Pişmanlık ateş gibidir.

Muhtazaf

Yardımcı Yönetici (Şair|Yazar)
Yönetici
PİŞMANLIK ATEŞ GİBİDİR,

Giden, geride kalanlara gözyaşı bırakıp gitti. Daha çok şeyler bırakmıştı. Ne ettiyse geride kalana etti. Çünkü ardında bir yangın bıraktı. Geride kalanın içi yanmaktaydı. Her beş vakit, gideni anmaktaydı. Aşı, ekmeği gibi ağzından düşmüyordu adı. Rüyasında; yüksek bir binanın terasında, köşede yatıyorken, aşağı düştüğünü gördü. Eyvah bu defa öldü deyip yatağından fırladı, iniltisini duydu. Yaşıyor olduğuna sevindi.

Ölümü, ona hiç yakıştıramadığını söylüyordu. Sanki şaka yapmış gibi geliyordu kendine. O’nu, her zaman gelecekmiş gibi bekliyordu. Günleri ucuca ekliyordu, O gelmiyordu. “Gelmeyene gidilirmiş, olmazsa ben O’na gideyim” diyordu. Aklının ve imanının muhafazası için dualar ediyordu. “Neden sevgimi zamanında bildirmedim” diye sızlanıyor.
Bıraktığı mendillere şimdi gözyaşlarını siliyor. O’na niyaz ediyor, O’nun affını diliyor. O, dünyada yaşarken sevgisine vefa gösteremediğine üzülüyor. Gösterdiği vefasızlığın ve yalnızlığın acısını çekiyor. Sevgisine vefasızlık ettiğini, O gidince anlamış. “Beni ateşlere bırakıp gitti de iyi mi etti?” diyor. Nimetin kadrini, varlığında anlayamamanın yangını var içinde. Yüreğindeki sevgiyi avucuna koyamadığına çok pişman olmuş. Muhannetliğine, kadir kıymet bilmediğine, sevdiğini kulağına fısıldamadığına pişman.

Oyalı mendiller yapıp gitmiş. Onları arkasından sallayamamış. Çünkü sallanan mendiller dönüşü çabuk olsun diye sallanırmış. O’nun bir daha dönmeyeceğini bildiği için mendilleri sallayamamış. Gidişi demir leblebi gibi oturmuş yüreğine. “Şimdi mendiller kâğıttan oldu. Vefasız bir çağa düştük. Ağdan ağa düştük. Dağdan dağa seslenir duyardık birbirimizi. Öyle bir dünyadan böyle bir dünyaya girdik. Şimdi vefa duygusunu anlamayanlar var!” diye yakınıyor.

Eskiden bezden yapılan mendiller vardı. Ayrılıklarda işe yarardı. Bir taraftan gözyaşlarınızı siler diğer tarafta istasyonlarda elveda diye sallardınız. Ayrılık simgesiydi eski mendiler. Şimdi kâğıt mendiller çıktı. Ama eski ağıtlar kalmadı. Uçup giden aşklara, uçup giden mendiller. Kenarı işlemeli, beyazından renklisine. İnsanın çok çeşitli hali var. Yanınızda mendil, kâğıt-kalem, bir de anne duası düşersiniz yollara. İsraf kapıları kapalı. Yıkar, diker, yamar, tekrar giyerdiniz. Her şeyin türküsü vardı. Mendilimde gül oya/ Gülmedim doya doya. Sallasana, sallasana mendilini.. Ot, çöp deyip geçmezdiniz. Bir arkadaşlık vardı insanlar arasında. Eskisi, yenisi, garibi, kim varsa. İnsanlarla yakın olmak vardı, tanış olmak vardı. Çünkü büyüklerimiz: “Gelin tanış olalım/İşi kolay kılalım/ Sevelim sevilelim/ Dünya kimseye kalmaz” demişlerdi. Varlıkla, yoklukla, sağlıkla, hastalıkla, eşya ile hep arkadaştık.

Evler, basit ve nostaljikti. Sık sık yıkılıp yapılmazdı. Sokakların tanıdığı sizin de tanıdığınızdı. Evle, bahçeyle, yıldızlarla, sabahla, akşamla barışıktınız. Öyle kâğıt mendiller gibi buruşturup atmazdık her şeyi. Şimdi kendimizi yalnızlık boşluğuna bıraktık. Aldık, sattık. Eskimeden attık. Bunun da bir hatırası vardır demedik. Çok şeyi unuttuk ve terk ettik.

Acılarla geçen bir hayatın sonu da acıdır. Tatlı bir sonuç isteyen; iyilikleri tehir etmemelidir. İnsan, her türlü güzelliği içinde bulunduğu ve imkân elverdiği an yaşamalıdır.
Çünkü bir sonraki an bizim değildir. Pişmanlık ateş gibidir.
Durmuş Göktekin
 
Üst Alt