GÜL İLE HASBİHAL | Senai DEMİRCİ

ceylannur

Yeni Üyemiz
GÜL İLE HASBİHAL...Senai DEMİRCİ

5180_92984197637_89361212637_2147926_3687833_n.jpg

Sen ey gül,
Açıp solan,
Kalmayıp giden,
Gülüp ağlayan, ağlatan,
Var yok arası,
Hasret çiçeği,
Kanlı vadi,
Sevda tepesi,
Veda çölü,
Kalbin uzak coğrafyası,
Varlık âyinesi,
Işık tuzağı,
Vuslat serabı,
Açıp solan,
Taze müjde,
Kırılgan yâr,
Varlık kristali,
Yokluk kuyusu.

Sen ey gül,
Göğsümün kanının çiçeği,
Bu seher vakti,
Gün tomurcuklanmadan,
Işık eşyaya vurmadan,
Açılmadan zamanın goncası,
Kapına geldim.
Yola düştüm,
Kalbimde yatan gül aşkıyla,
Aklımı kanatan rengine vurularak.
Yitiğimi bulmak,
Bulduğumu yitirmek için.
'Veda' tepelerinde kurulan devleti
Gül yaprağından devşirmek için.
Şifa gülünü, vefa gülünü, can gülünü,
Sultan gülünü öpmek ve diriltmek/dirilmek için…
Yitirmek için Leylâ’yı ve Lâle’yi,
“La ilahe” diyebilmek için.

Sen ey gül,
Say ki bir bülbül yanı başında,
Ömrüm bir bülbül ağlayışında.
Sesim gül şiiri, kelimelerim şebnem
Ve yağmurla yanağına düşürdüğüm gözyaşında.
Toprağına ölü olup uzanıyorum şimdi.
Sen ey gül,
Sen ne kadar gülsen,
Ne kadar gülersen,
Ne kadar kan dökmek istersen göğsümden,
O kadar bülbülüm ben,
O kadar ağlıyor,
O kadar gülüyorum.
Senin için kanıyorum.
Gül yüzüne kanıyorum.

Sen ey gül,
Hasretin de vuslatın da saadet bana,
Ki bir ömür ediyor hasretin.
Varlığım mecnun bir diken olsa da,
Senin yanında kalıyorum, sana kanıyorum ya.
Vuslat o kadar makbul değil.
Belki, mümkün değil.
Göğsüme her sokuluşunda
Soluşunu da yanımda getiriyorsun.
Öyleyse, sen kendini diken bil ey gül.
Kalbime yetmiyorsun.
Arzuma yetişemiyorsun.
Yalnız gözüm kanıyor sana,
Sahte ışıklar gibi.
Gece ortası yıldız böceği.
Var oldukça yok oluyorsun.
Geldikçe gidiyorsun.

Sen ey gül,
İlk, senin âyinende gördüm yüzümü.
Senin yüzünde aşkımı keşfettim.
Senin yüzünden derde düştüm.
Bir seni senâ ettim, senin övgüne kandım.
Seni yâr ve kendimi var sandım.
Oysa bir 'Ezelî Nazar'ın hatırında var değil miydik?
‘Gizliydim; görünmek istedim’ dedi diye
Düşmüş değil miydik varlık âyinesine?
Ve ne ki, ve ne yazık ki, ve ne hüsran ki,
Birbirimizin yüzünde oyalandık.
‘Görünmek isteyen Cemâl’e kör kaldık.
‘Görmek dileyen Nazar-ı Dekaik-âşina’ya uzak kaldık.
Varlık yâre oldu yüreğimizde, Yâr’in yolundan kaldık.



5180_92984062637_89361212637_2147925_2479363_n.jpg

Sen ey gül,
Ben seni buldum,
Ben sana vardım,
Ben sende durdum.
Ne çare,
Bulduğum yâr aradığım değildir,
Vardığım yöre kalınası değildir,
Durduğum yer kalası değildir.
Yine de vefalısın, bilirim.
O yüzden kanımı akıtırsın,
O yüzden solarak sokulursun koynuma,
Canımı acıtırsın tâ ki,
Bulduğuma razı olmayayım,
Vuslatına kanmayayım.
Şairin “Gül, ey saf çelişki!” dediği diken değsin yüreğime.
Leylâ’dan geçeyim, Ferhat’leyin benlik dağını deleyim,
Ta tahammülü kuşanıp, el açıp Ötelerin Sahibi’ni dileyeyim.
Tâ yalanı, solanı, eskiyeni yakayım,
Gül, kül olsun.
Tâ perde perde açılsın gül yaprakları,
Ölümüm düğünüm olsun.

Ve sen ey gül,
Güllerin solduğu bu yerde,
Ellerin düştüğü bu yerde,
Gözlerin kapandığı bu yerde,
Canların kanadığı bu yerde,
Sen ve ben,
Neden birbirimize bakarız?
Neden bunca senâ, bunca sevda?
Neden?

Ben sende kalamam ey gül.
Sen de bana kalmazsın.

Sen ey gül,
Yalan yanlış aşkların ülkesi.
Yitik sevdaların yöresi.
Buruk buluşmalar köşesi.
Aşkın ve şiirin yakıcı gölgesi
Sen bende kalmazsın.
Ben sana kanamam.

Seni senâ ettiğim yeter artık ey gül!
Söylediklerim şairce değildir gerçi,
Seni senâ etmenin bedeli sözün parçalanmışlığıdır.
Nice gül yaralı şiirlere değmiştir dudağım.
Gül yüzlülerin dergâhında gülücüksüz bırakılmıştır.
Gülü yazmış, güleyazmamıştır.
Gülü bilmiş, gülebilmiş değildir.
Ağlamış, lâkin gözyaşı gül yüzlere değmemiştir.
Gül muştusu beklemiş ve halâ beklemektedir.
Şimdi sen ey gül,
Geri ver emdiğin gözyşlarımı,
Gözüme dönsün yeniden kana buladığın çiğ taneleri,
Tâ ki “Adımları parıltılı, alınları bembeyaz,
Dağılsın evrene gülün mestaneleri.”

Sen ey gül,
Sen Muhammed kokulu gül.
Sen ey gül kokulu Muhammed! (asm)
“Sen ki en büyük Gül’sün, en çok gülü seversin
Söyle bahçıvanına, bir gül de bana versin.”

Sen ey gül,
“Sen ey bahar elçisi, sen ey kutlu güldeste
Senin için cansızlar bile canından geçer.”
Değil mi ki Hafız Senin hatırına mahfuzdur ebediyen,
Fuzûli sözleri, Senin adına fuzûliyattan arındı.
Şiraz’ın rüzgârında, Medine’nin göğünde,
İstanbul’un yüreğinde,
Senin kokundur yâremizi sağaltan,
Senin kokun Yâr’in vechine yüzümüzü çeviren.

Sen ey gül,
Umarım ki yüzüm yüzüne değer.
Duyarım ki, yüzün yüzüme güler.
Ve bilirim ki,
“Gölgeler şehrinde gül,
Kimseler kalmayacak.
Öteler şehrinde gül,
Bir daha solmayacak.”

Solmayacak gül,
Ve Nur’dan yaprakları olacak.


Senai DEMİRCİ

5180_92983382637_89361212637_2147924_1459645_n.jpg

 
Üst Alt