7- Tasavvufi Edeb ve Ahlak

VuSLaT

Yönetim
Yönetici
EDEB VE AHLAK
İslami hükümler genel olarak üç ana grupta incelenir.
a. İtikat,
b. İbadet,
c. Ahlak.
Aslında bu hükümlerin sahaları kısmen birbiriyle örtüşür. Geniş bir bakış açısından itikada ve ibadete ait hükümleri ahlaki hükümler içerisinde değerlendirmek de mümkündür. Bu sebeple peygamber efendimiz "güzel ahlakı tamamlamak için insanlığa gönderildim" buyurmuştur.
Aşağıdaki ayet ve hadislerden de anlaşılacağı üzere geniş anlamda din, güzel ahlaktan ibarettir. Bu sebeple Cenab-ı Hakk Kuran-ı Kerim'de Efendimiz (s.a.v) hakkında; "Şüphesiz sen yüce bir ahlak üzeresin" (Kalem Suresi, 4) buyurarak onu övmüştür. Peygamber efendimizin ahlakı ise, Kuran-ı Kerim'in hayata tatbikinden ibarettir. Çünkü sahabe (r.anhum) Hz. Aişe (r.anha) validemize, efendimizin (s.a.v) ahlakından sorduğunda; onun ahlakının Kuran olduğunu söylemiştir. Peygamber (s.a.v) şu hadisi şerifi bu konuya işaret etmektedir.
"Beni rabbim terbiye etti ve edebimi güzel eyledi."
Yine islam'da ahlakın ehemmiyetini efendimizin şu hadisleri de en güzel şekilde ortaya koymaktadır.:
1- "Din güzel ahlaktır."
2- "Müminlerin iman bakımından en mükemmeli ahlakı en güzel olanıdır."
3- "Bir mümin güzel ahlakıyla, geceleri ibadet eden gündüzleri oruç tutan kimselerin derecesine erişir."
Edeb, lügatte sevilen şey, sevilen iş, nefsi gerektiği şekilde terbiye etmek, güzel ahlâk ile süslemek demektir. Sûfiyye dilinde: Kişinin kendinden yüksekte bulunan kimsenin haline göz dikmemesi, kendinden küçüğünü de hakir görmemesidir.
Ahlak deyince insanın davranışları anlaşılır. İnsanın, dinin ve aklın ölçülerine uygun davranışına ise güzel ahlak denir. Güzel ahlak, edep diye de ifade edilir.
Müridin kendisiyle, şeyhiyle, ihvanıyla ve sair insanlarla bulunduğunda riayet etmesi gereken âdabı vardır
 

VuSLaT

Yönetim
Yönetici
TASAVVUFTA EDEB
Ebed, zahir ve batın terbiyesidir.
İnsan edebe (ahlaki değişikliğe) ehil yaratılmıştır.
Edebin menbaı, iyi seciyedir. Kimse halindeki seciye mümarese ve riyazetle fiile çıkarılarak edeb ve terbiye kazanılır.
Bazen mümarese ve riyazete ihtiyaç duyulmaz.
İlim edeble anlaşılır
İbadetteki edeb, hizmetten daha yücedir.
Taat Cennet'e, taatteki edeb, Rıza-yı Bari'ye ulaştırır.
Zahiri su-i edeb, zahiri ceza, batıni dolanı da batıni cezayı mucib olur.
HUZUR-U İLAHİ'DE EDEB
Bu edeb, Rasulullah (sav)'dan alınır.
Sevinçteki ifrat veya bastın halinin aşırısı, varidatın çoğalmasına mani olur.
Her kabz halinde bir ceza sözkonusudur. Kabz bast halindeki ifrattandır.
Bastın itidali mesalih-i ilahiyyeyi nefse kaydırmamaktır.
Göz, basiretle istikamete erer.
Sultandan küçük şeyler istenmez. Kurb nedeniyle haşmet perdesi müstesna.
Arif için edeb, mübtedi için tevbe mesabesindedir.
TAHARET ADABI
İstinca, Kıble'ye yönelmeme,
Pisliği izale ve kullanılacak taş ve suyun temiz olması istibra, idrar kalmaması için yapılan temizlik hareketi istinca, öksürme gibi hareketlerle iyice temizlenme.
Temizlikte Şeytan vesvesesine fırsat verecek aşırılıktan sakınılmalıdır.
Def-i hacet halinde istitar (nazar-ı nas'dan gizlenme)
İdrar serpintilerinden ictinab edilmelidir.
Gusledilen banyoya bevletmemek.
Duaları yerli yerince okumak
Girişte sol ayak, çıkınca sağ ayak
İsm-i İlahi bulunan şeyleri yanından bulundurmamak
ABDEST ADABI
Abdestden önce -adabıyla- misvaklanmak
Abdest dualarını okumak
Farzlarını noksansız yapmak, tertibe riayet etmek
Sünnetlerine riayet etmek.
HAVASS'IN ABDEST ADABI
Uzuvlarını huzur-u kalb ile yıkamak
Daim abdestli bulunmak
Suyu israf etmemek, i'tidal sınırına vakıf olmak
Zahiri temizliğe kafi miktarda önem verip, asıl batına yönelmek.
NAMAZIN KEYFİYYETİ VE ADABI
Abdest, vakit girmeden alınmalıdır.
Sünnet, insanı farza hazırlar, berekete vesile olur.
Sünnet-farz arası tevbe edilir.
İlk tekbirler ruhi ve bedeni tam konsantrasyona girilmelidir.
Kıyam, rüku', secde hallerinde okunması farz, vacip ve mendub olan dualar okunur. Gözler secdede açık bulundurulur. Zira onlar da secde ederler. Namazda Mirac sırrı vardır. İmam, sultanın kapısında duran elçiye benzer. Temsil ettiklerini unutmaz ve onlara tercüman olur.
Kalbi dünyevi şeyle meşgul etmeme. Maddi-manevi.
Namazda istikamet üzere olma, namaz hırsızlığına girmeme, kişiye namazda yazılacak ecir, kalb huzurudur.
ORUCUN ADABI
Zahir ve batın bütünlüğü selameti.
Yemeğin normal zamanlarda daha az yenmesi
Oruçla nefis zarurete alıştırılırsa diğer zaruretlere geçilir.
Sahur yapmak, iftara acele etmek. İftarın namazdan önce olması sünnetdir.
Gıybet gibi ma'nevi arazlardan ictinab.
Sufiler orucun da alışkanlık haline gelmesinden hoşlanmazlar.
Oruçsuz bir cemaatin sohbetine katılanın da oruçsuz olması adabdandır. Belli bir programı olanların ise oruca devamlılığı uygun olanıdır.
Orucun bozulmasındaki ve bozulmamasındaki efdaliyet niyetleri sadakate bağlıdır.
Yediklerinizi zikirle eritiniz (H. Şerif)
Mümkün mertebe gizlenmek.
YEMENİN FAYDA VE ZARARLARI
Niyetle adet ibadete döner.
Sufi vaktini Allah'a vermiştir.
Sufi adet olan şeylere ancak zaruret miktarı rağbet eder. Vukuf rutubeti (su) hararet-i nefis, (toprak) serinlik (ruh) hususiyeti vardır. Dengeli olmaları esastır.
Yiyecekler helal olmalıdır.
Yemekten önce eller yıkanır besmele çekilir, Mün'im olan Allah hatırlanır.
Kalbin bozulması lokmadan geçer.
Nimetin değerini takdir, şükür sayılır.

YEME-İÇME ADABI
1-Tuzla başlayıp, tuzla bitirmek
2-Topluca yemek, bereket olur.
3-Yer sofrasında yemek
4-Lokmaları küçük küçük almak ve iyice çiğnemek, yaslanmadan yemek
5-Önce yaş ve ilim bakımından üstün olan kimsenin başlaması,
6-Sağ el ile yemek
7-Kendi önünden ve yemeğin kenarından yemek
8-Kusur aramamak
9-Yere düşen lokmayı alıp yemek
10-Parmaklarını yalamak.
11-Yemek kabını iyice sıyırmak
12-Yemeğin içine üflememek
13-Sofrada sirke ve yeşillik cinsinden şeyler bulundurmak.
14-Yemekte suskun durmamak
15-Et ve ekmeği bıçakla kesmemek.
16-Sofradakiler ellerini çekmedikçe yemeğe devam etmek.
17-Ekmek konulunca başka bir şey beklememek
18-İyice acıkmadan yememek, iyice doymadan da kalkmak.
19-Hizmet edene en azından yemekten birkaç lokma yedirmek.
20-Kalkınca hamdetmek.
21-Dişleri ve elleri temizlemek, dişlerdeki kırıntıları yutmak.
22-Elinin ıslağı ile gözleri meshetmek
23-Yapmacık davranışlardan sakınmak. Şüpheli yiyeceklerde istiğfar.
24-Bir topluluğun yanına tam yemek vaktinde gitmemek.
25-İkramda tekellüften sakınmak. İkram etme niyeti müstesna...
26-Konulan yemeği küçümsememek
27-Davete icabet etmek.
SUFİLERİN GİYİNME ADABI
Elbisenin helal ve temiz olması esastır. Sıcak ve soğuktan korumak.
Giyilen elbise, bulunan mevki ve makamla tenasüb içinde olmalıdır.
Nefsine galip gelen, hırstan uzak, hüsn-ü niyyet sahibi kimselerin güzel ve yumuşak elbise giymelerinde bir beis yoktur.
Kibre sebep olacak, nefsin heva ve hevesini teşci edecek giysilerden sakınılmalıdır. Şüpheli şeyleri terk etmek.
GECELEYİN KALKIŞ VE UYKU ADABI
Akşam namazını evrad-u ezkarlar beklemek, gece kalkışı akşam ile yatsı arasını ibadet ve zikirle geçirmek.
Yatsıdan sonra konuşmamak. Abdest tazelemek.
Nefis derin haz almaya çalışır. Hakkı verilir ama hazzı verilmez.
Alışkanlıkları değiştirmek de gece kalkmayı kolaylaştırır. Midenin yemekle dolu olmaması. Yeniler yiyecekler tilavet zikir ve istiğfarla eritilmelidir.
İhtiyaten vitir uykudan önce kılınmalıdır. Taze abdestle sadık rüya zahir ve batının temizliğinden geçer.
Rüyada Hak Teala ile konuşanlar olur ki, emir ve nehy alırlar. Bu zahiri emir ve nehy gibidir. Kendileri hakkında gafletten kurtulmak için abdeste azami dikkat gerekir. Mesela, gece yatarken mesnun olan dura ve sureler okunur.
GECE NAMAZI VE ADABI
Akşam ezanıyla ikameti arasında iki rekat namaz ve farz namazdan sonra da iki rek'at namaz kılınır.
Akşam ile yatsı arası ibadet gündüzün günahlarını siler. Yatsıdan sonra da dört veya iki rekat nafile kılar. Eve girince dört rek'at daha kılar.
Uyanacağından emin olmayanın vitir namazını yatmadan kılmalıdır. Gece kalkınca gönlü sadece Allah (cc)'a vermeli.
Daima Allah (cc)'a iltica edilmelidir.
Su ile temizlenip, Kur'an okunduğu zaman iki temizleyici bir araya gelir (zahiri ve batıni). Böylece Şeytan'ın vesveseleri, te'sir ve aldatmalar zail olur.
12 rek'at teheccüd namazı kılınır.
GECEYİ BÖLÜMLERE AYIRMAK
Gecenin tamamını ihya edemeyenler üçte birini, üçte ikisini, veya altıda birini ihya etmeleri müstehabdır.
Gece ibadeti şuurlu yapılmalı. Uyku gibi sıkıntı veren şeyler giderilmeli.
Tan yerinin ağarması (uykuyla geçirilerek) gece ibadetine tercih edilmemeli.
Kurb makamına erenler artan bir şevkle gece ibadetine müdavimlerdir.
Gündüz işlenen günah, kusur, gece ibadetine mani olur.
GÜNDÜZÜN ADABI
Tan yeri ağarmadan abdestli olarak sabah namazı beklenir.
Gündüzün iki ucunda ve gecenin bir kısmında kılınan namaz, günahlara keffaretdir.
Sabah namazı, sünnetinden sonra tevbe istiğfar getirilip, dua edilir.
Efendimiz (sav)'e salat-u selam getirilir.
Sabah namazından sonra münacaat yapılır.
GÜNLÜK İBADETLERİN VAKİTLERİNE GÖRE DAĞILIMI
Sabah namazından sonra yerinden kalkmadan Kıble'ye yönelik olarak oturup, evrad-u ezkar okunur. Kerahet vaktinde uyumamalıdır.
Güneş iki mızrak boyu yükselince iki rekat namaz kılınır.
İşe gidecek bir kimse evden çıkmadan önce iki rekat namaz kılar; eve döndüğünde de iki rek'at kılar.
Sabahla öğle arası iki veya on iki rekat kuşluk namazı kılar.
Dışarıda hizmeti olmayan taat, tilavet, zikir ve münacaatla meşgul olur.
Kuşluk sonrası namazdan sonra biraz uyumak iyidir. Gece kalkmaya yardımcı olur. Kalbi saflaştırır. Zeval vaktine bir saat kala kalkar. Tilavet ve zikirle meşgul olur.
İbadet-ü ta'ate çoluk-çocukla meşguliyetten aşırı bir gevşeklik hasıl olur. İbadete olan isteksizlik giderilmedikçe namaza durulmaz. Bu da halk içinde Hakk'la olmaktan geçer.
Ruhu daim hak huzurunda bulunanlara ise halkla beraber olması zorluk vermez, bilakis ibadet gibi olur.
Öğle ile ikindi arası ibadet ve tilavetle geçirilir.
Ağzın tadı değiştiğinde misvak kullanılır.
Hevanın, dünyanın ve nefsin galebesiyle ibadetten geri kalan kalbiyle bunun ezikliğini yaşar.
İkindiden sonra nafile ibadet vakti bittiğinden tilavet ve zikirle meşgul olur veya sohbet dinler​
 

VuSLaT

Yönetim
Yönetici
ALLAH TEÂLÂ'YA KARŞI EDEB
Allah'ın varlığına, birliğine, noksan sıfatlardan uzak, kemal sıfatlarıyla muttasıf olduğuna inanmalı, her işinde ona güvenmeli ve tevekkül etmelidir. İbadetlerini sırf Allah'ın rızasını kazanmak gayesiyle yapmalı, kendisini her an Allah'ın gördüğünü düşünmelidir. Allah'ın bütün emirlerini yerine getirip yasaklarından kaçınmalıdır. Allah'ın kendisinin bütün davranışlarını gördüğünü ve meleklere yazdırdığını, ahirette bunlardan hesaba çekileceğini düşünmelidir.
Her işinde Allah'a sığınmalı, hakiki yardımcısının Allah olduğunu bilerek ondan yardım talep etmeli ve bütün mahlukata faydalı olmaya çalışmalıdır. Allah'ın takdir ettiği kaderlere rıza göstermeli, kendisine ulaşan hayırları Allah'tan, kötülükleri de nefsinden bilmelidir. Cenab-ı Hakk'ın rızasını ve sevgisini her şeyin üzerinde tutmalıdır.
ALLAH TEÂLÂ'YA KARŞI ZAHİRÎ VE BÂTINÎ EDEBLER
Allah'a karşı edep O'nun huzurunda kalbin saflığını korumaya ve temiz olmaya bağlıdır. Bu da müridin her an şeriatın emirlerini yerine getirme gayreti içinde olma noktasında toplanır.
İmam Nîsâburî Hazretleri Allah'a karşı edebleri on iki maddede özetlemiştir:
1- Gönül temizliği: Gönlün Allah'dan başka her şeyden temizlenmesi
2- Sırrın temizliği: Müşahede ehli olmak bundan sonra başlar.
3- Sadrın temizliği: Bu da her an recâ ve kanaat hasletlerine sarılmakla olur.
4- Ruhun temizliği: Haya ve vekarı muhafaza ile olur.
5- Batnın temizliği: Helal lokmaya dikkat etmekle ve iffetli olmakla kazanılır.
6- Bedenin temizliği: Şehvetleri terkedip heva ve hevesleri kırmakla olur.
7- İki elin temizliği: Haramlardan sakınmak ve hayra koşmakla olur.
8- Ma'sıyetten temizlik: Günahlarından üzüntü ve pişmanlık duymakla olur.
9- Dilin temizliği: Zikir ve istiğfara devam etmekle olur.
10- Kusurun temizliği: Son andan korkmak, Cenab-ı Hak'dan iyi sonuç beklemekle olur. Bâyezid Bistâmî hazretleri buyurur ki: "Adetli kadın necaset üzre olduğu için namazdan menedildi. Ma'sıyet necasetini buna kıyas et. Ma'sıyet necasetlerinden temizlenmeyen insanın hizmetten mene-dilmesi, adetli kadının namazdan men edilmesinden daha korkunçtur."
11- Her işinde ihtiyatlı olmak.
12-Salih selef gibi olmağa, onlar gibi hayra koşmağa hazır olmak.
Gafillerin düşüncelerinden, duygularından kalbi muhafaza etmek. Bunlar ister hayır olsun, ister şer. Çünkü, gafillerin hangi ameli olursa olsun bu yolun sâlikine hicab olmakta müsâvîdir.
Hakk'a bütün varlığınla dön. Her an Allah ile ol. Gaflet sana yol bulamasın. Ne güzel söylemişler: "Hak'dan gafil olduğun anda gizli küfür içindesin. Bu da zor farkedilir. Eğer bu hal üzere devam edersen, İslâm ile arana bir çukur kazmış olursun."
Gafillerin havatırına maruz kalmak, bir sürü şekillere, resimlere bakmaktan, lüzumsuz kitapları okumaktan, gafillerle arkadaşlık etmekten hasıl olur. Sâlike gerekir ki, gafillerle arkadaşlık etmeye. Mücahede ehli olan bir şeyhin sohbetine devam ile huzur ve dirliğe nail olursun. Huzura erenin rıza ve teslimiyeti artar. Rıza ve teslimiyet ise ibadet ve ubudiyetin kemâlidir.
Müslümanlığın kemâli teslimiyettedir. İşleri Allah'a ne zaman havale edeceğini çok iyi bilmelisin.
Büyükler demişlerdir ki: "İnsanların seni medhetmeleri ile zemmetmeleri arasında fark görüyorsan, sen kendi edindiğin bazı putlara tapmaktasın."
Bunun için ey sâlik, hiçbir an Hakk'ın kulluğundan çıkma ve her an O'na kul ol. Nasıl Rabb'ın her zaman senin Rabb'ın olmakta devam ediyorsa sen de yalnızca O'na kul olmaya devam et.
PEYGAMBER EFENDİMİZE (S.A.V) KARŞI EDEPLER
Allah'a edepte kusur etmemek için Rasulüne tam itaat gerekir. İyi bir mü'min olabilmek için Rasûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem'in ahlakı ile ahlaklanmaya çalışmalıdır.
Peygamber efendimizin Allah'ın kulu ve elçisi olduğuna inanmalı, Allah'tan sonra en çok Hz. Peygamberi sevmeli, sünnetlerini ihya etmeye gayret etmeli ve onun güzel ahlakını öğrenerek hayatında tatbik etmeli, adı anıldıkça ona salavat getirmeli, onun ashabını, ehli beytini, ezvâcını yani müminlerin anneleri olan mubarek hanımlarını hayırla yad etmeli, adları anıldıkça "Allah onlardan razı olsun'' demeli, her duasına onu, ashabını, ehl-i beytini, ezvâcını ve bütün ümmetini dahil etmeli, ona bol bol salavat getirmelidir. Aile efradını da Cenab-ı Allah'ın, Peygamber efendimiz (s.a.v)'in, ehli beytinin ve ezvacının sevgisiyle yetiştirmelidir.
Efendimizin sahabesini onlara yakışmayan sıfatlarla anmamalı ve bu şekilde davrananlara mani olup, onları bu hatadan vazgeçirmeye gayret etmelidir. Bilhassa günümüzde efendimizin sahabesine bazı Müslümanlar tarafından bilerek veya bilmeyerek yapılan hakaretlere karşı da dikkatli olup, yapılan hakaretlere hemen uygun bir şekilde karşılık vermelidir.
KURAN'A KARŞI EDEPLER
Kuran okumayı mutlaka öğrenmeli, gücü nispetinde okuma kurallarını (Tecvit) uygulamalı, mealini ve tefsirini okuyarak anlamaya ve bütün hükümlerini hayata geçirmeye çalışmalı, abdestsiz olarak ona el sürmemeli, okurken anlamını düşünmeli ve ayetlerin manevi halleriyle hallenmelidir. Onun emirlerini ailesinden başlayarak gücü nispetinde insanlara tebliğ etmelidir. Kuran-ı Kerim tilavet edilirken yüzünü okuyana çevirerek edepli bir şekilde mümkünse diz üstü oturarak dinlemelidir.
İBADET ESNASINDA EDEPLER
1. Akideyi düzelttikten sonra, Kuran-ı Kerim okumayı ve ilmihal bilgilerini öğrenmelidir. Bunun yanında sürekli olarak Efendimizin hadislerini ve sahabe hallerini, onların güzel ahlaklarını öğrenmeli ve tatbik etmelidir.
2. Sağlıklı bulunulduğu zaman abdestli bulunmağa gayret etmelidir.
3. Namaz kılarken namazının farz, vacip, tadili erkan, sünnet ve adaplarına dikkat etmelidir. Namaz kıldıracak ve Kuran-ı Kerim okuyacak kimselerin bilgili, kıraatı güzel ve üstadının en çok sevdiği kimseler olmasına dikkat etmelidir.
4. İbadet yaptığında "insanlar görüyor" düşüncesiyle yalnızken ibadet yaptığında yapmadığı şeyleri ilave etmemeli. Normal zamanlar da yaptığı ibadetleri "insanlar görür ve riya olur" düşüncesiyle terk etmemelidir.
5. Sürekli Allah'ı zikretmeye çalışmalıdır. Böylelikle hem Allah'ın emrine uymuş, hem de sürekli olarak kendini kontrolde tutmuş olur​
 

VuSLaT

Yönetim
Yönetici
SUFİLERİN AHLAKI
Ahlakta model Peygamber Efendimiz (sav)'dir. O (sav)'nun ahlakıyla ahlaklanmak esastır.
Rasulullah (sav)'dan Şeytani sıfat sökülüp alınmıştır.
Bazı sıfatların bulunması ise Allah (cc)'ın Nebi'sini (sav) özel rahmeti ile terbiye etmesi ve ümmetine örnek almasına vesiledir.
Tasavvuf halka iyi muamele, Hakk'a sadakattir.
İyi geçim, sabır, cömertlik, ülfet, nasihat ve şefkat hukuk-u azimdendir. Allah (cc)'ın ahlakıyla ahlaklanmak hedeftir.
Güzel ahlak, insanı Cennet'e götürür.

1-Tevazu:
Her davete icabet, hediye kabulü, selam verme, selam alma.
Kendinde bir değer görmeme, hakkı her kimden olursa olsun kabul etme, herkesi kendinden hayırlı görme.
Böbürlenerek yürümeme, insanın yaratılığı şeye bakması.
Zillet ve meskenete düşmek, uygun değildir.

2-İnsanlara yumuşak davranmak:
Halkın arasına karışıp ezalarına sabır, uzletten daha hayırlıdır. Öfkeyi yutma, aff-u safv memduhdur.
Yumuşaklık hayırdan nasipdarlık demektir.

3-İsar:
Kendileri muhtaç iken başkalarını kendilerine tercih edenler.
Kendisini mülkün emanetçisi görenin isarı en sağlıklı isardır.
Huzeyfetü'l-Adevi'nin Yermük'teki su hadisesi, Ebu Talha ve misafiri Sa'd b. Rebi ve Abdurrahman b. Avf kardeşliği.
Cömertlik, buhl'la kazanılır

4-Afv ve Müsamaha: İhsan sana kötülük yapana iyilik yapmandır. İnsan, güneş, rüzgar ve yağmur gibi umumidir.

5-Güler Yüzlülük ve Tatlı Dillilik:
Güler yüzlülük, tebessüm, sadakadır.
mü'minin kalbinin aydınlığı yüzüne vurur.
Sevinç ve neşe Allah için ve O'ndan (cc) ötürüdür.

6-Şakalaşma ve Yumuşak Muamele
Sufiyye ahlakındandır.
Rasulullah (sav) latife ve şaka yapardı.
Mübtedilerin çokça şakalaşmaları uygun olmaz. İşin içine nefs karışabilir.
İnsanları rahatlatmak için şaka yapılsa da, halvette ciddiyyet esastır.
Mizah bast ve recadan ileri gelir,

7-Yapmacık Davranışları Terketmek:
Tekellüf, nefsin arzusu üzere insanlara gösteriş olsun diye yapılan yapmacık hareketlerdir.
İkram ederken dahi tekellüften uzak peygamberane ahlaktır ziyaretçiye elde olanı, davetliye elden geleni ikram etmek esastır.

8-Mal Biriktirmeyi Terketmek:
Rasulullah (sav) ertesi gün için evde bir şey bırakmaz ve bıraktırmazlar.
Sufilerin Cenab-ı Hakk'ın hazinelerini deniz gibi (tükenmez) bilir.
Allah (cc) kuşlar gibi tevekkül içinde olmak

9-Aza Kanaat Etmek:
Kanaat rızadan kaynaklanır. Şerefi artırır. Fitnelerden korur. O, tükenmez hazinedir. Az malın şükrü daha kolaydır.

10-Münakaşa ve Cedelden Uzaklaşmak
Hakkı söylemenin dışında cedel ve münakaşadan uzaklaşma.
Nefisten gelen öfkeye kalbi hilm gösterme
Öfke anında nefsi itham etme, pozisyon değiştirme.
Öfke ve normal halde hükmetmek ancak nefsini dizginleyebileceklerin işidir.

11-İnsanları sevmek ve onlarla iyi geçinmek:
Mümine merhamet, kardeşlik.
Geçinemeyen ve geçinilemeyende hayır yoktur.
İyi kimselerle ülfet ve ünsiyyet kalbe inşirah verir.
Sevgi ile itaat, korkarak itaatten daha faziletlidir.
Allah (cc)'ın sevdikleriyle beraberlik O'nun (cc) sevgisine götürür.

12-İyilik Yapana Teşekkür ve Dua:
Sufinin hakkın varlığını kabulü, hakkın vücudunu perdelemez, O (cc) her şeyi açık seçik görür.
Nimete hamd, nimetden daha değerlidir.
Sufinin teşekkürü, teşekkülün kemalinden, inancın nimeti Allah (cc)'dan görmelerindendir.

13-Makamı Müslümanlara Hizmet İçin Kullanmak:
Makamı hizmet için isteyenler, ölmeden evvel ölenler içindir. Nefsin hilelerinden emin olmayanın fitnesinden korkulur.
Bilgisizlikle insanlara zarar vermemek.
İnsanların cehaletine sabretmek
İnsanların elindekilerine talip olmamalı, kendi elindekini onlar için harcamak. Riyasete liyakat için gerekli şartlardır. (Sehl b. Abdullah)
 

VuSLaT

Yönetim
Yönetici
MÜRİDİN NEFSİNE KARŞI ADABI
..:: 1 ::..
Müridin kendisiyle beraber bulunduğunda riayet etmesi gereken âdabı çoktur. Lâkin insan bunların hepsini yapmaya güç yetiremez. Hepsini de "güç yetiremiyorum" diye terkedemez. Onun için en zaruri olanları burada anlatacağız.
Bir mürid başta şu hususlara dikkat etmelidir:
1. Kötü ahlak ve fiillerinden Allah'a dönüş yapmalıdır. Nefsini her gün hesaba çekmelidir.
2. Menfî olan nefsani arzularına muhalefet etmelidir.
2. Bütün işlerinde doğruluğa yapışmalıdır ve insanlarla iyi geçinmelidir
3. Kendisini herkesten değersiz görmelidir. Kendi ayıplarını görüp düzeltmeye çalışmalı, başkalarının ayıplarını araştırmamalıdır.
4. Yeme, içme, giyme, uyku vb. ihtiyaçlarında itidalli (orta yollu) davranmalıdır.
5. Haram ve şüpheli şeylerden sakınmalıdır.
6. Çok az konuşmalıdır, sorulunca cevap vermelidir.
7. İbadetlerinde azimet yolunu tutmalıdır.
8. Dünya sevgisini gönlünden çıkartmaya gayret etmelidir. Dünya sevgisinin kalpten çıkması Allah'ı (cc) bol bol zikretmeye bağlıdır.
9. Boş zamanlarını ibadet ve zikrullahla değerlendirmelidir.
10. Şer'i hükümlerde istikamet sahibi ve ibadetlerinde ihlaslı olmalıdır.
Detaylı olarak bir müridin kendi kendine karşı âdabı ise şöyle olmalıdır:

1. SADÂKAT: Bu, müridin, işini Allah'a sadâkat esası üzerine bina etmesidir ki binanın sağlam temel üzerine oturması için doğruluk esasdır. Büyük mürşidlerimiz şöyle demişlerdir: "Sâlikler, usule riâyet etmedikleri için vusulü kendilerine imkânsız kıldılar. Vekî İbnü'l-Cerrâh der ki: "Allah'ın yolu hidâyet yoludur. Ona ancak sâdık olanlar nâil olur."
Bu yolda kulun,
a) Allah hakkında ve kendisi hakkında itikadını düzeltmesi, yani Allah'ı esmâ ve sıfatıyla âlemlerin Rabbı olarak, kendini de O'nun âciz bir kulu olarak tanıması ve bilmesi lâzımdır. Kulun, Allah hakkındaki itikadının bütün zan ve şüphelerden temizlenmesi, dalâlet ve bid'atlardan uzak bulunması, itikadda esasının Kur'an ve Sünnet'e dayalı olması lazımdır.
b) Kulun, "ameller niyetlere göredir" hadîsinin himayesine sığınabilmesi için önce itikadını Kur'an ve Hadis'e göre düzeltmesi ve kalb-i selîme sahib olması lazımdır.
c) Kişinin itikadı, şeriatın tesbit ettiği sahih delillere, yani Kur'an ve hadise ne kadar uygunsa o kadar sağlamdır.
d) Kul, itikadı vasıtasıyla Allah'a seksiz bağlandıktan sonra dînin hükümlerini ya bizzat tedkik ve tahkik ile, yahud ilim sahiplerinden sormak suretiyle muhakkak öğrenmesi lâzımdır. Bunun en az derecesi, farzlarını doğruca eda edecek kadar bilgi edinmesidir.
Çünkü hakîkî müridliğin alâmeti, dînî sorumlulukları öğrenmek için harekete geçmek, Allah'ın emrine O'nun razı olacağı şekilde sarılabilmek için Rasûlünün sünnetini yaşamak, yasaklardan sakınmak, Rasûlullah'ın sünnetine uyarak Allah'ın sevgisini kazanmaya çalışmaktır.
Bunu kazanmak için farzlara dikkat ve itina etmesi, gücü yettiği kadar ve ölçü dahilinde nafile ibadetlere yönelmesi, ilmiyle âmil olan âlimlerin sohbetine devam ederek onlardan istifâde etmeğe çalışması, kötü âlimlerden sakınması lâzımdır. Çünkü bunlar yol kesen eşkıya gibidirler. Yanlış yönlendirme ile insanları saptırırlar.
Bir konu ihtilaflı ise, âlimlerin fetvaları içinde en ihtiyatlı olanı tercih etmek lâzımdır. Meselâ, bir yiyecek üzerinde birisi halâl diğeri mekruh dedi ise ihtiyatlı olana yapışmak, yani ikinci sözü hesaba katmak, böylece şüpheli şeylerden ve şüpheli lokmalardan korunmak, buna devamlı surette riâyet etmek lâzımdır.
Böylece bütün söz ve hareketleriyle Kur'an'a ve sünnete muhalefet etmekten sakınması gerekir.
Bütün sâdât-ı kiram -Allah cümlesinden razı olsun- şu noktada ittifak etmişlerdir ki: Kim tarikat ister de başka yaşayışlara iltifat eder, yani gönlünü kurtaramazsa, Allah'ın yoluna kalbiyle yönelemezse o kimse tarikat ile alay ediyor demektir. Bir kerre düşünmelidir ki, dinin bütün emirlerine sarılmak azminde olan bir kimse bile ancak bir kısmına riâyet etmeğe muvaffak olabiliyor. Bütün himmetini başka şeylere sarfeden kimse bu yoldan nasıl istifade edebilecektir?
İmam Rabbânî Hazretleri buyurur ki: "Ey din kardeşlerimiz, hepimiz üzerine en önce gereken şey, itikadımızı Kitab ve Sünnet'e göre doğrultmaktır. İtikadımızın esaslarını belirten âyet-i kerime ve hadîs-i şeriflerin nasıl anlaşılacağını ehl-i hak ve hakikat olan âlimlerimiz açıklamışlardır. Bizim onlara uymamız lâzımdır. Allah onların çalışmalarını karşılıksız bırakmasın. Onlar, bu itikad esaslarını Kur'an'ı bir bütün olarak görebilme seviyesine ulaştıktan sonra Kur'an ve Hadisin ruhuna göre açıklamışlardır. Bizim anlayışımız bu büyüklerin anlayış ve izahlarına uymuyorsa kat'î surette muteber olamaz. Elh-i bid'at ve dalâlet olanlar, kendi batıl hüküm ve itikadlarını Kitab ve Sünnet'e uygun zannederler. Halbuki onların itikadları hakdan fersahlarca uzaktır.
İkinci olarak, dinin hükümlerini, bu cümleden olarak halâl ve haramı, farzları, vacibleri bilmek lazımdır.
Üçüncü olarak, bu öğrendiklerinin gereğiyle amel etmesi, yani günlük yaşayışında tatbik etmesi lâzımdır.
Dördüncü olarak: Kalbi tasfiye ve tezkiye yoluna girmektir.
Ehl-i sünnet itikadını bilmedikten sonra dînî hükümleri öğrenmenin bir faydası olmaz. Akaid ve ahkâm bilgisini de elde etmedikten sonra amelin bir faydası olmaz.
Bu üç esas, yani akaid bilgisi, ahkam bilgisi ve bunlarla amel edilmesi tahakkuk etmedikten sonra kalbin tasfiyesi ve nefsin tezkiyesi mümkün değildir.
Bir sâlik, yukarıda saydığımız dört rüknü, yani :
1. İtikadı Kitab ve sünnete göre doğrultmak,
2. Dînî hükümleri öğrenmek,
3. Bu öğrendiklerinin gereğiyle amel etmek,
4. Kalbi tasfiye ve tezkiye yoluna girmek; Rükünlerini dosdoğru yerine getirmeden ne yaparsa yapsın lüzumsuz işlerle meşgul oluyor demektir.
Hadis-i şerifde buyurulmuştur ki: "Kişinin, kendisini ilgilendirmeyen, yani dünya ve ahiretine bir faydası olmayan şeyi terk etmesi müslümanlığının güzelliğindendir." Hulâsa kişiye lazım olan, en fazla ihtiyacı olan şeyi öğrenip tatbik etmesidir.
2. TEVBE: Tevbe, bu işlerin en mühimmidir. Çünkü bu yol, son derece temiz ve her türlü kötülükten uzaktır. Türlü pisliklerle kirlenmiş kimseleri kabul etmez. Müridin, bütün hatalarından Allah'a tevbe etmesi, bu tevbesini de gizli-açık, küçük-büyük bütün hatalarını terk etmekle yapması lazımdır.
Burada önce üzerinde kul hakkı varsa onları ödemelidir. Eğer hak sahibi ölmüş ise varislerine vermelidir. Kul hakkından temizlenmeyen, münakaşa ettiği bir kimse ile helalleşmeyen kimse bu tarikattan istifade edemez.
Bu istifade edemeyişinin sebebi, üzerinde kul hakkı bulunmasıdır. Bütün sâdât-ı kiram, İslâm dininin koyduğu bu vecibeye hassasiyetle dikkat etmişler ve saliklere böyle irşadda bulunmuşlardır.
Şeyhülislam Abdullah el-Ensârî der ki: Allah Teâlâ Hazretleri, "tevbe etmeyenler zalimlerin ta kendileridir" (Hucurat/11) buyurmuş ve zulmü tevbe etmeyenlere nisbet etmiştir.
Tevbe, ancak kişi tevbenin ne demek olduğunu bilip de tevbe ederse sahih olur. Bunun için üç şey lâzımdır:
1.Kişi tevbe etmediği takdirde Allah'ın onu kötülüklerden korumayacağını bilmelidir.
2.Tevbe etmeğe muvaffak olduğu zaman ferahlamalıdır.
3.Allah'ın onu her an gördüğünü ve kalbine her an nazar ettiğini bilmelidir.
Tevbenin üç şartı vardır:
1.Günahından pişmanlık duymak.
2.Allah'a tazarru ile niyaz etmek (yani günahını söyleyerek tevbe etmek),
3.Günahdan kopup ayrılmak. Bir daha o günahı işlemeyesiye azmetmek, kesin karar vermek.
Tevbenin hakikati üçtür.
1. İşlediği günahı büyük görmek.
2. Yaptığı tevbeyi kusurlu ve yetersiz görmek.
3. Yaratılış îcâbı olan kusurlarının Allah tarafından affını dilemek.
Tevbenin sırlarının incelikleri üçtür:
1.İşlediği günaha bakmak,
2.Allah'ın o günah hakkındaki hükmüne bakmak,
3.Günahı ve Allah'ın hükmünü mukayese edip, o günaha o cezayı vermekteki muradını anlamaya çalışmak. Burada Allah'ın iki muradı vardır:
Birincisi, Allah'ın, verdiği hükümde O'nun mutlak büyüklüğünü, kulunun aybını örtmekte ne kadar kerem sahibi olduğunu, Allah'ın, kulunu bir günahla helak edivermeyip ona tevbe mühleti vermekteki hilmini, özrünü kabul etmekteki lütufkarlığını, kulunu mağfiret etmekteki ihsanını bildirmek ve göstermektir.
İkincisi, kulunun üzerinde adlinin hüccetini gösterip onu günahından dolayı hüccetine bağlı olarak cezalandırdığını anlatmaktır​
 

VuSLaT

Yönetim
Yönetici
MÜRİDİN NEFSİNE KARŞI ADABI
..:: 2 ::..
3. DÜNYA SEVGİSİNİ KALBDEN ÇIKARMAK: Bundan sonra mürid, dünya sevgisini kalbinden çıkarmak ve zarurî olmayan dünyevî meşguliyetleri terk etmek gibi mühim vazifelerini yerine getirir. Çünkü bu tarikatın temeli, lüzumsuz şeylerden kalbin kurtulması, onlara karşı sevgi duymaması ve meşgul olmamasıdır. Bu temizliğin birinci merhalesi kalbin mal sevgisinden temizlenmesidir. Çünkü kulun Hak'dan sapması için sadece mal sevgisi yeter. Çünkü kalbinde dünya sevgisi bulunan hiçbir mürid yoktur ki kısa zamanda bu sevgi onu eski haline döndürmüş olmasın!
4. MAKAM-MANSIB SEVGİSİNDEN KURTULMAK: Eğer mal sevgisinden kurtuldu ise, makam-mansıb sevgisinden de kurtulması lazımdır. Çünkü makam-mansıb sevgisi tarik-ı ilâhîde yol kesicidir. Halkın kabulü veya reddi, yani halkın onu beğenip beğenmemesi mürid yanında eşit olmadıktan sonra bu yoldan bir şey istifade edemez. Mürid için en tehlikeli şey, daha tarikatta sabit-kadem olmadan halkın teveccühlerine aldanıp ona hürmet göstermelerine aldanmasıdır. Bu zaafın da terkedilmesi lâzımdır.
5. RİYASET SEVGİSİNDEN KURTULMAK: Mal ve makam-mevki sevgisinden kurtulduktan sonra baş olma sevdasından da kurtulması lâzımdır. Eğer zahid ise, zühdün şartlarından biri budur. Şayed bu zaaftan kurtulamazsa, dîni için çok zararlı bir tehlike ile her an karşı karşıya demektir.
Aslında zâhidlerin şân u şöhreti dünya sultanlarının ve orta adamlarının şöhretlerinden çok üstündür. Sebebini sorarsan, nice sultanların zâhidlere karşı gösterdiği hürmeti düşün, anlarsın. Kişi, baş olma sevdasından kurtulamazsa telef olmasından korkulur. Çünkü bu işlerde insanı can evinden vuran şeylere karşı körü körüne gidişi az değildir.
Bişrü'l-Hâfî kuddise sirruh der ki: "Böyle bir zamanda fakirin, yani dervişin ganimeti, insanların onu tanımaması, yerini yurdunu bilmemesidir. Çünkü insanların pek çoğunun yüzü, insanın hüsrana uğraması için kâfîdir. Hangi mürid ki kalbinde dünya metaının sevgisi vardır, ona mürid demek caiz değildir.
Eğer müridin kalbinde dünya sevgisinin izi kalmışsa hayırlı işleri sebeb tutarak sür'atle dünyaya dönebilir. Kalbinde dünya muhabbeti olan kimse dünyaya meyletmek için bahane arar. Bazı hayırlı işleri arzusuna perde yapar, dünyaya kayar.
Müridin kendini lüzumsuz yere meşgul eden dünyevî işlerin sevgisini kalbinden çıkarmasının istenmesinden maksad kalbini temizleyip Rabb'ı ile huzurunu duyarak kalmasını temin etmektir.
Eğer mürid ciddî olarak dünya sevgisini terk etmişse bunda sebat etmelidir. Müridin kalbinde zerre kadar dünya sevgisi kalmamalıdır.
Bu tavsiyeyi müridin yanlış anlamaması lazımdır. Bu, insanın dükkanını, tezgahını, zaruri işlerini, geçimini temin etmek için çalışmasını terk etmesi demek değildir. Böyle bir hareket her şeyden evvel şeriatın ruhuna aykırıdır. Bunu söylemekten maksadımız, dünyadan elini çekip bir köşeye oturmak değil, dünya işleriyle uğraşırken sevgisini kalbine koymamak ve Allah'ı hiçbir anında unutmamaktır.
Eğer dünya sevgisini bırakamamışsa dünya işlerinin elinde esir olur. Neticede o iş onu helake götürür. Zaruri olan dünya işleriyle yeteri kadar uğraşmakla, dünya sevgisini kalbinden temizlemeyi birbirine karıştırmamak lâzımdır. Bir müridin dünya işleri için gam çekmesi veya fakir düşecek, yahud topluma yük olacak şekilde fakir düşmesini netice verecek tutum ve davranışlar ona yakışmaz.
Ebu'l-Abbas el-Mürsî hazretlerinin talebesi Şeyh Muhammed el-Mağribî der ki: "Bu yolda iki şey çok mühimdir ve temeldir: Birincisi: Allah'ın razı olacağı işlere içinden gelerek koşmak. İkincisi: Bu yolun sırlarını, inceliklerini nâmahremlere açmayıp bunları sadece ihvanıyla, vaktine ve yerine göre konuşmak. Dilini tutmayı başarmak."
6. YOLUN KIYMETİNİ BİLMEK: Müridin, bu tarîki, tariklerin en şereflisi olarak bilmesidir. Eğer böyle itikad etmezse nefsi ona başka bir yol araması için vesvese verir durur. Fakat bundan daha şerefli bir yol nerede bulunabilir? Bu yol ki meleklerin, peygamberlerin, raşid halifelerin ve Allah'ın salih kullarının yoludur.
İmam Gazzâlî -Allah'ın rahmeti üzerine olsun- el-Munkızu mine'd-Dalâl isimli kitabında der ki: "Ben ilim tahsilini tamamlayınca bütün gayret ve himmetimle sûfiyye tarîkına girdim. Şu kadarını muhakkak söylemeliyim: Yakinen anladım ki, Hak yoluna gerçekten girenler ancak sûfîlerdir. Onların siretleri siretlerin en güzeli, yolları yollların en güzeli, ahlâkları ahlâkların en güzelidir. En keskin akıllıların akılları, değme filozofların felsefesi, şeriatın bütün teferruatını bilen zahir ulemasının ilmi; onları değiştirmek, onların siret ve ahlâkından daha güzel sîret ve ahlâk bulmak ve onların hâlini daha hayırlı bir hâle değiştirmek için bir araya gelseler buna muvaffak olamazlar. Çünkü onların zahirlerinde ve bâtınlarındaki bütün harekat ve sekenâtı nübüvvet kandilinin ışığından alınmıştır. Yeryüzünde ise nübüvvet nurundan başka doğru yolu gösterecek bir nur kaynağı yoktur.
Şeyh Ebu'l-Mevâhib Muhammed eş-Şâzelî kuddise sirruh der ki: "Sûfîlerin terbiye etmediği kimse edebin hakikatini anlayamaz."
7. SÜKÛTU TERCİH ETMEK: Sükûttan istifade etmektir. Hakikat talibi zaruret olmaksızın konuşmamalıdır. Arkadaşı veya tanımadığı bir kimse ona bir şey sorduğu zaman kifayet mikdarı cevap verir.
Dilin âfetleri çoktur:
Gıybet: Kardeşinin arkasından, o duyduğu zaman hoşuna gitmeyecek şeyler söylemek,
Nemîme: İki kişi arasında laf getirip götürmek, Hemz: Fesad çıkaracak söz söylemek,
Lemz: Ayıplamak, gözüyle kaşıyla işaret edip birbirinin aleyhinde fısıldamak,
Kizb: Yalan söylemek,
İstihza: İnsanları alaya almak, eğlence konusu yapmak.
Dinin bazı hükümlerini yalanlamak, bazı kimseleri medihde ileri gitmek, güzel konuşmak suretiyle arkadaşlarına sitem ederek onların arasında kendini gösterme arzusu ve bunun temini dilin afetlerindendir.
Vehb İbn-i Münebbih der ki: "Hikmet ehilleri, hikmetin başının sükût olduğunda ittifak etmişlerdir."
Fudayl ibn-i lyaz demiştir ki: "Hacca gitmek, savaşa ve cihada çıkmak dili tutmaktan daha zor değildir."
Lokman aleyhisselam oğluna: Eğer söz gümüşse sükût altındır" demiştir. Abdullah ibn-i Mübarek, bunun mânâsını şöyle izah etmiştir: "Allah'a itaat yolunda söz söylemek gümüş ise, mâsıyetten sakınmak için sükût etmek altındır."
Bilinmelidir ki, mâsıyetten sakınmak bütün ibâdetlerden efdaldir. Bu mânâda büyükler: "Ey insan, dilini tut ki seni sokmasın. Çünkü sahib olmazsan o bir yılandır. Kabirlerinde dilinden ölen nice insanlar vardır. Nice kahramanlar onun karşısına çıkmaktan korkarlar," demişlerdir
Susmak selamettir. Asıl olan da budur. Yoksa insan düşünmeden söylediği bir sözden her zaman pişmanlık duyabilir.
İnsan, bir konu üzerinde konuşmağa mecbur edilirse şeriatın emir ve yasaklarını dikkate alarak konuşmalıdır. Yerine göre sükût etmek Allah adamlarının özelliklerindendir.
Yerine göre konuşmak nasıl bir fazilet ise, hataya düşmemek için sükût etmek de aynı şekilde bir fazilettir.
Yeri geldiği zaman gerçeği meydana koymak en şerefli hasletlerden birisidir. Bir münkere mani olmak için ister kendisinden çekinilen, ister bir iyiliği umulan kimseye hakkı söylemek için konuşmak bir güzel haslettir.
İbn-i Abbas radıyallahu anhüma dilini tutarak: "Ya hayır söyleyerek hayra nail ol, yahud şerri söylemekten sakın selamet bul!" demiştir.
Dili muhafaza etmek her yerde ve her zaman en mühim işlerdendir. Çünkü dil kalbde bulunanların tercümanıdır. Dilin hatadan uzak kalması ise kalbe bağlı kalmasıyla mümkündür.
Bazı büyükler demişlerdir ki: "Sükûtu ganimet bilmeyen ve sükûtun faziletini anlamayan kimse konuştuğu zaman boş ve lüzumsuz şeyler konuşur. Onun için dili muhafaza etmek gerekir.
Konuşmanın yerini tutan işaret ve yazı hususunda da aynı şekilde dikkatli olmak, özellikle kitap, makale gibi konularda daha çok dikkatli olmak gerekir.
Ebû Bekr el-Fârisî bana dedi ki: "Kişi, kendisini ilgilendiren ve muhakkak konuşması gereken bir konuda konuşursa lüzumsuz konuşmuş olmaz. Eğer kendisini ilgilendirmeyen bir mevzuda konuşursa boş konuşmuş olur. Bu durumda sükûta riayet etmemiştir.
Zünnûn-i Mısrî hazretlerine: "Kendisine en fazla sahib olan kimdir?" diye sordular. Cevap olarak: "Diline en fazla sahip olandır" buyurdular.
İbn-i Mes'ud radıyallahu anh der ki: "Dilden daha fazla hapsedilmeğe layık hiçbir şey yoktur."
Büyükler, "dil, yırtıcı hayvan gibidir. Eğer ona sahip olmazsan senin ebedi düşmanın olur," dediler.
Mürid her bir nefesini her şeyden kıymetli bilmelidir. Çünkü her bir nefesini nereye kullandığından sorumlu olacaktır.
8. KUSUR GÖRMEMEK: İnsanların ayıplarını görmemektir. Kişi, başkalarının kusurlarını görmek yerine kendi ayıplarını görüp düzeltmek için uğraşmalıdır.
Ayet-i kerimede: "Ey îmân edenler! Zandan çok sakının. Çünkü zannın bazısı günahdır. Bir de tecessüs etmeyin. Birbirinizin gizli hallerini araştırmayın. Birbirinizi gıybet etmeyin. Ölü kardeşinin etini yemeyi sizden hanginiz sever? Allah'dan korkun. Şüphesiz ki Allah tevbeleri kabul eden, rahmet ve merhamet sahibidir." (Hucurat suresi/12)
Rasûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz, "Allah bir kulunu sevdiği zaman ona ayıplarını, kusurlarını gösterir" buyurmuşlardır​
 

VuSLaT

Yönetim
Yönetici
MÜRİDİN NEFSİNE KARŞI ADABI
..:: 3 ::..
9. KENDİNİ BEĞENMEMEK: Tarikatta ne kadar ilerlerse ilerlesin, nereye varırsa varsın kendisini daha yolun başında görmeli ve öyle kabul etmelidir. Seyyidimiz Hâce Muhammed Bahâeddin Nakşbend hazretlerinin iki vasiyetinden birisi budur. İkinci vasiyeti ise şudur: Sâlik, seyr ü sülûkde en yüksek makam ve mertebelere ulaşsa bile kendi nefsini Fir'avn'ın nefsinden yüz derece aşağı görmelidir. Eğer bunu böyle kabul etmeyip nefsine kıymet verirse onun seyr u sülûkden nasîbi yoktur.
Bu iki vasiyete çok dikkat etmelisin. Salik, göze ve kulağa nasıl muhtaç ise bu tavsiyeye riayet etmeğe de o kadar muhtacdır. Hatta bu vasiyete olan ihtiyacı göze ve kulağa olan ihtiyacından daha fazladır. Çünkü ne zaman kendisine varlık verirse ucbe düşer.
Ucüb, kendini beğenmek, kendine hayran olmak demektir. Bundan Allah'a sığınırız. Rasûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem buyurmuşlardır ki: "İnsanı üç şey kurtuluşa erdirir:
1. Gizlide ve açıkta Allah'dan korkmak,
2. Hoşuna gitse de gitmese de Allah için hakkı söylemek,
3. Darlık zamanında olduğu gibi bolluk zamanında da iktisada riayet etmek."
İnsanı üç şey helake götürür:
1. Herkesin uyduğu hevaya uymak,
2. Kişinin kendi kendisine cimriliği telkin edip fakirlik korkusuyla cimriliğe düşmesi,
3. Kişinin kendini beğenmesidir ki bunlar içinde en tehlikelisi budur.
Allah Teâlâ cümlemizi yukarıda sayılan iyi hasletlere sarılmağa ve bu helak edici şeylerden sakınmağa muvaffak kılsın ve bize iman zevkini duyursun, âmin.
Bilinmelidir ki, ameline güvenmek, sâliklere yolun başında arız olan en kötü tehlikelerden biridir. Kulun amelinin az veya çok olması mühim değildir. Bir başka ifâde ile, kulun amelinin az olması Allah'ın lûtfuna mani değildir. Yeter ki kul Allah'a iltica etsin, aczini itiraf edip O'na yalvarsın.
10. KÖTÜ ARKADAŞI TERK ETMEK: Kötü arkadaşları terk etmektir. Bunun için, kötü arkadaşlarını terk etmeden evvel kendi kötü huylarını terk etmelidir. Çünkü kendi nefsi ona arkadaşlarından daha yakındır. Önce nefsini halletmelidir. Büyükler, "kale içerden feth olunur" demişlerdir.
Şair Lebid bu konuda: "İyi insana nefsinden büyük düşman yoktur. Bundan sonra kişiye gereken iyi arkadaştır," der.
Tecrübe edilmiştir ki, âsilerin yüzlerine bakmak mü'minde göz ve basiret körlüğüne sebeb olur, kalbini katılaştırır. İyi insanların yüzlerine bakmak ise insanın içine genişlik verir.
Sakın kardeşim, kâfirlerin yüzlerine bakmayasın. Allah'ın rızasına muhalif iş yapılan yerlerde, Allah'ın gazabını çekecek yerlerde durmayasın. Çalgı çalınan yerlerde ve zalimlerin kabirlerinin yakınında eğlenmeyesin. Mâsıyet mahallerinde az da olsa beklemeyesin. Mecburen yolun öyle yerlerin önünden geçiyorsa oralardan süratle geçmelisin.
11. NEFSİNE ARKA ÇIKMAMAK: Kendisine bir noksanlık, bir hatâ isnad edildiği zaman nefsi hesabına kendini müdâfaadan sakınmalıdır. Zamanın büyüklerinin kusurlarını aramakla uğraşmamalı, onların beşeriyyet muktezâsı olarak görülebilen hatalarıyla meşgul olmamalıdır. İsimleri anıldığı zaman haklarında ancak iyi konuşmalıdır.
Şeyh Ebu'l-Mevâhib eş-Şâzelî der ki: "Fakirler, yani dervişler halleriyle görünürler, zahir alimler de sözleriyle görünürler.
Şeyh Aliyyü'l-Havvas der ki: "Eğer bir kimse, kendi halini Allah'ın bilmesiyle yetinmeyip nefsini haklı çıkarmak için münakaşaya kalkışırsa Allah'ın kendisini tehlikelerden koruyacağını hesaptan çıkarsın. Kendisi ilmiyle âmil âlimlerin, mürşidlerin, velilerin arkasından gidiyor, onlara mahabbet ediyor da böyle salihler hakkında kötü söylendiği zaman onları müdâfaa için yeteri kadar konuşursa ne âlâ! Eğer bir âlim mürşid, bulunduğu mertebesiyle bir kimseden hürmet görüyor ve sevenleri tarafından müdafaa ediliyorsa bu insanların menfaatinedir..."
Ameller niyetlere göre değerlendirilir.
Müridin sermayesi, herkese iyi niyetli davranmak kimseye kötü söylememek, durumu ne olursa olsun kendisine yöneltilen bir taarruzu gönül hoşluğu ile karşılamaktır. Böyle bir durumda üzerine düşen sabretmektir. Kendisinin muhabbet ettiği ve etmediği kimseler hakkında bir sürü sualleri bırakıp onlar hakkında insanlarla çekişmekten Allah'a sığınmalıdır.
Bazı meşayih demişlerdir ki: "Eğer bir mürid nefsî hazlarını tatmin etmek istiyor, hem de müridlik davası güdüyorsa bilin ki o yalancıdır. Kalbini muhafaza etmeyen, hal ve tavırlarına dikkat etmeyen, lakayd yaşayan, bununla beraber marifete erme davasında bulunan kimse de yalancıdır. Yine halkın övmesini ve yermesini, kabul etmesini ve etmemesini eşit görmeyen, bununla beraber marifete erme sevdasında bulunan kimse de yalancıdır.
Cüneyd Bağdadî kuddise sirruh demiştir ki: "Eğer bir takım alâmetler olmasa idi herkes tarikata girmek ister veya sûfîlik iddiasında bulunurdu. Halbuki Allah Teâlâ "Onları yüzlerindeki alâmetlerinden tanırsın ey Rasûlüm! Onları bozuk, tatsız, kof sözlerinden anlarsın!" (Kıtal suresi/30) buyurmuştur.
12. AZÎMETLE AMEL ETMEK: Daima azimetlerle amel etmeğe çalışmalı, mubahlara asla meyletmemelidir. Çünkü bu sadece vakit kaybetmektir.
13. DÎNİ İÇİN EVLENMEK: Tarikata evli iken giren bir kimse âdabına riayet ederek yoluna devam etmeli, bekâr iken giren bir kimse de tarikin âdabını öğrenip biraz yol aldıktan sonra evlenmelidir. Eğer kemâle ulaşacaksa ancak bu şekilde ulaşır.
Gençler, Rasûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellern'in birden fazla evlenmiş olmasını yanlış anlamamalıdırlar. Dünyada hiçbir şey, Rasûlullah'ı Allah ile meşguliyetten alıkoyamaz ve alıkoyamamıştır.
Büyüklerimizin bu hususdaki edebleri şöyledir: Dünyalık ve fazla mal mülk sahibi olmak için değil, sünnete riayet, iffet sahibi olmak ve dinini ihya etmek için evlenmelidir. Sonra nikâhı takatina göre ve en kolay olacak şekilde yapar. Eğer kadın evlilik hayatında erkekten imkânının dışında bir şey isterse, erkek, Rasûlullah'ın sünnetine uyarak onu haline razı olmakla boşanmak şıkları arasında muhayyer bırakır. Nitekim Rasûlullah'ın hanımları ondan dünyalık istemeleri neticesinde inen ayetin hükmüne göre, hallerine razı olmakla boşanmak şıkları arasında tercih yapmalarını teklif etti. Bu teklife Âişe'den başladı: - Sana bir şey söyleyeceğim. Bu konuda annenle ve babanla istişare et. Kararını ondan sonra bildir. (Sonra inen âyet-i kerimeyi ona okudu':) "Ey Peygamber! Hanımlarına de ki: Eğer siz dünya hayatını, onun zînet ve ihtişamını arzu ediyorsanız gelin size boşanma bedellerinizi vereyim de hepinizi güzellikle salıvereyim. Eğer Allah'ı ve Peygamberini ve ahiret yurdunu arzu ediyorsanız, şüphe yok ki Allah içinizden güzel hareketler edenler için büyük bir mükâfat hazırlamıştır."(Ahzab sûresi / 28-29) Bunun üzerine Âişe dedi ki: "Annemle ve babamla senin hakkında mı istişare edeceğim ya Rasûlallah? Ben, Allah'ı, Rasûlünü ve ahiret yurdunu tercih ediyorum. Fakat bunu diğer zevcelerine söyleme! dedi. Rasulullah da: - Eğer isteklerinde ısrar ederlerse vallahi bu ayeti onlara da okuyacağım dedi ve okudu. Onlar da Allah'ı ve Rasûlünü tercih ettiler.
14. ZİKRE DEVAM ETMEK: Zikre iştiyakı geldiği, inşirah kapısı açıldığı andan itibaren Allah'dan gayri bütün mahlûkattan kalben alâkasını kesip, kalabalıklar, topluluklar içinde bile olsa kendini Allah ile beraber bilebilme durumuna gelinceye kadar zikri bırakmamalıdır. Bu böyledir. Çünkü manen mâsivadan alakasını kesmeyene bu kapı açılmaz.
Kendisine gaybet hasıl olmayan kimsenin zikri ancak hasenattan bir hasene olmak durumundadır. Derece katetmek değildir. Kainat ondan perdelenmiş, o ise kendini müşahedeye zorlamaktadır. Daha yapması gereken şeyleri yapmadan fütuhat beklemektedir. Allah ise fütuhat vermesi için kulunun kendisine teveccühünü beklemektedir. Bunun için, bir kerrecik Allah ile beraber olmanın huzurunu duymak, bu mertebeye ermek için gereken zahirî ve bâtınî temizliğe eremediğimiz için bizlere zor gelmektedir.
15. NEFSİNİ HESABA ÇEKMEK: Kendisi için belirli vakitler tesbit edip o vakitlerde nefsini hesaba çekmelidir. Bu en azından günde üç vakit olmalıdır.
Sabaha çıktığı vakit neleri kaybettiğini ve gece Allah için ne yapabildiğini,
Öğle namazından sonra, öğleye kadar ne yapabildiğini, Akşam namazından sonra da "Bugün Allah için ne yapabildiğini" kendisine sormalıdır.
Bundan sonra derhal acz ü fakrını ifâde eden bir dil, kırık bir kalb, fânî bir varlık ile Allah'dan nefsine karşı yardım istemeli ve emânına sığınmalıdır.
16. BÜYÜKLENMEMEK : Büyüklenmeyi, kendi başına buyruk hareket etmeyi terk etmelidir.
Ebû Ali Ruzbârî der ki: "Kendinden büyüğe karşı büyüklenmek haddini bilmemektir. Kendi emsaline karşı büyüklenmek edeb noksanlığıdır. Kendinden küçüğe karşı büyüklenmek ise acizlik alametidir.
Bazı büyükler, kendilerine karşı büyüklenenlerin kendilerinden aşağı seviyede olduklarını, kendilerine tevazu gösterenlerin de yüksek mertebede olduklarını söylediler.
Büyüklerimiz buyururlar ki: Kişinin kendini beğenmesi, aklının fesada uğramasının ana sebebidir. Çünkü Allah Teâlâ: "İşte âhiret yurdu ki biz onu yeryüzünde büyüklük ve fesad arzusunda olmayanlara vereceğiz. İyi sonuç ise Allah'ın azabından sakınanlarındır" buyurmuştur. (Kasas Suresi/83)
Şeyh Aliyyü'l-Havvâs şöyle der: "Bir haslet vardır ki kul onu nefsinden bilirse mertebesi Allah'ın ve insanların yanında çok düşük olur. Bu haslet, ilim, fazilet ve iyi insan olma vasıflarında kendini akranından üstün görmesidir. Bu, onun helaki için kâfidir."
Edeb sahibine gereken, müslümanlardan hiçbir kimseyi küçümsememektir. Asilerden, günahkarlardan hiçbir kimseyi de tahkir etmemeli, onların günah ve isyanları bahanesiyle kendine pay çıkarmamalıdır. Bir kerre düşünmelidir ki: Eğer Allah onu böyle bir yola sokup öyle insanlardan üstün kılmasa idi hali onların hallerinden daha kötü olacaktı. Salik, kendini iyi insanlardan üstün görmedikten başka fasıklardan bile üstün görmemelidir. Üzerindeki nimeti Allah'dan bilip şükrünü edaya çalışmalı ve kimseye hor bakmamalıdır. Allah cümlemizi böyle vartalardan korusun​
 

VuSLaT

Yönetim
Yönetici
MÜRİDİN NEFSİNE KARŞI ADABI
..:: 4 ::..
17. KALB HUZURU İLE NAMAZ KILMAK: Her namaz kılacağı zaman kendi zahirini ve bâtınını sık sık yoklamalı, bâtınî âfetlerden kibir, dünya sevgisi ve benzeri şeyleri içinden temizlemeli, bunların netice verdiği kötü hasletlerden kurtulmaya çalışmalıdır.
Namaza, bu hasletlerden temizlenmiş, hiç olmazsa temizlenmeye azmetmiş olarak kalkması, rabbine selim bir kalb ve temiz bir beden ile münacat etmesi gerekir. İlahi huzurun kapısında melekler dururlar ve bakarlar: Kimde hased, kin, kibir, hile ve dünya sevgisi gibi şeyler varsa onu huzura almazlar.
Şeyh Ebu Bekr Kettânî der ki: "Allah Teâlâ şöyle buyurur: "Hangi bir kul ki kalbinde iki arzu vardır, ben ondan uzağım. Bu iki arzu: Ma'sıyet arzusu ve mal sevgisidir."
Salikin, rabbı huzurunda kalb-i selim ile durup cesedi ile beraber kalbinin de namaz kılması lazımdır. Kalbinde Allah'ın sevmediği bir haslet bulunarak huzura gelen bir kimse kalb-i selim ile huzura çıkmış değildir.
Bâtınına bakmayıp sadece zahiriyle meşgul olan kimse bir uyuz gibidir ki doktor ona hem içildiğinde hastalığı kökünden kesecek bir ilaç, hem de derisine sürülecek bir ilaç vermiştir. O ise hastalığı kökünden tedavi edecek olan ilacı bir kenara atıp uyuz taraflarına ilaç sürmekle meşgul olmaktadır. Halbuki dışına ne kadar ilaç sürerse sürsün içinden bir başka uyuzluk tepecek ve hastalığı devam edecektir.
Eğer riya ve iki yüzlülük gibi çirkin hasletlerin asılları içeride duruyorsa, bu illetlere mübtelâ olan kimse istese de istemese de bunun eseri görülecektir. Hastalık içeriden ve dışarıdan kendini gösterecektir. Vesvese belasına duçar olanların ekserisinin halleri budur.
Akıllı kimse eve kapısından giren, yani her bir hastalığın aslı, kaynağı, sebebi neyse onu doğru tesbit edip tedavisi için sağlam yolu arayan kimsedir.
18. KUSURUNU BÜYÜK GÖRMEK: Derecesi yükseldikçe, kendini her an huzurda bilme şuuruna yaklaştıkça, gözünde kendi ayıplarının büyümesi lazımdır. Halbuki halkın ekserisi bir hayırlı amel işlese kemale erdiğini ve huzura yaklaştığını iddia eder.
Ehlullahın ilimleri ruhlarına yerleşmiştir. Bu ilimleri, onların tevazularını ve nefislerine karşı galebelerini sağlar. Başkalarının ilimleri ise nefislerinde olduğu için ilimleri arttıkça kalblerini bir duman ve zulmet kaplar.
Allah kendilerinden razı olsun, selef alimleri böyle değillerdir. Onlardan her biri ilminin derecesine göre Allah'dan korkarlardı. İçlerinde, bir günahından dolayı helaki hak ettiğine ve Allah'ın, lûtfuyla kendisini fazladan yaşattığına inananlar vardı.
Yine onlar, bir zifiri karanlıkta bilmeden baştan aşağı yamalıklı ve kusurlu bir elbise giyip, nura doğru yaklaştıkça birer birer bu yamalarını, kusurlarını gören ve mahcubiyeti artan bir kimse gibiydiler.
İnsanın ilmi arttıkça tevazuu artır. Kişinin cehli arttıkça tekebbürü artar. Bunun bir misali de, meyveli dalların eğilip, meyvasız dalların dimdik durmasıdır.
Gavs-ı Âzam Abdülkadir Geylânî Hazretleri ihvanına derdi ki: "Ben Allah'a gece kaaim, gündüz sâim olmakla ve ilim öğretmekle vâsıl olmadım. Allah'a vâsıl olmamın sebebi; cömerdliğim, mütevazi bulunmam ve sadrımın selim olmasıdır.
Gavs-ı Âzam Hazretlerinin bu sözü de gösteriyor ki cömerdlik de önemli esaslardan birisidir. Tevazu ile de sâlik kemale ermenin temelini atmış olur. Yoluna dikilen bütün engeller böylece ortadan kalkmış olur. Bunun için hadisde varid olmuştur: "Cennette öyle odalar vardır ki, dışı içinden, içi dışından görünür. Allah Teâlâ bu odaları güzel ve tatlı söz söyleyenler, yemek yedirenler, oruca devam edenler ve gece insanlar uykuda iken namaz kılanlar için hazırlamıştır."
Bu hadis-i şerifi beraberce düşünelim:
Burada Rasûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem güzel ve yumuşak söz söylemeyi emir buyurmuşlardır. Bu, tevazuun eseri olmakla ona işarettir.
Sonra yemek yedirmeyi emir buyurmuşlardır. Bu da cömerdliğin eseri olmakla ona işarettir.
Bundan sonra orucu ve namazı zikretmişlerdir.
19. NEFSE MUHALEFET ETMEK: Tarîk-ı ilâhîde sülukü devam ettiği müddetçe nefsine muhalefet etmesi lazımdır. Kitab ve sünnetle te'yid edilen hakikat da budur. Çünkü Cenab-ı Hak: "Rabbının huzurunda durmaktan korkan, nefsini heva ve hevesden alıkoyan kimseye gelince, işte cennet onun varacağı yerin ta kendisidir." (Naziat/40-41) buyurmaktadır. Bu ayetinde insanlardan hiçbir kimseyi istisna etmemiştir.
Şeyhülislam Zekeriyya el-Ensârî "Şerhu'l-münferice" adlı kitabında der ki "Âlimler 'nefse muhalefet, ibadetin başıdır" buyurmuşlardır."
Şeyh Abdülkâdir Geylânî hazretleri buyurmuşlardır ki: "İbadetlerin efdali, nefis ve hevaya muhalefet etmek ve devamlı surette mâsivâdan yüz çevirerek Allah'a yönelmektir."
20. MAKSÛDA ULAŞMAK: Kendi bulunduğu makamı bilsin veya bilmesin, menzil-i maksudu görünceye kadar seyr u sülûküne devam etmektir. Menzil-i maksûdu göründükten sonra cisim ruha tabi olur ve yola böyle devam edilir.
Şeyh İbrahim ed-Düsûkî der ki: "Evladlarımdan ancak vakitlerinin kıymetini bilip Allah'dan bir an gaflet etmemeye gayret gösteren, durup dinlenmeden maşukunun menziline ulaşmak için yol alan ve menzil-i muksûduna ulaşanları seviyorum. Onlar menzillerine ulaşınca maşukları der ki: "Allah sa'yini meşkûr etsin. Kan-ter içinde bizim menzilimize ulaşmak için koştun. Sağa-sola bakmadan, mâsivâya takılmadan ve maksadından gözlerini ayırmadan yoluna devam ettin. Acıktın, susadın fakat yolundan dönmedin. Fakat niceleri azıcık bir zorluk görmekle yarı yoldan dönüverdiler. Sen ise sebat ettiğin için bizim sarayımıza salimen vâsıl oldun. Burada ebediyyen ve bütün tehlikelerden emin olarak yaşayacaksın. Sana vereceğimiz ziyafetlerimiz sonsuzdur."
Şeyh İbrahim ed-Düsûkî kuddise sirruh yine der ki: "Sâlik, arkası arkasına iki nefes alıp da o nefeslerinde zikrullahdan gafil olursa yerinde sayıyor demektir. Böyle bir mürid benim evladım değildir."
Şeyh Mübarek bin Seleme el-Kaysî der ki: "Allah bize feyiz ve bereketlerini daima nasib etsin. Allah'a giden bir müridin, ikindi namazını, öğle namazını kıldığı yerde, yani bu zaman içinde bir ilerleme kaydetmeden eski vaziyetinde kılması onun için çok ayıptır. Madem ki yola çıkmıştır, himmet elbisesini giyip, azm atına binip, beldeler, diyarlar aşarak aslî vatanına doğru yol alması gerekir."
Büyükler demişlerdir ki: "Başlangıç halinde bir hamlesi olmayan kimseye rahatça oturacağı bir yer yoktur. Yani yolun daha başında iken, gençliğin kuvvetine, sıhhatine ve zindeliğine göre bir sa'y ü gayreti olmayan kimse bunları ihtiyarladığı zaman yapamayacaktır.​
 

VuSLaT

Yönetim
Yönetici
SOHBET VE KARDEŞLİĞİN ADABI
1-Kardeşinin hatasını görmezlikten gelmek.
Nasihat uluorta herkesin ortasında yapılmaz.
2-Kardeşlerine hizmet etmek, sıkıntılarına katlanmak.
3-Elindeki mal ve mülkü kendine ait görmemek.
4-Fazilet ve üstünlüğünü bildiği kişiye değer vermek.
5-Gereksiz dünya işleriyle fazla ilgilenen kimselerin sohbetinden uzak durmak.
6-Kardeşinin işine, kendi işinden daha çok önem vermek.
7-Yumuşak muamele etmek.
8-Söylediklerini, dikkatlice söylemek
9-Kardeşliğin devamı için bütün gücünü kullanmak.
10-Küçüklere şefkat ve sevgi ile muamele etmek.
11-Bir yere çağırıldığında, 'Nereye?', 'Niçin?' gibi sorular sormamak.
12-Kardeşlerine yük olmama.
13-Açık ve samimi davranmak, mudarat etmek, müdahane etmemek.
14-Beraberlikte inkıbaz ve inbisat arası orta yolu tercih etmek.
15-Ayıp ve kusurlarını örtmek.
16-Kardeşinin ayıpları için istiğfarda bulunmak.
17-Kardeşlerini kendisiyle mudarat etmeye mecbur bırakmamak.
*Bütün kötülükler nefisten, onun tezkiye edilmeyişinden kaynaklanır.
SOHBET VE KARDEŞLİĞİN SORUMLULUKLARI

Takva ve hayırda yardımlaşmana
Arkadaşına af dileme, dua etme, birliktelik için bereket niyazı.
Allah için birbirini sevenler ve O'nun (cc) için ayrılanlar Arş-ı Ala'da gölgelenecekler.
'Biri, diğerini dünyevi menfaat sebebiyle terk eden, Allah yolunda kardeş olamaz'. (Cüneyd el-Bağdadi)
Kardeş incitilmez, aşırı şaka yapılmaz, yerine getirilemeyecek söz verilmez.
Bir ayrılık vuku bulsa da arkadaşı iyilikle anmak.
Mümkün oldukça hüsn-ü zan etmek.
Sadır olacak nefi bir harekete doğrudan kınamada bulunmaz, yanlışı gidermede en iyi yolu tercih eder.
Kişi, dostunun dini üzeredir​
 

VuSLaT

Yönetim
Yönetici
MÜRİDİN MÜMİNLERE VE İHVAN KARDEŞLERİNE KARŞI ÂDABI
Bir müridin diğer mümin kardeşlerine karşı edepleri şunlardır:
1. Müslüman cemaatleri hiçbir şekilde eleştirmemeli, onların kusurlarını araştırarak ifşa yoluna gitmemelidir. Bu şekilde hareket etmeyip onların gıybetlerini yapan ve kusurlarını araştıranlara mani olmalı ve İslam kardeşliğini esas almalıdır.
2. Kafir ve münafıkların zulüm ve küfürlerini araştırmalı ve onları Müslüman kardeşlerine anlatarak uyarmalıdır.
3. Gücü nispetinde mü'min kardeşlerine maddi ve manevi olarak yardımcı olmaya çalışmalıdır. Allah Teâlâ kendisine neyi vermişse ondan kardeşlerine de ikram etmeli, hediyeleşmelidir. İsterse bu basit, ucuz bir şey olsun
4. Vefat eden kardeşlerinin cenazesinde bulunmaya çalışmalı ve onun geride bıraktığı ailesi ile ilgisini kesmemelidir. Mü'min kardeşlerini sadece hayırla anmalıdır.
5. Kardeşlerinin kusurlarını araştırmamalı, meydana çıkmış bir ayıbına bakmamalı, onların kusurlarından bahsetmemeli, geçmiş bir hatasını söz konusu etmemelidir. Eğer bir mürid kardeşlerinin hatalarını örtmez, üstelik eski hatalarını karıştırırsa aynı vartalara kendisi düşebilir.
6. Kardeşlerinin üzüntülü zamanlarında üzüntülerini, sevinçli zamanlarında ise sevinçlerini paylaşmalıdır.
7. Kardeşlerinin uygun olmayan hareketlerini gördüğü zaman onlara küsmemeli, ümmeti Muhammed'e hayır duada bulunmalıdır.
8. Kardeşlerinden veya diğer insanlardan herhangi bir borç aldığında borcunu vadettiği zamanda ödemeli eğer herhangi bir sebeple ödeyemeyecekse bu durumu karşısındakine güzelce anlatıp belli bir zaman tayin etmeli, borç veren de borçluya bütün kolaylıkları göstermeli, gerekirse borcundan vazgeçmelidir.
9. Kibirli ve gururlu zenginlerin yanına gitmemelidir. Gayesi dünya ve makam olan alimlerle de sohbet etmeyerek onlar ile görüşmemelidir.
10. Hiçbir yerde imamlık etmeğe, baş olmaya kafi surette özenmemeli, ileri atılmamalıdır.
11. Eğer herhangi bir müslümana karşı kalbinde bir kini, bir buğzu varsa onu izale etmeye çalışmalı ve kardeşinin haklı olduğuna kendini ikna etmelidir.
12. Kardeşinde bir hata gördüğü zaman onu latife ile karışık uygun bir uslûbla nasihat ederek düzeltmelidir. Topluluk içinde mahcub edecek şekilde hareket etmemelidir. İmam Şafiî radıyallahu anh şöyle demiştir: "Eğer kardeşine gizlice ve güzellikle nasihat edersen vazifeni yapmış olursun. Eğer herkesin içinde onu ikaz ederek mahcub edersen onu yıkmış olursun ve arsız edersin."
Bir müridin ihvanıyla beraber olduğunda riâyet etmesi gereken âdabı şunlardır:
1- Bütün kardeşlerini kendinden daha faziletli bilmelidir. Kendisi hangi derecede olursa olsun kendinden kıdemli olanlara karşı hürmet ve hizmette kusur etmemelidir.
2- İhvanını hayırlı vakitlerde, seherlerde, toplantı gecelerinde uyarmalıdır. Gece uyanmalı, ihvanından fazla ibadet etse bile kendi ibadetini görmemeli, kardeşlerinin uykusunu kendi ibadetinden efdal bilmelidir. Çünkü uyuyana kalem işlemez.
3- Kat'i surette ihvanına kötü örnek olmamalıdır. İster şeyhle beraber bulunsun, isterse ayrı bulunsun. Bunu yapan kimse şeyhini terkedip dünya işlerine dalıp giden, yeme giyme yolunda ömrünü tüketen, ihvanının ve şeyhinin hakkına riayet etmeyen bir müriddir ki sonu iyi olmaz.
4- Birbirine giren, birbiriyle bozuşan ihvanının aralarını bulup haddi aşanı ikaz eder, mazluma da sabretmeyi ve affetmeyi tavsiye eder.
5- Tembellikten, uyuşukluktan kurtulup nerede olursa olsun ihvanının hizmetlerine koşmalıdır.
6- Her meşakkatli işde en önde gelmeğe çalışmalıdır. Kimsesi bulunmayan, bakıcısı olmayan hasta ihvanının hizmetlerini görmekde azamî gayretini göstermelidir.
7- Vefat etmek üzere olan ihvanından habersiz olmayıp sabaha kadar onun başında beklemelidir. Hizmetinde bulunmalıdır. Üzerindeki hakları belki böyle eda edebilir.
8- Her gece kalktığında, secdelerinde kardeşleri için duayı unutmamalı, her zaman onların hayrına dua etmelidir.
9- Kardeşleri hakkında iyi konuşmalı, iyiliklerini konuşmalıdır. Bilhassa bir kardeşine öfkelendiği zaman onun hakkında rastgele konuşmaktan çekinmeli ve kalbini düzeltmelidir. Rasûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem "Öfkelendiğin zaman sus!" buyurmuşlardır.
10- Bir kardeşinin ihtiyacını giderip hizmetini görmeyi nafile ibadetlerden efdal bilip önce ihvanının hizmetini görmelidir.
11- Derviş insan, kardeşlerinin oturduğu yerlerdeki pislikleri, eza verici şeyleri temizlemeğe özen göstermelidir. Bilhassa şeyhi emretmişse daha fazla dikkat etmelidir.
12- Yanında her zaman bıçak, makas, iğne, iplik gibi şeyleri bulundurmalı, her ne zaman ihtiyaç vaki olursa kardeşlerinin açığını kapatmalı, söküğünü dikmeli, ayıbını örtmelidir.
13- Eğer şeyhi hakkında ihvanına veya herhangi bir kimseye su-i edebde bulunmuşsa içi yanarak pişman olup bu kusurundan dolayı istiğfar etmelidir.
14- Bütün kardeşlerini edebli olmağa teşvik etmelidir.
15. Dergahlarda ve evlerde sohbet, ilim ve takvası üstün olanlara yaptırılmalı sohbet anında anlaşılamayan veya yanlış anlaşılan bir bilgi sunulmuşsa sohbet kesilmeden müsait yer ve zamanda doğrusu bulunmalı. Çekişmeye yol açarak ihlas ve samimiyet bağlarının kopup zayıflamasına ve sohbetin manevi halinin bozulmasına sebep olmamalıdır.
16- Kardeşini bir günah işlerken veya bir ma'sıyet yerinde görürse onu terk etmemeli ve içine düştüğü ma'sıyetten onu kurtarmak için elinden gelen gayreti göstermelidir. Çünkü o kardeşi, o günahtan kurtarılmağa muhtaçdır.
Bir zamanlar Hazret-i Ömer radıyallahu anh'ın, aralarında Allah için kardeşlik kurduğu bir kardeşi vardı. O sırada bu kardeşi Şam'da bulunuyordu. Hazret-i Ömer radıyallahu anh onun halini sormak üzere Şam'dan gelen bir kimseyi aradı, buldu ve kardeşinin halini sordu. O kimse de: "Kardeşin Şeytan'a kardeş oldu" dedi. Hazret-i Ömer "böyle konuşma" dediyse de adam devamla: "O, kebâir işlemeğe koyuldu. Şimdi de içkiye mübtela oldu," dedi. Hazret-i Ömer de: "Buradan giderken bana haber ver" dedi ve onunla göndermek üzere Mü'min suresinin ilk ayetlerini yazdı. (Meâl-i şerifi):
"Ha mîm. Bu kitabın indirilmesi O mutlak Gâlib, O her şeyi bilen, mü'minlerin günahını mağfiret eden, tevbesini kabul buyuran, azabı pek çetin, fazi u keremi sonsuz olan Allah'dandır. O'ndan başka hiçbir tanrı yoktur. Dönüş ancak O'nadır. Allah'ın ayetleri üzerinde küfredenlerden başkası mücadele etmez. Şimdilik onların memleketler içinde dolaşmaları seni aldatmasın. Onlardan önce Nuh kavmi de, bunlardan sonraki sürü sürü fırkalar da peygamberlerini yalan saydılar. Bunlardan her ümmet kendi peygamberlerini yalanlamayı kasdetti. Gerçek olmayan şeylerle gerçeği yok edebilmek için savaşıp durdular. Başlarına indirdiğim azabın nasıl olduğuna bir bak! (Gâfir Suresi/1-5)
Hazret-i Ömer bu âyetleri yazdıktan sonra onu azarlayıcı mahiyette birkaç söz daha yazdı, o adamla gönderdi. O kardeşi mektubu alınca ağlamaya başladı: "Allah doğruyu buyurdu, Ömer de bana doğru yolu gösterdi" dedi. Tevbe etti ve halini düzeltti.
Ebû Zerr radıyallahu anh der ki: "Kardeşin halini bozduğu zaman onu terk etme. Şimdi eğrildi ise bir müddet sonra doğrulur. Onun iyiliğine çalış."
İbrahim Nehaî şöyle derdi: "Alim kimselerin hatalarını insanlara anlatmayın. Çünkü ilim sahibi bir kerre yanılırsa sonunda düzeltir." Böyle hareket etmenin güzelliği, yumuşaklık esasına göre hareket edildiği, günahkârı daha fazla günah işlemekten alıkoyup onu istikamete sevkedeceği içindir.
Bir mürid istikametini bozduğu zaman ondan ilgi kesilmeyip sohbete getirilirse düzeltmek ümid ve ihtimali vardır. Eğer ilgi kesilirse o kimse günahında ısrar eder ve ebediyyen kopmuş olur.
İlgi kesmemenin daha doğru hareket olması şundan dolayıdır: İslâm kardeşliği bir akiddir. Bir yakınlık temin ve tesis eder. Bu kardeşlik devam ettiği zaman karşılıklı haklar kuvvetlenir. Akdin gereğine göre ve akdin şerefi ölçüsünde vefakârlık vacib olur. Vefakârlık ise kardeşini fakirlik zamanında terk etmemektir. Dinen fakirlik ise dünyaca fakirlikten hem daha şiddetli, hem daha acı, hem zararı daha büyüktür. Dinen istikametini bozan kardeşin manen fakir düşmüş, yardım beklemektedir. Başına bir felaket gelmiştir. İmdad beklemektedir. Dinine bağlılığının zayıflaması sebebiyle maneviyatı fesada uğramıştır. Böyle bir kimsenin gözetilmesi, terkedilmemesi ihmal edilmemesi lazımdır. Nezaketle davranarak o kardeşinin kurtarılması için azamî gayret gösterilmelidir.
Anlatılır ki: Allah için birbiriyle kardeş olmuş iki kişiden birisi istikametten ayrılma belâsına uğradı. Bu kimse kardeşine gidip:
- Ben bir illete tutuldum. Eğer istersen, Allah'a olan muhabbetine zarar gelmemesi için beni terket, deyince o kardeşi o andan itibaren Allah ile sözleşti ve: "Ya Rabbi, kardeşim eski istikametine dönerek hali düzelinceye kadar ne bir lokma yiyeceğim, ne bir yudum su içeceğim!" dedi. Kırk gün süreyle yemedi ve içmedi. Her gün onun durumunun düzelip düzelmediğini sorardı. Kendisine yemesi ve içmesi için ısrar olundukça: "Sözümde sâdıkım. Kardeşim manen şifa bulmadıkça vallahi yemeyeceğim ve içmeyeceğim! dedi. Fakat hüznünden ve açlığından ölecek hale geldiği vakit kardeşinin ıslah olduğu görüldü. Kardeşi gelip düzeldiğini gösterdi. O da yeyip içti. Fakat az kaldı ki ölüyordu.
Selef-i salihden iki kardeş vardı. Biri istikametini bozdu. Bazıları: "Görüyorsun ki kardeşin istikametini bozdu. Onu terk etmeyecek misin? dediler. O ise: "Hayır, kardeşim şimdi bana her zamankinden daha fazla muhtaçtır. Eğer ben onun elinden tutar, güzellikle azarlayarak da olsa bir şeyler söyler, onun bu halinden dönmesi için dua edersem belki bir gün ıslah olmasına sebeb olurum. Kardeşlik hukuku bunu gerektirir, terkedivermeyi değil!" diye cevap verdi.
Büyüklerimiz buyurdular ki: "Kardeşlerin hatalarına karşı müsamaha sonsuz olmalıdır. Kardeşin sana karşı yetmiş kerre hata edip de özür dilerse kabul edeceksin. Şayed bunu kendine kabul ettiremiyorsan kalbine demelisin ki: "Ne kadar katısın! Kardeşin senden yetmiş kerre özür diliyor da kabul etmiyorsun. Yazık sana! İnsafını ne kadar da yitirmişsin!
Bunu, İmam Şa'rani kuddise sirruh "müslümanlık hakları" kitabında söyler.
Biz de öyle bir zamanda geldik ki, bir insanın yetmiş tane doğru ve güzel tarafı olsa, bir de hatalı tarafı bulunsa, o hata hiç sözü edilmeyecek bir hata da olsa kardeşlerimiz o yetmiş güzelliği görmez de o bir tek hatayı görürler. Bunu dillerine dolayıp zihinleri fesada vermek için ağızlarını doldura doldura konuşurlar. Herkese inandırmaya çalışırlar. Bu huyları, nice mahcubların arsız olmasına sebeb olur. Onların namuslarıyla oynarlar. Sanki kardeşinin bir hatasını gözetliyormuş gibi onu küçük düşürmek için olmadık lafları ederler. O kadar iyi taraflarının hiçbirini görmezler. Bir de tereddüd etmeden iyi bir şey yaptıklarını iddia ederler. Bu ifsadlarını ibadet-taat sayarlar.
Bu işin sonu, zayıf müslümanların cemiyetten kopup millete zararlı bir unsur olmalarına kadar varır. İş böylelerinin zannettiği gibi değildir. Bu da Allah'dan uzak kalmanın neticesinde şeytanın bulandırdığı kafaların yaptığı ve yaptırdığı şeylerin fesadıdır.
Hepimiz Allah'a aidiz ve hepimiz O'na döneceğiz. Ey rabbımız, bizi böyle şeylerle imtihan etmeden huzuruna al. Rahmetin hürmetine, ya erha-merrâhimîn!.
Abdullah İbn Mübarek der ki: "Mü'min, özürlerin kabul edilip araya soğukluğun girmemesini ister. Münafık ise müslümanların darmadığın ve perişan olmalarını arzu eder."
Fudayl ibn lyaz da şöyle der: "Fütüvvet (asıl yiğitlik) kardeşlerinin hatâlarını her zaman afvetmektir."
Rasûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyururlar: "İyilik görünce örten, kötülük görünce herkese yayan kötü komşunun şerrinden Allah'a sığının."​
 
Üst Alt