Müminlerin farkı: Allah rızası için yaşamak

MURATS44

Özel Üye
Allah rizasi icin yasamak-.webp


MÜMİNLERİN FARKI: ALLAH RIZASI İÇİN YAŞAMAK

Müslümanlarla diğer insanlar arasındaki fark nedir? Bu soruya Müslüman olmayanlardan farklı cevaplar gelebilir. Onlar, Müslümanlarla aralarında kültürel ve ahlaki bazı ayrılıklar olduğunu söyleyebilirler. Müslümanların "dünya görüşü"nün farklı olduğunu, onların bazı "değer"lere inandıklarını, kendilerinin ise bu "değer"leri kabul etmediklerini öne sürebilirler. Müslümanların kendilerinden "ideolojik" farklılıklar taşıdıklarını belirtebilirler.

Ama aslında bu söyledikleri, yalnızca temel bir farklılığın sonuçları olarak ortaya çıkmış ve yalnızca "gözle görülür" özellik taşıyan bazı farklılıklardır. Onlar, Müslümanların gerçekte kendilerinden ne yönde farklı olduklarını çoğunlukla anlayamazlar. (Zaten bu farkı anlamamış oldukları için Müslüman değildirler.)

Müslüman, Allah'ın, dinine bağlananlara verdiği bir isimdir. Kuran'da tarif edilen Müslümanları diğer insanlardan ayıran temel fark, bu insanların Allah'ın sonsuz kudretinin farkında olmalarıdır. Kuran'da bu gerçeğe şöyle dikkat çekilmektedir:
AYET-İ KERiME
“De ki: ‘Göklerden ve yerden sizlere rızık veren kimdir? Kulaklara ve gözlere malik olan kimdir? Diriyi ölüden çıkaran ve ölüyü diriden çıkaran kimdir? Ve işleri evirip-çeviren kimdir?’ Onlar: ‘Allah’ diyeceklerdir. Öyleyse de ki: ‘Peki siz yine de korkup-sakınmayacak mısınız? İşte bu, sizin gerçek Rabbiniz olan Allah'tır. Öyleyse haktan sonra sapıklıktan başka ne var? Peki, nasıl hala çevriliyorsunuz?” (Yunus Suresi, 31-32)

Allah'ın büyüklüğünü kavramak O’na sadece sözle tasdik etmekten ibaret değildir. Müslümanlar Allah'ın varlığının ve büyüklüğünün farkına varan, O'ndan "korkup-sakınan" ve hayatlarını farkına vardıkları bu büyük gerçeğe göre düzenleyen insanlardır. Diğerleri ise, ya Allah'ı inkar edenler, ya da Allah'ın varlığını üstteki ayette tarif edilen kişi gibi bir tarzda tasdik etmesine rağmen Allah'tan "korkup-sakınmayanlar"dır.

Bu özellikteki insanların yaşamları, kendilerini yaratmış olan Allah'ın farkında olmadan kurulmuş yaşamlardır. Bunlar hayatlarının, kim tarafından, nasıl ve neden başlatıldığını gözardı ederler. Kendi zihinlerinde, Allah'a ve O'nun dininde yeri olmayan yeni bir hayat kurmaya çalışırlar. Kuran'da ise, böyle bir yaşamın boş ve çürük bir temele dayandığı, yıkımla bitmeye mahkum olduğu şu hikmetli benzetmeyle anlatılır:
AYET-İ KERiME
“Binasının temelini, Allah korkusu ve hoşnutluğu üzerine kuran kimse mi hayırlıdır, yoksa binasının temelini göçecek bir yarın kenarına kurup onunla birlikte kendisi de cehennem ateşi içine yuvarlanan kimse mi? Allah, zulmeden bir topluluğa hidayet vermez.” (Tevbe Suresi, 109)

Ayette de haber verildiği gibi, Kuran'da tarif edilen şekilde bir imana sahip olmayanların hayattaki tek amaçları "bu dünya"da mutluluğu ve rahatlığı elde etmektir. Bu insanların çoğu, kendine "zengin olmak" gibi bir hedef belirler. Bu hedefine ulaşmak için elinden geleni yapacak, tüm fiziki ve beyinsel gücünü zengin olmak için kullanacaktır. Kimisi de hayattaki amacını "itibar sahibi ve ünlü bir insan olmak" olarak saptar. Bunu elde etmek için de elinden gelen her şeyi yapar. Örneğin ünlü bir yazar olup, "saygın" bir insan haline gelebilmek için elindeki bütün imkanları kullanır, fedakarlıklara katlanır. Ama bunların hepsi, ölümle birlikte yok olacak boş hedeflerden başka bir şey değildir. Hatta birçoğu henüz hayattayken de kaybedilebilir.

Ölüm Bir Başlangıçtır

Oysa mümin, Allah'ın varlığının ve gücünün farkındadır. Allah'ın onu niçin yarattığını ve ondan neler istediğini bilir. Bu sayede -diğer insanlar için kesin bir yıkımdan başka bir şey olmayan- ölümün de sırrını çözer: Ölüm bir yok oluş değil, asıl hayata geçiş aşamasıdır. Müslüman olmayanlar, hayatlarının tesadüfen ve "kendi kendine" oluştuğunu sandıkları gibi, hayatlarını bitiren ölümün de "kendi kendine" oluşan bir "kaza" olduğunu düşünürler. Oysa hayatı yaratan da ölümü yaratan da Allah'tır. Bir tesadüf ya da kaza olmayan ölümü Allah özel olarak yaratır, ölüm zamanı ve yeri belirlenmiş bir olaydır.

İşte mümin de, Allah'ın her şeye hakim olduğunu bilen ve ölümün bir son değil, asıl hayata (ahiret) geçiş aşaması olduğunu kavrayan insandır. Bu gerçeklerin farkındayken de, elbette diğerleri gibi hayatını "yıkılacak bir yarın kenarına" kurmaz. Hayatın, ölümün ve ölüm-sonrası gerçek hayatın asıl sahibinin kim olduğunu ve kim tarafından yaratıldığını bildiği için, Allah'a yönelir. Parayı, makam ve mevkiyi, fiziki güzelliği Allah’ın yarattığını bilir. Bunlar ancak, Allah'ın koyduğu kurallar sayesinde kısa bir süre işleyecek olan "sebep"lerdir.

Allah'ın yaratmış olduğu sistemin anahtarı ise Allah'ın rızasıdır. Çünkü Allah sadece rızasına uyanları doğru yola iletecektir. Bu sırrı haber veren ayette şöyle buyrulmaktadır:
AYET-İ KERiME
“Allah, rızasına uyanları bununla Kuran'la kurtuluş yollarına ulaştırır ve onları Kendi izniyle karanlıklardan nura çıkarır. Onları dosdoğru yola yöneltip-iletir.” (Maide Suresi, 16)

Müslüman, Allah'ın rızasını aradığı için Müslümandır. İman eden bir kişiyi, diğer insanlardan ayıran en önemli fark buradadır. Müslümanlar, dini Allah'ın rızasını kazanmak için izlenecek bir yol olarak görürler ve bunun için çalışırlar.
 
Moderatör tarafında düzenlendi:
Bu yazıyı okuduğumda, modern dünyanın hırsları ve bitmek bilmeyen koşuşturmacası içinde durup düşünmemizi sağlayan çok temel bir ayrımı fark ettim. Müslüman olmanın, sadece kültürel bir kimlik ya da bir dizi geleneksel davranıştan ibaret olmadığını; aslında hayatın temel felsefesi ve mimarisiyle ilgili köklü bir tercih olduğunu görüyorum.

Metnin işaret ettiği en çarpıcı nokta, yaşam binamızı hangi temelin üzerine kurduğumuzdur. İnsan aklıyla muhakeme ettiğimizde, etrafımızdaki pek çok hayatın "bu dünya" ile sınırlı hedefler (zenginlik, itibar, ün) üzerine inşa edildiğini görebiliriz. Bu hedefler, henüz hayattayken bile kaybedilebilir nitelikteyken, ölüm karşısında tamamen anlamını yitirir.

Metindeki hikmetli Tevbe Suresi 109. ayet benzetmesiyle, bu, bir binayı "göçecek bir yarın kenarına" kurmak gibidir; her an yıkım kaçınılmazdır.

Buna karşılık, müminin farkı, bu varoluşun bir tesadüf olmadığını, sonsuz kudret sahibi bir Yaratıcı tarafından belirli bir amaçla başlatıldığını kavramaktır. Bu kavrayış, kaçınılmaz bir son olan ölümü bir "yok oluş" değil, "asıl hayata geçiş aşaması" olarak yeniden tanımlar. İşte bu rasyonel çıkarım, hayatın merkezine parayı ya da makamı değil, sadece ve sadece "Allah’ın rızasını" yerleştirir.

Bence bu, insanın aczini bilip sonsuz olanın iradesine teslim olmasıyla elde ettiği muazzam bir iç huzurdur. Hayatın sistemindeki anahtarın Allah'ın rızası olduğunu bilmek, mümini dünyevi korkulardan kurtarır ve onu "karanlıklardan nura" çıkaracak dosdoğru yola yöneltir.

Bizler de hayatlarımızı, ölümle yok olacak geçici hedefler üzerine değil; hem bu dünyamızı hem de ahiretimizi aydınlatacak, Yaratıcımızın hoşnutluğu gibi sarsılmaz bir temel üzerine kurmalıyız. Mümin olmanın gerçek farkı ve huzuru tam olarak buradadır.
 

Saat

Forum Görünümü

Konular
55.416
Mesajlar
136.127
Toplam kullanıcı
6.098
Son üye
oxenon.com
Geri
Üst