40- Melekler amellerimizi nasıl yazıyorlar?

"Melek" dendi mi çoğu insanın aklına, öncelikle, sevap ve günahları yazan melâikeler gelir. Bunlar meleklerin sadece bir şubesi.

Çok karşılaştığımız bir sahne: Bakarsınız, karşınızda tereddüt dolu bir çehre. Bakışlarda hayret ve şaşkınlık iç içe. Bir sorusu olduğunu hemen anlar ve kendisine fırsat verirsiniz. “Bir noktayı merak ediyorum da...” der ve sorusunu yerleştirir: “Melekler bizim amellerimizi nasıl yazıyorlar?”

O söylemese de siz, bu sorunun arkasında, “Acaba meleklerin kâlemleri ne marka?”, “Mürekkepleri ne renk?”, “Amelleri daktiloyla mı yazıyorlar, yoksa bilgisayara mı kaydediyorlar?” gibi bir mânâ hissedersiniz. Ve kendisine meleklerin ayrı bir canlı türü olduğunu, insanlara benzemediklerini, yazmalarının ve kaydetmelerinin de bizim tahminlerimizin çok ötesinde olduğunu anlatırsınız. Ve kendisine biraz ışık tutmak niyetiyle, teyp bandından, fotoğraf makinesinden, kara kutudan söz edersiniz. “Bunlar da kaydediyorlar, ama ne kâlemle, ne de daktiloyla...” diye eklersiniz.

Bir şey anlamış olmanın ümit ışıkları gözlerinde hafifçe belirmiş olarak yanınızdan ayrılır. Ve siz kendi iç âleminizde meselenin muhasebesini yaparsınız: Bundan önceki asırlarda ne bant vardı ne fotoğraf makinesi ne televizyon ne de kara kutu. Ama o asırların insanları, amellerini meleklerin kaydettiğine bu asrın insanından çok daha fazla inanıyorlardı. Bunun sebebi ne idi?

Sorunuza değişik cevaplar verir ve sonunda şu cevapta karar kılarsınız:

“Onlar, 'Nefsini bilen Rabbini bilir.' sırrına ermişlerdi. Ve bu sorunun en güzel cevabını da yine kendi nefislerinde bulmuşlardı; hafızalarını dikkate alarak.”

İnsan hafızası da sesleri, görüntüleri zapt ederken ,bizim sözünü ettiğimiz âletlerin hiçbirini kullanmıyordu. Hafızanın rahatlıkla yaptığı bir işi, Allah'ın vazifeli bir meleği de yapabilirdi...
 

41- Meleklerde cinsiyet var mıdır?

İmanın şartlarından ikincisi meleklere inanmaktır. Melekler, nurdan yaratılmış varlıklardır. Onlar yemezler, içmezler, erkeklik ve dişilikleri yoktur.

Melekler,
Allah'ın sevgili kullarıdır. Allah'ın emirlerini kusursuz yerine getirirler, hiç günah işlemezler.

Yüce Allah, varlıkları çeşitli şekillerde yaratmıştır. Bunlardan kimisi bizim görebileceğimiz, kimisi de göremiyeceğimiz şekildedir. İnsan, bazı varlıkları göremiyor. Çünkü, insanın gözü her şeyi görebilecek durumda yaratılmamıştır, görme yeteneği sınırlıdır.

Meselâ; çok küçük bir cismi göremediğimiz gibi; havayı, rüzgârı, rûhumuzu ve aklımızı da göremiyoruz. Telden geçen elektrik akımı da görülmüyor. Halbuki göremediğimiz bu şeylerin var olduğunu biliyoruz. İşte melekler de var olduğu halde görülmeyen varlıklardır.

Melekler nurdan yaratılmış lâtif varlıklar oldukları için biz onları göremiyoruz. Fakat meleklerin varlığına inanıyoruz, çünkü meleklerin varlığını Allah Teâla Kur'an-ı Kerim'de haber vermiş, Peygamber Efendimiz (asm) de melekleri hem görmüş, hem de bize bildirmiştir. Yüce Allah'ın ve sevgili Peygamberimizin bildirdiği her şey doğrudur. Bu sebeple biz, meleklerin varlığına kesin olarak iman ediyoruz.

Melekler yerde, göklerde, çevremizde ve her yerde bulunurlar. Sayılarını ancak Allah bilir. Her birine Allah'ın verdiği görevler vardır.

Bazıları devamlı olarak Allah'a ibadet eder. Bazıları da kâinatın tertip ve düzeni ile vazifelidirler. İnsanların gücünün erişemiyeceği büyük işler yaparlar. İnsanlara iyiliği telkin eden, kötülüklerden koruyan, sıkıntılı zamanlarda müminlerin yardımına gönderilen melekler de vardır. Yüce Allah, meleklerin varlığı ile sonsuz kudretini göstermiştir.
 

42- Kur'an'a göre, melekler Müslümanların yardımına gelmiş midir?

Uhud Savaşı, öncesinden bahseden şu ayetlerde, meleklerin yardımına işaret edilir:

AYET-İ KERiME
"Sizler zayıf bir durumda iken, Allah Bedir'de size yardım etti (zafer verdi) ... O vakit mü'minlere şöyle diyordun: 'Rabbinizin üç bin melek indirmekle size yardımda bulunması size yetmez mi? Evet (yeter). Eğer siz sabreder ve korunursanız, onlar da birden üzerinize gelecek olurlarsa, Rabbiniz size beş bin nişan sahibi melekle imdat edecektir."
(Âl-i İmran, 3/123-125)


Meleklerin yardıma geleceğini bildiren Cenab-ı Hak, müminlerin sebeplere takılıp kalmasını önlemek için(1) ardından şunu hatırlatır:

AYET-İ KERiME
"Allah bunu, 'ancak size bir müjde olsun ve kalpleriniz yatışsın' diye yaptı. Yoksa, yardım (zafer) ancak Allah'tandır."
(Enfal, 8/10; Âl-i İmran, 3/126).


Ayette ifade edildiği üzere, meleklerin imdada gelmesi, müminlere bir müjde olması ve kalplerinin sükûnet bulması içindir. Yoksa, yardım Allah'tandır, zafer O'ndandır. Bir meleğe yeryüzünün altını üstüne getirmeye yetebilecek bir güç verilebildiğine göre, de binlerce meleğin görülmesi, bu savaşın yücelik ve kutsiyetini müşahhas bir şekilde gösterme gayesine matuftur diyebiliriz.(2)

Bedir'de görevli meleklerin, savaştaki fonksiyonları ile ilgili olarak şu bildirilir:

AYET-İ KERiME
"Rabbin meleklere şöyle vahyediyordu: Ben sizinleyim. Artık, iman edenlere sebat verin. İnkâr edenlerin kalplerine korku bırakacağım. Artık, onların boyunları üstüne vurun, parmaklarına vurun."
(Enfal, 8/12).


Bu ayetten öyle anlaşılıyor ki, melekler ehl-i imana sebat kazandırmakta, ehl-i küfre ise korku vermekte birer vasıtadırlar.

Bedir'den başka savaşlarda da meleklerin görevlendirildiğine dair rivayetler vardır. İstiklal Savaşı'nda, yakın tarihteki Kıbrıs Harekatı'nda ve Afgan mücahitlerinin komünizmin yıkılmasına öncülük eden direnişlerinde ruhani varlıkların görüldüğü, Müslümanlara yardımcı oldukları, hayli kişi tarafından anlatılmaktadır.

KAYNAK

1. Razi, XV/131; Beydavi, I/377; Kutub, III, 1483.
2. Hamidullah, İslam Peygamberi, I, 225-226.
 

43- Büyük meleklerin derecesi insanlardan neden üstün?

Bu, Allah’ın takdiriyle olan bir şeydir. Peygamberler de Allah tarafından özel seçilmiş seçkin kullardır.

AYET-İ KERiME
“Dilediğimizin derecesini yükseltiriz...”
(Enam, 6/83; Yusuf, 12/76)


mealindeki ayetler, Allah’ın mutlak iradesinin sorgulanamayacağını göstermektedir.

Ancak, konuyu şöyle muvazene etmekte yarar vardır: İmtihana tabi olan insanlar, kendi seviyelerindeki meleklerden daha üstündür.

Buna göre; insanlar içinden seçilen peygamberler, meleklerin peygamberleri durumunda olan büyük meleklerden daha üstündür. Çünkü yüce Allah insan için "halife" tabirini kullanarak (bk. Bakara 2/30) onu melekler karşısında yüceltmiş, Hz. Âdem (as)'e secde etmeleri için meleklere emretmiş, eşya ve alemi meleklere gösterip bunların adlarını sorduğu zaman melekler cevap verememiş, Hz. Âdem (as) ise birer, birer saymıştır. (Bakara 2/31-34).

Ayrıca meleklerin Allah'a kullukları ve hayırlı şeyleri yapmaları, kötülüğe temayülü olmayan iradelerini sonucudur. Hâlbuki insan, hem iyiliğe hem de kötülüğe meyilli olan bir iradeyle Allah'a kulluk yapar. Hem de kendilerini doğru yoldan ayıracak pek çok engeli aşarak yapar. Bütün bunlar insan cinsinin melek cinsinden üstün olduğunu gösterir.

Meleklerin önde gelenleri, peygamber olmayan bütün insanlardan; takva sahibi müminler, şehidler, salih amel işleyenler, dinde dosdoğru hareket edenler, diğer meleklerden; diğer melekler de insanların kafir, münafık, müşrik, inancı bozuk, amelsiz, ahlaksız olanlarından daha üstündür.

Ebu Davud’un rivayet ettiği hadiste Hz. Peygamber (a.s.m):

“Melekler, ilim taliplerine olan hoşnutlukları sebebiyle onlara kanatlarını seriyorlar.” (Ebû Dâvûd, İlim 1)

buyurmuştur. Bu da seçkin insanların meleklerden üstün olduklarını göstermektedir. Diğer bazı alimlere göre ise, melekler daha üstündür. (bk. Kurtubî, I, 289-290).
 

44- Rüya melekleri var mıdır ? Varsalar nasıl çağrılırlar? Parmak uçlarına üç meleğin ismi mi yazılıyormuş, tam bilmiyorum ; acaba bu doğru mu?

Hiç kimse, kendi kendine rüyasını tayin edemez, bir meleği çağırıp da bana şu rüyayı göster, diyemez. Rüya konusu çok değişik şekillerde açıklanmıştır. Tıpçılar, müneccimler, filozoflar gibi değişik meslek sahipleri rüyanın hakikatini kendi bilgileri çerçevesinde değerlendirmişlerdir. İbn Hacer'in el-Mazeri'den aktardığına göre, Ehl-i sünnetin rüya ile ilgili görüşü şu merkezdedir:

Allah, yakaza/uyanıklık halinde olan bir insanın kalbinde bir takım şeyler yarattığı gibi, uykuda bulunan insanların kalbinde de bazı şeyler yaratır. Allah'ın kalpte yarattığı bu tür şeyler, ileride yaratacağı bir takım şeylerin bir alameti, bir emaresi, bir işareti gibidir. Ancak, normal uyanık haldeki bir insanın kalbine gelen düşüncelerle pratikte meydana gelen gerçekler, bazen farklılık gösterdiği gibi, rüyada görülen hususlar da bazen olacak realitelerden farklı olabilir. Bu şuna benzer: Normal şartlarda -genel olarak- bulut olduğunda yağmur yağar; ancak bazen bulut olduğu halde yağmur yağmayabilir.

Kalpte oluşan ve insanlara rüyada görünenler bazen meleğin huzurunda gerçekleşir ve bu husus, çıkacak rüyanın hayırlı olacağına, bazen de şeytanın yanında olur ve onun zararlı bir şeye işaret ettiği anlamına gelir. (bk. Fethu'l-Barî, XII/353).

Bazı alimlere göre, Allah'ın tayin ettiği bir melek, gerçek olayları, simgeler halinde uykuda olan kişinin idrak mekanizmasında öyle bir şekilde canlandırır ki, elle tutulur, gözle görülür gibi bir şekil kazanır. Bunlar bazen gerçek hayatta meydana gelen olaylarla tıpa tıp uygunluk gösterir. Bazen de akılla idrak edilen makul manaları gösterir simgeler halinde olur. Bu her iki durumda da rüya sahibi için bir müjde veya bir uyarı olabilir.

Ancak Kurtubi'nin de dediği gibi, bu işin melek vasıtasıyla yapıldığını kesin olarak söyleyebilmek için Kitap ve Sünnetten delil gerekir. Yoksa, Allah bu işleri bir melek vasıtasıyla yapabileceği gibi, bizzat kendisi de bunu yapabilir. (bk. a.g.e).

Hakim-i Tirmizi'nin bildirdiğine göre, Allah, insanların hayatlarında karşılaşacağı durumlarını Levh-i Mahfuz'dan okuyup haberdar olan bir meleği onların rüyaları için vekil tayin etmiş, o da meydana gelecek olayları birer kıssa halinde ona gösterir. Kişi uykuya girdiği zaman, söz konusu kıssanın unsurlarını hikmetli bir üslupla kendisine simgeler halinde gösterir. Böylece bu yolla söz konusu kişiye bir müjde veya bir uyarı, yahut bir azarlama sinyali verilmiş olur.(a.g.e, s. 354).

Rüyada şu iki hadis güzel bir ölçüdür:

"Sadık/doğru rüya Allah'tandır. Hulüm/ihtilam ise şeytandandır."

"Biriniz hoşuna giden bir rüya gördüğü zaman bilsin ki, bu Allah'tandır. Bu sebeple Allah'a hamt etsin ve onu anlatsın. Hoşuna gitmeyen bir rüya gördüğünde ise, bilsin ki, bu şeytandandır. Bu sebeple, onun şerrinden Allah'a sığınsın ve hiç kimseye anlatmasın, artık ona zararı olmaz." [/B](Buharî, Rüya, 3).
 

45- Münker ve Nekir melekleri hakkında bilgi verir misiniz? Kişi öldükten sonra, sorgu melekleri Münker ve Nekir'in görevi bitiyor mu?

Meleklerin özel görevleri olduğu gibi, her zaman yaptıkları zikir ve tesbihleri de vardır. Bu nedenle Münker ve Nekir melekleri de her zaman Allah'ı zikrediyor ve tesbih ediyor.

Hem meleklerin tek bir görevi yoktur. Münker ve Nekir meleklerinin kabir sorgusundan başka görevleri de olabilir. Çünkü melekler nurani varlıklar olduğundan, aynı anda birden çok iş yapabilirler.

Örneğin gözümüz sayamayacağımız kadar şeyleri görür. Gözün bir görevi de kapıdan giren çıkana bakmak olsun. Bu görevin olmadığı zamanlarda gözün bir şey yapmadığı söylenemez.

Demek ki Münker ve Nekir taifesinden olan meleklerin yaptıkları bir çok ibadet, tesbih, zikir ve diğer işlerden başka, bir görevleri de kabir alemine gidenleri hesaba çekmektir. Yoksa tek işleri o değildir. Bu nedenle sorgudan önce ya da sonra diğer hizmetlerine ve ibadetlerine devam etmektedirler.
 

46- Secde yalnız Allah'a yapılacağına göre, meleklerin Hz. Âdem'e secdesini nasıl değerlendirmeliyiz? Yaratılış yönünden şeytanla melekler arasında nasıl bir münasebet vardır?

Cenab-ı Hak, insanı kuru bir çamurdan, cinleri ateşten, melekleri de nurdan yaratmıştır. Yaratılışta ilk sırayı melekler, sonra cinler, ondan sonra da insanlar almıştır. İlk yaratılan insan, aynı zamanda ilk peygamber Âdem Aleyhisselamdır.

Cenab-ı Hak, Hz. Âdem’i yarattığında meleklerin ona secde etmelerini emretti. Bütün melekler secde ettiği hâlde İblis secdeden kaçındı. Bundan sonra da kıyamete kadar şeytanlığını devam ettirmek için Allah’tan izin istedi. İsteği kabul edilince de insanları hak yoldan çıkarmaya devam etti. Meleklerin Hz. Âdem’e secde etmeleri gaybi bir mesele olduğu hâlde, hadisenin seyri ve şekli hakkında tefsirlerimizde bazı izahlar bulunmaktadır.

Ebu’s-Suud’un izahlarına göre, İblis meleklerle birlikte yaşıyordu, onlar gibi ibadet ediyordu. Secde emri gelince İblis meleklerden ayrıldı. İkinci bir görüşe göre, meleklerin bir cinsi vardır ki, doğup büyürler, bunlara cin denir. İblis de işte bunlardandı.

Başka bir görüşe göre, secde emri bütün cinlereydi. Fakat Cenab-ı Hak melekleri zikretmekle cinlere de hitap etmiş olmaktadır. Böylece sadece melekler değil, bütün ruhani varlıklar secde ile emredilmiştir.(1)

Cin hakkında iki görüş vardır:

1.
Bütün ruhani varlıklara cin denir. Bu durumda melekler ve şeytanlar cin mefhumunun içine girerler. Böylece melek ile cin arasında hem umumi, hem de hususi manada bir durum vardır. Her melek cindir; fakat her cin melek değildir.

2. Cin, ruhani varlıkların bir kısmına denir. Çünkü ruhaniler üç kısımdır:

a. İyiler: Melekler.
b. Kötüler: Şeytanlar.
c. Hem iyisi, hem de kötüsü bulunanlar: Cinler.

Safvetü’t-Tefasir’de verilen bilgiye göre:

1. İblis, meleklerden değildir.
2. Melekler masum varlıklardır, hiçbir zaman Allah’a asi olmamışlardır. Halbuki, İblis secde etmemekle Allah’a karşı gelmiştir.
3. Melekler nurdan, İblis ateşten yaratılmıştır.
4. Melekler doğup üremezler, halbuki İblis ürer ve çoğalır. Kehf Sûresi'nde geçtiği gibi


“İblis cinlerdendir.”(2)

İbni Abbas’tan gelen bir rivayete göre, bazı müfessirler, “şeytan" tabiri insanların ve cinlerin sefih ve fitnekâr kısmına denildiği görüşündedirler. Cinlerden olan şeytanlar var olduğu gibi, insanlardan olan şeytanlar da vardır.

Meleklerin Âdem Aleyhisselama secde ediş şekline gelince; emredilen bu secdenin Hz. Âdem’e ibadet niyetiyle yapılmadığı açıktır. Çünkü Allah’tan başkasına ibadet etmek şirktir. Hz. Âdem, yeryüzünün halifesi olunca, meleklerin ona secdesi bu halifeliği kabul etme, yani ona biat etme şeklinde olmuştur. Bu hâl, Hz. Âdem’e bir hürmet olmakla beraber, esasta Allah’a yapılan bir ibadettir.

Nitekim, eski ümmetlerde selamlaşma, ibadet kasdı olmaksızın, yere kapanarak secde etme şekilde vaki olmuştur. Mesela, Yusuf Aleyhisselamın kardeşlerinin kendisine secde etmeleri bir tazim ve saygıdan ibarettir

Bunlarla beraber, meleklerin Hz. Âdem’e secde etmelerinin ibadet manasına alınması da mümkündür. Bu durumda secde edilen gerçekte Cenab-ı Hakk'tır. Hz. Âdem ise bu secdede kıble vazifesi görmüştür. Dolayısıyla secde, yine doğrudan doğruya Allah’a yapılmıştır.(3)

Diğer taraftan,
Cenab-ı Hak melekleri Hz. Âdem’e secde ettirmek sûretiyle, kâinatın insana boyun eğdiğini göstermiş; İblis’in ona karşı üstünlük davasında bulunmasını zikretmekle de insanlığın maddi ve manevi gelişmesinde şeytanların ne kadar büyük bir engel teşkil edeceklerine, onların dikkatini çekmiştir.

KAYNAK

1. Tefsir-i Ebu's-Suûd, 1:87.
2. Safvetü't-Tefasir, 1:52.
3. Hülasatü'l-Beyan, 1:97.
 

47- Bazı ayet ve hadislerde meleklerin lanet ettiği bildirilmektedir. Melekler lanet etse ne olur, etmese ne olur?

Kur’an’da da meleklerin müminler için dua ettikleri, zalimler için lanet okudukları bilgisi vardır.

Melekler masum oldukları için, dua veya beddualarının kabul edilme şansı oldukça fazladır.

Dolayısıyla, meleklerin bir kimseye lanet okuması, onun dünya ve ahiret mutluluğunu yok etmeye vesile olabilen bir bedduadır. “Lanet olsun” demek, “Allah’ın rahmetinden uzak olsun.” demektir. Onun için Kur’an ve hadislerde, meleklerin "lanet" ettiği şahısların yaptıkları yanlış işlere dikkat çekilmektedir. Kişilerden ziyade yapılan söz konusu işlerin çirkinliğine ve onların insanı rahmetten nasıl uzaklaştıracağına işaret edilmektedir.

Ayrıca “lanet” Allah tarafından olursa doğrudan cezalandırmak, Melekler ve insanlar tarafından olursa söz konusu cezaya taraftar olmak manasına gelir. Aşağıdaki ayetlerde “lanet”in bütün bu çeşitlerini görmekteyiz.

AYET-İ KERiME
“İnkâr edenler ve inkârcı olarak da ölenler var ya, işte Allah’ın, meleklerinin ve bütün insanların laneti hep onların üstünedir. Onlar bu lanet içinde ebedî olarak kalırlar. Onların azapları hafifletilmeyeceği gibi, kendilerine yeni bir mühlet de verilmez.”
(Bakara, 2/161-162)

“Kendilerine kesin ve açık deliller gelmiş ve Resulün hak peygamber olduğuna şehadet etmiş iken, imanlarından sonra küfre sapan bir topluluğu hiç Allah hidâyete erdirir mi? Yok, yok! Allah, zalimler güruhunu cennete giden yola koymaz, emellerine kavuşturmaz. Öylelerinin cezası, Allah’ın, meleklerinin ve bütün insanların lanetine uğramaktır.”
(Al-i İmran, 3/86-87)
 

48- Cebrail bütün peygamberlerin önündedir, ben ise Cebrail'in de önündeyim, diye bir hadis var mıdır?

Kaynaklarda sorudaki bilgiye ulaşılamamıştır.

Ehl-i sünnet alimlerinin büyük çoğunluğuna göre, genel olarak peygamberler meleklerden üstündür. Ancak meleklerin peygamberlerden daha üstün olduğunu söyleyenler de vardır. (bk. Razî, Bakara, 2/34. ayetin tefsiri).

Hz. Muhammed (a.s.m)’in Hz. Cebrail (as)’den daha üstün olduğunu söyleyenlerin delillerinden biri de (a.g.e), şu hadis-i şeriftir: Ebu Said el-Hudrî’nin bildirdiğine göre, Efendimiz (asm) şöyle buyurdu:

“Benim gök halkından iki vezirim, yer halkından da iki vezirim vardır. Gök halkından olan iki vezirim Cebrail ve Mikaildir. Yer halkından olan iki vezirim ise Ebu Bekir ve Ömer’dir.” (Tirmizî, Menakıb,17; Hakim, 2/264).
 

49- Görülmemeleri dolayısıyla, melekleri inkâr eden kimselere ne demeliyiz?

Şu görünen âlemde nice görünmez kuvvetler, kanunlar, ışınlar iç içe vazife görüyorlar. Melekler ise bunların hepsinden daha lâtif. Işınlardan çok daha kesif olan havayı bile göremeyen insanoğlunun, “görmediğime inanmam.” diyerek, melekleri inkâra sapması çok tuhaf.

Zevkle seyrettiğimiz bir ağaçta, yarı canlı dediğimiz bir hayat tecellisi var. Biz bu hayatı göremeyiz, ama ağacın her yaprağı ve her çiçeği bize o hayatı âdeta haykırırlar. Güneşin çekim kuvvetini de göremeyiz ama, dünyamızın güneş etrafındaki seyahatinde o kuvvetin varlığını seyreder gibi oluruz.

Gözümüz, yeryüzünün taşında toprağında dolaşırken, bunların arkasında bir çekim kuvvetinin var olduğunu da çok iyi biliriz. Ağaçtaki büyüme kanunu, güneşteki cazibe ve yerin çekim kuvveti. Rabbanî ordulardan sadece üç nefer gibi.

Her yanımız bu görünmeyen ordularla kuşatılmış. Her faaliyet onların varlığından haber veriyor. Bütün bunlara rağmen yine de bazı kimselerden çok garip sözler işitiriz; “Görmediğim şeye inanmam.” diye.

İnanmak kalbe ait bir keyfiyet. İnsan, inanmaya çeşitli yollarla gider. Görme, bunlardan sadece birisi. Yemeğin tadına dilimizle bakarız. Halbuki, gözümüz tatlar âlemini göremez. “Radyoya bak, ne haber var?” denildiğinde, bu defa kulağımıza iş düşer. Sesler âlemine onunla bakarız. “Şu adama bak, ne kadar kibirli.” denildiğinde ise, onun tavırlarından aklımızla birtakım mânâlar çıkarır ve bir hükme varırız.

Gerçeği bulmada görmeyi tek ölçü kabul edenler, diğer duyu organları yanında, akıl ve vicdanın vazifesini de göze yüklemiş olurlar.


Bilim adamlarına göre, insan gözü şu âlemde mevcut ışınların ancak yüzde üç buçuk kadarını görebiliyormuş. Demek ki insan, görmeyi tek ölçü kabul etse, şu görünen âlemin bile yüzde doksanından fazlasını inkâr edecektir.

Kâinat ve onda faaliyet gösteren çok değişik ışınların bir başka şeklini, bir küçük misâlini, insan bedeninde ve onda faaliyet gösteren his dünyasında görmek mümkün.

Parmağımızı meleklere inanmayan birisinin yüzüne doğru uzatalım ve “şu deri tabakası var ya” diyelim, “onu yüzünden söküp at!”. Altındaki etleri de soy kafatasından. Bedenindeki bütün derileri aynı şekilde yüz. Akan kanlarını bir yana topla. Etlerini bir başka köşede biriktir. İç organlarını birer birer çıkarıp yan yana diz. Sonra bu et ve kemik, kan ve ilik yığınının karşısına geçerek sor kendi kendine:

“Hani aklım? Hafızam, sevgim, korkum nerede? O uçsuz bucaksız his dünyam nereye gitti?”

Sonra düşünceni bedeninden kâinata doğru yay ve inadı bir yana bırakarak şu hakikati kabul et: Bu maddî bedenimde, bu kadar görünmez âlemler yaratan Allah, elbette şu koca kâinatta nice melekler, nice ruhanîler yaratmıştır.

“Hakikat katiyyen iktiza eder ve hikmet yakinen ister ki, zemin gibi, semavatın dahi sekeneleri bulunsun ve zişuur sekeneleri olsun ve o sekeneler o semavata münasib bulunsun. Şeriatın lisanında pek çok muhtelifül cins olan o sekenelere melâike ve ruhaniyat tesmiye edilir.”(Sözler)

“Gözümün görmediğine inanmam.” sözü, tuhaf bir inadın ifadesi. İşitmediğim söze, ayak basmadığım beldeye, koklamadığım çiçeğe inanmam, gibi çürük bir dava. Onlar kadar aşağı, onlar kadar tutarsız. Halbuki inanmak dendi mi, gayb akla gelir. Görülen ve işitilenler, “inanma”dan çok, “bilme” kelimesiyle ifade edilirler.

Bu insanlar, duyu organlarının o kadar tesirinde kalırlar ki, “canlılar” dendi mi, sadece kendilerini ve çevrelerindeki birtakım hayvanları anlar, bir başka hayat çeşidini kabule yanaşmazlar. Onlardan birisini iyice dinleyiniz, bütün söylediklerini şöylece özetleyebilirsiniz:

“Yıldızlarda hayat olmaz! Çünkü ben atmosferin dışında yaşayamam.”

Bu adam, melekleri de birer insan gibi tasavvur ediyor; onlara en, boy, ağırlık biçiyor, ağız, mide, akciğer takıyor; sonra da onları atmosferin dışına çıkarıp havasızlıktan öldürüyor ve böylece melekleri inkâra sapıyor. Halbuki bu biçare, kendi ruhunun, aklının, hafızasının da oksijenle çalışmadığını, onların da en, boy, ağırlık gibi ölçülere girmediklerini düşünebilseydi, melekleri inkâr yoluna girer miydi?

Bereket versin, insanoğlu, o görünmeyen aklıyla, radyoaktif dalgalardan, lazer ışınlarına kadar öyle şeyler keşfetti ki, görünmeyenlerin görünenlerden kat kat fazla olduğu herkesçe kabul edildi de bu adamlar da artık meydanda görünmez oldular.
 

Saat

Forum Görünümü

Konular
55.413
Mesajlar
136.120
Toplam kullanıcı
6.098
Son üye
oxenon.com
Geri
Üst