SAYIN CUMHURBAŞKANI, SAYIN BAŞBAKAN VE DİĞERLERİ... Yavuz Bahadıroğlu'ndan güzel bir

Deniz Feneri

Yeni Üyemiz
Yavuz Bahadıroğlu'ndan güzel bir yazı...


SAYIN CUMHURBAŞKANI, SAYIN BAŞBAKAN VE DİĞERLERİ...

Artık yazmak zorundayım, yoksa vebal olur. Diyeceğim şu:

Türkiye topyekûn sayın Recep Tayyip Erdoğan ve sayın Binali Yıldırım’a “İhale” edilmiş gibi...

Canlarını dişlerine takmış, durup dinlenmeden çırpınıyorlar, zaman kavramı olmaksızın çalışıyorlar, uğraşıp didiniyorlar; büyük bir sorumluluk duygusu, heyecan ve moral ile hedefe koşuyorlar. Gerektiği zaman risk alıyor, hem kendi canlarını hem de aile efratlarını tehlikeye atıyorlar...

Bir taraftan PKK, DAEŞ, bir tarafları PYD-YPG, FETÖ, Esed Güçleri, İsrail, Amerika, AB, Irak, İran, Haşdi Şabi militanları; diğer taraftan Batı medyası ve yerli işbirlikçileri algı operasyonları ile saldırıyorlar... Hepsine yetişmeye çalışıyorlar...

Buna karşılık Bürokratik Cephede aynı heyecan ve aynı idealizm yok; idealizm olmayınca gayret de yok. Bazı Bakanlıklarla yıllanmış Bürokratlar ve bazı Belediyeler anlaşılmaz bir rahatlık içinde...

Şer odaklarıyla mücadeleyi Sayın Cumhurbaşkanı ile Sayın Başbakan’a bırakmışlar, keyif çatıyorlar...

Bıkmış, usanmış, yılmış bir sürü insan (Kimi Bakan, kimi Belediye Başkanı, kimi Büyükelçi, kimi üst düzey Bürokrat, kimi Rektör, kimi Dekan vs.) memleketin tüm yükünü iki kişi çeksin (Hadi aklıma gelmeyen birkaç kişi daha ekleyelim on olsun) diye bekliyor...

Bir yandan da anlaşılmaz tembelliklerine mazeret uyduruyorlar. Kimi zaman Devleti, kimi zaman gençleri, kimi zaman kendileri dışında herkesi suçlayarak işin içinden sıyrılmaya çalışıyorlar...

Açıkça gördüğüm şu ki, Devletin gövdesi (Bürokrasi) Devletin başı (sayın Cumhurbaşkanı ve sayın Başbakan) ile birlikte hareket etmiyor...

Gövde; hantal, tembel ve bezgin! Bir derece daha yükselme yahut da emekli olma hesabı yapmaktan zaman bulup, 15 Temmuz sonrasını hesap edemiyor... Küçük hesaplarından öyle gınaa getirdi ki, nihayet bir yerde patladım:

“Siz kendinizi hâlâ Müdür, Amir, Memur mu sanıyorsunuz yahu?

15 Temmuz öncesinde öyleydiniz, ama bugün ya kendi alanınızda “Mücahid”e dönüşüp makamlarınızın hakkını vereceksiniz ya da kaybolup gideceksiniz! Tercih sizin” deyiverdim. Sözlerim hiç beğenilmedi. Anında tavır aldılar. Çok da umurumdaydı...

İnancım şudur: Türkiye “Varlık ve İstiklâl Mücadelesi” verirken, hiçbir Bakanın, yüksek Bürokratın, Belediye Başkanının yan gelip yatmaya, keyfine bakmaya hakkı yok, böyle bir lüksü de yok!..

Gençleri suçlamaya, “Bunlardan bir şey olmaz” demeye de hakkı yok!..

15 Temmuz İşgal Hareketi sırasında saldıran uçaklara, helikopterlere ve tanklara karşı bu gençler savaştı...

Kadını-Erkeğiyle bu gençler darbeye “Dur” dedi. Tankların altına bu gençler yattı...

Her gün sınırlarımızı korurken bu gençler “Şehit” veya “Gazi” oluyor...

Gençler sınavı verdi, sınıfı geçti...

Onları suçlayacağınıza biraz kıpırdayın. Gençlerin önüne düşüp tecrübenizle yol gösterin. Umut aşılayın. Ufuk açın. Allah göstermesin bir gün ters rüzgârlar esmeye başlarsa, gençlerden önce sizler savrulacaksınız!..

Artık Millî Eğitim Bakanlığı Bürokrasisi (Neden hâlâ ders kitapları değişmedi?) ve Kültür Bakanlığı Bürokrasisi başta olmak üzere, RTÜK (Evlilik programları ile kadını meta hâline getiren sözde yarışma programları ne kadar daha sürecek?), YÖK (Hamam değişse de tas hâlâ aynı) gibi etkin kurumlar, Üniversite Rektörlükleri, Dekanlar, Hocalar, Belediyeler (Gençleri Tarih ve Kültür konusunda eğitmek gibi bir görevleri olmasa da böyle bir niyetleri olmalı) âcil olarak kendilerini gözden geçirmeli ve “Yeni Türkiye’nin neresindeyim?” sorusunu kendilerine sormalıdırlar...

Kaçamak yok: Bugün itibariyle herkes pozisyonunu alsın!..

Kısacası, herkes adımını denk atsın!..

Yavuz BAHADIROĞLU
 

NuSReT

Aktif Üyemiz


Yavuz Bahadıroğlu'nun yazılarını severek okuyorum. Burada da çok önemli konulara değinmiş. Fazla söze gerek yok. Doğruları söylemiş.

Teşekkürler.
 
Üst Alt