Avuçlarında yüzlerce roman kahramanı ....

Muhtazaf

Yardımcı Yönetici (Şair|Yazar)
Yönetici




Avuçlarında yüzlerce roman kahramanı ....

Hayatın görünmez limanlarında, giden gemilerin ardından gönül yaşlarıyla ıslanmış mendiller sallanırken, ukde niyetine bir şeyler saplanıp kalır yüreğin taa derinliklerine…
Cam kırığı zamanlardan arta kalan hatıralar yakamoz niyetine oynaşırken pürneşe, sararmış resimlerde canlanan ne varsa mor menekşeler kadar hüzünlü bir resmigeçitle giderler gözler önünden sessizce.

Ufuklara bakıp bakıp da daldığımız deryalar kucak açarlar; nerde akşam, orda sabah dediğimiz günlere…
Gönlü siyah ettiğimiz ömrün ikindisinden geriye baktığımız vakitlerde, geceye yaklaştığımızı görerek telaşa kapılmamızdan daha doğal ne vardır?
Çimenlerde yalınayak dolaşmanın güzelliğine eremeden, ağaca tırmanarak meyveyi dalından tadamadan, söğüt ağaçlarının gölgesinde kalemiyle arkadaş olamadan, mahmûr sabahlarda bülbülün aşk dolu sesini dinleyemeden, maviliklere uçuşlarda ki âhenge sarılarak, cıvıltıdaki makâmın gizinde kaybolmadan, güneşe “günaydın” demenin karanlığında geçen, koskocaman bir ömür!

Ellerimizle yetiştirdiğimiz fidanları yitirmemek adına kaybettiğimiz ömrümüz, yitirilmiş hayallerin yanında kazanılmış bir hayattır aslında.
Derimize vururuz yumruğumuzu gelecek nesilleri yetiştirebilmek için.
Her geceye bir sabah gelir de kimi sabahlar karanlıktır, aydınlatmaz.
Her sabaha da bir güneş doğar doğmasına da güneşler de bazen ısıtmaz.
Yağmur damlalarının toprağına kavuştuğu anlardaki duman duman tüten puslu bakışlarla ıslanmak, yâreniyle sohbet edebilmenin özlemiyle üşümek ne büyük bir sancı.
Yaşamın bitimsiz kavgasında kendine zaman ayıramamak, bakışlarında gerçekleşmeyen hayâllerin yorgun izlerini taşıyarak hayatı sırtlanmanın zorluğunda, eylül gözlerinde umutsuzlukları barındırmaksa acı bal şerbeti.

Avuçlarında yüzlerce roman kahramanını biçimlendirmenin sorumluluğundaki bir öğretmen, ılık meltem rüzgârlarının esintisine kapılamadan sessiz sedâsız yaşarken, son demlerinde hasat vaktinin gelmesine sevinemez bile…
Biri gider biri gelir o roman kahramanlarının arkası hiç kesilmez.
Vefasızlıklardan ve düşmanlıklardan yaralanan meyveli ağaç olmanın sancısında olsa bile yine de meyvelerin en güzelini verme çabasındadır.
Hep iyiye hep güzele hep yeşertmeyedir çabası.
Kaçıp giden zamanı kendine kuramaz.
Kurmaya kalksa bile vakit geçmiştir artık zembereği elinde boşalır.

İyi niyetinin suiistimaliyle kırılan gönlünün mahzunluğunda hesaplaşır.
Keşkelere sığınmayı istemez.
Yüreği yağmurun özleminde alabildiğine özgür güneşle kavrulurken, hayâl damlalarıyla ıslanır gözleri.
Gerçekleşenideallerinin yanında, güneşlere uyanışların muhabbetten uzaklaşan özlemi siner hayatına.
Gecelerin yıldızları kaybedişindeki mâtem gibidir kaybettiği zamanı.
Kirpiklerini ıslatan damlaların hüzünle söylediği şarkıların nağmesi de hayatın sıkışmışlığından dem vurur.

Rüzgâr gibi savrulup giden hayatında çekilen iç çekişlerde esmeden yağmalar, dolmadan boşalmalar vardır.
Ömrünün serhatlarında bıçak sırtı gibi yaşamın korku ve endişesini yüreğe yüklemek yüklerin en ağırıdır.
“Her şeye rağmen dosta, düşmana karşı dimdik ayakta kalabilmek gerek” diye düşünmeler kuşatır düşüncelerini.
Avuçlarında yüzlerce roman kahramanı, gözlerinde ideallerin mahpusluğunda kalmış bir yaşamla duygularını ve düşüncelerini yazmaya ayıramadığı zamanı özler, özler, özler…
Sergül Vural
Berceste Dergisi

 
Üst Alt