Karadenizli Olmak

VuSLaT

Yönetim
Yönetici
Özgür yaşadım Karadeniz’in sahil köyünde doğdum yaylalarında dağların eteklerinde uçsuz bucaksız vadilerin ortasında bembeyaz çağlayarak akan iki derenin ortasında büyüdüm.
Yastıklardan bebek,çamurlardan oyuncak evler yapmayı,ellerimin,ayaklarımın yalınayak toprak kokmasını yaşadım.Taşlara takılıp düşmeyi başımdan kanlar akarken acı içinde koşarak eve gelip anneme sarılıp hüngür hüngür ağlamayı yaram silinip yeniden arkadaşlarıma katılıp kaldığım yerden devam etmeyi düşüp yeniden ayağa kalkabilmeyi.

Akarsuyun en son uçunu elimi değdirdim buz gibi soğuk suyu avuçlarıma alarak yudum yudum su içmeyi yaşadım.Yemyeşil çimenlere uzanıp gökyüzünün maviliğinde bin bir renkte çiçeklerin kokusuyla dağları seyretmenin zevkini yaşadım.

Benim köylük sırtı tepem o kadar yeşildi ki bir çok vadiyi aynı anda gözümün görme güzelliğinde alabildiğince en uzaklarına sonsuzlukları yaylaları tepelerini ormanını dereleri çimenine çiçeğine kuşuna böceğine bağıra çağıra sesimin çirkinliğine aldırış etmeden türküler söyleyerek haykırarak dağlardan sesimin yankısını duyarak zevk içinde seyretmenin mutluluğunu yaşadım.

Uyandığım yerden küçücük penceremden sabahın güneşinin tepelerden bir çizgi şeklinde vadime inişini.Komşuların kahkaha dolu yüksek sesleriyle ineklerini dağa bırakma sohbetlerinin gürültüsüyle güne başlardım.Fırından yeni pişmiş mısır ekmeği,sütün kokusu kaymağın lezzeti, yağın sıcak ekmeğin üzerinde eriyişi üstüme dökülüşü,çürük eski kokulu peynir minci ya muhlama kaç çocuktuk üç dört beş altı daha fazla ellerimizi bandırırdık kapış kapış yerdik.

Güneşin batışının kızıllığını dağların doruklara yansımasındaki renk ahengini gördüm.
Mayıs ayında lapa lapa karı.
Temmuzun ortasında çakıl taşı büyüklüğünde doluyu.....................
Gecenin sessizliğinin sesinde en parlak yıldız dolunayı
Sağanak yağmur damlaları altında vücudumun her yerinin sırılsıklam toprak kokusuyla ıslanmayı
Gökkuşağının en güzelini
Derenin sesiyle derin uykuya dalmayı
Dağların ağaçların çimenin derenin susuşunu sararıp solması…..sonbaharını Eylül hüznünü
Dumanı tüten evlerin ışıklarının sönüşünü göçleri yaşadım.
Doğanın sessizlikte ağlaması……
Terk edilişlerin yeniden baharlarla başlangıçlar olduğunu,.
Her yeni güne, bugün dünden daha güzel bir gün diyebilmeyi ………..
Bozulmamış nur yüzlü yaşlılarla sohbet edebilmeyi.Ellerini öpmeyi;içme sularını taşıyıp dualarını almayı yaşadım.
Ağaçlara tırmanarak en uçtaki en tatlı meyveyi ısırarak yemeyi;yerken denizi seyretme zevkini yaşadım.Annemin düşeceğim korkusuyla bana in aşağı diye bağırmalarına okkalı bir şamar yiyeceğimi bile bile kulak asmamayı asi olmayı,sonra annemi üzdüğün için boynuna sarılarak öpüp koklamayı.sevgisini almayı aldığım sevgiyle sevgi vermeyi.

Ben dağların kızı on yaşında anneannemin hastalanmasıyla on inekle yaylaların ıssız olduğu şenlenmediği ilkbaharında kocaman evde tek başıma yaylacı oldum. Oysa daha çocuktum çok korkmuştum korkularımla yaşamayı öğrendim. Onbeş yaşındayken yaylacı, Onbeş ustanın aşçısı evimizin inşaatına çimento, taş su taşıyıcısı fırsat bulduğum anda tarlalarımızda ot.çay, biçicisi… Sırtımda kendi ağırlığımdan fazla yük taşırken vücudumdaki bütün kasların ağrısıyla terden ıpıslak bedenim acıdan yorgunluktan isyan edip ağlarken anemim elimi tutup diz çöküp benimle birlikte ağlamasını yaşadım.O küçücük güçlü kadın hiç isyan etmedi kendi kaderine razı olurken bize aynı kaderi yaşatmadı.

Ben dağlarım kızı Ümmü Karadeniz de AYŞE FATMA EMİNE MELEK NEZAHAT DİLEK kadın olmak zordur-değildir Karadeniz de kadın olmak erkeğin yanında hatta bir adım geride değil beş adım önünden yürümektir.Erkeğine yardımca olandır eli ekmek tutandır. Merttir cesurdur çalışkandır sevgi doludur annedir.
Karadeniz de kadın olmak sırtında kendi ağırlığından fazla yükü,yokuş yukarı çıkarken düz yolda yürür gibi çıkmaktır.
.
Ben dağların kızı Ümmü erkeğin egemenliğine boyun eğmedim hiç kimse de boyun eğmedi eşit olduk erkeklerimizle kardeş akraba komşu el ele hep birlikte atma türküler eşliğinde tulumun sesinde haykırarak horonlar oynadık sohbetler ettik kadın erkek ayırımında yaşamadık.Düzgün yaşadık birbirimize saygımızı sevgimizi kaybetmedik Köyünde köylü şehirde şehirliydik tek yürektik.İnsanları Vatanını Bayrağını Toprağı seven hırçın dalgaların asil yürekli çalışkan insanları gittiğimiz her yer uyum içinde yaşamayı başardık.

Tırnağı ojeli yüksek ökçeli ayakkabılar ayağında ter yerine parfüm kokan Dağların kızı evrak ayıklamakla başladığım işte bugün müdür oldu.

‘’Yaşamı su olarak adlandırırım berrak ve temiz . Çok şanslıyız su olarak akan hayatta toprağın kokusuyla, yağmur damlalarıyla yıkanmışız. Ellerimiz tezek kokar, sahip olduğumuz değerler avuçlarımızda yolumuzu kaybettiğimizde bize kim ve ne olduğumuzu hatırlatır’’

 
Üst Alt