Yalnız'ın Psikolojisi

ceylannur

Yeni Üyemiz
Yalnız'ın Psikolojisi


493.jpg



Kişinin çevresi tarafından bir kenara itilmesi gibi tarif edilse de, yaşadığı ruh haleti ile toplumdan ve çevreden kendisini soyutlayarak iç dünyasına çekilmesidir yalnızlık.

Dünyanın her nesnesine organik ve hissi ağ salanlar, bağlantılarının sayısı ve ehemmiyetine göre bunlardan kopmak istemezler. Kaybedilen değerlerin önemine göre üzüntü, keder, korku, yalnızlık hissi duyarlar. Yaşlandıkça bedenleri adına çok şey kaybeden insanlar, yaptırım güçleri azalıp sahip oldukları imkânlar ellerinden çıktıkça güçsüzlüklerini ve hiçliklerini anlarlar. Zaman içinde bu kimselerden, "elimden bir şey gelmez; onsuz yapamam; beni hayata bağlayan o idi: beni yalnız bırakın: kimseyi görmek istemiyorum....." gibi şikâyetler duyabilirsiniz.

Yalnızlık hissi yaşayan insanların yüzlerinde bu duygunun belirtileri vardır. Genelde psikolojik çöküntü içindedirler. Yüz ifadeleri anlamsızdır. Dalgın olarak bir noktaya bakar, her şeyden kaçıp kendilerini soyutlarlar. Güçsüzlüklerini ve çaresizliklerini kabullenirler. Hâdiseler karşısında sinik, hâlsiz ve tepkisiz insanlardır. Bu tip belirlilerin süresi ve şiddeti, yalnızlığa sebep olan tesirin önem derecesi ile birlikte, kişide yaptığı ruhî ve bedenî streslere bağlıdır.

Yalnızlık hissini yaşayanlar, yalnızlığı, yalnızlık aktivitesi içinde çözeceklerine inandıkları ve algıladıkları için yalnızlığa boyun eğerler. Günlük hayat içinde daima sosyal sıkıntılarla beraberdirler.

Yalnızlık, sebebine ve belirtilerine göre çeşitli isimler almıştır: Çevreyle münasebetlerin kesildiği depresyonla birlikte oluşan derin yalnızlık: kendini toplum içinde yabancı hissetmeyle oluşan sosyal durum yalnızlığı; beden ve çevre şartları iyi olsa bile hissî âlemde beklentilere cevap alınamayınca oluşan duygusal yalnızlık; iç dünyasındaki üzüntülerden kaynaklanan (self pity), dışarı yansıtılmayan, görünen davranışları normal olan gizli yalnızlık: depresyon, korku gibi belirtilerle birlikte açığa çıkan triad yalnızlık gibi çeşitlerden bahsedilebilir.

Görünüşteki yalnızlık hiç mühim değildir. İnsanların bazıları yalnızmış gibi görünürler. Oysa ki iç âlemlerinde yalnız değillerdir. Ebu Zerr (r.a) başkalarına göre sosyal açıdan yalnızdı. Fakat ruh dünyasında dostları vardı, Dostları bedenen yanında olmasalar bile düşünce ve his âleminde onunlaydılar. ALLAH ve Resulünü dost edinen bu insanların yalnızlık hissini yaşamaları mümkün değildir. Muhabbete varan ruhî beraberlik Ebu Zerr'de yalnızlık hissini uyandırmamıştır. Bu noktada bulunmayan her insan yalnızlığa açık kapıdır.

Yalnızlık hissinin oluşmasında sebepler kişilere göre değişiklik arzeder. Kadınlar erkeklere göre daha duygusaldırlar. Kadınlarda bağlılık ve şefkat hisleri erkeklere göre fazladır. Bağlandığı en önemli değerler elinden alındığı zaman yalnızlık hissini yaşarlar. Müzmin hastalığı olan 80 kadın ve erkek hasta arasında yapılan bir araştırmada kadınların erkeklere göre daha fazla yalnızlık çektikleri ortaya konulmuştur. Yine aynı araştırmada, kocaları müzmin hasta olan sağlam kadınlardan da yalnızlık hissi çekenlere rastlanmıştır.Aynı kaderi paylaşan yaşlı eşlerin ortak değerleri ellerinden çıktıkça ve bunlara yeniden sahip olma ihtimalleri yok oldukça ümitsizliğe düşerler ve derin olmayan gizli yalnızlık hissini yaşarlar.

Yaşlılar, yakınları ile birlikte yaşadıkları zaman daha mutludurlar. Ataerkil ailelerdeki yaşlılar kendilerini emniyette hissederler. Küçükler kendisine hürmet ve muhabbet gösteriyorlarsa; hayatla olan bağları daha da sağlamlaşarak ruh ve his dünyalarında mutluluğu tadarlar. Sosyal ve psikolojik tatmine eriştiklerinden yalnızlığı hissetmezler. Yaşlı hastalarda yalnızlık hissi en sevdiği yakınını kaybettiği zaman ortaya çıkar. Yıllardır beraber yaşadığı, aynı kaderi, üzüntüyü, sıkıntıyı, sevinci paylaşan eşlerden birisi öldüğü zaman diğeri yalnızlık hissini derin olarak yaşar. Kayıp yeni ise, yalnızlık daha derindir. Artık hayat onun için mânâsızlaşır, yaptıklarından zevk almaz, düşünce âlemi içinde bir köşeye çekilir. Yalnızlık duygusu içinde takılıp kalanlar günün birinde ölümü ister hâle gelir. Neticede sevdiğine karşı vuslat arzusu doğar. Çok yakınını kaybedenlere çevre destek olmalıdır. Desteksiz olanlar yalnızlığı yalnızlık düşüncesi içinde çözmeye başlar ki, bunun da neticesi "yalnızlık" fâsit dairesidir. Yaşlıların, yakınların kaybedilmesiyle oluşan derin yalnızlık dışındaki yalnızlıkları, gizli yalnızlıktır.

Derin yalnızlık genellikle gençlerde daha çok görülür. Gençlerde kişiler arası bağımsızlık ve hissîlik ön plândadır. Saf, derin, karşılıksız her türlü fedakârlığa açık sevgileri olduğundan bağımlı oldukları değeri kaybettikleri an, derin yalnızlığa girerler. Genel yalnızlığın % 17,4'ünü oluştururlar.

14-22 yaş arası Adelosan çağındaki çocuklarda arkadaş bağımlılığı fazladır. Kendilerini güçlü hissederler, tehlikeyi umursamazlar, kendilerine güvenirler. Kendini kontrol etme iradesi olan öğrencilerde yalnızlığın görülmediği; sosyal sıkıntısı, duygusallığı, psikolojik problemleri olan öğrencilerde yalnızlığın görüldüğü tespit edilmiştir. Şahsî yeterliliği olan, yaptığı işlerde daima başarılı olanlar yalnızlık hissine kapılmazlar. Kabiliyetlerinden dolayı yakın ve uzak çevrenin ilgisi vardır.

Yalnızlığın hayat memnuniyeti ile ilgili olduğu gösterilmiştir. Geçim sıkıntısı çekmeyen, aile içi münasebetleri iyi olanlarda yalnızlık hissi daha az görülmektedir. Özellikle zenginlikten fakirliğe düşen insanlar günümüzde çok fazladır. Alışık olmadığı standartlarla yaşamaya çalışanlar hayat değişikliği neticesinde sosyal hayattan yara aldıkları için yalnızlıklarını kabul ederek yalnızlığı yaşarlar. Zengin olduğu dönemde bir sözünü iki etmeyen insanlar, fakirleşince onu yalnız bırakırlar. Çevrenin vefasızlığına maruz kalan bu insanlar, kendilerini duygusal yalnızlık içinde bulurlar.

Amerika Birleşik Devletleri'nde zengin ve fakir öğrenciler arasında yapılan bir araştırmada, fakir öğrencilerdeki yalnızlık ve depresyon hissinin, zengin öğrencilerden daha fazla bulunması dikkati çekmektedir. Fakir öğrencilerde görülen, duygusal yalnızlıktır. Bu tür yalnızlık, milletlerin karakterlerine göre değişmektedir. Aynı araştırmada yabancı öğrenciler de incelenmiş ve neticede, yabancıların sosyal yalnızlık içinde oldukları tespit edilmiştir.Sosyal hayatta toplum içinde yabancı olmanın bir semptomu olan bu yalnızlığı, kendi ülkemizde yabancı bir şehre gidip orada aradığımız dostu bulamadığımızda geçici de olsa hissederiz. Kişilerin karakterleri olduğu gibi milletlerin de karakterleri vardır. Coğrafî şartlar ve ortak kültür en önemli faktörlerdir. Japon ve Avusturyalılar arasında yapılan bir çalışmada yalnızlık ve hayattan memnun olma hissi araştırılmış, Japonların hayat memnuniyetsizliği ve yalnızlık hissi Avusturyalılardan daha fazla çıkmıştır.

Sıkıntı, depresyon, öfke, şaşkınlık, güçsüzlük gibi rahatsızlığı olanların hastalıkları kronikleşip derinleşmişse yalnızlık hissi daha fazla görülmektedir.

Kişinin ruhî durumu iyi ise daha az yalnızlık hissetmektedir. Özellikle alkol alma alışkanlığı olanlar psikolojik rahatsızlıklarını çözemediklerinde çareyi alkol almakta bulurlar. Belli bir süre kullanıldıktan sonra alkol, unutma için yardımcı olmaz ve yalnızlık duygusu daha şiddetli bir biçimde açığa çıkar.Alkoliklerde yalnızlıkla birlikte gelen depresyon, alkolün dozunu artırmada tesirli olur.Neticede, çok çabuk etkilenen ve hayattan memnuniyetsiz görünen insanlar olarak bir kenara çekilirler. Yalnızlık hissi duyan insanlarda alkol tüketiminin arttığı gözlenmiştir.

Homoseksüellik psikiyatrik bir hastalıktır. Romantik homoseksüellerde yalnızlık hissinin fazla olduğu gözlenmiştir. Toplum kültürüne ve süperegosuna ters düşen hayat tarzını benimsediklerinden çevreleri bu tipleri bir kenara iter. Toplum ile kaynaşmaları mümkün olmadığı için sosyal ve derin duygusal yalnızlığı yaşarlar.

Çevrenin bir kenara iterek küçümsediği diğer bir grup da geri zekâlı çocuklardır. Yaşıtları ile yaşadıkları ve bulundukları her yerde zeki çocuklardan farklılıklarını hissederler. Çevresi onları bir kenara iterken, onlar da bu kabullenişle kendilerini yalnızlığın İçinde bulurlar. Araştırmacılar geri zekâlı çocukların zeki çocuklara göre daha fazla yalnızlık çektiklerini yaptıkları çalışmalarda göstermişlerdir. Kabulleniş ve sinme diye adlandıracağımız bu durum, farklılığın bir tezahürüdür ki yalnızlığı getirir.

Müzmin hastalığı olan insanların devamlı yatmaları, iş gücü ve hayat standartlarının düşmesine sebep olmaktadır. Aile içinde eş ve çocuklarla ilgilenme az veya hiç denecek derecededir. Psikolojik ve müzmin hastaların yakınlarına verebileceği duygusal ve ekonomik veriler tatmin edecek derecede olmadığından yakınlarının kendisine olan alâkası azalır. Hasta kendisini işe yaramaz, başkasına yük olarak görür. Neticede yalnızlık hissini yaşar. Çok müzmin hastayla birlikte hasta olmayan eşler de yalnızlık hissini yaşar.

Her insan kendi nesebini devam ettirecek, mirasını bırakacak, doğuştan kendisine verilen merhamet, muhafaza etme, cömertlik, fedakârlık, hasbîlik... gibi duyguları en yakın uygulayacak bir çocuğunun olmasını ister. Çocuğu için her şeye katlanır. Kendi nefsine çocuğunu tercih eder. Yapılan bir araştırmada bu hisleri kullanamayan çocuksuz anne ve babalarda yalnızlık hissinin fazla olduğu gözlenmiştir.

Yalnızlık uyandıran her belirti her insanda yalnızlık duygusu uyandıracak diye bir şart yoktur. Yalnızlık duygusu kişinin fizyolojik, psikolojik sosyo-kültürel yapısıyla İlgilidir. Süresi ve şiddeti ise psikosomatik strese bağlıdır.

Yalnızlığın tedavisi

Peygamber Efendimiz (s.a.s) tek başımıza evde kalmamamızı ve yolculuk yapmamamızı tavsiye buyurmuştur.Halk arasında, yalnızlık ALLAH'a mahsustur, derler. Yalnızlığın giderilmesinde en önemli tedavi arkadaş edinmektir. Arkadaş gerçek dost olmalıdır. Her arkadaş yalnızlığı unutturmaz.

Yalnızlık hissini yaşayanlar kendilerini, zayıf, güçsüz arkadaşsız hissederler; çevre onlardan, o çevreden uzaklaşmıştır ve alâkasızdır. İnsanları, vefasız ve güvenilmez görürler, hayatta desteksiz olduklarını, güçsüz olduklarını kabul ederler. Yalnızlık kısır döngüsü içine giren kişinin iki dost edinmesi gereklidir. Birincisi; bütün dostların en hayırlısı, kendisinin sesine cevap veren, vefalı, zayıfların yardımcısı, gücü her şeye yeten, fakirlerin, gariplerin yardımcısı, yalnızlık duyanların dostu, iniltileri işiten ve cevap veren, kendisine sığınılanların en hayırlısı olan, her şeyin sahibini dost edinmektir. Belki bazıları Ebu Zerr (r.a) gibi sosyal olarak yalnız yaşar, fakat ruh ve his âleminde onu yaratan Dostla beraberdir. Bu da yalnızlık yerine vuslat duygusunu pekiştirir. Vuslat duygusu ise ölüm korkusunu ve dünyaya bağlılığı giderir.

İkincisi: hem sosyal hem de duygusal yalnızlığı istemeyenler yukarıdaki isimlerin sahibini dost edinirken üç boyutlu âlemde onun esmasını yansıtan veya yansıtmaya çalışan insanları dost ve arkadaş seçmelidirler, Bunlar tek başlarınayken, şuur altından fısıldanan sözlere maruz kalmamak ve onu dinlememek için hayatlarını yalnız sürdürmemelidirler.

Sosyal hayatta insanın kendisine en yakın olarak hissettiği kişiler, aile fertlerinden sonra, yakın komşulardır. Buhari, Müslim ve Tirmizi'de bahsedilen hadîslere göre iyi komşu, yediklerinden yediren, kendisinden emin olunan, komşusuna iyilik yapan ve ilgi gösteren, komşular rahatsız olacak diye tedirgin olan ve onlara rahatsızlık vermeyen, iyilik yapılması sırasında en yakın komşusunu tercih edendir. Sosyal dağılımı dengeli yapan her aile, komşusunu yalnız bırakmaz ve yalnızlık gözlüyorsa tedavi eder. Hadîste, en yakın komşunun tercih edilmesi, ilgilenilmeyen insanın kalmaması için ince hikmetleri olan bir tercihtir. Düşünün, her insan yakın komşusunu değil de uzaktakini tercih etse, bir başkası da aynı kişiyi tercih edecek böylece iyilik ve yardım belli kişilerde yoğunlaşacak, ilgisiz ve yardımsız fertlerin sayısı artacak. Ferden-ferdâ şeklinde iyilik, yardımlaşma; kederde, sevinçte, kaygıda beraber olma, yalnızlığı unutturacaktır. Eğer komşumuzun karakterinde Es-maü'l-Hüsna'nın pırıltıları varsa, sosyal hayatımız dünyada da cennet olur.

Dr. Arslan MAYDA
 
Üst Alt