Tavan Arası

Muhtazaf

Yardımcı Yönetici (Şair|Yazar)
Yönetici
Tavan Arası

tavanarasi-36875_200x200.jpg


Kokoloji
Japonya’da salgına dönüşen, Amerika’da best seller olan bir kitaptan söz etmek istiyorum. Japonca, akıl, ruh, duygular manasına gelen “kokoro” ile Yunanca “logia” yani bilim kelimesinin bir araya gelmesiyle türemiş “Kokoloji”, bir tür kendini keşfetme oyunu. İki japon bilimadamı tarafından geliştirilen bir tür psikolojik test…
Kokoloji 53 oyunu içeriyor ve işin cazip tarafı, bu oyunlar sonunda kendinizi keşfediyorsunuz! Ya da öyle olduğunu sanıyorsunuz.
Ancak, sorulara kendinizi kasmadan, dürüstçe cevap vermeniz şartmış. Belki de işin püf noktası burada yatıyor, eğer kendini kandırmıyorsan zaten kendini tanımaya başlamışsın demektir…
Kitabın yazarı, asıl amacın insanların kendilerini keşfederek birbirlerine yaklaşmalarını sağlamak ve duyguların evrenselliğini ortaya koymak olduğunu iddia ediyor. Kendimizi tanıdıktan sonra ne yapacağımız ise meçhul.
Türkçe çevirisi Okyanus Yayınevi tarafından yayınlanan kitaptan bir oyunu buraya aldım.
Oyunun başlığı: Kararı Siz Verin!
“Tokmağın inişi, kurnaz avukatların yorulmak bilmeyen çeneleri, karar okunurken çöken sessizlik… Bir mahkeme salonundan daha fazla dramatik olmayı başaran çok az film sahnesi vardır. Zekâların çarpıştığı gerilim dolusu savaş alanında kimi zaman doğru ile yanlış arasındaki çizgi bulanıklaşır ve bu karışıklıkta kanun ve adalet kaybolur. Mahkeme salonunda geçen bir filmde aktörsünüz, aşağıdakilerden hangisini oynardınız?
1. Avukat
2. Dedektif
3. Suçlu
4. Şahit
Kararı Siz Verin için anahtar:
Psikolojik açıdan aktör sizin sosyal kişiliğinizle ilintilidir, yani dış dünyayı karşıladığınız yüzünüz. Kendinizi bir aktör olarak hayal etmek size istediğiniz rolü oynama özgürlüğü sunar. Mahkeme salonu dekoru ise sahneye gergin ve heyecanlı duygular katar. Oynadığınızı söylediğiniz rol bir kriz durumunda ne tepki verdiğinizi anlatır.
1. Avukat:
Ateş altında daima soğukkanlısınız ve sizi terlerken görmek çok zor. Faka çok gergin durumlarda ortaya çıkan bir başka yüzünüz daha var: Kısıtlamaları unutacak kadar ateşli ve gerekirse patlamaya hazır bir savaşçı. Bu soğukkanlılık ve ateşlilik sizi en umutsuz durumlarda bile düzlüğe çıkarıyor.
2. Dedektif:
Karmaşa ve karışıklık sizi etkilemiyor ve başkaları kendilerini kaybettiklerinde bile, siz sakin kafayla düşünebiliyorsunuz. Çevrenizdekiler sizdeki bu serinkanlılığa saygı duyuyorlar ve zorda kaldıkları zaman sizden yardım istiyorlar. Bunun anlamı başınızdan hiç dert eksik olmaması ama siz stresten fazla rahatsız olmuyorsunuz, hatta sizi daha da sakinleştiriyor.
3. Suçlu:
İlk bakışta güçlü ve umursamaz görünüyorsunuz ama aslında savaşları sonuna kadar götürmek için gerekli olan şey sizde yok. İşler zora binince, kaygılanmakla vakit kaybediyor, sorunları çözmek yerine kendinizi yargılamaya başlıyorsunuz. Sizin için yapılacak en iyi şey, olayları daha pratik yoldan çözümleyebilen birisiyle ortaklık kurmaktır.
4. Şahit:
Her durumda uyumlu ve yardımsever olarak görünseniz de, başkalarını memnun etmek için gösterdiğiniz fazla çaba sizi de bir dert kaynağı haline getiriyor. Herkesle her zaman geçinmek uğruna tutarsız ve hatta güvenilmeyecek birisi haline geliyorsunuz. Yaptıklarınızın başkalarını mutlu ya da mutsuz edip etmediğinden sürekli endişe duymayı bırakmalısınız. Kendinizi ispatlamanız gereken tek kişi kendinizsiniz.”
İşte elin adamı kendini böyle tanıyor. İnsan kendinin bilinmezi olunca da iş böyle kitaplara kalıyor!
Diplomasi Sanatı
Diplomasinin birçok tarifi yapılabilir. Ancak en kestirme tariflerinden biri, “Her ahvalde kuyruğu dik tutmak..” diye söylenebilir.
İşte size zor anlarınızda nasıl tavır almanız gerektiğini öğreten bir diplomasi örneği:
Minik bir köpek bir gün ormanda dolaşıp, kelebekleri kovalar, çiçekleri koklarken kaybolduğunu fark etmiş. Ne yapacağını düşünürken, bir de bakmış ki karşıdan bir leopar geliyor ve belli ki günlük yiyeceğini arıyor.
“Şimdi başım dertte..” diye düşünmüş minik köpek. Etrafına bakmış ve yerde kemik parçalarını görmüş. Hemen arkasını leoparın geldiği yere dönerek kemikleri kemirmeye başlamış, bu arada da arkadaki hareketi kestirmeye çalışıyormuş. Leopar tam saldıracakken, minik köpek kendi kendine konuşmaya başlamış:
“Ne kadar lezzetli bir leoparmış, acaba etrafta bundan bir tane daha var mı?”
Bunu duyan leopar bir anda donmuş kalmış ve en yakındaki ağaca tırmanarak dalların arasına saklanmış. “Tam zamanında kurtardım paçayı, yoksa bu köpeğe yem olacaktım!” diye düşünmüş leopar.
Bütün bunlar olup biterken, bir başka ağacın üstündeki bir maymun olanları izliyormuş. Bu fırsatı değerlendirirse, bundan sonra leoparın düşmanlığından kurtulabileceğini düşünmüş. Leoparın yanına giderek neler olduğunu anlatmış. Leopar köpeğin yaptıklarına çok sinirlenmiş ve maymuna: “Atla sırtıma, gidip şunu yakalayalım!” demiş.
Minik köpek, leoparın, sırtında maymunla birlikte süratle kendisine yaklaştığını fark etmiş. “Şimdi ne yapacağım?” diye bir an düşündükten sonra, kaçmaya teşebbüs bile etmemiş. Bunun yerine yine arkasını leoparın geldiği yöne dönerek, kemikleri kemirmeye devam etmiş. Tam leopar saldıracakken yine kendi kendine konuşmuş:
“Bu aptal maymun da nerede kaldı? Yarım saat önce bir leopar daha getirsin diye gönderdim, hâlâ haber yok!”
Diplomasi böyle bir şey işte… Yapabiliyorsan, hızlı düşün, sakin ol, güçlü görün, düşmanı kendi silahı ile vur.
Hz. Ömer’den Bir Mektup
“Siyasetname”ler kültür tarihimizin önemli klasiklerindendir. Geleneğimize göre hikmet ehli zatlar idarecileri uyarmayı vazife sayarlar. Siyasetnameler işte bu uyarıların toplandığı eserlerdir.
Meşhur siyasetname yazarlarından biri de dokuzuncu asırda Endülüs’te yaşamış olan İbn Abdirrabbih’dir. Türkçe’ye “Hükümdar ve Siyaset” adıyla çevrilen kitap, sadece hükümdarlara değil her kademede idarecilere ışık tutacak bir rehberdir.
Kitapta İbn Abdirrabbih’in özellikle Hz. Ömer’den sıklıkla örnekler vermesi, bu büyük halifenin adaletinin değerini bize yeniden hatırlatıyor.
Kitap, bu meyanda Hz. Ömer r.a.’ın Ebu Musa el-Eş’arî’ye yazdığı mektuba da yer vermiş. Birlikte okuyalım:
“Davalı sana şikâyetini arz ettiğinde onu anlamaya çalış! Geçerliliği olmayan bir haktan bahsetmek yarar sağlamaz. İnsanların senin meclisindeki yerleri eşit olsun! Öyle ki, ne güçlü kişi senin zayıf düşmeni arzulasın, ne de zayıf kişi senin zulmünden korksun…
Şu kesin kuralı unutma: İddia sahibi delil sunmalı, inkârcı ise yemin etmelidir. Müslümanlar arasında barış sağlamak gerekir.
Daha önce vermiş olduğun bir hüküm hakkında yeni bir hüküm vermen için engel yoktur. Onu kendi içinde ölçüp biçtiğinde geri dönmen gerekiyorsa, geri dön! Bu durum, yanlış bir yargıya meyletmekten daha hayırlıdır.
İddia sahibine belli bir süre tanı! Eğer kanıtını getirirse lehine karar ver, yok şayet getiremezse aleyhine hüküm ver! İnsanlara eziyet etme!
İnsanların yöneticilerine karşı nefretleri olur. Kişisel tutkularına kapılıp, dünya peşinde koşan biri olmaktan sakın!
Hakları zamanında ver! Günde bir saat bile olsa yüksek memurlarla ilgili şikâyetleri dinle; onları dava edenler için mahkeme kur!
Zalimleri korkut ve onları dağıt! İnsanlar için çözümü ve başarıyı, tevazu ve muhabbetle iste! Onların hastalarını ziyaret et! Cenazelerine katıl! Onlara kapını aç! Sen de onlardan birisin, ancak Allah senin omuzlarına onlarınkine göre daha ağır yük yüklemiştir.
Sen Allah’ın yarattığı hayvanlar gibi sorumsuz bir semirici olmaktan kaçın! Zira hayvanın tavlanması kesilmesine sebep olur.
Şunu bil ki, idareci saparsa yönetilen de sapar. Selâmetle.”
(Hükümdar ve Siyaset, Bordo Siyah Klasik Yayınlar, İstanbul 2004)
Akif Güler
 

MURATS44

Özel Üye
İlk defa duydum. İlginç bir oyuna benziyor. denemek lazım. Gerçi benden kaçmaz :) hemen yakalarım :D
 

VuSLaT

Yönetim
Yönetici
Emeklerinize sağlık değişik bir konuydu, bilgilendim duymadığım şeyleri okudum değişik bir paylaşım...
 
Üst Alt