3-)İkinci risâle redd-i revâfıd tercemesi

Hasret ruzgari

Aktif Üyemiz
Cevap: 3-)ikinci risâle redd-i revâfıd tercemesi

Karşılarındakiler, ictihâdda hatâ etmişlerdi. Fekat, ictihâdda yanılma olduğu için, kötülenemez ve ayblanamaz. Yanılanlar, bir sevâb almışdır. Doğruyu bulanlar ise, on sevâb almışdır. İmâm-ı Şâfi’î “rahmetullahi aleyh” (Allahü teâlâ, o kanlara, ellerimizi bulaşdırmakdan koruduğu gibi, biz de, dillerimizi bulaşdırmakdan koruyalım) buyurdu. Bu kıymetli söz, hatâ bile demenin doğru olmadığını ve yapılmış olanları da iyilikle anmamız lâzım geldiğini gösteriyor. Demek ki, Mu’âviyeyi “radıyallahü anh” sevmiyen, Ona la’net eden bir kimse, bütün Eshâbı iyi bilse de, Ehl-i sünnet ve cemâ’atden olmaz. Bunu, şî’îler de sevmez. Çünki, üç halîfeyi seveni sevmiyorlar. Bunun için, bu kimse, ne Ehl-i sünnetdendir, ne de şî’îdir. Üçüncü bir yol tutmuş oluyor.
Eshâb-ı kirâm arasında hâsıl olan ayrılıklar için Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdiklerinde bir şübheniz kalırsa, güvenilen ve herşeyi ayrı ayrı îzâh eden i’tikâd kitâblarını okumalısınız. Sonradan söylenilen, birbirini tutmaz, çürük sözlere inanmamalıdır. Otuzaltıncı mektûbun tercemesi temâm oldu.
Bu yazımızı, güzel sözlerle bitirmek için, Ehl-i beytin “radıyallahü anhüm” şanlı işlerini, medhlerini, üstünlüklerini yazıyoruz:
Ahzâb sûresi, otuzüçüncü âyetinde meâlen, (Ey Habîbimin Ehl-i beyti! Allahü teâlâ, sizin günâhsız olmanızı istiyor) buyuruldu. Müfessirlerden çoğu, bu âyet-i kerîme, Alî, Fâtıma, Hasen ve Hüseyn “radıyallahü teâlâ anhüm” için geldi, dedi. Âişe “radıyallahü anhâ” da, böyle olduğunu bildirdi. Zevceleri “radıyallahü anhünne” için geldi diyenler de vardır. Çünki, bundan sonraki âyet-i kerîme açıkca zevcelere hitâb etmekdedir. Ahmed bin Hanbelin [164-241 [m. 855] Bağdâdda], Müsned adındaki kitâbında Ebû Sa’îd-i Hudrî [Uhud gazâsında onüç yaşında idi. 64 de vefât etdi. İstanbulda, Ayvansarayda, Kariye Câmi’i bağçesinde denilmekdedir] diyor ki, bu âyet-i kerîme, Resûlullah, Alî, Fâtıma, Hasen ve Hüseyn için geldi. Bu beşine (Ehl-i abâ) ya’nî hırka ile örtülü denir. Ahmed bin Muhammed Sa’lebîye göre [427 [m. 1036] Nişâpurda] bu âyet-i kerîmedeki (Ehl-i beyt), Hâşimoğulları demekdir. Âyet-i kerîmedeki (rics), günâh yapmak ve îmân edilecek şeylerde şübhe etmek demekdir. O hâlde bunlar, Cehenneme girmez. Sa’d ibni Ebî Vakkâs “radıyallahü anh” [Aşere-i mübeşşeredendir, onyedi yaşında, yedinci olarak islâma geldi. Bütün gazâlarda bulundu. İlk ok atandır. Çok nişancı idi.
 

Hasret ruzgari

Aktif Üyemiz
Cevap: 3-)ikinci risâle redd-i revâfıd tercemesi

Kadsiyede zafer kazanıp, Îrân mecûsî devletini târîhden silen İslâm ordusunun baş kumandanıdır. 55, Medînede] buyurdu ki, Âl-i İmrân sûresi, altmışbirinci âyeti, (Geliniz, çocuklarımızı ve çocuklarınızı çağıralım) nâzil olunca, Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” Alî, Fâtıma, Hasen ve Hüseyni “radıyallahü teâlâ aleyhim ecma’în” çağırıp (Yâ Rabbî! İşte bunlar Ehl-i beytimdir) buyurdu.
Müsevvir bin Mahreme “radıyallahü anh” [Nemâzda iken, mancınık taşı ile şehîd oldu. 2-64, Medînede] buyurdu ki, Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” buyurdu ki, (Fâtıma “radıyallahü anhâ” benden bir parçadır. Onu kızdıran, beni incitir). [Hicretde 13 yaşında idi. 15 yaşında iken Alîye “radıyallahü anh” verildi ki, Alî o zemân 25 yaşında idi. Hicretin onbirinci senesinde Medînede, vefât-ı Nebîden altı ay sonra vefât etdi.]
Ebû Hüreyre “radıyallahü anh” [Hayberde İslâma gelip hemen gazâya başladı. Çok fakîr olup, Resûlullahdan ayrılmazdı. Muâviye bunu Medîneye vâlî yapdı. 59 da 79 yaşında vefât etdi. Medînede] diyor ki, Resûlullahın yanında idim. Hasen geldi. (Yâ Rabbî! Bunu seviyorum. Sen de bunu sev ve bunu sevenleri de sev!) buyurdu. Enes bin Mâlik [Resûlullaha on yıl hizmet etdi. 100 seneden fazla yaşadı] diyor ki, (Resûlullaha “sallallahü aleyhi ve sellem” Hasenden dahâ çok benziyen kimse yok idi). Bir kerre de (Hüseyn “radıyallahü anh” Resûlullaha çok benziyordu) dedi. Zeyd bin Erkam “radıyallahü anh” [Uhud gazâsında küçük idi. Diğer onyedi gazâda bulundu. 61, Kûfede] diyor ki, Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” buyurdu ki, (Benden sonra, size iki şey bırakıyorum. Bunlara yapışırsanız, yoldan çıkmazsınız. Birisi, ikincisinden dahâ büyükdür. Biri, Allahü teâlânın kitâbı olan Kur’ân-ı kerîmdir ki, gökden yere kadar uzanmış, sağlam bir ipdir. İkincisi, Ehl-i beytimdir. Bunların ikisi birbirinden ayrılmaz. Bunlara uymıyan, benim yolumdan ayrılır). Yine Zeyd bin Erkamın bildirdiği hadîs-i şerîfde, (Alî, Fâtıma, Hasen ve Hüseyn ile harb, bana karşı harb demekdir. Bunlarla sulh ve selâmet üzere olmak, bana teslîm olmakdır) buyurdu. Cemî’ bin Ömer “radıyallahü anh” diyor ki: Amcam ile birlikde Âişe “radıyallahü anhâ” valdemizden sorduk ki, Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” en çok kimi severdi. Cevâbında, Fâtımayı “radıyallahü anhâ” buyurdu. Erkeklerden kimi en çok severdi, dedik. Fâtımanın zevcini dedi. Abdüllah ibni Ömer “radıyallahü anhümâ” [İlk Hendekde ve bütün gazâlarda bulundu. 84 yaşında 73 de Mekkede vefât etdi] diyor ki, Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” buyurdu ki, (Hasen ile Hüseyn, dünyâda, benim güzel kokularımdır). Alî “radıyallahü anh” buyurdu ki: (Hasenin göğsünden yukarısı, Hüseynin göğsünden aşağısı, Resûlullaha çok benziyordu).
 

Hasret ruzgari

Aktif Üyemiz
Cevap: 3-)ikinci risâle redd-i revâfıd tercemesi

Abdüllah ibni Abbâs “radıyallahü anhümâ” [Çok âlim idi. 68 de 70 yaşında Tâifde vefât etdi] buyurdu ki, Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” mubârek omuzunda Hasen vardı. Birisi, yâ Hasen! Ne iyi yere oturmuşsun deyince (Omuzumdaki, ne iyi insandır) buyuruldu. Âişe “radıyallahü anhâ”dan [Ebû Bekr-i Sıddîkın kızıdır. Resûlullah efendimize, Allahü teâlânın emri ile, altı yaşında nikâh edilip, hicretin ilk yılında, dokuz yaşında düğün yapıldı. Âyet-i kerîme ile medh ve senâ olundu. Âlim, edîb, çok akllı ve üstâd idi. Binden fazla hadîs-i şerîf bildirdi. Resûlullahın vefâtında onsekiz yaşında idi. Elliyedide, 65 yaşında Medînede vefât etdi. Abdüllah bin Zübeyrin teyzesi idi.] nakledildi ki Eshâbı kirâm, hediyyelerini, Resûlullaha, Âişenin evinde getirip böylece sevgisini kazanmağa yarışırlardı. Zevceler, iki grup idi. Âişe tarafında Hafsa, Safiyye, Sevde vardı. İkincisi Ümm-i Seleme ve ötekiler idi. Bunlar, Ümm-i Selemeyi Resûlullaha gönderip (Eshâbına emr buyur. Hediyye getirmek isteyen, hangi zevce yanında iseniz, oraya getirsin!) dediklerinde, Resûlullah buyurdu ki, (Beni, Âişe hakkında incitmeyiniz! Cebrâîl “aleyhisselâm” bana yalnız Âişenin yanında iken geldi.) Ümm-i Seleme, dediğine pişmân olup, tevbe ve afv diledi. Fekat zevceler, Fâtıma “radıyallahü teâlâ anhünne” ile de haber gönderdi. Cevâbında (Ey kızım! Benim sevdiğimi, sen sevmez misin?) buyurdu. Fâtıma, elbet severim, dedi. Cevâbında (O hâlde, Âişeyi sev!) buyurdu. Âişe “radıyallahü anhâ” buyurdu ki: Resûlullahın zevceleri arasında, Hadîceye “radıyallahü anhâ” gayret etdiğim gibi, başkasına gıbta etmedim. Hâlbuki, onu görmemişdim. Çünki, ölmüş olduğu hâlde, Onun adını çok söylüyordu. Ne vakt bir koyun kesip dağıtsa mutlaka bir parçasını da Hadîcenin akrabâsına yollardı. Bunu görünce, bir def’a (Allahü teâlâ, sana, sanki, Hadîceden başka kadın vermedi mi, hep onu söylüyorsun) dedim. (Evet, başka kadınlarım oldu. Fekat, o şöyle idi, böyle idi ve ondan çocuklarım oldu) buyurdu. Abdüllah ibni Abbâs buyurdu ki, Resûlullah (Abbâs bendendir ve ben Abbâsdanım) buyurdu. [Abbâs “radıyallahü anh” Bedr gazâsında esîr oldu. Sonra müslimân oldu. Mekke ve Hüneyn gazâlarında bulundu. Uzun boylu, beyâz, güzel idi. 32 de 88 yaşında vefât etdi. Medînede, Bakîdedir.] Yine Abdüllahın haber verdiği hadîs-i şerîfde (Ni’metlerini size bol bol gönderen Allahü teâlâyı seviniz. Allahü teâlâyı sevdiğiniz için, beni de seviniz. Beni sevdiğiniz için, Ehl-i beytimi seviniz!) buyurdu. Ebû Zer Gıfârî [Beşinci islâma gelendir. 32 de Medînenin Rebde köyünde vefât etdi] buyurdu ki, Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” buyurdu ki, (Biliniz ki, içinizde, Ehl-i beytim, Nûh “aleyhisselâm”ın gemisi gibidir.
 

Hasret ruzgari

Aktif Üyemiz
Cevap: 3-)ikinci risâle redd-i revâfıd tercemesi

Gemiye binen kurtulduğu gibi, Ehl-i beytimi seven kurtulur. Bunlara uymıyan helâk olur).
Kimseye etmem şikâyet, ağlarım ben hâlime,
titrerim mücrim gibi, bakdıkca istikbâlime!

Âşkın aldı benden beni,
seviyorum Rabbim seni!
Senin sevgin, pek tatlıymış,
seviyorum Rabbim seni!

Ne varlığa sevinirim,
ne yokluğa yerinirim.
Aşkın ile zevklenirim,
seviyorum Rabbim seni!

Emretdin ibâdetleri,
medhetdin iyi hâlleri,
verdin sonsuz ni’metleri,
seviyorum Rabbim seni!

Ne nankör nefsim var aceb,
zevk için, bana kıyar hep!
Ben hakîkî zevki buldum,
seviyorum Rabbim seni!

İbâdeti güzel yapmak,
dünyâ için de çalışmak,
gece gündüz işim, çünki,
seviyorum Rabbim seni!

Sevmek lâfla olmaz Hilmi,
Rabbin, çalışınız dedi.
Hâlinden de anlaşılsın;
seviyorum Rabbim seni!

İslâm düşmanları nice,
çatıyor dîne sinsice.
Durursan, doğru mu olur,
seviyorum Rabbim seni!

Âşık tenbel oturur mu?
Ma’şûka toz kondurur mu?
Düşmanı susdur da, söyle:
Seviyorum Rabbim seni!
 
Üst Alt