Kur’ân ne zaman mushaf haline getirilmiştir?

Muhtazaf

Yardımcı Yönetici (Şair|Yazar)
Yönetici
Kur’ân ne zaman mushaf haline getirilmiştir?


Kur’ân-ı Kerim, Hz. Peygamber’in (asm) vefatından biraz önce tamam olmuştu. Peygamber (asm), nazil olan ayetlerin nerelere konacağını dahi söylemişti. Ancak vefatından sonra, dağınık halde bulunan vahiy malzemesinin toplanması gerekiyordu. Bu lüzumu Kurân’ın bizzat kendisi beyan ediyor, Peygamber (asm) de bazı işarlarda bulunuyordu.

Bu işarlardan istifade eden bazı sahabeler, Kurân’ı cem etmişlerse de, bu cem edişleri şahsi olduğundan usül ve terkipleri başka başka olmuştur. Bu bakımdan bu mushaflar, onları cem eden şahıslara isnad edilmiştir. İbn-i Mesud (ra), Ubeyy Bin Kab (ra) gibi…

Oysa Kur’ân metninin, ümmetin icmaından geçmek suretiyle, tek kelimesinden şüphe edilmeyecek, kıyamete kadar hiç kimsenin itiraz edemeyeceği bir tarzda toplanması gerekiyordu.

Kur’ân-ı Kerim’in mushaf haline getirilişi, Hz. Ebu Bekir (ra) zamanında Hz. Zeyd (ra) tarafından gerçekleştirilmiştir


Hz. Zeyd (ra) anlatıyor:

Hz. Ebubekir (ra) Yemame muharebesinden sonra beni çağırttı. Ömer (ra) de onun yanında bulunuyordu.
Ebu Bekir (ra) ve Ömer (ra) bana gelerek;

“Yemame gününde Kurân’ı hıfz edenlerin çok sayıda şehit düştüğünü, hafızların diğer yerlerde de şehit düşmeleriyle, Kurân’ın zayi olmasından endişe ediyorum.” diyerek, Kurân’ı cem’ etmekliğimi tavsiye etti.

“Sen ise genç, akıllı bir kişisin. Seni itham edecek bir söz de yoktur. Resul’e (asm) vahiy de yazıyordun. Kurân’ı tetebbu ederek topla.” dedi. (Müsned-i Ahmed)

Bunun üzerine Hz. Zeyd (ra) şöyle devam eder:

“Bana bir dağ taşımayı teklif etselerdi, Kurân’ı cem etmekten daha ağır olmazdı. Ebu Bekir (ra) ve Ömer’e (ra) Resul-ü Ekrem’in (asm) yapmadığı bir işi nasıl yapıyorsunuz?” dedim. Bunun üzerine Hz. Ebubekir (ra):

“Vallahi bu bir hayırdır!” diye cevap verdi. Allah (cc) Ebu Bekir (ra) ve Ömer’in (ra) kalbini nasıl ferahlattı ise benimkini de açtı ve onların görüşüne uydum. Ben Kurân’ı, onun yazılı bulunduğu hurma dallarından, beyaz ince taşlardan, bez parçalarından ve hafızların hıfzından araştırdım...” (Sahih-i Buhari)

Bu haberden anlaşıldığı üzere Kur’ân metinlerinin, sayfa halinde bir araya getirilmesi Hz. Ebubekir (ra) zamanında gerçekleşmiştir. Bu vazife Hz. Ebubekir (ra) tarafından Zeyd Bin Sabit’e (ra) verilmiştir. Hz. Zeyd’in (ra) burada iki vazifesi vardı:

Biri; Hz. Peygamber (asm) huzurunda yazılan Kur’ân ayetlerini tahkik edip bulmak, diğeri ise; bu ayetleri bir kitap halinde toplamaktı. Bu vazife Hz. Zeyd’e (ra), onun hem vahiy kâtibi hem hafız, hem de Peygamberin son kıraatinde hazır bulunmuş olmasından dolayı tevdi edilmişti. Zeyd’in (ra) bir dağı yerinden oynatmasından daha kolay olduğunu söylediği, bu mühim ve ciddi işte, asla hafızasına güvenmemesi, her ayetin Hz. Peygamber (asm) tarafından imla ettirdiği tarzda tespit olunması ve bunun için de iki şahidin şahadetleriyle tevsik edilmesi şart koşulmuştu. Hz. Zeyd (ra) de, Hz. Ömer’in (ra) yardımını şart koşmuş, O (ra) da ciddi bir şekilde kendisine yardım etmiştir.

Her ayet için iki yazılı şahit bulunarak, ciddi bir çalışma yapılmıştır


Zeyd Bin Sabit (ra) bizzat kendisi iyi bir hafız olduğu halde, kendisi gibi başka hafızlarla da yetinmeyip, her ayet hakkında mukabele görmüş 2 yazılı şahit aramak gibi son derece titiz ve ilmi bir usul takip etmiştir. Yalnız Tevbe Suresinin sonundaki 2 ayet hakkında, araştırmasına rağmen 2 yazılı şahidi bulamamış, Ebu Huzeyme’deki (ra) yazılı nüshaya istinad etmek durumunda kalmıştır. Bu şekilde Hz. Ebu Bekir (ra) devrinde bir araya getirilen sahifelere “İmam Mushaf” denilmiştir.
Birinci halife devrinde yapılan bu faaliyet; Hz. Peygamber (asm) zamanında dağınık vaziyette olan Kurân-ı Kerim’i toplu bir hale getirmek olmuştur. Bundan dolayı da tek bir nüsha hazırlanmıştır.

Hazırlanan mushafın güvenilirliği konusunda ittifak sağlanmıştır


Abdullah Bin Mesut'un (ra) teklifiyle iki kapak arasında "İmam Mushaf" üzerinde yapılan danışma ve görüşmeler sonucunda bunun üzerinde her hangi bir noksanlık görülmemiş ve güvenirliği konusunda ittifak sağlanmıştır. Böylece Kur'ân-ı Kerim her hangi bir tahrifata uğramadan "Mushaf" haline getirilerek aynı mushaftan çoğaltılan mushafların ana kaynağını teşkil etmiştir.

Amaç; ilerde Kurân’dan bir parçanın zayi olmamasıdır


Hz. Ömer’in (ra) Kurân’ın zayi olmasından korkması Kurân’dan bazı bölümlerin kaybolması sebebiyle değil, istikbalde de harp meydanlarında hafızlar şehit düşecek olurlarsa, Kurân’dan bir şeyler kaybolması korkusudur. Zaten Kurân’ın bu cem işi Peygamber’in (asm) vefatından altı ay sonraya denk etmektedir. Bu kadar kısa bir müddet içerisinde Kurân’dan bir şey zayi olması mevzu bahis olamaz.

Hazırlanan ilk mushaf Hz. Hafsa’ya (ra) teslim edilmiştir


Büyük bir titizlikle istinsah edilip bir araya getirilen ve Kur’ân-ı Kerim’in metnini ihtiva eden bu kitabı Hz. Zeyd (ra) Ebu Bekir’e (ra) teslim etmiştir. Bu nüsha daha sonra Hz. Ömer’e (ra) ve kendisinden sonra halifenin kim olacağı belli olmadığından kızı ve Peygamber’in (asm) zevcesi olan Hz. Hafsa’ya (ra) teslim edilmiştir. Bu nüsha bir tek olduğundan her ne kadar resmiyet iktisap etmemişse de, Hz. Osman (ra) devrinde yapılacak olan Kurân’ın istinsahı ve teksiri işinde esaslı bir rol oynadığından, yarı resmi bir durum kazanmış olabilir.
KAYNAK

Sahih-i Buhari, Müsned, Tefsir Usulü-İsmail Cerrahoğlu, Şamil İslam Ansiklopedisi
 
Moderatör tarafında düzenlendi:
Üst Alt