Hz. Muhammed (sav ) Siyasi egemenliğin tesisi

BULUT

Aktif Üyemiz
Yönetici
SİYASİ EGEMENLİĞİN TESİSİ

Siyasi egemenliğin tesisi
Siyasi egemenliğin tesisi
Müşrikler istemeseler de dinini bütün dinlere üstün kılmak için Peygamberini hidayet ve hak ile gönderen O’dur. [255] Bizim ordumuz şüphesiz üstün gelecektir. [256]

Hendek savaşı sonrasında Medine’ye dönülürken Resulüllah geleceğe ilişkin bir tespitte bulunarak ‘Bu seneden sonra müşrikler sizlere saldıracak cesareti bir daha kendilerinde bulamayacaklar. Onlar size değil, siz onlara gideceksiniz’ demişti. Bu tespitin ne kadar doğru olduğu çok bir kısa süre içerisinde anlaşıldı. Müslümanlar için bir varoluş savaşı olan; Müslümanları topyekün imha etmek için Yahudiler tarafından organizasyonu gerçekleştirilip finansmanı sağlanan ve müşrik Araplar tarafından da uygulamaya aktarılan bir planın gereği olarak açığa çıkan Hendek savaşı, Müslümanlar için sıkıntıların zirvesini oluşturmasının yanı sıra, olumlu bir sürecin de başlangıcını oluşturdu. Resulüllah’m ‘Bu seneden sonra müşrikler sizlere saldıracak cesareti bir daha kendilerinde bulamayacaklar tespiti tarihi bir gerçeklik kazandı. ‘Onlar size değil, siz onlara gideceksiniz’ tespitinin gerçekleşme sürecinde ilk adımı ise Kurayza kuşatması oluşturdu.

Uhud savaşından sonra, bölgedeki müşrik kabileler, Kureyş’in kışkırtmalarıyla Müslümanlara karşı saldırganlaşmış, Müslümanlara zor anlar yaşatmışlardı. Raci ve Mauna katliamları bu süreçte yaşanmış, Müslümanlar kendilerine yönelik saldırı girişimlerini önlemek, düşmanca planları bozmak için uğraşıp durmuşlardı. Hendek savaşı ise bu kötü sürecin zirvesini ve sonunu oluşturmuştu. Ancak Hendek savaşından sonra her şey tersine döndü. Hendek savaşından (627 Mart) Hudeybiye anlaşmasına kadar devam eden (628-Mart) bir yıl içerisinde Müslüman askerî birlikleri yarımadanın büyük bir kesiminde oradan oraya koşuşturup durdular. Özellikle yaz aylarında, aynı anda birkaç harekât birden gerçekleştirildi. Bu harekâtlar, düşmanların önceki şımarıklıklarının veya tecavüzlerinin karşılığını vermek veya Müslümanların aleyhine sonuçlanacak muhtemel olumsuz gelişmeleri önleyip, Müslümanların bölgenin tek iradesi olduğunu göstermek gibi bir amaca sahipti. Ancak şurası son derece açık ve kesindir ki Müslümanlar bu harekâtların hiçbirinde mütecaviz olmadılar; hiçbirinde haksız olarak cana kıyma, mala zarar verme gibi davranışlara meyletmediler. Ölümle sonuçlanan olaylar ise olaylar zincirinin oluşturduğu süreç içerisinde ve genellikle Müslümanların savunma amaçlarına bağlı olarak açığa çıktı. Çatışmak istemeyen, Müslümanlarla dostça anlaşma yapmak eğiliminde olanlara kesinlikle dokunulmadı. Bu nedenle, gerçekleşen birçok askeri harekâta rağmen, ölümle sonuçlanan çatışmalar son derece az gerçekleşti. Müşriklerden ölenlerin sayısı oldukça azdı. Hatta mevcut bilgilerden anlaşıldığı kadarıyla Müslümanların can kaybının daha fazla olduğu bile söylenebilir. Bu itibarla Hendek savaşını takip eden yıl Müslümanların güçlü ve aktif olduğu bir dönem olmasına rağmen, bu dönemde bir yıl öncesinin Raci veya Mauna katliamlarının karşılığı olabilecek bir katliam yaşanmadı. Müslümanlar intikam çabası yürütmediler.

Sakin Günler

Bölgede Müslüman hakimiyetinin tesisini sağlamaya yönelik çok sayıda askerî harekâtın gerçekleştirildiği bir yıllık sürecin ilk adımı Kurayza kuşatmasıydı. Sürecin en büyük olayı da bu oldu. Kurayza kuşatmasını takiben iki aylık bir dinlenme süresi yaşandı. Müslümanlar sessiz-sakin, huzur içinde geçirdikleri bir döneme sahip oldular. Bu dönemde, geçmişteki sıkıntılarının zihinlerdeki ve kalplerdeki izlerini silmekle meşgul olurlar. Artık Kureyşten ve Yahudilerin ihanetlerinden çekinmeden, iç dünyalarına yönelip huzuru doyasıya yaşamakla, kendi içlerinde toplumsal saadetin inşasıyla meşgul oldular. Tabiatm baharı, gönüllerin ve toplumsal hayatın da bahan oldu. Gönüller coştu, hayat canlandı. Müslümanlar bu dönemde ilk defa olmak üzere kendi aralarında değişik toplumsal faaliyetler düzenlediler. Dönemin şartlarına uygun olarak da en çok at veya deve yarışları düzenlediler. Bir kısmında Resulüllah’m da bizzat yarışmacı olarak yer aldığı bu yarışlar, Medine’de bir bayram havası oluşturdu.

Resulüllah, deve yarışlarına Kusva veya Adba isimli devesiyle, at yarışlarına ise Lizaz ve Zarip isimli atlarıyla katıldı. Kusva veya Adba girdiği bütün yarışları kazandılar. At yarışlarında da Lizaz ve Zarip genellikle birinci geldi. Yarışlarda Kusva’nın binicisi Bilâl, Lizaz veya Zarip’in binicisi ise genellikle Sehl b. Sâ’d idi. Cabir b. Abdulllah’ın da Resulüllah’ın atıyla yarışa katıldığı oldu. Cabir diyor ki, ‘Resulûllah beni binici olarak tayin ettiği zaman yanıma gelerek ‘Yarış süresince hafif ama sürekli ata vuracaksın, dedi: Yarışlar Hafya’dan başlıyor Seniyetü’l Veda’da bitiyordu. Bitiş çizgisini belirlemek ve bitişi kontrol etmek için Ali görevlendirilmişti Ali, yere çizdiği uzunca bir çizginin iki tarafına birer görevli tayin ederek yarışın hakemliğini yapıyordu. Resulüllah, yarışlara sadece deve veya at sahibi olarak değil, bir defasında da Sehba isimli atının sırtında binici olarak katıldı. Bu yarışta hiç kimse kendisini geçmek istemediği için, Resulüllah kendisinin kayrılmamasını ısrarla istedi ve birinci geldi. Tabiî ki diğer yarışmacıların Resulüllah’m ısrarlı isteğine ne kadar uyduklarını bilemiyoruz. Yarışmalarda ilginç ve tehlikeli durumların yaşandığına da şahit olundu. Bunlardan birisi, yarış sonunda durmayarak koşusuna devam eden atın binicisi Abdullah b. Ömer’i o zaman duvarları yüksek olmayan mescidin içerisine fırlatmasıydı.

Resulüllah, kalabalık arasında durarak yarışı izliyor, yarışı kazanan ata ve binicisine sevincini ve takdirlerini sunuyordu. Bir yarışmada Ebû Useyd’in biniciliğini yaptığı kendi atı birinci gelince çok sevindi ve oturduğu yerden kalkıp, koşmakta olan atma bakarak ‘deniz sanh [257] diyerek sevincini ifade etti. Adba isimli devesi girdiği bütün yarışları kazanmasına rağmen, bir yarışta geçildi. Bu Müslümanları üzdü, tutum ve tavırlarıyla, yarışı kazanan devenin sahibine karşı hoşnutsuzluklarını belli ettiler. Üzüntülerini ‘Ya Resulüllah! Adba geçildi’ diyerek dile getirdiler. Ancak onların bu durumu Resulüllah’ın hoşuna gitmedi ve bunun bir yarış olduğunu, kazanmak veya kaybetmenin çok önemli olmadığını ifade edip, “Allah’ın dünya İşlerinden yükselttiği de olur alçalttığı da [258] dedi.

Mekke’ye Ambargo

Dönemin ilginç olaylarından birisi de Mekke’ye yönelik bir ambargo olayının açığa çıkması ve bunun Resulüllah’m girişimiyle önlenmesidir. Olay şu şekilde gelişti: Hanife kabilesinin lideri olan Sümâme b. Üsâl, daha önce Resulüllah’ı öldürme girişimlerinde bulunmuş ve bu konuda son derece inatla kararını uygulamak için çabalar sarf etmiş birisiydi. Azılı bir islâm düşmanıydı. Bu nedenle de Resulüllah tarafından öldürülmesine karar verilmişti. 627 yılının Mayıs ayı içinde umre yapmak için Mekke’ye giderken Müslümanlar tarafından yakalanıp Medine’ye getirildi. Ancak hemen öldürülmedi, bir binaya hapsedildi. Resulüllah, bu azılı düşmanının karşısına çıkarak kendisini tanımak istedi. Sümâme’ye ‘Sana ne yapacağımı düşünüyorsun’ diye sordu.

Sümâme’nin bu soruya cevabı ilgiçti: Ey Muhammedi Şayet beni öldürürsen kanlı bir katili, amansız bir düşmanını öldürmüş olursun. Yok eğer bana iyilik eder de canımı bağışlarsa iyiliğin kadrini bilen birisine iyilik yapmış olursun. Eğer canımı bağışlaman karşılığında mal istersen istediğin kadarını veririm. Resulüllah bir şey söylemeyip ayrıldı. Fakat kanlı düşmanının mert birisi olduğunu da anlamıştı. Benzer konuşma, daha sonra aralarında birkaç defa daha geçti. Resulüllah, Sümâme’nin serbest bırakılmasını istedi. Birkaç günlük esaret boyunca Resulüllah’ı ve Müslümanları yakından tanıma fırsatı bulan Sümame, esareti sırasında açıklamadığı düşüncesini serbest kalınca açığa vurdu: ‘Ey Allah’ın Resulü! Vallahi, akşamleyin benim için senin yüzünden daha sevimsizi yoktu. Fakat sabah olunca senin yüzünden daha sevimlisi olmadığını gördüm. Vallahi akşamleyin bana senin dininden daha sevimsizi yoktu, jakat sabah olunca senin dininden daha sevimlisi olmadığını gördüm. [259]

Sonra da Müslüman olduğunu bildirip, umresini tamamlamak için izin istedi. Aldığı izinle de Mekke’ye gitti. Mekke’ye gidince durumunu gizleme ihtiyacı hissetmedi; Müslüman olduğunu Kabe’nin yanında Kureyş liderlerine karşı açıkça ilan etti. Kureyş’ten birçok kişi sert tepki verip üzerine saldırdılar. Fakat Sümâme hiç çekinmedi, korkmadı ve hatta Kureyş liderlerini tehdit etti: ‘Vallahi Resulüllah izin vamedikçe size Yemame’den bir buğday tanesi bile gelmeyecek, izin vermeyeceğim’ dedi. Bu Kureyş için sonucundan korkulacak bir tehditti. Çünkü Sümâme, Yemame’nin lideriydi. Kuraklığın had safhaya eriştiği, insanların kıtlıktan öldüğü o dönemde Kureyş’in tek erzak kapısı Yemame’ydi. Saldırganlar bir şey yapamayıp, geri çekildiler. Sümâme dediğini yaptı. Memleketine dönünce Mekke’ye yönelik bir ambargo başlattı; Mekke’ye eşya ve yiyecek gitmesine hiçbir şekilde izin vermedi. Şam’la ticaretleri kesilmiş, Müslümanların ekonomik ablukaları nedeniyle kıpırdayamaz hale gelmiş Kureyş, dünyaya açılan tek kapıları konumundaki Yemame’nin de ambargoya dahil olmasıyla hepten çaresiz kalıp, rica ve mihnet içerisinde durumu Resulüllah’a bir mektupla bildirerek, Sümâme’ye engel olmasını istediler. Resulüllah, bu isteği kabul ederek Sümâme’ye gönderdiği haberde Mekke’ye yönelik ambargoyu kaldırmasını istedi. Sümâme sevgili peygamberinin isteğini yaptı ve Mekke’ye yönelik, ambargoya son verdi.

Askerî Harekâtlar

Kurayza kuşatmasından sonra yaşanan iki ayı biraz aşkın dinlenme süresini takiben, bölgedeki hakimiyeti tesis ve pekiştirme amacıyla askeri harekâtlara başlandı. Özellikle yaz aylarında aynı zamanda birkaç harekât birden yürütüldü. Gittikçe yoğunluğu artan askeri harekâtların genel özelliklerini şu şekilde belirlemek mümkündür:

Dariyye/el-Kurtâ Harekâtı

Kaynaklarda Kurata olarak da geçen bu harekât Basra’dan Mekke’ye giden yol üzerindeki Necid bölgesinde bulunan Dariyye isimli yerleşim birimine düzenlendi. Komutanlığını Muhammed b. Mesleme’nin yaptığı harekât otuz süvari ile gerçekleştirildi. Harekât dokuz gün sürdü ve amacını, bölgenin başıboş ve şımarık kabilelerine gözdağı vermek oluşturuyordu. Bu nedenle, harekâtın hedef bölgesini Dariyye oluşturmasına rağmen, Müslümanlar Şerebbe ve NahI bölgelerine de gidip oldukça geniş bir alanda varlıklarını hissettirdiler. Bu sırada birkaç kabileyle küçük çaplı çatışmalar yaşandı. Harekât, Müslümanların dostluk elini tutmayanlara gerekli cevap verilerek, amacına ulaşmış bir şekilde tamamlandı.

Lihyan Harekâtı

Lihyan oğulları, Adal ve Kare kabilelerini oyunlarına alet ederek Müslümanları aldatmış ve oyunlarının sonunda Mauna katliamını gerçekleştirmişlerdi. Bu, cevabı verilmesi gereken bir canilikti. Ancak o zamanın şartlarında bu mümkün olmamıştı. Hendek savaşı ise görülmesi gereken hesabın süresini uzatmıştı. Sonunda iki yüz kişilik birlikle bölgeye yönelik bir harekât düzenlendi. Harekâtı bizzat Re-sulüllah komuta etti. Resulüllah, kendilerinden önce üzerlerine gelindiğinin haberleri Lihyan oğullarına gitmemesi için harekâtın hedefini gizli tuttu. Medine’den çıkışıyla sanki Şam bölgesine doğru gitmek ister gibiydi. Sonra ani bir hareketle Lihyan oğullarını bölgesine döndü. Müslümanlar Guran vadisine gelince, önce Mauna katliamının gerçekleştirildiği yere gidip şehitler için dua ettiler. Sonra da Lihyanların yerleşim merkezlerine doğru hareket ettiler. Lihyan oğulları hiç beklemedikleri bir sırada Müslümanları karşılarında görünce korkup dağlara kaçtılar. Resulüllah, birliğini bölgede iki gün bekletti. Bu arada Mekke’ye çok yakın bölgede olunduğu için, Kureyş’e’de bir gözdağı olması amacıyla, küçük bir birliği Mekke yakınlarına kadar gönderdi. Daha sonra Medine’ye dönüldü. Harekât on dört günde tamamlandı.

Gabe Harekâtı

Bazı kaynaklarda Zû Kared ismiyle’ de geçen harekât, Uyeyne b. Hısn isimli bir müşrik liderin Gatafanlardan bazı adamları peşine takarak Medine’ye yakın bölgede otlamakta olan Müslümanlara ait hayvanları alıp götürmesi ve bu arada çobanı da öldürtmesi nedeniyle gerçekleştirildi. Saldırıya uğrayan çobanlardan’birisinin Medine’ye gelip durumu bildirmesiyle Resulüllah harekât kararı verdi ve Müslümanları mescide çağırttı. Çağrı üzerine Müslümanlar mescidin yakınma geldikleri zaman Resulüllah’ı zırhını giyinmiş, kılıcını kuşanmış, mızrağını eline almış ve atma binmiş şekilde karşılarında buldular. Bu ‘Hazırlanın, bir harekât için hemen yola çıkıyoruz’ demekti. Müslümanlar evlerine koşup kısa sürede hazırlıklarını tamamlayarak tekrar mescidin önünde toplandılar. Resulüllah, mütecavizleri kaçırmamak için önden Sâ’d b. Zeyd’in komutasında sekiz kişilik bir birlik gönderdi. Kendisi de çoğunlukla yaptığı üzere îbn Ümm-ü Mektûm’u Medine’de yerine vekil bırakıp beş yüzü aşkın mücahidin oluşturduğu [260] birliğin başında olay yerine hareket etti. Aslında mütecavizleri küçük bir grupla yakalamak mümkün olmasına rağmen, böylesi büyük bir birlikle harekât düzenlenmesinin nedeni, mütecavizler üzerinden tüm düşmanlara gözdağı vermekti. Bu nedenle de çalman hayvanlar kurtarılmasına rağmen Zû Kared bölgesinin içlerine kadar ilerlendi. Bölge son derece tehlikeli olduğu için, her an düşmanın saldırma ihtimali nedeniyle çok dikkatli ilerlendi ve ilk defa bazı namazlar korku namazı biçiminde kılındı. Korku namazının nasıl kılınacağı harekât sırasında ayetle bildirildi.[261] Korku namazı, bu tarihten sonra da tüm zamanların Müslümanları için, şartlar gerektirdiğinde kılacakları bir namaz oldu. Beş gün devam eden harekât sırasında üç Müslüman şehit oldu, büyük bir çatışma yaşanmadı. Bölgedeki düşman topluluklarına önemli bir gözdağı verilerek Medine’ye dönüldü.

Gamre Harekâtı


Necid’in Gamre bölgesine düzenlenen bir harekâttır. Hicretin dördüncü yılında Esed oğulları kabilesinden Huveylid’in oğulları Tulayha ve Seleme kardeşlerin adam topladıkları ve Medine’ye saldıracakları duyumları alınınca Ebû Seleme b. Abdulesed komutasında yüz eli kişilik bir birlik gönderilmiş ve çıkan çatışmada düşman birlikleri dağıtılmıştı. Esed oğullan bu olayı Müslümanlara düşmanlıklarının gerekçesi yapmış ve Hendek savaşına katılmışlardı. Hendek savaşını takiben, Esed oğullarına düşmanlıklarının cevabının verilmesi kararlaştırıldı. Bu, aynı zamanda, Hendek savaşı örneğinde olduğu üzere, gerektiğinde Müslümanlara karşı büyük birlikler teşkil edebilen bölge kabilelerine önemli bir gözdağı olacaktı. Ukkaşe b. Mihsan’ın komutasında kırk kişilik birlik bölgeye gönderildi. Esed oğulları üzerlerine bir Müslüman birliğinin geldiğini duyunca evlerini terk edip dağlara kaçtılar. Müslümanlar bir süre bölgede kaldılar ve sonra Medine’ye döndüler. Düşman topluluklarına verilmesi gereken mesaj verilmiş oldu.

Zû’l Kassa Harekâtı

Bazı kimselerin Meraz’la Tağlemeyn arasındaki bölgede toplanarak Medine civarındaki Müslümanlara ait hayvanları çalmayı düşündükleri haberi alınınca, hem söz konusu kişileri cezalandırmak ve hem de bölgede Müslüman hakimiyetini tesis etmek için Muhanımed b. Mesleme komutasında on kişilik birlik bölgeye gönderildi. Mücahitler gece vakti bölgeye girdiler, fakat karşılarında kimseyi bulamadılar. Mücahitler karşılarında kimseyi bulamamanın rahatlığı içinde hareket ederlerken ani bir baskına uğradılar. Muhammed b. Mesleme hariç hepsi şehit oldu. Muhammed de ağır yaralıydı; ölü zannedilerek bırakılmıştı. Bölgeden geçen bir Müslüman, Muhammed’i ağır yaralı hâlde bularak Medine’ye getirdi.

Muhammed b. Mesleme komutasındaki birliğin imha edilmesi üzerine Resulüllah, Ebû Ubeyde b. Cerrah komutasında kırk kişilik yeni bir birliği bölgeye gönderdi. Bu ikinci birlik, müşriklerin hiç ummadıkları bir zamanda bölgeye girip ani baskın yaptı. Fakat müşrikler dağlara kaçarak kurtuldular. Müşriklerden sadece bir kişi yakalanabildi ve o da Müslüman oldu. Müşriklerin geriye bıraktıkları mallara el konularak Medine’ye dönüldü.

Cemum Harekâtı

Nahl ovası ile Nakre arasındaki Cemum bölgesine düzenlenen bu harekâtın nedeni, Mauna katliamına katılan bazı kimselerin bölgede ikamet eden Süleym oğullarından olmalarıydı. Bunlar ayrıca Hendek savaşı sırasında yedi yüz kişilik bir kuvvetle müşrik ordusuna destek vermişlerdi. Zeyd b. Harise komutasında bir birlik bölgeye gönderildi. Üzerlerine gelen Müslümanlardan haberdar olan Süleyn oğulları kaçtıkları için çatışma çıkmadı, fakat bütün hayvan sürülerine el konularak Medine’ye getirildi.

İs Harekâtı

İs, Süleym oğullarının yaşadığı bölgeye yakın bir yerin ismidir. Kureyş, sahile yakın bölgeden Şam’a kervan gönderdiği zaman Is’ten geçen yolu kullanirdı. Kureyş’in Şam’a bir kervan gönderdiği ve kervanın dönüş yolunda olduğu öğrenildi Resulüllah, Zeyd b. Harise komutasında yüz yetmiş kişilik bir birliği Is’e gönder di. Birlik, kervanı bastı ve kervandaki herkesi ele geçirip mallarla birlikte Medine’ye getirdi. Kervanın komutam Resulüllah’ın damadı Ebû’l As b. Rebi idi. Ebû’ As müşrik olmasına rağmen Resulüllah’a ve Müslümanlara yönelik olumsuz biı tutum ve tavır içerisine girmemiş ve hatta bu yöndeki teşvik ve baskılara da ısrarla karşı koymuş birisiydi. Kureyş’in, Müslümanların ekonomik ambargosunun da yanılmaz baskısı karşısında, Ebû’l As’ı komutan tayin etmeleri önemlidir. Böylelikle Müslümanların kervana saldırma ihtimalini azaltacaklarını ve mallarını koruyabileceklerini düşünmüş olmalıdırlar. Çünkü Müslümanların fiilen kendileri ne düşmanlıkta bulunmayanlara dokunmadıklarını biliyorlardı. Kervan mallar Medine’ye getirilince Müslümanlar arasında pay edildi. Esirler konusunda bir ka rar verilmedi. Ancak Müslümanların mescitte Resulüllah’m imamlığında nama; kıldıkları bir anda Zeyneb’in mescide girerek eski kocası Ebû’l As’ı himayesine al dığmı ilan etmesi üzerine, Ebû’l As’ın ve onun hatırına diğer esirlerin serbest bırakılmasma karar verildi. Çoktandır değişik vesilelerle Mekke halkının gönlü ka zanılmaya çalışılıyordu. Kıtlık zamanında ekonomik yardımda bulunulmasınıi nedeni de bu idi. Bu nedenle kervandaki malların da iade edilmesine karar veril di. Müslümanlar kendilerine verilmiş olan malları gönülleriyle getirip teslim etti ler. Kervan herhangi bir kayba uğramadan Mekke’ye gitti. Bu Kureyş’in planımı geçerliliğini göstermesi açısından önemlidir. Ancak bu arada ummadıkları bir şey gerçekleşti ve malları Mekke’ye götürüp sahiplerine teslim eden Ebû’l As, hiç kimsenin kendi üzerinde malı kalmayınca Müslüman olduğunu ilan edip, Medine’yi döndü.

Tarif Harekâtı

Tarif, Medine’ye yaklaşık 80 km uzaklıkta, Nuhayyel bölgesinde bir yerin ismidir. Bölgede ikamet eden Salebe oğullarının daha önce Medine’ye saldırma girişimleri ve en son da Muhammed b. Mesleme komutasındaki birliğe saldıranlar arasında yer almaları nedeniyle Zeyd b. Harise komutasında on beş kişilik bir birlik bölgeye gönderildi. Bölgedeki düşman topluluklar üzerlerine gelenlerin öncü birlik olduğunu, asıl birliğin arkadan Resulüllah’m komutasında gelmekte olduğunu zannedip kaçtılar. Harekât dört günde tamamlandı. Bölgedeki düşman topluluklarına verilen gözdağını takiben çok miktarda hayvana el konularak Medine’ye dönüldü.

Vadi’l Kura Harekatı

Vadi’l Kura, Şam ile Medine arasında bir bölgenin ismidir. Ticaret yollarının geçtiği bir bölgedir. Vadi’l Kura da bazı kimselerin toplanıp Müslümanların aleyhine faaliyetler için planlar yaptıklarının bilgisi Medine’ye ulaşınca, Zeyd b. Harise komutasında bir birlik bölgeye gönderildi. Fakat toplanan kimselerin dağılıp kaçmasıyla, bir çatışma çıkmadan harekât tamamlandı. Bu harekât sonrasında bölgenin güvenilir olduğuna karar verilerek, harekâttan bir ay sonra, Resulüllah ilk bölgeler arası ticaret girişiminde bulunarak Zeyd b. Harise yönetiminde bir ticaret kervanını Şam’a göndermeye karar verdi. Fakat Vadi’l Kura’da daha önce toplanıp kaçanlar kervanı basıp, Zeyd b. Harise hariç kervandaki herkesi şehit ettiler. Zeyd’i ise can çekişirken bırakıp gittiler. Zeyd ağır yaralı bir halde, zor bir yolculuğu takiben Medine’ye döndü.

Dümetü’l-Cendel Harekâtı

Şam’a yakın Dümetû’l-Cendel bölgesine Abdurrahman b. Avf komutasında yedi yüz kişilik bir birlik gönderildi. Harekâtın amacı askerî olmaktan çok, bölge insanlarına İslâm’ı anlatmaktı. Fakat bölgede düşman topluluklar bulunduğu için, gerektiğinde savaş izni de verildi. Resulüllah, Abuurrahman’a savaş izni verirken ısrarlı bir şekilde bazı tavsiyelerde bulundu. Tavsiyeleri şunlardı: ‘Allah yolunda kâfirlerle savaşın. Ganimet mallarına hıyanet etmeyin. Anlaşma yaptığınız zaman anlaşmanıza sadık kalın. Öldürdüklerinize işkence yapmayın. Çocukları öldürmeyin.[262] Birlik bölgeye giderek üç gün kaldı. Bölge insanları islâm’a davet edildi. Bu davet üzerine bazı kimseler Müslüman oldular. Müslüman olmayanlar ise Müslümanlara cizye vermeyi kabul ettiler. Abdurrahman komutasındaki birlik bölgede Müslümanların otoritesini tesis etmiş bir hâlde Medine’ye döndü.

Medyen Harekâtı

Medyen, Tebük’e yakın bir bölgenin ismidir. Medyen’de bazı kişilerin toplandıkları ve bölgede tercr estirdikleri haberi alınınca, Zeyd b. Harise komutasında bir birlik üzerlerine gönderildi. Çıkan çatışmada asilerin hepsi yakalandı.

Fedek Harekâtı

Sâ’d b. Bekir oğulları kabilesinin Hayber Yahudileri ile işbirliği içinde Müslümanların aleyhine bazı faaliyetlere girme hazırlıkları yaptıkları haberi Medine’ye ulaşınca, Hz. Ali komutasında yüz kişilik bir birlik bölgeye gönderildi. Müslümanları hiç beklemedikleri bir anda karşılarında bulan Sâ’d b. Bekir oğulları kabilesinin mensupları kaçışıp dağlara saklandılar. Ali komutasındaki birlik bölgede üç gün kaldı. Ele geçirilen çok miktardaki hayvanla Medine’ye dönüld

Fezâriyye Harekâtı

Zeyd b. Harise komutasındaki birlik Vadi’l Kura bölgesinde ikamet eden Fezâre-lerin üzerine gönderildi. Harekâtın amacı daha önce Vadi’l Kura’da toplanan fakai Müslümanları görünce kaçan düşman toplulukların Zeyd b. Harise yönetimindeki kervana saldırıp Müslümanları katletmeleriydi. Zeyd komutasında gönderiler büyük bir süvari birliği asilerin çoğunun mensubu olduğu Ferâzelerin bölgesine girdi. Ferâzelerin çoğu kaçtı, geride kalanlarla yaşanan küçük bir çatışma dışınds başka bir olay yaşanmadı. Ferâzelerin mallarına el konularak Medine’ye dönüldü Zeyd harekât raporunu vermek için Resulüllah’m yanma vardığı zaman, Resulüllah Zeyd’i kucaklayıp, alnından öperek tebrik etti.

Ureyne Harekâtı

Ureyne ve Ukl kabilelerine mensup sekiz kişi Medine’ye gelerek Müslüman olduklarını ve Medine civarında ikamet etmek istediklerini bildirdiler. Ancak bu kimseler hayvancılığı iyi bilmelerine karşılık, Medine’de yapılabilecek yegâne iş olan tarımcılıktan anlamadıklarını söylediler. Resulüllah onları zekat hayvanlarının bakımıyla görevlendirdi. Fakat asıl amaçlarını başından beri gizleyen vey. kendilerine çok miktarda hayvan teslim edilince planlarını uygulamaya koyan bu insanlar, kendileriyle birlikte hayvanların bakımı için görevlendirilmiş Yesâr isimli Müslüman çobanı öldürüp, zekat hayvanlarına el koydular. Üstelik son nefesini verinceye kadar Yesâr’a çok ağır işkenceler yaptılar; Yesâr’ın ellerini ve ayaklarını kestiler, gözlerini çıkardılar.

Resulüllah durumdan haberdar olunca Yesâr adına çok üzüldü. Kürz b. Câbir komutasında yirmi mücahitten oluşan birliği asileri yakalamakla görevlendirdi. Asiler kısa sürede ele geçirildi. Bu sırada vahyolunan bir ayet [263]kısası emretti ve asilere, Yesâr’a yaptıklarının karşılığı olarak kısas uygulandı.

[255] Saff, 61:9
[256] Sâffat sûresi, 37:173
[257] Huzaî, Tahrîcu’d DeUlâti’s Sem’ıyye, 392, 393; Kettânî, Et-Terâtîbu’l îdâriyye, 11/95.
[258] Buharı, Rihah, 38, Cihad, 56-59; Müslim, îmare 25; Ebû Davud, Cihad, 67; Muvatta, Cihad, 19; İbn Sâ’d, et-Tabakatû’LKübm, 1/493
[259] Ahmed, Müsned, 11/246,247; İbn Hişam, es-Siretü’n-Nebeviyye, IV/288
[260] Kaynaklar 500 ile 700 arasında değişik sayılar ifade etmektedirler.
[261] Sen de içlerinde bulunup onlara namaz kıldırdığın zaman, onlardan bir kısmı seninle beraber namaza dursunlar, silahlarını (yanlarına) alsınlar, böylece (namazı kılıp) secde ettiklerinde (diğerleri) arkanızda olsunlar. Sonra henüz namazını kılmamış olan (bu) diğer gurup geiip seninle beraber namazlarını kılsınlar ve onlar da ihtiyat tedbirlerini ve silahlarını alsınlar. O kâfirler arzu ederler ki siz silahlarınızdan ve eşyanızdan gafil olsanız da üstünüze birden baskın yapsalar. Eğer size yağmurdan bir eziyet olur yahut hasta bulunursanız silahlarınızı bırakmanızda size günah yoktur. Yine de tedbirinizi alın. Şüphesiz Allah, kâfirler için alçaltıcı bir azap hazırlamıştır.’ (Nisa, 4:102)
[262] İbn Hişam, es-Si retü ‘n-Nebeviyye, IV/280, 281; Vakıdî, Meğa^i, 11/561; İbn Sâ’d, et-Taba- katü’l-Kübra, 11/89.
[263] Allah’a ve elçisine karşı savaş açanların ve yeryüzünde hak düzeni bozmaya çalışanların, döneklik ve sapıklıkları yüzünden cezaları; ancak öldürülmeleri veya asılmaları veya ellerinin ve ayaklarının çaprazvâri kesilmesi, yahut da bulundukları yerden sürülmeleridir. İşte bu onların bu dünyada uğradıkları zillettir. Öteki dünyada da, daha korkunç bir azap bekler onları. Ancak sizin onları yenip, ele geçirmenizden önce tövbe edenler, bu hükmün dışındadır. Çünkü bilesiniz ki, Allah çok bağışlayan ve çok acıyandır.’ (Maide, 5:33,34).
 
Üst Alt