeybe b. Rabia, Ebû Süfyan b. Harb, Utbe b. Rabia, Âs b. Hişam Esved b. Muttalib’den oluşmasını kararlaştırdılar. Heyetin bu kadar kalabalık vı Mekke’nin en önemli şahsiyetlerinden oluşması, müşrik sistemin, Resulüllah’ıı gerçekleştirdiği İslâm davetinden ne kadar rahatsız olduğunu göstermesi açısın dan önemlidir.

Ebû Talib’le görüşen heyet, sıkıntı ve isteklerini kısa ve kesin ifadelerle dile getirdi,’Yeğenine engel olmalısın. Çünkü o ilâhlarımızı aşağılıyor, dinimizi eleştiriyor, dinimiz nedeniyle bizleri akılsız olmakla suçluyor, atalarımızın doğru yolda olmadılarını söylüyor. Şimdi sen ya yeğenine engel olursun ya da aradan çekilir onunla bizi baş başa bırakırsın. Biz de O’nun hakkından geliriz [353] dediler. Bu.sert ültimatomları nedeniyle Ebû Talib’i karşılarına almamak için sözlerine ‘Senin de bizimle aynı şekilde O’na muhalif olduğunu biliyoruz’ cümlesini eklemeyi de ihmal etmediler. Mekke’nin ileri gelenlerini, kalabalık bir heyet halinde karşısında bulan Ebû Talib, onların sert sözleri ve teklifleri karşısında olumlu veya olumsuz bir şey demedi. Heyetteki kişilere güler yüzlü, tatlı dilli bir şekilde ev sahipliği yaptı.

Kaynaklarda, Ebû Talib’in Mekke heyetinin ziyareti nedeniyle yeğeniyle görüştüğüne dair bir bilgi yer almamaktadır. Halbuki Mekke eşrafının sonraki görüşmelerinde, Ebû Talib’in Resulüllah’ı çağırtarak gelişmeler hakkında görüşüp konuştuğu nakledilmektedir. Bu da gösteriyor ki, Ebû Talip bu ilk heyeti pek önemsemedi veya Haşim oğullarının lideri olarak rakip ailelerin adamlarına ilk anda boyun eğer duruma girmek istemedi. Ancak Mekke eşrafının, bu girişimlarinin kendileri açısından olumlu sonuç vereceğini umdukları ve hatta emin oldukları düşünülebilir. Mekke’deki bütün soyları temsil edecek tarzda kalabalık bir heyet halinde görüşmelerinin, Ebû Talib’in şahsında Haşim oğullan için önemli bir ihtar niteliği taşıyacağını düşünmüş olmalıdırlar. Fakat, söz konusu girişimlerinin Resulüllah’m durumunda hiçbir değişikliğe neden olmadığını gördüler. Hatta Resulüllah’ın yeni vahyolunan ayetler nedeniyle İslâm davetinde daha da aktifleşti-ğine şahit oldular. Resulüllah’ın sadece yoksul, güçsüz, kölelere değil, bizzat kendilerine de İslâm’ı anlattığına her geçen gün daha sık şahit olmaya başladılar. Dönemin özelliğini özetlemesi açısından îbn Kesir’in şu tespiti önemlidir; ‘Rasulüllah, gece gündüz demeden, gizli, açık her şekilde insanları Allah’a imana davete devam ediyordu. O’nu, bu işinden hiç kimse alıkoyamıyor ve geri çevir emiyordu. İnsanların meclislerine, toplantı ve merasim yerlerine, alışveriş yerlerine, hac duraklarına uğruyor, karşılaştığı, hür, köle, zayıf, güçlü, zengin, yoksul herkesi imana davet ediyordu.[354]

Mekke ileri gelenleri, Ebü Talib’le görüşmelerinin Resulüllah’ı davasından vazgeçirmeye vesile olacağını düşünedursunlar, o sıralarda vahyolunan iki kısa süre ile tüm Mekkelilere ve elbette ki özellikle de Mekke liderlerine Önemli bir hatırlatmada bulunuldu. Bu hatırlatmayla, niçin Müslüman olmaları gerektiği çarpıcı şekilde ifade edildi. İman etmelerini gerektiren tarihî ve toplumsal gerekçeler dile getirildi. Söz konusu sûreler Fil ve Kureyş sûreleriydi. Fil sûresinin temel konusu, yaşı Resulüllah’tan büyük olanların bizzat görüp, yaşadıkları, diğerlerinin ise kesin bir bilgiyle haberdar oldukları Mekke tarihinin en önemli olayıydı. Fil süresiyle, tüm Mekkelilerin hafızasında canlı şekilde yaşayan fakat Resulüllah’m karşısında iken pek hatırlanmak istemedikleri bir olay hatırlatılıyordu. Mekkelilere, özellikle de davetin öncelikli muhalifi olan eşrafa hatırlatılan olay, Kabe’nin mucizevî bir şekilde korunmasıyla ilgili yakın geçmişte yaşanmış bir olaydı. Olayın sebebi ve gelişimi şu şekilde gerçekleşmişti: Habeş kralı adına Yemen’i ele geçirip bölgenin valisi olan Ebrehe zamanla idaresini iyice sağlamlaştırmış ve Yemen hükümdarı olmuştu. Ebrehe’nin ideali, Arap yarımadasını Hıristiyanlaştırmak ve Arapların elinde bulunan doğu bölgeleri ile Bizans arasındaki ticareti kontrolü altına almaktı.

Özellikle de Mekke merkezli ticarî faaliyetleri kendi bölgesine kaydırmak arzusundaydı. Mekke’deki putlarla dolu Kabe’nin ticari faaliyetlerdeki büyük Önemini bildiği için, Yemen’in başkenti San’a’da çok büyük bir kilise yaptırarak, çevre bölgelerdeki insanların ilgisini San’a’ya çekmeye çalıştı. O, bu girişimiyle Arap yarımadasındaki ticarî faaliyetlerin baş etkeni olan Kabe’nin önemini küçülteceğini ve Kabe’yi ziyaret gayesiyle Mekke’ye giden Arapların bundan sonra San’a’daki kiliseye geleceklerini umuyordu. Aslında Kabe’yi yıkıp yok etse amacına daha kolay ulaşacağını biliyordu. Fakat böyle bir davranışını insanların gözünde haklı gösterecek gerekçesi yoktu.

Ancak bir Arap’ın kiliseye pislemesi söz konusu gerekçeyi oluşturdu ve 60.000 asker ve 13 filden oluşan ordusuyla, görünüşte kilisesine yapılan saygısızlığın intikamını almak, ancak esasen Kabe’yi yıkmak için Mekke’ye doğru yola çıktı. Yol boyunca bölge Araplarıyla birçok defa savaştı. Geçtiği bölgeleri yönetim alanına kattı. Sonunda Mekke yakınlarına kadar geldi.

Mekkeliler, bir zamanlar tevhid dininin sembolü ve merkezi olan ve şimdi put-haneye dönüşmüş bulunan Kabe nedeniyle önemli menfaatler elde ediyorlardı. Mekke halkı, Kabe’nin hizmetkarı sıfatıyla, diğer insanların gözünde önemli bir konuma sahipti. Kabe’nin hizmet ve korunmasını üstlenmeleri nedeniyle özellikle ticarî faaliyetlerde açığa çıkan birçok imtiyazlar elde etmişlerdi. Adeta tüm Arapların dinî reisleri konumundaydılar. Hac ziyaretleri ve buna bağlı olarak Mekke yakınlarında kurulan panayırlar sayesinde önemli ekonomik gelirler elde etmekteydiler. Tüm bunların nedeni Kabe’ydi. Kabe’nin yıkılması, yok olması Mekke’yi değersiz bir çöl şehri konumuna düşürecek, böylelikle bütün gelir ve imtiyazlarım kaybedeceklerdi. Tüm bu nedenlerden dolayı Ebrehe’nin Kabe’yi yıkmak niyetiyle Mekke yakınlarına kadar gelmesi, Mekkeliler için karşılaşılabilecek en büyük felaketti. Ancak ne yazık ki, bu felakete engel olacak askerî güçleri yoktu. Ebrehe’nin ordusuyla Mekke’ye saldıracağını anladıkları zaman, Mekke’yi terk edip dağlara sığınarak, büyük bir keder ve üzüntü içerisinde, çaresiz bir şekilde felaketi beklemeye başladılar. Fakat bu bekleyişleri bütün hayatları boyunca unutamayacakları bir mucizenin gerçekleşmesiyle sonuçlandı. Böylelikle bütün üzüntü, keder ve korkuları sona erdi.

Söz konusu mucize şu şekilde gerçekleşti: Ordusunu savaş nizamına sokan Ebrehe, Mekke’ye doğru saldırıya geçtiği bir anda, gökyüzünü o zamana kadar hiç görülmemiş kuşlar kapladı. Kuşlar gaga ve pençelerinde tuttukları taşları Ebrehe’nin askerlerinin üzerine atmaya başladılar. Her taş düştüğü yeri delip geçiyordu. Ordu kısa sürede imha oldu. Mekkeliler kendileri için en büyük bir felaket olan durumdan bir ok atmadan, bir mızrak fırlatmadan kolayca kurtuldular. Ayrıca bu olaydan dolayı daha da büyük menfaatler elde ettiler. Ebrehe’nin ordusundan geriye kalan çok miktardaki malları sahiplendikleri gibi, gerçekleşen mucize sayesinde, çevre bölgelerdeki insanların yanında itibarları iyice arttı. Büyük bir felaketten Allah’ın yardımıyla büyük menfaatler elde ederek çıkmış olmaları nedeniyle de bir süre sadece ve doğrudan Allah’a ibadet ettiler. Putlarına olan iltifatları zayıfladı. Hatta, torununu birçok açıdan etkileyecek olan Abdülmuttalib putlara ibadetten uzaklaşıp, büyük oranda hanif bir şahsiyet oldu.

Fil süresi,[355] Mekke müşriklerine bizzat tanık oldukları bu olayı hatırlatarak, öncelikle kendilerinin islâm’ı kabul etmeleri gerektiğini bildiriyordu. Kureyş sûresi [356] ise Mekkelilere özellikle Kabe nedeniyle verilen -bizim Fil sûresi dahilinde kısaca açıkladığımız- imkân ve imtiyazlar hatırlatılıyordu. Bu imkân ve imtiyazların kendi akıllarıyla veya yetenekleriyle ilgili olmadığı üstü kapalı da olsa vurgulanarak, gerçeği düşünmeleri isteniyordu. Bunu takiben, inandıkları Kabe’nin Rabb’ine (Allah’a) ibadet etmeleri gerektiği ifade ediliyordu. Ancak Resulüllah’m İslâm’ı tebliğinin ilk muhatapları olan Mekke’deki müşriklerin ve özellikle de ileri gelenlerin, İslâm’ı kabul etmek gibi bir niyetleri yoktu. Onlar kendilerine tebliğ ve beyan olunan hakikati her fırsatta reddettiler. Bu ve diğer ayetler islâm’a düşmanlıklarını artırmalarına ve tepkilerini ağırlaştırmalarına neden oldu.

[352] Kureyş sûresi, 106:1-4
[353] İbn Hişam, es-Siretü’n-Nebeviyye, 1/283; Ibnü’I Esir, el-Kâmil fi’t-Târih, 11/63; Zehebî, Tarihü’l İslâm, 11/84; Taberî, Tarihu’r-Rusüî ve’î’Mülûk,ll/2l8.
[354] İbn Kesir, el-Bidaye ve’n-Nihâye, 111/54
[355] Görmedin mi Rabb’in Fil sahiplerine ne yaptı? Onların tuzaklarını boşa çıkarmadı mı? Üzerlerine sürü sürü kuşlar gönderdi. Onlara çamurdan setleşmiş taşlar atıyorlardı. Nihayet onları (kurt tarafından) yenilmiş ekin toprağı gibi yaptı.’ (Fil, 105:1-5)
[356] (Eğer Allah’a, kendilerine verdiği diğer nimetlerden dolayı kulluk etmiyorlarsa hiç değilse) Kureyş’in (güvenini sağlayıp) onları bir araya getirip anlaştırdığı, yaz ve kış yolculuğuna (kışın Yemen’e, yazın Şam’a) alıştırdığı için Bu evin (Kabe’nin) Rabb’ine kuliuk etsinler. O (Rabb) ki, onları yedirip açlıktan kurtardı ve onları korkudan güvene kavuşturdu.’ (Kureyş, 106:1-4)
 

Facebook

Üst Alt