Hz. Muhammed (sav ) Kölelikten kurtuluş

BULUT

Aktif Üyemiz
Yönetici
KÖLELİKTEN KURTULUŞ

Kölelikten kurtuluş
Kölelikten kurtuluş
Ona iki yolu da gösterdik. Fakat o, sarp yokuşa tırmanmayı denemedi. O sarp yokuş nedir bilir misin? (O, insanları özgürlüklerini kısıtlayan) boyunduruklardan kurtaranlardan veya açlık gününde yemek yedirenlerden, yakını olan bir yetime, hiçbir şeyi olmayan yoksula (yardım edenlerden), iman edenlerden, birbirlerine sabrı tavsiye edenlerden, birbirlerine merhameti Öğütleyenlerden olmaktır. İşte bunlar ödüllendinlendirilecek olanlardır. Ayetlerimizi İnkâr edenler ise, onlar azapla cezalandırılacaklar; onların cezaları, kapıları üzerlerine sımsıkı kapatılmış bir ateştir. [171]

İslâm daveti başladığı zaman, Mekke veya Medine’deki ekonomik durumu iyi olan hemen herkesin kölesi vardı. Tarlada-bahçede çalıştırmak, ev işlerini yaptırmak, çocukların veya hayvanların bakımını yaptırmak için köle edinmek Araplar arasında yaygın bir uygulamaydı. Kişiler ekonomik güçlerinin sağladığı imkânlara ve ihtiyaçlarına göre istedikleri kadar köle edinebilirlerdi. Kervan, köy, oba basmak ve işe yarayacağı düşünülen insanları esir alıp köle edinmek sıklıkla başvurdukları bir davranıştı. Bunu kendisine iş edinmiş birçok kişi vardı. Bunlardan bazıları çok büyük miktarlara varan servetlerin sahibi olmuşlardı. Yarımada’da insanları köle edinmekten engelleyecek bir irade yoktu. Herkes her an, birisinin saldırısına uğrayabilir ve köle olabilirdi. Ancak şu da var ki aynı veya yakın yerleşim merkezlerinde yaşayanlar, birbirlerini köle edinmek istemezlerdi. Böylesi bir durumda köle edinilen şahsın ailesinin kin ve düşmanlığına muhatap olacaklarını bilirlerdi. Bu ise istenilmeyen bir şeydi. Mümkün olduğunca uzak yerleşim merkezlerindeki insanları köle edinmeyi tercih eder; ailesinden, akrabalarından, kabilesinden opardıkları kişiye, herhangi bir destekçisi, hamisi olmadığı için istedikleri gibi davranırlardı. adece Araplar arasında değil, Yahudiler arasında da köle edinmek son derece yaygındı. Onlar da her türlü işlerini kölelerine yaptırırlardı. Kölelerin hiçbir hak bahibi istediği gibi davranır, isterse aç bırakır, isterse öldüresiye döver, isterse bir organını keser, hatta isterse öldürürdü. Köleyi satmak, takas etmek, hediye etmek yaygın davranışlardı. Gelir elde etmek için kadın kölelerini fuhşa zorlayanlara sıklıkla rastlanırdı. Köleler kendilerine sunulmuş gölgeliklerde, son derece basitçe yapılmış barakalarda yan aç, yarı tok; hayvanlar gibi yaşarlardı.

Medine’deki kölelerden birisi de, Müslüman olmadan önceki dönemiyle son derece ilginç bir hayat hikayesine sahip olan, Müslüman olduktan sonra ilk Kur’an neslinin önemli şahsiyetlerinden birisi haline gelen Selman’dı. Farslı olan Selman, Yahudilerden birisinin kölesiydi. Medine’de noktalanan ve uzun yıllar devam eden hak dini arayış yolculukları sırasında birçok Hıristiyan din adamıyla, manastırlarda ibadetle meşgul olan münzevîlerle karşılaşmış, bunların bir çoğundan etkilenmiş, ama hiçbirisi arayışlarının tam karşılığı olmamıştı. Neyi aradığını tam olarak kendisi de bilmiyordu, ama bulduklarının aradığı şey olmadığını anlamakta zorlanmamıştı. Bunun için de sıklıkla yolculuk edip, farklı kişilerle tanışıp, aradığını bulmanın çabasını yürütmüştü. Bu yolculukları sırasında saldırıya uğramış ve esir alınıp köle olarak Medineli bir Yahudi’ye satılmıştı. Resulüllah Medine’ye hicret ettiği zaman, Selman, Medine’deki kölelerden birisiydi.

O, efendisinin yoğun ve ağır işlerini yapmakla meşgul olduğu için, Resulüllah’ın hicret edip Medine’ye gelişinden haberdar olmadı. Bir gün iki Yahudi arasında gerçekleşen konuşma ilgisini çekti. Yahudilerden birisi, diğerine, “Allah bu Arapların belalarını versin! Mekke’den Küba’ya gelmiş birisinin başında toplanmışlar, O’nu dinleyip duruyorlar. O ise kendisinin bir Peygamber olduğunu iddia ediyor’ demişti. Bu, Selman için son derece önemli bir haberdi. Daha önce görüştüğü çoğu münzeviden, rahipten, dünyanın gidişatının çok kötü olduğunu, insanlığı hak dine kavuşturacak, karanlıkları yok edip, insanlığı esenliğe kavuşturacak bir peygamberin gelme zamanının yakın olduğunu duymuştu. Uzun yıllar böyle birisiyle karşılaşmanın umudu içerisinde gezinip durmuştu. Şimdi duyduğu şeyler, beklediği şeyle ilgiliydi. Selman o andan itibaren bir fırsatını bulup Resulüllah’la karşılaşma ve O’nu yakından tanıma ihtiyacı hissetti. Fırsat buldukça Resulüllah’ın yanma geldi. O’nun konuşmalarını dinledi, hâl ve hareketlerini inceledi. Bu sırada düşüncelerini meşgul eden tek soru, bu kişinin aradığı kişi olup olmadığıyla; O’nun gerçekten bir peygamber olup olmadığıyla ilgiliydi. Gözlemleri, bu kişinin bir peygamber olabileceği kanaatine sahip olmasını sağladı. Çünkü O’nda bir yalancı yüzü yoktu.

Zamanla Resulüllah’a derin bir sevgi ve saygıyla bağlandı ve Müslüman oldu. O günden sonra da diğer Müslümanlarla görüşmelerinden ve fırsatını bulunca yanına geldiği Resulüllah’tan İslâm hakkında bir şeyler öğrendi ve öğrendiklerine göre ibadet etmeye, yaşamaya başladı. Köle olduğu için, Bedir ve Uhud savaşlarına katılamadı. Bu durum kendisini çok rahatsız etti; Resulüllah’ın yanında bulunamamaktan dolayı çok üzüldü. Köleliğin zorluklarından kurtulmak için değil, Müslümanlardan ve özellikle de Resulüllah’tan uzak kalmaya tahammül edemediği için büyük ıstırap duydu. Onun bu durumu Resulüllah tarafından fark edildi. Zaten O, her Müslümanm durumunu yakından takip eden, Müslümanların dert ve sıkıntılarını öğrenip, yapabileceği yardımları yapan birisiydi. Uhud sonrası yaşanan sükunet günlerinin birisinde Selman’a haber göndererek yanma gelmesini istedi. İlk bulduğu fırsatta yanma gelen Selman’a özgürlüğünü satın alması için efendisiyle görüşüp anlaşmasını ve sonucu kendisine bildirmesini söyledi. Resulüllah’m amacı Selman’ı satın alarak özgürleştirmekti. Selman denileni yaptı ve efendisiyle bir anlaşma yaptı. Efendisiyle yaptığı anlaşmayı Resulüllah’a bildirdi: ‘Çukurlarım da kazmam şartıyla 300 hurma ağacı dikmemi ve 400 dirhem vermemi istiyor’ Resulüllah Müslümanlardan Selman’a yardımcı olmalarım istedi. Müslümanlar el birliğiyle hurma fidelerini temin ettiler ve fideleri dikecekleri çukurları kazdılar. Resulüllah da bir devlet başkanı, bir lider olarak değil, Müslümanlardan herhangi birisi olarak elleri ve dizleri çamurlar içerisinde, üstü-başı toz ve toprağa bulanmış bir hâlde çalıştı ve fidelerin önemli bir kısmım bizzat kendi elleriyle dikti.

Selman için artık kölelikten kurtuluş için sadece 400 dirhemi temin etmek kalmıştı. Fakat Selman’m bir dirhemi dahi yoktu. Üstelik bu miktar oldukça yüksekti. Ancak zengin birisinin temin edebileceği bir miktardı. Selman’m bu bedeli ödemesi ve özgürlüğünü satın alması mümkün değildi. Zaten özgürlüğünü satın almak için efendisiyle yaptığı pazarlığı da sırf Resulüllah istediği için yapmıştı. Ancak, Resulüllah Selman’ı yanına çağırtarak, savaşların birisinde ele geçirilmiş olan ganimet mallan arasındaki bir altın külçesini kendisine verdi ve özgürlük bedelini ödemesini istedi. Selman özgürlük bedelini ödedikten sonra kölelikten kurtuldu. O, artık Müslüman topluluğunun özgür bireylerinden birisiydi. O günden itibaren Resulüllah’ın hemen her zaman yanında yer alan Müslümanlardan birisi oldu. İlmi ve ahlâkı ile Resulüllah’ın övgüsünü kazandı. Resulüllah onu ailesinden kabul ederek ehl-i beytine dahil etti. Selman’m imanmdaki samimiyeti göstermesi açısından şu iki rivayet önemlidir:

Risâletin son zamanlarıydı. Başta Ebû Süfyan olmak üzere uzun yıllar Müslümanlarla savaşan Mekke’nin eşrafı Müslüman olmuştu. Bir gün Müslümanların yoksullarından ve bir zamanların kölelerinden Selman, Bilâl ve Suheyb oturmuşlar, kendi aralarında sohbet ediyorlardı. O sırada Ebû Süfyan’m ve eskiden eşraftan olan bazı kimselerin yanlarına geldiklerini gördüler. Uzun yıllar Müslümanlara büyük zorluklar yaşatmış ve İslâm düşmanlığında liderlik yapmış bu kimseleri görünce dayanamadılar. Zaten onların içten gelerek iman ettikleri konusunda ciddi kuşkulara sahiptiler. O psikoloji içerisinde ‘Kılıçlarımız, Allah’ın düşmanlarının boyunlarından gerekli hisselerini almadılar’ dediler. Onların bu tehdit ve aşağılayıcı sözlerini duyan Ebû Bekir rahatsız oldu; karşı çıkıp ‘Siz Kureyş’in büyüklerinden olan bu insanlara nasıl böyle dersiniz?’ diyerek kızdı. Sonra da gidip onları Resulüllah’a şikayet etti. Fakat Ebû Bekir, Resulüllah’ın tepkisi karşısında şaşırdı. Çünkü, Resulüllah’ın tepkisi hiç ummadığı bir tepkiydi.

Resulüllah, en yakın dostu Ebû Bekir’e, ‘Ey Ebû Bekir! Eğer sen bu sözlerinle onları kızdırmışsan bil ki Allah’ı da kızdırmışsındıf dedi. Ebû Bekir, o yoksul Müslümanların esasında Resulüllah’ın yanında ne kadar değerli olduklarını, onların değerlerinin sosyo-ekonomik nedenlerle eşraftan kabul edilen kimselerle karşılaştırılamayacağını anladı ve tekrar dönüp yanlarına gelerek ‘Ey kardeşlerim! Umarım sizi kızdırmamışımdır. Affedin’ diyerek özür diledi. Onların cevabı ise büyüklüklerinin gereğine uygundu: ‘Hayır kızmadık. Allah seni affetsin. Sen bizim kardeşimizsin.[172]

Selman’ın kişilik ve karakterini gözler önüne seren diğer rivayet risâlet sürecinin sonrasıyla, Selman’m ihtiyarlık yıllarıyla ilgilidir. Selman ihtiyarlamış ti; seksenli yaşlardaydı ve ağır hastaydı. Bir gün Sâ’d b. Ebî Vakkas kendisini ziyaret etti. Onun ağladığını görünce ‘Ey kardeşim, Seni ağlatan nedir? Ölümden mi korkuyorsun? Resulüllah ile arkadaşlığını hatırlayıp sevinsene. Bu kaç kişiye nasip olan bir güzelliktir’ dedi. Selman ‘Beni ağlatan ne dünya sevgim ve ne de ölüm korkusudur. Beni ağlatan şey, sevgili dostum Resulüllah’ın benden aldığı bir sözü yerine getirememiş olmamdır. Buna üzülüyor ve ağlıyorum. O benden ‘Dünyadan nasibin bir yolcunun azığından daha fazla olmasın demişti’. Halbuki ben şimdi zenginim’ dedi. Sâ’d B. Ebî Vakkas diyor ki, ‘Selman bunu dediği zaman Müslümanların en yoksullarındandı ve sadece yirmi dirhemlik bir mala sahipti. [173]

[171] Beled sûresi, 90:10-20
[172] Müslim, Fezaili’s Sahabe, 42
[173] îbn Mace, Zühd 1; Heysemî, Mecma’ü’z Zevâid,X/254.
 

Son mesajlar

Facebook

Üst