“kazandik!” derken, kaybedenlerden miyiz?

Muhtazaf

Yardımcı Yönetici (Şair|Yazar)
Yönetici
“KAZANDIK!” DERKEN, KAYBEDENLERDEN MİYİZ?

mum_5.jpg


SARA ŞENTÜRK
İslâmî tesettürün yani setr’in -örtünmenin- resmî öğretim ve çalışma kurumlarında yasak olduğu yıllardan, tesettürlü olduğunu iddiâ edenlerin her türlü! ortamda yer alabildiği yıllara geldik. Ne kadar ilerlemişiz, neleri kazanmışız veya neleri kaybetmişiz… farkında mıyız!?
Yavaş yavaş bozulmalarımızı hızla onar, kayıplarımızı bildir ve buldur bize Allah’ım!

Bizler İslâm! toplumu olarak iyice bozulmadan, başımıza büyük musibetler gelmeden onar bizi, ıslâh et bizi, tekrar ‘İslâm’ et bizi... Birden bozulmuyoruz biz, o yüzden fark edemiyoruz kaybettiğimiz güzellikleri ve kapıldığımız çirkinlikleri-yanlışlıkları. Ahlâkî ve îmanî yozlaşma için de bundan etkili yöntem yok zaten; yavaş yavaş, sezdirmeden, sinsice sızarak, insanoğlunun düşünme-sorgulama-anlama kabiliyetini körelterek...

*****
Tesettürümüz vardı bir zamanlar; resmî yerlerde yasak edildiği için uğruna okullar-meslekler terk edilen, dünyevî kariyer hevesleri uhrevî îman kuvvetiyle sakinleştirilen, Allah celle celalühü’nün rızasını kazanma arzusu bütün maddî arzuların önüne geçebilen, ‘dâvâ için fedakârlık’ adıyla süslenen uyuşturucu palavralara kanmayıp Allah’ın emrinden taviz vermeyerek dünyevî plânlardan ferâgât edilebilen... tesettürlü yıllarımız vardı milletçe. Gerçekten İSLÂMÎ bir tesettürdü. Yani uğruna çok zevklerden ve ideallerden vazgeçmeye, bir şeyler feda edilmeye değer bir tesettürdü. Sonra yıllar geçti ve yavaş yavaş her yerde, her kurumda serbest oldu Allah’ın mü’mine hanımlara ve mü’min beylere emri olan tesettür. Gel gelelim ‘serbest olmasaydı da böyle bozulmasaydı, aslını ve asâletini böyle kaybetmeseydi’ diyesi geliyor insanın. Yasaklanınca kıymeti biliniyor demek ki bazı şeylerin ve muhafazasına özen gösteriliyor. Ya da bazı şeyler serbestken daha kolay özünden uzaklaşıyordemek ki. Belki de, bugünkü acı sonuç kötü niyetli birileri tarafından plânlanmış kasıtlı bir serbestlikti, bilmiyoruz…

"Dünyada bu kadar önemli nice insânî meseleler olurken böyle görsel konularla gündemi işgal etmek gereksizlik" diyenler olsa da; biz biliyoruz ki ‘tesettür’ mü’minler için sadece görsel bir konu değil, hayatın pek çok alanıyla ilgili bir emridir Rabbimizin. Ve -geçmiş peygamberlerin/kavimlerin kıssalarında zikredilen bazı hükümler hariç- Allah'ın hiçbir hükmü, emri ve nehyi zamansal-mekânsal değildir. Hele hele önemsiz hiç değildir. Hükümleri-emirleri-nehiyleri önemine göre diye sıralamak da hiç kimsenin haddi değildir. Hepsi zamana-mekâna-olaylara ve kişilere göre öncelik arz edebilir.

*****
Evet; belli İslâmî bilgisi olan, hâl ilminden haberdâr olan, Kur'ân'a muhatap olan hanımların: 'Pardesü altına pantolon giymek tedbir açısından daha güzel, tesettüre daha uygun...' dediği günlerden, dar pantolonların üstüne, gittikçe kısalan ve daralan bluzları giydikleri günümüze geldik…

Önce başörtülerimiz küçültüldü bilinçli şekilde; çünkü mü’mine hanımlar büyük eşarpları ile daha güzel örtünüyorlardı, çünkü fıkhî hükümlerden ‘vücut hatlarınızı belli etmeyecek şekilde’ kriterini öğrenmiştik hepimiz. Sonra rahatlık adına, ‘kendimize zulmediyoruz, ayağımıza dolanınca tehlikeli oluyor’ diyerek boyları kısaldı dış kıyafetlerimizin. Geniş ve uzun pardesüler yerini kısa ve modelli ceketler ile, ‘modern İslâmî kıyafet’ tamlamasının karşılığı olan tuniklere bıraktı. Sonra ‘Biz neden güzel olmayalım? Allah güzeldir güzeli sever, hem el-yüz müstesnâdır, süslenmek helâldir, hatta sürme sünnet olduğu için sevaptır, müslümanlar da bakımlı ve güzel görünmelidir’ gibi avama yakışır kandırma cümleleriyle, kendi kendine zulmeden nefsimize hoş ve mâkûl gelen sebeplerle makyajın âlâsını yollarda ve mahrem ortamlarda yapar oldu; kendini ahlâk, îman, ilim, fikir ve sâlih amelle güzelleştirmeye üşenen hanımlar... Muttakîlere has sade, temiz ve doğal güzelliğin Allah katında ve sâlih mü’minlerin gönlünde makbûl ve kıymetli olduğu, büyükleri tarafından gereği gibi anlatılmadı belki de onlara. Ve onların bu hallerine hiç rahatsız olmadan onay verir oldu ‘Elhamdulillah müslümanım!’ diyen beyleri, babaları, ağabeyleri… Yaratılıştan ve kültürel normlardan dolayı her beyde ve hanımda olan/olması gereken dengeli bir kıskançlık ve kollama duyguları gittikçe azaldı. Şuurlu müslüman eşlerde olması gereken 'eşini ve çocuklarını günahlı hallerden ve çirkin bakışlardan koruma, sakındırma mükellefiyeti’ ise artık önemsenmez oldu, hatta gericilik telâkkî edilir oldu. Hanımların ve beylerin birbirini kıskanması, çirkin bakışlardan, kötü düşüncelerden ve dedikodulardan korumak için uyarması ahlâkî-îmânî ve medenî özellikler iken, artık bedevîlikle bir tutulur oldu.

Sonra bir baktık kollarımızı rahatça katlamaya, hatta kısa kollu kıyafetlerle, daha sonra başörtüsünü arkadan bağlayarak dolaşmaya başlamışız karışık ortamlarda. Tabi artık herkes çok temiz kalpliydi ya! Acaba Kur’an da sadece kötü kalpliler için mi emretmişti bize tesettürü?! Rasûl-i Ekrem’in hanımları, kızları ve ashabın hanımları da sadece içi kirli olanların yanında mı mütesettirdi yoksa!? Oysa kalbi ve beyni hakîkî bir imanla temizlenen beyler ve hanımlar diğer meselelerde olduğu gibi tesettür konusunda da daha dikkatli olmuyorlar mıydı? Kalbinin temizliğinden emin olduğumuz tanıdıklarımızın, arkadaşlarımızın yanında rahat davranmazsak, tam tesettürlü durursak, zorla akıllarında merak uyandırmış olmaz mıydık?! Hem dünyada bu kadar savaşlar, haksızlıklar, ahlâksızlıklar olurken, zulüm her yerde devam ederken, ülkemiz ekonomik yönden bu kadar geri kalmışken, bir yerlerde kanlar sele dönüşürken biz ‘‘birkaç santim açılma, dış kıyafetlerimizi birkaç beden daraltma, iyi niyetle! hafif bir makyaj yapma ve herkesi kardeş bilerek senli-benli olmaya’’ takılıp kalırsak, böyle ehemmiyetsiz konularla ruznâmeyi meşgul edersek vicdansızlık ve iptidâilik etmiş olmaz mıydık!?

Oysa bizler bilmiyorduk ki, küçümsediğimiz tavizler ve iyi niyetler beraberinde ne büyük ve zararlı bozulmaları da getiriyordu! Hem de temelden İslâmî öğretim gösteren ailelerin çocuklarında dahi! Birkaç yıldır öğretim ve çalışma ortamlarında başlarını rahatça örten kızlarımız, özgürce makyaj da yapıyordu artık! Kafelerde nargile içiyor, itici ve nahoş bir zaaf olan sigarasının dumanını yol ortasında rahatça savuruyor, mahrem arkadaşlarıyla sınırsızca şakalaşarak faydalı tebliğler! yapıyor, müslümanların da güzel! olabileceğini örneklikle göstermiş oluyor, düğünlerde pasta kesip birbirinin ağzına koyma avam’lığına bile artık dâhil olduğumuzu ilân ediyordu kızlarımız-oğlanlarımız. Onları çok seven! büyükleri tarafından: ‘Ömürde bir kez yaşanacak en özel gününde de mi makyaj yapmasın, içinde kalmasın sonra daha aşırı yapar’ gibi sevgi, anlayış, eğitim bilinci ve hoşgörü dolu! bayağı sözlerle; yahut ‘Ben çocuklarıma doğruyu-yanlışı öğrettim, onların aklı başında, istediklerini yapmakta serbestler, ben her halleriyle razıyım ve seviyorum çocuklarımı’ gibi... hayr’a teşvik etmeyen, ‘iyiliği emretme ve kötülüğü nehyetme’ farzını ihmâl ettiren, Batı’nın en büyük oyunlarından biri olan ve aile mes’uliyetini yok edici ‘bireysel’ takılmaya özenen, kendi nefsâni sevgisinden önce Allah’ın razı olup olmamasının önemini unutturan cümleleri söyleme cür’etini gösterebilen ‘modern müslüman’ ebeveynlerle günahı destekleniyor artık zavallı yavrularımızın. İslâm’la beslenen Doğu’nun ‘hayâ duygusunu muhâfaza eden’ güzel geleneklerinden utanıp, Batı’nın fıtratımızdaki utanma duygusunu usulca yok eden geleneklerine özeniyor artık çocuklarımız. Onların bu acınası hallerinde her birimizin ne kadar payı ve sorumluluğu var acaba?!

2010'lu yıllarda bir ferace furyasıdır başlayınca sade ve geniş kıyafetler yaygınlaşıyor diye biraz sevinmiştik. Sonra bir baktık ki, dört tarafı yaldızlı, nakışlı, vücuda oturan, tam bir abiye görünümlü feraceler kapladı yanlışa meyilli hanımların üstünü ve İslâmî kavramları marka ismi yapıp köşeyi dönen ama nâmütesettir ürünlerini de dış kıyafet diye satışa sunan firmaların vitrinlerini. Sonra serbestleştikçe palyaço gibi acayip biçimler almaya başladı başörtülerimiz. Sivrildi, uzadı, genişledi... Hatta öyle ki, neredeyse ‘çift başlı’ misali görünümler sergilemeye başladı ‘kimlik kaosuna uğramış’ zavallı kızlarımız. Müslümanları magazin malzemesi yapmak isteyenler ise ‘tarzın, imajın ne güzel olmuş!’ diyerek istihzâ cümlelerini iltifat boyasıyla süslediler; başlarıyla birlikte akıllarını da kapamış kızlarımız karşısında.

Kötü sözlerden, kötü bakışlardan korunmamız için bir zırh görevi de vardı eskiden setr'imizin. Lâyıkıyla mütesettir olan hanımları-kızları görünce hürmetle 'bacım, kardeşim’ veya ‘abla, yenge, hanımefendi' derdi çoğunluk beyler. Çünkü tesettürle birlikte vakarı ve îmanî bir iffeti de simgelerdi başörtüsü. Peki ya şimdi? Tesettürlü olduğunu zanneden giyinik çıplaklar ve alabildiğine serbest, lâubali hattâ uygunsuz hareketler yapan başörtülüler yüzünden tersine döndü artık örtülüler hakkındaki değer ölçüleri. Beyleri eskisi kadar saygıya, hürmete ve karşısında ciddi tavır takınmaya sevk etmiyor artık ne yazık ki başörtüsü. Gerçi Mü’min beyler, Allah’ın razı olacağı bu vakur muhatap olma duruşunu, iffetli bütün hanımlara karşı göstermeliler. Yine de çok şükür ki, azınlık da olsa bu güzel tavırlarla muhatap olan beyler ve bu güzel duruşları hak eden hanımlar-genç kızlar var hâlâ.

Halbuki şuuruna varsaydık gerçek tesettürün, haberdar olsaydık Rabbimizin konuyla ilgili âyetlerinden ve Rasûlullahın nasihatlerinden; bedenimizi ve saçımızı örterken hareketlerimizi, sözlerimizi ve bakışlarımızı da kontrol etmemiz gerektiğini bilirdik. Örtümüzün bize şakalaşmada ve ciddiyette, samimiyette ve resmiyette hep orta yol üzerinde olmamızı sağlaması gerektiğini anlardık. Aynen Mü’min beylerin de bu konularda dikkatli ve ölçülü olması gerektiği gibi…

O zaman; temel tesettür ölçülerine (el-yüz müstesna ve vücut hatlarını belli etmeyecek -dikkat çekmeyecek şekilde) riayet ettikten sonra, bulunduğumuz ülkenin-bölgenin-şehrin hatta köyün geleneksel kıyafetlerine yatkın ve yakın olan giyinme- örtünme şeklinin en uygun olduğunu da bilirdik. Çarşafın dikkat çektiği yerde pardesü, pardesünün dikkat çektiği yerde şalvar-etek-ferace giyerdik mesela. Yeter ki amacımız, ayetin de belirttiği gibi tanınmak ama dikkat çekmemek olsun. Ama biz artık yola çıkarken, okul-dernek-seminer-işyeri gibi karışık toplantı ortamlarına giderken özellikle dikkat çekici kıyafetlerimizi giyiyoruz. Ayetleri okuyan ama yarım-yanlış ya da işine geldiği gibi anlayanlar, hiç anlamayanlardan kat kat fazla sorumlu olurlar, bunu biliyor muyuz?

*****
Bizler Allah’ın tesettür ayetleri ile emrettiği asıl güzellikleri ve sakındırdığı yanlışlıkları fark edenlerden, bu ibadeti hakkıyla edâ edebilmek için güçlü bir irâde ve sağlam bir îmanla özünü-gözünü-gönlünü ve bedenini çirkinliklere ve şüpheli şeylere karşı setr edenlerden olalım inşallah…
Rabbimiz bizi ve neslimizi; rahatına düşkünlerden, çağa ayak uyduranlardan, farkında olmadan bozulanlardan değil; İslâm’ı 'islamî' bir şekilde yaşamaya çalışanlardan, güzel örnek olanlardan, güzellikleri örnek alanlardan, fizikle değil ‘fikirle ve îmanla’ süslenmiş sade bir hayat ile kendini ifâde edenlerden, bazı zevklerini-arzularını ve rahatını cennete erteleyebilen irade sahiplerinden eylesin.
 

romeo

Yeni Üyemiz
Kazandığımızı sanırken , kaybedenlerden eyleme bizi Allahım. Amin.

Çok güzel bir konuydu. Teşekkürler.
 

MURATS44

Özel Üye
emeğinize sağlık üstad. Çok güzel bir konu seçmişsiniz yine. Allah ac razı olsun inşaallah.
 
Üst Alt