Annelere Bilgiler...

ceylannur

Yeni Üyemiz
Annelere Bilgiler...
Dünyada hiç bir canlının yavrusu, yeni doğan bir bebek kadar bakıma ve korunmaya muhtaç değildir. Bebeğin insan çevresinin ve özellikle annesinin olumlu ve olumsuz davranışları, onun üzerinde yaşam boyu kalıcı izler bırakabilir. İnsan davranışlarının oluşumunda kalıtım ve çevrenin paylarının ne oranda olduğu henüz kesinlikle belirlenmemiştir. Yirminci yüzyılın ilk yarısında, psikanliz ve ondan kaynaklanan kuramların etkisiyle, davranışların birey-çevre ilişkilerinin bir ürünü olduğu ve kalıtımın yalnızca bedensel özellikleri belirlediği görüşü egemendi. Daha sonraları ise yeni doğmuş bebeklerin çeşitli uyaranlara farklı tepkiler gösterdiği gözlemlenmiştir. Belirli bir duruma bazı bebek dayanıklılık gösterirken, diğeri aynı uyaranı tepkiyle karşılar. Kimi en ufak bir ses ya da ışık uyaranı ile tedirgin olur ve ağlar. Bir diğeri ise aynı uyaranlara ilgisiz kalabilir. Bir grup insanın bebeklikten yetişkinliğe ulaşana dek aralıklı incelenmesi sonucu, bu eğilimlerin yaşam boyu değişmediği ve çevresel etkenlerden bağımsız özellikler olduğu anlaşılmıştır.

Son yıllarda genetik alanındaki hızlı gelişmeler, yukarıda tanımladığımız tepkilerden çok daha karmaşık davranış özelliklerinin de kalıtsal olabileceği yolunda bazı ipuçlarını içermektedir. Ancak, kalıtımla getirdiklerimizin yalnızca bazı eğilimler olduğu sanılmaktadır. Bu eğilimlerin sonradan hangi kişilik özleliklerine dönüşeceği yine birey-çevre ilişkisi tarafından belirlenir.

Yeni doğmuş bebeğin tüm ilişkisi annesiyledir. İlk bakışta bebeğin temel ihtiyaçları açlık, soğuk, altını kirletme gibi bedensel rahatsızlıkların giderilmesidir. Ancak, yaşamın birinci yılında insanın çevresine karşı geliştirdiği güven ya da güvensizlik duygularının temeli atılır. Çevreye güven duyma ile kendine güven duyma birbirinden farklı olgular değildir. İnsan kendisine güvenirse, diğer kişilerden de korkmaz; diğer insanlardan korkan biri ise çaresizlik duyguları yaşar. Bir insanın kendine güvenmesi çocukluk yıllarında çevresine duyduğu güvenle başlar. Bu duyguyu sonradan, kendinden elde edebilmesi oldukça güçtür.

Bebek, görünürde sevecende olsa annesinin kendisine karşı tutumunun içten ya da zorlama olduğunu kolayca algılar. Sezgi yoluyla bu algılama yetişkinlerdeki gibi bilinçli bir olgu değildir. Aslında, çocuklar sezgileri aracılığı ile çevrelerinde olagelen her şeyi fark ederler, ama özellikle kendilerine acı veren durumları hemen bilinçaltına iterler. Sezgi yoluyla algılama yetişkinlerde de vardır, ama çoğu insanda bu, düşünce ve duygular tarafından örtülür. Çoğu kez bir insan yada bir durumla ilgili ilk izlenimimiz, bir kaç saniyede sürse, yerinde ve doğrudur. Sonradan o kişiye yada duruma karşı geliştirdiğimiz yargı, düşünce, ve dygularımızda yanılgı payımız daha çoktur.

Bebekte temel güven duygusunun oluşumunu engelleyen en önemli etmenlerden biri de, kaygılı annedir. Kaygılı anne, aslında yetişkin yaşamının sorumluluklarını üstlenebilecek güce yeterince sahip olmayan biridir. Anneliğe de gereğince hazır değildir. Çoğu kez kendi anneside kaygılı biridir. Çünkü kaygı bulaşıcı bir duygudur. Aramzıdan biri paniğe kapıldığında bizde kısa bir süre için de olsa benzer bir duyguyu yaşarız. Bebek de tek güven kaynağı olan annesinin kaygısını kolayca kendi varoluşunun bir parçası haline getirir. İleride sürekli tedirgin ve kolayca telaşa kapılan bir yetişkin olmak üzere!

Temel güven duygusunun oluşumda annenin tutarlılığı büyük önem taşır.
Bu, yalnızca bebeğin bedensel ihtiyaclarının karşılamasını değil, bunun belirli bir düzene sokulmasını da içerir. Beslenme, uyku vb. ihtiyaçların bir döngüyü izlemesi ve bunun aksatılmaması gerekir. Belirli aralarla annenin ilgileneceğini bilmek çocuğa güven sağlar. Yaşamının ilk yıllarında bundan yoksun kalan kişi, yetişkin döneminde belirsizliklere karşı aşırı duyarlıdır. Kolayca paniğe kapılabilir.

ENGİN GENÇTAN - İnsan Olmak- kitabından...
 
Üst Alt