Tavuk sİndİrİm sİstemİ İneĞİnkİyle karŞilaŞtiriliyor

ceylannur

Yeni Üyemiz
TAVUK SİNDİRİM SİSTEMİ İNEĞİNKİYLE KARŞILAŞTIRILIYOR

Hayvanların sindirim sistemleri ve bu sistemle gerçekleşen beslenme olayları onların yaşantılarının çok önemli bir parçasıdır. Bunun için ya doğada serbest olarak bulunan ya da kendi tüketimlerine sunulan yem maddelerini yiyerek hayatsal faaliyetlerini devam ettirirler. Peki bu yem maddelerini tüketmeye başladıklarında, yeryüzünün belki de en enfes rafinerisini harekete geçirdiklerinin farkında mısınız? Sindirim sistemi düşünenlere tefekkürde mola vermelerine izin vermeyecek şekilde ALLAH’ın (Celle Celaluhu) sanatlarını gösteren bir sistemdir. Gelin sindirim sistemi yapıları bakımından gerçekten insanı okuduğu anda titretip ‘sübhanallah’ dedirtecek nitelikteki bazı farklılıklara göz atalım.

Tavuktaki sindirim sistemi organları gaga, ağız, yemek borusu, kursak, ön mide (bezli mide), taşlık (kaslı mide), ince bağırsaklar, sekum (körbağırsak), kalın bağırsaklar, kloaka ve anüs şeklinde bir sıralanma gösterir. Ayrıca pankreas, karaciğer ve safra kesesinin sindirim olaylarında önemli görevleri vardır. Sivri bir şekilde sonlanan gaga, özellikle tane halindeki yemleri tüketebilecek şekilde yaratılmıştır. Pek çok hayvan türünde ağızdaki sindirim, dudak, yumuşak damak, yanak, dil ve dişlerle gerçekleşirken bu yapılar tavuklarda bulunmamaktadır. Ruminantlar (geviş getiren inek, koyun keçi, deve gibi hayvanlar) dilleri sayesinde yemi ağızlarına alır ve dişleri ile yemi öğütürlerken tavuklar bu işlevleri alt gaga ve üst gaga gibi yapılarıyla gerçekleştirir. Bu hayvanların dillerinin uçunda, kenarlarında ve ortasında değişik yapılarda sıralanmış olan gustatorik papillalar sayesinde acı, tatlı ve ekşi tatların hissedilebilmesine karşılık, tavuklarda papillaların bulunmaması nedeniyle benzeri bir tat alma olayı söz konusu olmamaktadır.

Tükrük salınımı ruminantlar için elzem niteliktedir. ALLAH’ın (Celle Celaluhu) ….. sıfatlarının aşikar bir göstergesi olan salivasyon (tükrük salgılanması) işlemi neticesinde geviş getiren hayvanlar yemleri yumuşatılabilmekte, tükrüğün içerdiği ‘pityalin’ nedeniyle antibakteriyel bir etki şekillenebilmekte (yeni doğan buzağı yavrularını analarının yalaması ve yara bölgesinin kedi ve kopek gibi hayvanlar tarafından yalanması) ve ağız kuruluğunun önüne geçilebilmektedir. Zira bir günde ineklerde 90-180, litre koyunlarda ise 5-8 litre miktarlarında salgılanan tükrük onlar için vazgeçilemeyecekler arasında yer alarak Kadir-i Azimüşan’ın sanatının milimi milimine tasarlandığını açık bir şekilde göstermektedir.

Tavuklardaki yemek borusu diğer hayvanlarda olduğu gibi yemlerin geçişine aracılık eden bir boru hüviyetindedir. Ancak bu hayvanlarda diğer hayvan türlerinde bulunmayan ve yemek borusunun genişlemesiyle oluşmuş torba şeklinde bir organ olan kursak bulunur. Kursak sindirim olaylarının istenilen kıvamda olmasını sağlamakta, yemlerin depolanması, ıslatılması ve yumuşatılmasına aracılık etmektedir. Bu haliyle sindirim olaylarında midenin yükünü hafifletici görev yapmakta ve faaliyetleriyle yemek borusundaki rastgele! bir genişlemeden ibaret olmadığının sinyallerini vermektedir.

Tavuklarda iki farklı mide bulunmaktadır. Yem maddeleri yemek borusundan geçerek asıl sindirimin başlayacağı yer olan bezli mideye geçer. Yemek borusunun genişlemesiyle oluşmuş olan bu mide ‘gerçek mide’ olarak da bilinir. Ön midede besinler kısa bir süre depolanır ve mide öz suyuyla karıştırılır. Bu salgıda proteinlerin sindirimini başlatan pepsin enzimi vardır. Ayrıca glandular hücreler tarafından salgılanan hidroklorik asit mide pH’sını ayarlar ve minerallerin çözülmesine yardım eder. Bu mideden sonraki yapı, ‘taşlık’ olarak adlandırılan sadece tavuklarda bulunan kaslı midedir. Taşlık ise bir çift kalın ve kuvvetli kas tabakası içermektedir ve adeta ismini de aldığı taşa benzer bir yapıdadır. Bu kasların oldukça etkili kontraksiyonları sonucu yemlerin parçalanması ve öğütülmesi sağlanmaktadır. Yem tüketimi sırasında tüketilen küçük kum, taş ve kireç taşı parçacıkları da burada toplanmakta ve fiziksel parçalanmada çok önemli rol oynamaktadır. Bu itibarla tavukların küçük taş parçacıklarını gelişi-güzel amaçlar için yemediği anlaşılmaktadır. Ayrıca sözü edilen fonksiyonları ile sindirimin kanalının ‘değirmeni’ hükmündeki kaslı mide gibi bir yapının olmaması halinde, tam olarak öğütme olmadan yem maddeleri ince bağırsaklara geçecek ve besin maddelerinden istenilen ölçüde yararlanmak söz konusu olmayacaktı. Bu itibarla ruminantlardaki muhteşem mide yapısından bahsederek Kainatın Sahibi’nin baş döndürücü sanatlarından bir tanesine daha göz atalım.

Geviş getiren canlılarda (ruminantlar) mide dört kısımdan müteşekkildir. İlk üç bölümü rumen (işkembe), retikulum (böğürtenek) ve omasumdur (kırkbayır). Bu üç bölüm ön mide adını alır. Son bölüm ise esas mide vazifesini yapmaktadır ve bu bölüme de abomasum (şirden) denir. Bu yapılar içerisinde gerçekleşen birkaç olay, düşünen insanın heyecanını bir kat daha artıran, gafil olan insanının da ibret almasına aracılık ederek ruhunu kamçılayan faaliyetlerden oluşmaktadır. Rumen denilen mide bölümünün kapasitesi 150 litre kadardır. Diğer bir söyleyişle insan tüketimine sunulan 5 litrelik kaplardan 30 tanesi ineğin rumenini ancak doldurabilmektedir. Yüce Yaratıcı’nın bu boyuttaki bir mide yaratması tüketilen oldukça fazla miktardaki yem maddesinin sindirilebilmesi için kaçınılmaz gözükmektedir. Rumende oldukça fazla sayıda bakteri, protozooa, maya ve mantar bulunmakta ve bu mikroorganizmalar tarafından esrarengiz bir faaliyet yürütülmektedir. Bu mikroorganizmalar, ruminantlar tarafından tüketilen yem maddeleri kullanarak, hem kendi besin ihtiyaçlarını gidermekte, hem de simbiyotik ilişki sonucu üretilen uçucu yağ asitleri nedeniyle ev sahibinin enerji ihtiyacının neredeyse % 50’sini karşılamaktadırlar. Benzer şekilde bu mikroorganizmalar tarafından protein ve vitamin sentezi (özellikle B12 vitamini) de söz konusu olmaktadır. Tavuklar tarafından sindirilemeyen lifli yem maddeleri ruminantlarda bu mikroorganizmalar tarafından kolaylıkla sindirebilmektedirler. Acaba rumen mikroorganizmaları bu yardımlaşmayı ve sentez mekanizmalarını nereden öğrenmişlerdir?! Bu çalışma prensipleriyle bu mikroorganizmalar insanoğluna örnek olacak, her canlının yaratılışının bir hikmeti olduğunu gösterecek niteliktedir. Mikroorganizmalar yaptıkları bu enfes ve pek takdire değer çalışmalarıyla insanoğluna adeta ‘bugün amel var, hesap yok, yarınsa hesap var amel yok’ demektedir. Ne muhteşem bir mühendislik harikasıdır ki yeni doğan ruminantlarda yemek borusunun bitişinden, en arkadaki gerçek mide niteliğindeki abamasuma kadar ‘kayık’ şeklinde uzanan ‘sulkus özefagikus’ ismindeki yarım oluk şeklindeki yapı sayesinde, içilen süt rumene uğramadan gerçek sindirimin olacağı abamasuma geçmektedir. Harika şekilde tasarlanmış bu yapının olmaması halinde, doğrudan rumene uğrayan sütte pıhtılaşma meydana gelecek ve sütten yararlanma söz konusu olmayacakdı! Ruminant mide yapısı ile bu bilgilerle iktifa edelim ve tefekkür deryasında yüzmeye tavukların sindirim sisteminde kaldığımız noktadan devam edelim.

Alınan yem parçacıklarının durumuna göre yemler taşlıkta birkaç dakika veya bir kaç saat kalabilmektedir. Mideden sonraki duodenum, jejunum ve ileum olarak adlandırılan bölümlerden oluşan ince bağırsaklar diğer hayvanlarda olduğu gibidir. Duodenuma pankreastan salgılanan pankreas suyu ve safra kesesinden salgılanan safra boşaltılır. Yemlerin sindirim ve emilmesi esas olarak bu salgılar eşliğinde ince bağırsaklarda olur. İnce bağırsağın hemen bittiği noktada her biri 10-15 cm uzunluktaki ‘V’ harfi şeklindeki kör bağırsak, diğer hayvanlardaki kör bağırsaklardan oldukça farklı yapıdadır. Bu organda bulunan bazı bakteriyel faaliyetler eşliğinde -ruminantlardakine benzer şekilde- karbonhidrat ve protein sindirimi gibi olaylar devam etmekte ve besin maddelerinin emilimleri gerçekleşmektedir. Yüce ALLAH (Celle Celaluhu) tavuğun sindirim sistemindeki bütün yapıları en ince detayına kadar tasarlamıştır. Yeryüzündeki tüm canlılar gibi tavuklar da ALLAH’a muhtaçtırlar. O’nun (Celle Celaluhu) dilemesiyle var olmuşlardır ve mikroorganizmalar da onların yardımına koşturulmuştur.

Sindirim sisteminin ileri bölümlerinde ise kalın bağırsaklar ve kloaka bulunmaktadır. İnce bağırsak çapının 2 katı çaptaki kalın bağırsaklarımın görevleri, sindirilmiş besin maddeleri artıklarının depolanması ve vücuttaki su dengesinin sağlanmasından ibarettir. Kloaka ise gerçekten farklı yapıdaki bir bölgedir. Kloaka kalın bağırsağın anüse doğru genişlemesinden meydana gelir ve vücutta sindirim, boşaltım ve üreme kanallarının açıldığı ortak bir kanaldır. Bu yapı sindirim sisteminin sona erdiği bir bölgede bulunması ve diğer sistemlerin de kaynaşma merkezi olması itibariyle adeta her şeyin fonksiyonel bir şekilde sonuçlanmasında birlikteliğin şart olduğunu temsil eder niteliktedir.

Sindirim sistemimin her bir bölümü Yüce Yaratıcı’nın hikmet ve sanatını göstermekte, hal dili ile ‘ALLAH (Celle Celaluhu) her canlıda hakiki tasarruf sahibidir ve tasarrufunda eşsizdir’ demektedir. Bütün bu yapısal özelliklerin ve sindirim faaliyetlerinin ötesinde besin maddelerinin emilimleri sonrası otaklarını kuracakları ve yaratılışlarının hikmetini tecelli ettirebilecekleri hücrelere geçişleri gibi bambaşka hayatsal faaliyetler söz konusu olmaktadır. Artık vücuttaki tüm hücreler Kadir-i Mutlak tarafından kendilerine bildirilen görevleri eksiksiz bir şekilde yapabilmek için sindirilen besin maddelerini dört gözle beklemektedir…
 
Üst Alt