Modernizm Evsizdir..

ceylannur

Yeni Üyemiz
Modernizm-batılı hayat tarzı, her geçen gün bir değerimizi daha elimizden alıyor. Kültürümüzü, inancımızı, kutsalımızı zayıflatıyor, bağlarımızı çözüyor, koparıyor. Bu doymak bilmez dev, şimdi de ailemizi, evladımızı elimizden alıyor. Vahşi kapitalizme karşı direnemeyenler kaybettiklerine ağlamak zorunda kalıyor.

İnsanlık tarihinin hiçbir döneminde aile kurumu bu kadar büyük bir saldırıya maruz kalmamıştır. Bugün, modernizmin en büyük hedefi ailedir. Çünkü modernizm evsizdir. İnsanları da evsizleştirir. Aile insan için bir sığınaktır. Kalesi yıkılan askerin savunmasız kalması gibi, evsiz kalan insan da savunmasızdır. Her türlü saldırıya açıktır. Evsiz kalan her insan vahşi kapitalizmin değirmenine su taşıyan bir işçidir. Aile kurumu yıkılmış olan toplumlar da insanlar modernizmin figüranıdır. Ailesi çökmüş-çözülmüş toplumlarda insanlar günaha hizmet eder. Çünkü modern hayat en günahkâr hayattır. Ailesiz insanların inançları zayıftır çünkü modern hayat en kutsalsız hayattır. Ailesiz insanlar potansiyel tüketicidir çünkü modern hayat en tüketici hayattır. İnsanlar sorumsuzdur çünkü modern hayat en laubali hayattır. Ailesiz toplumlarda insanlar bencildir çünkü modern hayat en çıkarcı hayattır. Bu yüzden Modernizm evsizdir, evsizliğe yatırım yapar.

Ailenin çözülüşü bireyin kokuşmasının neticesi, toplumsal çözülmenin habercicisidir. Çözülmüş her aileden geriye bozguna uğramış erkekler, kanadı kırılmış dul kadınlar ve analı babalı öksüz yetim kalmış yarım çocuklar kalır. Toplum bu yarayı sarmakta gecikir ve ihmalkâr davranırsa, sonunda toplumsal yozlaşma ve çözülme kaçınılmaz hale gelir.1

İstatistikler boşanma vakalarının her geçen gün arttığını göstermektedir. Parçalanan aileler, sokaklara itilen çocuklar, ahlaksızlığın girdabına katılan anneler, kızlar, sığınma evleri, yuvalar, sokak çocukları, cinnetler… Bütün bunlar bizim ülkemizde oluyor. Ya Rabbi! Ailesini koruyamayan Müslüman nasıl bir Müslümandır?

Eskiden sadece batılı toplumlarda görülen bu vakalar, nasıl oluyor da yüzde 99u Müslüman olan toplumumuzda görülebiliyor? İçki, kumar, zina, iffetsizlik, şiddet İslam dininin yasakladığı büyük günahlardan olduğu halde, nasıl oluyor da bu sebepler Müslüman bir ailenin parçalanmasına yol açabiliyor? Allahın insanlara helal kıldığı halde "hoşlanmadığım tek şey" dediği boşanma, nasıl oluyor da Müslümanlar arasında yaygınlaşıyor. İslam dini, anne -babaya öf bile demeyi yasaklamışken, sokağa atılan, huzur evinde huzursuzluğu yaşayan, ancak tanımadığı insanların ziyaretiyle teselli olmaya çalışan ihtiyarlar, Müslümanların anne babaları değil midir?

Allahu Teala "Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyunuz"2 diye seslendiği halde, bu sokak çocukları, bu iffetsiz kızlar kimin çocuklarıdır? Müslümanlar için aile yurdu, bir mutluluk yurdu olması gerekirken, nasıl oldu da yuvalarımız bir ızdırap ve azap yurduna, bir cehenneme dönüştü?

Bizler, Müslümanlar gibi inandığımız halde, kapitalistler gibi yaşadığımız için ailemizi ve çocuklarımızı modern hayatın tuzaklarından koruyamadık. İnandığımız hayatı değil, yaşanılan hayatı kendi ellerimizle inşa ettik. Oysa yaşadığımız hayat amacından sapmış, tahrip ve imha edilmiş hayattır. İnşa etmemiz gereken hayat, bu hayat değildi. Müslümanlar, İslami hizmetler yapmak için vakıflar, dernekler, sivil toplum örgütleri kurarken, en yakınını, ailesini ihmal etti. Bu ihmalin bedelini ailesini vahşi kapitalizme kurban ederek ödedi. Evsizliğin-ailesizliğin panzehiri olan İslam, aileyi, anne-babayı, çocukları hatta büyükanne ve büyükbabayı bir arada tutmaya çalışır. Günümüzde görülen kreşler, anaokulları, pansiyonlar, çocuk yuvaları, huzur evleri asla evin yerini tutamayacaktır. İşin doğrusu bu mekânların bir kısmının Müslüman toplumlarda hiç görülmemesi gerekir. Müslümanlar için aile; evin pansiyon, mutfağın lokanta olarak kullanıldığı, çocukların kreşlerde ve yuvalarda büyütüldüğü, eşlerin sadece akşamları ve tatil günlerinde bir araya geldiği sentetik bir kurum değildir.3

Çünkü hiçbir model toplum sokakta oluşmaz. Hele köprü altında, hiç…



Yüce kitabımız Kuran-ı Kerim; İmran ailesi, İbrahim ailesi ve İsmail ailesinden ve bu ailelerin tevhit mücadelesinden bahsederek aileye dikkatimizi çekmektedir. Allah Mısırda tevhit mücadelesini yürüten ve işe nereden başlayacağını bilemeyen, Hz. Musa ve kardeşine evden başlamalarını emreder."Musaya ve kardeşine şöyle vahyettik; şehirde kendi insanlarınız için bazı evleri karargâh edinin, kendi evlerinizi ise bir mabede dönüştürerek ibadetlerinizi eda edin. İşte bu takdirde müminleri müjdele"4 Firavunun zulmü anaların rahimlerine kadar uzansa da, her halükarda evleri kaleleriydi. Orayı bir "insan atölyesi" bir "okul", bir "mabet" haline getirebilirlerdi. Bazı evleri ise onların merkezinde yer alan "iman karargâhları " haline getirebilirler, geleceklerine oralarda aldıkları kararlarla şekil verebilirlerdi.5

Kuran "Evlerinizde okunan Allahın ayetleri ve hikmeti üzerine kafa yorun: şüphesiz Allah sonsuz lütuf sahibidir, her şeyden haberdardır"6 buyuruyor. Bu yönüyle evlerimiz bizim için sadece bir sığınak ve barınak değil, çocuklarımızın hayatı öğrendiği bir okuldur. Bu okulun öğretmenleri anne-babalar, öğrencileri ise çocuklarıdır. Tabi ki bu evde en çok kullanılan eşyalarda kitap defter ve kalemdir. Elbette ki böyle bir evin ders yapılan ve sohbet edilen bir odasının da olması gerekir. Bu odanın en müstesna yerini ise televizyon değil kitaplar oluşturur. Müslümanın evinin kıblesi televizyon değil kütüphanedir. Kütüphane olmayan evde hikmet mi olurmuş? İslami modelde ev ve ders, ev ve ibadet, ev ve sohbet, ev ve misafir hep yan yana anılması gereken kavramlar olmalıdır.

Evlerimiz cennetin dünyadaki bir şubesidir, "yakıtı insanlar ve taşlar olan" bir cehennem şubesi değil. Rabbi Allah olması gerekirken televizyon olan, terbiyecisi Kuran olması gerekirken şov dünyasının starları olan evler, Müslümanın evi değil kapitalistlerin evidir. İslami modelde evin sofrasında, sohbetinde, muhabbetinde İslam gündeme gelmelidir. İslami aile sorumsuzluğa kapalıdır. Eşlerin birbirleri üzerinde, anne-babanın çocukları üzerinde sorumlulukları vardır. Sorumlulukların ihmali ailenin depremidir. Ailenin korunması için her zahmete sonundaki rahmetin hayaliyle katlanılır.

İslami ailenin en vazgeçilmezi iffettir. Zina, evliliğin idam fermanıdır. Zinadan kurtulmanın yolu, yakınlarında gezinmemektir. Zina, başıboşların, idealsizlerin işidir. Nefsani güzeller hayaldir. Gerçek; iffettir sorumluluktur. Düşünmeyelim, bakmayalım ,hayal etmeyelim ki ilahi rahmet kalbimizi korusun.7

Aileyi koruyamayan toplumu ve toplumun taşıdığı inanç ve kültür değerlerini koruyamaz. Allahın nuruyla ışıldayan evler kurma temennisiyle…

Teemmül oluna vesselam…
Tarık Yılmaz Bekler
Şubat 2008/ Anadolu Gençlik Dergisi​
 
Üst Alt