Mehdi geliyor, savaşa hazır olun!

yusuFZT

Banned
Yeni şafak yazarı İBRAHİM KARAGÜL'DEN
20 Ağustos 2009 Perşembe



İran dini lideri Ali Hamaney'in; "Mehdi geliyor, hazır olun" çağrısından ne anlamalıyız? Hamaney, bu çağrıyı İran halkına mı yaptı, Şii dünyasına mı yaptı, Ortadoğu'ya mı yaptı yoksa bütün İslam dünyasına mı? Bu kadar açık ve net bir çağrı yapılıyorsa, bu çağrının muhatapları kadar, yapılış sebebi üzerinde de ciddi biçimde durmak lazım. İran rejiminin en üst otoritesi, böylesine bir meydan okuma yapıyorsa ve Türkiye'yi de bu savaşta taraf olmaya davet ediyorsa ortada çok ciddi bir durum var demektir.
Yakında Mehdi'nin geleceğini belirterek, aralarında Türkiye'nin de yer aldığı İslam ülkelerine "askeri güçleri birleştirme" çağrısında bulunan İran dini liderine atfedilen cümleler şöyle:
"Türkiye, Irak, Lübnan, Pakistan ve Afganistan, güçlerini birleştirip el Mehdi-el-Muntazar'ın dönüşü ve kökten değişikliklere hazırlıklı olmalıyız."
"Dürüst kuvvetlerimizi, Mehdi'nin gelişini engellemeye çalışmaya kalkabilecek ABD ve İsrail gibi ülkelere karşı eğitmeliyiz. İran silahlı kuvvetleri, Hamaney'e bağlıdır ve Mehdi'nin emirlerini yerine getirecektir. Hamaney, Mehdi'nin doğrudan temsilcisidir, ruhani lidere itaat etmek, Mehdi'ye itaat ve bağlı olmak anlamına gelir."
Mehdi'nin gelişinin Şii inancındaki, Müslümanlar arasındaki yerini tartışacak değiliz. Mehdi tartışması bu yazının konusu da değil. El Arabiya televizyonu tarafından duyurulan, Hamaney'in sözcüsü Ali Saidi üzerinden yapılan açıklama (Hürriyet, 19 Ağustos 2009), bu ifadelerdeki gibiyse, İran'ın bugünkü pozisyonu çerçevesinde ciddi biçimde tartışılmayı hak ediyor.
İran çatışmadan güç devşiren bir ülke. Küresel bölünmüşlüğü iyi kullanan, bunu siyasi ve askeri güce dönüştüren, bölgesel nüfuz alanını her geçen gün daha da genişleten, Şii dünyasını denetleyen, her yönden kuşatma altında olmasına rağmen sınırları dışındaki istikrarsızlıkları kazanca çeviren, enerji projelerinden yeni bölgesel projelere kadar bir çok şeyi etkileme hatta belirleme gücüne sahip olan bir ülke. ABD'nin ve genel anlamıyla Batı'nın 21. Yüzyıl hesaplarını tersine çevirme gücüne sahip, kontrol altında tutulamayan bir ülke. Bu yüzden de bölgesel gerilimlerin, küresel düzeyde kırılmaların tam ortasında bir ülke. Yeri geldiğinde, kendisine yönelen tehditleri sınırlarının çok uzağına atabilen, başka bölgelerde krizler yönlendirebilen bir ülke.
Dış tehdit kavramını etkili bir şekilde kullanan, bu tehditle içeride istikrarı sağlayan, bu tehditle dışarıda başarılı olan bir ülke. Tahran yönetiminin, ABD ve İsrail'le düşmanlık tezine bu yüzden ciddi biçimde ihtiyacı olduğu bir gerçek. İdeolojik gerekçeler bir tarafa, Tahran bu yöntemi son derece etkili biçimde kullanmaya devam ediyor.
Bir süredir Cumhurbaşkanı Mahmud Ahbedinejad'ın dile getirdiği "Mehdi gelecek" söyleminin bu sefer dini lider tarafından kullanılması, üstelik bir siyasi söylem olarak kullanılması, bölgesel bir saf tutma, küresel bir savaş hali çağrısı gibi sunulmasının gerekçesini Şii inancındaki Mehdi düşüncesiyle değil, İran'ın bugün içinde bulunduğu pozisyonla, iç istikrarıyla, bölgesel stratejik hesaplarıyla birlikte ele almak bu yüzden önemli.
Benim algılamam şöyle:
Bu sözler öncelikle İran iç kamuoyuna söyleniyor. Son seçimde yaşananlar, sonrasında iç isyan hazırlıkları, bazı Avrupa ülkeleri ve ABD tarafından bunun bir rejim değişimi haline sokulmaya çalışılması, muhalefetin gaza getirilip bir çeşit iç darbe girişimi tezgahlanması, rejimin olayların üzerine sertlikle gitmesi ve iç huzursuzluğun açığa çıkması… Dini liderin, gerilimli günlerde Tahran'daki Cuma hutbesinde söylediği o tehditkar sözler bu açıklamayla birleştirildiğinde, "mehdi geliyor, kenetlenin" türü bir söylemin öncelikle İran halkını sakinleştirmeye, devletle kenetlenmeye, iç huzursuzluğun üstesinden gelmeye dönük olduğu ortada.
İkincisi, Şii dünyasına yönelik bir açıklamadır bu. İran'ın nüfuzunu daha da pekiştirmek, Afganistan'dan Lübnan'a uzanan kuşak içindeki Şiiler üzerindeki kontrolü sağlamak için yapılan bir açıklama.
Böyle bir cepheleşmeye Türkiye'nin de davet edilmesi ise son derece şaşırtıcı. Bunu, İran'ın Türkiye ile ilişkileri konusunda ne kadar hassas olduğunun bir göstergesi kabul etmek gerekiyor. Bir çok sorunla yüzleşirken, Tahran'ın en büyük uğraşlarından biri Türkiye'yi yanına çekmek, hiç değilse tarafsız kalmasını sağlamak olduğunu biliyoruz. Daha önce burada sözünü ettiğim, Batı'nın yeni "Doğu Sınırı"nın Türkiye İran sınırına kaydırıldığı gerçeğinden hareketle, Tahran'ın Türkiye ile gerilim yaşama riskinden ciddi oranda endişe ettiğini söyleyebiliriz.
Ancak bu sözlerin, Türkiye'de birileri tarafından, eski alışkanlıklarla istismar edilmesi ihtimalini de göz önünde bulundurmak gerekiyor. Türkiye hiçbir şekilde İran'ın çizdiği bir çerçeveye sığabilecek bir ülke olmadı, olması da mümkün değil.
Bir şey daha var: İster İran'ın iç istikrarına yönelik olsun, ister devlet-millet güvenini yeniden tesis etmeye yönelik olsun Hamaney'in böylesi bir açıklama yapmasının bana biraz da geleceğe dönük olduğu izlenimini veriyor. Her ne kadar İran'a saldırı tezi gündemden kalkmış gibi görünüyorsa da, nükleer konusu çözülebilmiş değil ve İran'ın hedefine yaklaşmasına çok az bir zaman kaldığı biliniyor. Bu dönemde olası bir provokasyonun bölgesel krizlere yol açma ihtimali hala çok güçlü. Bir gece uyandığımızda, İsrail'in, bütün bölgeyi ateşe atacak bir çılgınlığa giriştiğini görme ihtimalimiz hala var. İşte o zaman "Mehdi geliyor" sözü son derece anlamlı olacak.
Açıklamanın sebebi hangisi olursa olsun, hedef alanı neresi olursa olsun, İran'ın bu en güçlü kitlesel kozu böylesine açıkça kullanması mutlaka cok ciddi bir tehlikenin hissedildiğinin işaretidir. Çünkü "Mehdi'nin gelişi" son ve en güçlü kart, en etkili söylemdir. Bundan ötesi de yok.
 

kararsızz

Aktif Üyemiz
Yakında ‘Mehdi’nin geleceğini iddia eden İran’ın ruhani lideri Ayetullah Hamaney, ‘Türkiye de dahil tüm İslam ülkelerinin silahlı güçlerini birleştirerek hazırlanması’ çağrısında bulundu.
Hamaney adına yapılan açıklamada, “Dürüst kuvvetlerimizi, Mehdi’nin gelişini engellemeye çalışmaya kalkabilecek ABD ve İsrail gibi ülkelere karşı eğitmeliyiz. İran silahlı kuvvetleri, Hamaney’e bağlıdır ve Mehdi’nin emirlerini yerine getirecektir” dendi.
İRAN’ın ruhani lideri Ayetullah Hamaney, yakında Mehdi’nin geleceğini belirterek, aralarında Türkiye’nin de yer aldığı İslam ülkelerine “askeri güçleri birleştirme” çağrısında bulundu.
Hedef ABD ve İsrail
Sözkonusu çağrıyı Ayetullah Hamaney, Sözcüsü Ali Saidi aracılığıyla yaptı. El Arabiya Televizyonu’na göre, Ali Saidi, “Türkiye, Irak, Lübnan, Pakistan ve Afganistan, güçlerini birleştirip el Mehdi-el-Muntazar’ın dönüşü ve kökten değişikliklere hazırlıklı olmalıyız” dedi.
Ali Saidi, “Dürüst kuvvetlerimizi, Mehdi’nin gelişini engellemeye çalışmaya kalkabilecek ABD ve İsrail gibi ülkelere karşı eğitmeliyiz. İran silahlı kuvvetleri, Hamaney’e bağlıdır ve Mehdi’nin emirlerini yerine getirecektir. Ayetullah Hamaney, Mehdi’nin doğrudan temsilcisidir, ruhani lidere itaat etmek, Mehdi’ye itaat ve bağlı olmak anlamına gelir” diye konuştu. Şii inancında Mehdi’nin dönüşü son derece önemli. Mehdi’nin, 1141 yıl önce ortadan kaybolan 12’nci İmam olduğuna inanılıyor.
Kum’da çıkacak
Samarra’dan gözlerden kaybolan Mehdi’nin, İran’ın Kum kentinde ortaya çıkması bekleniyor. Buna göre, Mehdi, İran’ın Kum kentinde ortaya çıkacak. İnanışa göre, Mehdi Kıyamet Günü’nden önce ortaya çıkıp dünyadaki bütün haksızlıkları yok edecek. Mehdi, yeryüzünde yedi, dokuz veya 19 yıl kalacak.
Bazılarına göre, Hıristiyanlık ve Siyonizmin zulmüne karşı koyulacak. Kum kentinde konuyla ilgili çalışmalar yapan Ayetullah İbrahim El Amini, Mehdi’nin, Hıristiyanlar ve Yahudiler’den İslam dinine geçmelerini isteyeceğini, bunu kabul etmezlerse öldürüleceklerini söylüyor.
‘Hafife almamak lazım’
ZAMAN Gazetesi yazarı Ali Bulaç, açıklamayı şöyle değerlendirdi: “İslam dünyası kendi içinde birleşmek istiyor. İran, 1979’dan bu yana ABD’ye karşı savaşarak, İslam dünyasının patronajlığına oynuyor ve kısmen de başarılı. 160-200 milyon arası olduğu düşünülen Şii nüfus üzerinde bir nüfuz kurdu. Bunu da mehdi ve mehdiliğe dayandırıyor. Türkiye’yi işin içine katıyor. Türkiye’nin Batı’nın yanında, İslam dünyasının karşısında olmasını istemiyor. İran Türkiye’yle, Türkiye İran’la karşı karşıya gelmek istemiyor. Bu iki ülkenin karşı karşıya gelmesi, ABD ve Batı’nın kontrol edemeyeceği boyutlara varır. Bölgemizdeki bütün güçlerin yeniden durum almasını gerektirir. Hamaney’in açıklamasını hafife almamak lazım.”
‘Ahmedinejad siyasallaştırdı’
İSLAMİ Deccal isimli kitabı yeni yayınlanan yazar Joel Richardson, “Mehdi inancı, daha çok Şii Müslümanlar arasında yaygındır, ancak İran’da Mahmud Ahmedinejad’ın Cumhurbaşkanı seçilmesiyle siyasi bir anlam yüklenmeye başlandı” dedi. Nitekim, 2008’de Ahmedinejad, İran’ı İmam Mehdi’nin yönettiğini söylemiş, Mollalar Mehdi’nin siyasallaşmasına karşı çıkmıştı.Hatta bir Molla, “Allah korusun, Mehdi’nin hükümetin işlerini desteklediğini söylemek yanlıştır. İmam Mehdi, yüzde 20’lik enflasyonu ya da ülkemizdeki hataları desteklemez” demişti.
Mehdi, Deccal Mesih nedir
BÜYÜK Larousse Ansiklopedik Sözlüğü’nde mehdi, deccal ve mesih şöyle tarif ediliyor:
Mehdi: İslami inanca göre, kıyametten önce dünyada adaleti, dirlik ve düzenliği sağlamak için gizlendiği yerden çıkıp, dünyayı egemenliği altına alacağına inanılan kişi. Mehdilik, İslam’ın ilk yıllarından bu yana çeşitli İslami gruplara göre farklı inanışları da kapsıyor.
Deccal: Kıyametten az önce ortaya çıkacağına ve Hazreti İsa tarafından öldürüleceğine inanılan yalancı mesih. Hadislere göre Deccal, Mekke ve Medine dışında bütün dünyaya egemen olacak. 40 gün ya da 40 yıl saltanat sürdükten sonra, Filistin ya da Suriye’de, İsa ya da mehdi tarafından öldürülecek.
Mesih: Dinler tarihinde kusurlu ya da kötü olan düzene son verip, bir adalet ve mutluluk düzeni kuracağına inanılan tanrısal kişi. İbranilerin kutsal kitabı Eski Ahit’te, İsrailoğulları’nın kurtarıcısı ve Yehova’nın saltanatının kurucusu olarak anılıyor. Yeni Ahit metinlerinde ve Hıristiyan inancında ise, mesih, “Tanrı’nın oğlu”, düşmüş insanların günahlarını bağışlatacak İsa’dır. Mesih İslami inançta ise Hz. İsa’nın Kuran’da geçen lakabı ya da ikinci adı olarak kullanılır.

Kasım Cindemir - Hürriyet
Yayın Tarihi : 20 Ağustos 2009 Perşembe 17:19:17​
 
Üst Alt