Niçin tahtaya vuruyoruz ? Tahtaya vurma inancı nereden geliyor ?

MURATS44

Özel Üye
Konum
MALATYA
#1

Niçin tahtaya vuruyoruz ? Tahtaya vurma inancı nereden geliyor ?


Günümüzde nazar değmesin diye tahtaya vurmak, çok sık yapılan ve hemen herkesin bildiği bir eylemdir. Kimilerine göre tahtaya vurmak batıl bir inanç olsa da, kimilerine göre kötülükleri ve belayı kendinden uzak tutmanın bir yolu. Günlük hayatta şans getirmesi için ya da korktuğumuz bir durumdan bahsettiğimizde başımıza gelmemesi için pek çoğumuz tahtaya vururuz ancak tahtaya vurma inancının nereden geldiğini aslında pek çoğumuz bilmeyiz. Acaba neden tahtaya vuruyor olabiliriz ? Neden bir demir parçası, beton ya da taşa değil de tahtaya vurulur hiç düşündünüz mü ?

NİÇİN TAHTAYA VURUYORUZ ? TAHTAYA VURMA İNANCI NEREDEN GELİYOR ?

Başımıza gelebilecek kötü şeyleri savuşturmak için tahtaya vurma inancı aslında oldukça eski medeniyetlere kadar dayanmaktadır. M.Ö. 2.000’li yıllarda Amerikan yerlilerinde, daha sonra bundan bağımsız olarak Ege’de Helen uygarlığında başlayan tahtaya vurma adeti, Ortaçağda Hristiyan dünyası ile beraber tüm Avrupa’ya ve sonra da tüm dünyaya yayıldı.

Bu eski dönemlerde insanlar, meşe ağacının çok sağlam ve yüksek olması nedeniyle bazı güçlere sahip olduğuna inanıyorlardı. Tahtaya vurma inancı yukarıda bahsettiğimiz gibi Dünyanın apayrı iki yerinde birbirinden bağımsız olarak gelişti. Önce milattan önce 2.000’li yıllarda Kuzey Amerika yerlilerinde, sonra da Ege’de Helen uygarlığında.

Her iki kültür de meşe ağacına çok sık yıldırım düştüğünü gözlemlemişti. Amerika yerlileri meşenin, Tanrının yıldırımla yeryüzüne inip üzerinde oturduğu yer olduğuna, Helenler ise Yıldırım Tanrısı olduğuna inanmışlardı.

Kuzey Amerika yerlileri bu inancı bir adım daha ileri götürdüler. Bu ağacın köküne vurarak, ileride başlarına gelebilecek tehlikelere ve şansızlıklara karşı Tanrı ile temasa geçtiklerine inanıyorlar ve ondan kendilerini korumasını istiyorlardı.

Ortaçağda ise Hıristiyan din adamları bu inancı kendi devirlerine taşıdılar. Onlara göre bu inanışın temelinde Hz. İsa’nın ahşap bir çarmıha gerilerek öldürülmesi yatıyordu. Hatta Avrupa’nın her katedralinde orijinal tahta haç’ın küçük bir parçasının bulunduğuna inanılıyordu. Bu tahtaya vurmak ise “Tanrım dua ve isteklerimi gerçekleştir” anlamına geliyordu.

Bu arada diğer kültürlerdeki tahtaya vurma adetindeki tahta aynı kaldı ama cinsi biraz değişti. Amerika yerlileri ve Helen medeniyetinin ağacı meşe iken, Mısırlılar incir ağacını, Almanlar dişbudağı tercih ettiler. Hollandalılar ise ağacın cinsine önem vermediler. Boyasız ve cilasız olması onlar için yeterliydi.

Amerikalıların tahtaya vurma inancının kökeni ne gariptir ki Amerikan yerlilerine dayanmıyor. Romalılar devrinde Avrupa’da iyice yaygınlaşan eski Helen inancının bir parçası olarak Amerikalılar tahtaya vuruyorlar.

Başımıza gelebilecek kötü şeyleri savuşturmak için tahtaya vurma inancı hala devam ediyor ama uygulama alanı günümüzde oldukça daraldı. Her taraf plastik ve laminat malzemelerle doldu taştı. Siz en iyisi yanınızda daima bir küçük tahta parçası bulundurun. Meşe ağacından olursa daha da iyi olur !
 

Muhtazaf

Yardımcı Yönetici (Şair|Yazar)
Yönetici
Konum
Almanya
#3
1. Merdivenin altından yürümenin şanssızlık getirmesi





Antik Mısır'da başladığına inanılan bu geleneğin sebebi duvara veya bir yüzeye yaslandığında üçgen şeklinde bir görüntü oluşturması. Antik Mısır'da üçgen kutsaldı ve altından geçilmesi hoş karşılanmıyordu.


2. Ayna kırmanın 7 yıl uğursuzluk getirmesi



Eskiden insanlar öteki dünyadaki yansımalarına bakmak için parla yüzeylere, göllere ve havuzlara bakarlarmış. Baktıkları yerde dalgalanma veya titreşim olması felaket anlamına geliyordu. Eski Mısır ve Yunan´da salt bu nedenle kırılmaz metal aynalar yapılıyordu, böylece öte yandaki görüntülerinin bozulmamasını garantiye alıyorlardı. Roma´da ise camcılık ileri olduğundan ayna kırılmaları tabii ki daha çoktu ve kırık aynaların kötü talihin işareti olduğu kabul gördü. 7 yıl ise önemli bir süreç çünkü yine Antik Çağ´da her yedi yılda bir insanın tüm bedeninin yenilendiği düşünülürdü, işte bu yüzden ayna kırıldıktan sonra ancak yeni beden oluşana kadar kötülük sürecekti.


Büyü sanatında ise ayna geçit veya geçiştir yani bir başka boyuta veya insan dışı varlıkların yaşadığı yere ayna ile geçilir ve onlar oradan bu tarafa geçebilirler. Ya ayna kırıldığında, bu tarafa geçmiş kötü bir varlık varsa? O zaman durum vahim olabilir zira geri dönemeyecek ve başınıza kalacaktır.

3. Tahtaya vurmak



Çok eski zamanlarda meşe ağacının, yüksekliği ve sağlamlığı nedeniyle, bazı güçlere sahip olduğuna inanılıyordu. Tahtaya vurma inancı dünyanın apayrı iki yerinde birbirinden bağımsız olarak gelişti. Önce milattan önce 2000'li yıllarda Kuzey Amerika yerlilerinde, sonra da Ege'de Helen uygarlığında.


Her iki kültür de meşe ağacına çok sık yıldırım düştüğünü gözlemlemişti. Amerika yerlileri meşenin, Tanrının yıldırımla yeryüzüne inip üzerinde oturduğu yer olduğuna, Helenler ise Yıldırım Tanrısı olduğuna inanmışlardı.
Kuzey Amerika yerlileri, bu ağacın köküne vurarak, ileride başlarına gelebilecek tehlikelere ve şansızlıklara karşı Tanrı ile temasa geçtiklerine inanıyorlar ve ondan kendilerini korumasını istiyorlardı.
Ortaçağda ise Hıristiyan din adamları bu inancı kendi devirlerine taşıdılar. Onlara göre bu inanışın temelinde Hz. İsa'nın tahta bir çarmıhta öldürülmesi yatıyordu.

4. Açık ucu yukarıya gelecek şekilde kapıya at nalı asmak




Ortaçağ'da cadıların atlardan korktukları düşünülürdü. Nal da atı simgelediğinden naldan da korkacaklarını düşündükleri için insanlar kapılarına at nalı asarlardı.


5. Evinizin önünden kara kedi geçmesi




Milattan önce 3000'li yıllarda, eski Mısırlılar zamanında kediler kutsal bir canlı olarak görülüyordu. Hatta siyah dişi kediler tanrıça olarak kabul ediliyordu. Kedileri hastalık ve ölümden korumak için kanunlar bile yapılmışlardı.


Bağımsız, bildiğini yapan, "inatçı" ve "sinsi" karakteri, ve Avrupa'da sayılarının da aşırı artması ile birleşince, kediler gözden düştü. O yıllarda evinde kedi besleyenler yalnız yaşayan fakir ve yaşlı kadınlardı. Yine o yıllar büyücü ve cadı inancının tüm Avrupa'da histeriye dönüştüğü yıllardı. Siyah kedi besleyen bu kadınların kara büyü yaptıklarına ve siyah kedilerin geceleri şeytana dönüştüklerine dair korku dolu halk hikâyeleri üretildi. Cadı konusu bir paranoyaya dönüşünce birçok zavallı kadın kedisi ile birlikte yakıldı. Fransa'da kral 13. Louis bu uygulamayı yasaklayana kadar her ay binlerce kedi yakıldı.

6. 13 numaranın uğuruzluğu




13 sayısının uğursuz olduğuna dair inanç bir çeşit korku hastalığı olarak kabul edilmiş olup adı 'triskaidekaphobia'dır. Bu inancın kökleri mitolojik tanrıların yaşadığına inanılan çağlara, İskandinavya topraklarına kadar gider. Işık ve güzellik tanrısı Balder'in verdiği ziyafete 12 kişi davetli iken, yalanların ve hilelerin tanrısı Loki, davetli olmadığı halde, zorla 13. kişi olarak katılmak ister. Çıkan tartışmada Loki Balder'i öldürür.


İskandinavya'dan Avrupa'nın güneyine kadar yayılan bu mit, Hıristiyan din adamları tarafından Hz. İsa'nın son yemeğine uyarlanır. Bu uyarlamada Balder'in yerini Hz. İsa, Loki'nin yerini de Judas alır. Bu yemekten 24 saat sonra Hz. İsa çarmıha gerilerek öldürüldüğü için Hıristiyanlarda akşam yemeğinde 13 kişi bir araya gelirse bunlardan birinin başına bir felaket geleceğine inanılır. 13 sayısının uğursuzluğuna duyulan inancın kökeninde bir yıl içinde ayın 13 kez dolunay olarak gözükmesinin yattığını söyleyenler de vardır.

7. Dört yapraklı yoncanın şans getirmesi



Keltler, dört yapraklı yoncaların güçlü nesneler olduğuna inanıyordu ve onların kötülükleri kovuşturabileceğini düşünüyorlardı.


8. Yıldız kayarken dilek tutmak




Bu geleneğin kaynağı 1. yüzyıla dayanır. Batlamyus'a göre yıldız kayması demek bir tanrının dünyaya bakması anlamına geliyordu. Bu yüzden insanlar tanrının gördüğü bir anda dilek tuttuklarına ve gerçek olma ihtimalinin daha fazla olduğuna inanıyorlardı.


9. Mezarlıktan geçerken nefesini tutmak





Amerika yerlilerine göre mezarlıkta nefes almak çok riskli bir hareketti. Çünkü birisinin ruhunu içinize çekebilirdiniz.


10. Küçük havuzlara bozuk para atmak




Bu olay Romalılar ile başladı ve daha sonra Keltler ile devam etti. Bazıları su tanrılarını yatıştırıcı bir eylem olduğuna inanıyorlar.

11. Şapkayı yatağın üzerine bırakmak




Bazı kültürlerde kötü ruhların saçlarda yaşadığına inanılır. Bu yüzden şapkalar yatağın üzerine bırakılmaz.

12. Doğum günü pastasına mum dikmek




Antik Yunanlar da doğum günü pastası yaparlardı. Üzerine mum dikmelerinin sebebi ise pastanın ışık saçarak Ay'a benzemesi. Bu şekilde ay tanrıçası Artemis'i onurlandırıyorlardı. Günümüzde ise mumların iyi şans getirdiğine inanılıyor.

13. Gelini kapın eşiğine kadar taşımak




Batı kültüründe gelinin yeni evine yürüyerek girmesi uğursuzluk olarak kabul ediliyordu. Bu yüzden damat kapının eşiğine kadar gelini taşımak durumunda kalıyor.


14. Tavşan ayağının şans getirdiğine inanmak




Milattan önce 7. yüzyılda tavşan tılsımlı bir hayvan olarak görülüyordu. Bu nedenle tavşanın sol arka ayağının insanlara şans getirdiğine inanılıyor.


15. Kafanıza kuş pislemesi




Bu durum muhtemelen şanssızlığınızın son noktasında olduğunuza ve bu olaydan sonra şansınızın döneceği fikrinden kaynaklanıyor.


16. Evlilik yüzüğünü sol elimizin sondan bir önceki parmağına takmak




İnsanların evlenince yüzük takmaları eski Mısırlıların inançlarına dayanıyor. Milattan 2800 yıl önce Mısır'da yaşayanlar dairenin veya halka şeklindeki cisimlerin, başlangıç ve bitiş noktalarının olmaması nedeni ile sonsuzluğu temsil ettiklerine inanıyorlardı. Yüzük evliliğin sonsuza dek süreceğini simgeliyordu. Sonra bu inanç ve adet Romalılar vasıtası ile iyice yaygınlaştı. Kazılarda o devirlere ait çok ilginç evlilik yüzüklerine rastlanılmıştır.


Evlilik yüzüğünün sol ele ve sondan bir önceki parmağa takılmasının sebebi ise modern tıbbın gelişmesinden önceki devirlere ait yanlış bir insan anatomisi bilgisidir. O zamanlarda dolaşım sistemimizdeki ana damarın sol elimizde bu parmaktan başlayıp kalbimize gittiği sanılıyordu. Böylece buraya takılan yüzükler evli çiftin kalben bağlılığını simgeliyordu. Gerçi şimdi damarların nereden gelip nereye gittiği biliniyor ama bu da bir gelenek olarak kaldı.
 

Facebook

Üst Alt