10- Kiramen katibin melekleri helaya (tuvalete) giderken ve cinsî yakınlık esnasında insandan ayrılırlar. Bu esnada işlene günahları nasıl yazarlar?

Melekler "irade" sıfatından gelen, "tekvini şeriat" olarak bilinen ve kâinatta işleyen Cenab-ı Hakk'ın icraatlarının hamelesi ve mümessilleridir. Hakiki irade ve tesir sahibi Kudret-i İlâhiyenin emirlerine tâbi olarak çalışır, iş görürler.

Kur'ân-ı Kerim'in bazı âyetlerinde bu meleklerin bu kısmından bahsedilir. Meselâ Ra'd Sûresinin 11. âyetinde meâlen;

AYET-İ KERiME
"Onun önünde ve arkasında Allah'ın emriyle onu koruyan takipçi bekçiler vardır."


buyurulur ki, bu âyetin tefsirinde şöyle denilmektedir:

İnsanın yanından hiç ayrılmayan sekiz tane vazifeli melek vardır. Bunların dördü gündüz, dördü de gece vazife görürler. Bu dört melekten ikisi hafaza meleği, diğer ikisi de kirâmen kâtibindir. Hafaza melekleri insanı korumakla görevlidir, diğer ikisi de insanın sevap ve günahlarını yazar.

Hafaza melekleri hakkında meşhur Müfessir İmam Mücahid şöyle der:
"Allah'ın insanı korumakla vazifeli melekleri vardır. Bunlar insanı uykuda ve uyanıkken, cin, insan ve diğer mahlukların şerrinden korurlar."

Bu melekler her zaman insanla beraberdirler. Ancak bazı anlarda ayrılırlar, geride dururlar. Bir hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz (asm) bu hususu şöyle ifade ederler:
"Sizinle beraber bulunan ve hiç ayrılmayan melekler vardır. Bunlar ancak helaya giderken ve cinsî yakınlık esnasında ayrılırlar. Öyle ise onlara karşı hayalı davranın ve hürmette bulunun." (Muhtasar İbni Kesîr, 2: 273.)

İnfitar Sûresinde ise "kirâmen kâtibin" meleklerinden şu şekilde bahsedilir:

AYET-İ KERiME
"Üzerinizde işlediklerinizi hıfzedip kaydeden melekler vardır. Onlar mükerrem yazıcılardır. Az çok ne yaparsanız bilirler."(İnfitar, 82/10-12).


Bunların nasıl çalıştıklarını bir hadis-i şeriften öğreniyoruz. Peygamberimiz (a.s.m.) şöyle buyururlar:
"İşlediklerinizi kaydeden melekler her gün Allah'ın huzuruna çıkarlar. Yazdıktan, sayfanın ön yüzündedir. Arka tarafında da kulun ettiği istiğfarlar vardır. Cenab-ı Hak meleklerine bu sayfada bulunan günahların hepsini affettim, buyurur." (Rûhü’l-Meânî, 30: 65.)

Bunun için işlenen bir günah ve hatanın peşine istiğfarı yetiştirmek çok büyük ehemmiyet arz etmektedir. Bu âyetlerin tefsirinde ise Âlûsî şu izahları yapar:

"Yazıcı meleklerin sevapları kaydedeni insanın sağ omuzu üzerinde, günahları yazan da sol omuzunda yer alır. Sağdaki soldakinden emindir."

Yani kul günah işleyip aradan altı saat geçtiği halde tövbe istiğfar etmezse günahları yazmasına müsaade eder. Bunlar ancak insandan helaya giderken ve cinsî yakınlık esnasında ayrılırlar. Ancak bu meleklerin insandan ayrı kalmaları o anda insanın işlediklerini bilip kaydetmesine mâni olmaz. Cenab-ı Hak kulun içinden geçenleri bilip hissedecek bir işareti melekler için yaratır. Onlar ölünceye kadar kuldan ayrılmazlar. Öldükten sonra da kabrinin başında dururlar. Onun için kıyamete kadar tesbih, tehlil, tekbir getirirler ve sevaplarını yazarlar. Demek ki, meleklerin belli zamanlarda insandan ayrı kalmaları onların günah ve sevaplarını yazmaya mâni olmamaktadır.​
 

11- Melekler neyden yaratılmıştır? Dört büyük melek hakkında bilgi verir misiniz? Allah (cc) katında en üstün kimlerdir; melekler mi insanlar mı cinler mi, yoksa başka varlıklar mı?

İnsanlar ve cinler mükellef sahibi varlıklardır. Kendilerine verilen cüz-i irade ile melekleri bile geçebilirken, hayvandan da daha aşağı bir duruma düşebilirler. Peygamberler, sahabeler ve veli zatlar melekleri dahi geride bıakacak bir dereceye yükselirken, Ebu Cehil gibi insanlar hayvanlardan daha aşağı bir duruma düşmüşlerdir. Cinlerde de bu durum böyledir. Onların kafirleri şeytanlaşırken inanaları ise melekleri dahi geçmektedir.

Bu ölçülere göre "Allah katında insanlar veya melekler daha üstündür." gibi bir ifade kullanamayız. Üstünlük Allah'a olan kulluk derecesine göre değişmektedir.

Meleklerin makamı sabittir; Allah'a isyan etme özellikleri yoktur.

NOT
Aşağıdaki linkten, 4 büyük melek hakkında daha detaylı bilgilere ulaşabilirsiniz.

 

12- Melekler niçin yaratılmıştır?

Cevap: 1

Melek
denilince aklımıza bir tür gelmemelidir. Hayvanlar ve bitkiler aleminin nasıl çeşitleri vardır. Bunun gibi melek cinsinin de çeşitleri vardır. Örneğin bir yağmur damlasına müekkel olan melek, arşa müekkel olan melek cinsinden değildir.

Bir kısım melekler, insanların amellerini yazmakla vazifelidirler. Bu hakikate işaret eden bazı ayetlerde şöyle denilmektedir:

AYET-İ KERiME
"And olsun insanı biz yarattık ve nefsinin ona ne fısıldadığını biliriz; çünkü biz ona şahdamarından daha yakınız. Onun sağında ve solunda oturan iki alıcı (melek, onun sözlerini ve işlerini) kaydetmektedirler."
(Kaf, 50/16 ve 17; Ayrıca bk. Zuhruf, 43/80; Ra'd, 13/11)


Bu ve benzeri ayetlerde, insnaın Allah tarafından yaratıldığı, içinden geçen her şeyin Allah tarafından bilindiği ve Cenab-ı Hakk'ın insana şah damarından daha yakın olduğu anlatılmakta, daha sonra da melekler tarafından insanın her halinin kaydedildiği dile getirilmektedir ki, ayetin mes'eleye bu şekildeki yaklaşımı, belli manalara ve bilhasa "tevhid" şuuruna dikkat çekmektedir. Yani "Melekler Cenab-ı Hakk'ın yardımcıları değildirler. Onlar sadece yaratma hadisesinin şahitleri ve nezâretçileridirler. Başkalarının olmadığı gibi meleklerin de yaratmaya müdahaleleri yoktur." denilmektedir.

İkincisi: "Biz ona şah damarından daha yakınız." ifadesi ile yine bize, aynı manayı ihtar ediyor. Şöyle ki: Cenab-ı Hak insana şah damarından daha yakındır. Yani daha insan kendisinden habersiz ve vücudunda olabilecek hadiseler henüz vuku bulmamışken, Allah (c.c.) ona, ondan daha yakın; ilmiyle her şeyi bilmekte ve her şeyden haberdar bulunmaktadır. Ayrıca, madem ki Cenab-ı Hakk insana şah damarından daha yakındır; öyle ise insandaki tasarruflarında onun hiçbir vesile ve vasıtaya ihtiyacı yoktur. Meleklere gelince, onlar sadece ilâhi icraatın alkışçıları ve nezâretçileri durumundadırlar.

Cevap: 2

Melekler insanlar ve cinler gibi Allah’a (c.c) ibadet ve onu (c.c) tesbih etmek için yaratılmışlardır. Ve aynı zamanda melekler şuur sahibi olduklarından, Allah’ın (c.c) kâinat kitabındaki isimlerini okuyup tefekkür edip düşünürler.

Kâinatın yaratılışındaki amaç “ibadet”tir. Övgü, şükür, minnet duymak, kısaca “hamd” etmek ibadetin öz bir şeklidir. “Hamd”in en meşhur manası, Allah’ı (c.c) şanına yakışır şekilde anıp, tesbih etmektir.

Allah (c.c) kâinattaki yaratmış olduğu her şeyle kendini tanıttırmak ve sevdirmek istiyor. Elbette Allah’ın kendisini tanıttırmak ve sevdirmek istemesine karşılık şuurlu ve bilinçli bir kulluk gerekir.

İnsanlar ve cinlerin ise kâinatın her tarafındaki muhteşem eserlerin tamamını görmeye imkânları yeterli gelmez. Fakat melekler kâinatın her yerinde bulunabilirler. Tüm harika eserleri görüp tefekkür edebilir Allah'ın isimlerini seyredebilirler. Böylece kendilerine has tesbihleri ile Allah’a (c.c) ibadet ederler.

Gökyüzündeki milyarlarca gezegenden biri olan küçücük Yerküresine dikkatle bakıldığında görülüyor ki magma denilen çekirdeğinde çok yüksek derecelerdeki sıcaklığı saklıyor. Yüzeyindeki yedi kıtası ve dev okyanuslarıyla muhteşem görünüyor. Kıtaları ise dağlarla, vadilerle, nehirlerle, bahçelerle süslenmiş. O bahçeler insanın yüzüne gülümseyen türlü renklerde, şekillerde ve kokularda olan çiçeklerle donatılmış.

Şimdi gözlerimizi gökyüzüne çevirelim. Yıldızlar, gezegenler dünyamızdan çok daha süslü ve muhteşem bir görüntü çiziyor. İnci taneleri gibi dizilmiş bu yıldızları insanlar Hz. Âdem (as)’den beri inceledikleri halde muhteşem donanımlarının ve vazifelerinin acaba kaçta kaçını anlayabilmişlerdir?

Denizlerin dibindeki inci ve mercanların kusursuz sanatını şuursuz balıklar anlayamayacakları gibi, insanların da tüm bu güzelliklere ulaşabilmesi mümkün değildir.

En mükemmel teleskoplarla görülmesi zor olan uzaydaki galaksiler, rengârenk nebulalar, kandil hükmünde olan yıldızlardaki muhteşem sanatlar, Allah'ı zikredecek şuur sahibi varlıkları gerekli kılar. Tüm bu sanatları görüp anlayıp düşünecek takdir edip hayranlığını dile getirecek şuurlu varlıklar ise meleklerdir.

Cevap: 3

AYET-İ KERiME
“Bir şeyin olmasını murad ettiği zaman, onun işi sadece ‘Ol’ demektir; o da oluverir.”
(Yasin, 36/82)

“Allah, Samed’dir (her şey her cihetle ona muhtaç olduğu halde, o hiçbir şeye muhtaç olmayandır)!”
(İhlas, 112/2)


• Yerlerin ve göklerin yaratıcısı olan Allah, yarattığı hiçbir şeye muhtaç olmadığı gibi meleklerine de muhtaç değildir

Allah (cc) sonsuz kudret sahibidir. Sonsuz kudreti ile tek başına her varlığı yaratır. Yarattıklarını istediği şekilde idare eder.

• Meleklerin yaptığı işler, Allah’a yardım değil ona (c.c) olan ibadetleridir.

Meleklerin büyük bir kısmı sadece Allah’ı (cc) tespih etmek ile vazifelidir. Kâinattaki düzeni sağlamakla vazifeli olan “amele” melekleri ise hem tabiat kanunları (âdetullah) ile ilgilenir hem de Allah’ı zikretmeye devam ederler.

Amele melekleri zerreden en büyük gezegenlere kadar her varlığın idaresindeki kanunların uygulanmasında bizzat bulunup, hizmet ederler.

Meleklerin bu kanunları uygulamaları, onların ibadetleri hükmündedir. Diledikleri gibi yönetme yetkileri asla yoktur. Meydana gelen her bir durum ve vaziyet Allah’ın (cc) kontrolü altındadır. Her şey Allah’ın yaratması ve düzenlemesi iledir.

• Melekler Allah’ın yardımcıları değil, kendisine ait olan mükemmel isim ve sanatlarını görmek için yarattığı hizmetkârlarıdır.

Her güzel güzelliğini görmek ister. Mesela bir sanatkâr eşi benzeri olmayan bir sanat ortaya koyduğunda ondaki güzelliği ilk önce kendisi izlemek ister; ve bundan lezzet alır.

İşte Allah (c.c) hem hayret hem hayranlık uyandıran sanat harikası meleklerini öncelikle kendisi seyreder. Çünkü meleklerdeki yüksek kabiliyet, güzellik ve mükemmellik Allah’a (cc) ait olup sahip Allah’ın (c.c) isimlerinden akseden parıltılardır.

Allah’ın (c.c), meleklerini çalışırken izlemesi, sanatındaki kendi kudretini, rahmetini, idare ve egemenliğini izlemesi demektir. Allah kendi isimlerinin faaliyetlerini meleklerinde seyreder.

Allah’ın (c.c) , meleklerini idare etmesi, ihtiyaçlarını temin etmesi ve bu şekilde onlara lütuflarda bulunmasından gelen bu lezzetin eşi ve benzeri kesinlikle yoktur. Bu lezzet Allah’ın (c.c) kendi yüce zatına layık “mukaddes bir lezzeti” olup insan bunu tabirden ve idrakten acizdir.

• Allah meleklerine muhteşem kanunlarını işlettirerek, onları kendi isim ve sıfatlarına hayran bıraktırır.

Kâinat Allah’ın hayret verici ve olağan üstü sanat eserleriyle dolu muhteşem bir sergisidir. Her bir sanatkâr sanatındaki incelik ve güzellikleri anlayacak ve takdir edecek seyircilerin bulunmasını ister.

İnsanlar ve cinler ise bu mükemmel sergideki takdir edilmesi gereken pek çok sanatı görebilmek için yetersizdirler. Bunun için Allah kâinat sergisinde isimlerini ve sıfatlarını seyredip takdir etmesi için yerin merkezinden yedi kat semaya kadar her yerde bulunabilen melekleri yaratmıştır.

Melekler memur oldukları işleri yapmakla birlikte bu işlerde Allah’ın isim ve sıfatlarını hayranlıkla izliyorlar. Ve Allah’ı hamdüsena ile tesbih edip, sanatını ve icraatını takdir ediyorlar.

Mesela gök gürültüsü, Ra’d meleğinin Allah’ın kudretini ilan eden bir tesbihi hükmündedir. Hem görevini hem de tesbihini yapar.

• Melekler Allah’ın (c.c) izzet ve azametini gösteren perdelerdir.

"İşlerinde akılların hayrette kaldığı o Zat her türlü kusurdan nihayet derecede münezzehtir."
(Nevevi)

Allah her işi bizzat kendisi yaptığı halde izzet ve azametine zarar gelmemesi için sebepleri kendisine perde yapmıştır. Çünkü insan yüzeysel bakışı ve dar düşüncesiyle bir takım işleri aslında hiç de basit olmadığı halde basit ve abes görebilir. Ve haşa: “Allah neden böyle küçük işlerle meşgul oluyor?” düşüncesi ile Allah’ın büyüklüğünü idrak edemez.

Hem çok hikmetleri olduğu halde, ilk bakışta çirkin gibi görünen hadiseler vardır. Allah (cc) bu hadiselerde “izzetini” muhafaza için kendisini gizler. Böylece “azameti”nin tenkit edilmesine ve sonsuz “merhameti”nin, merhametsizce eleştirilmesine ve suçlanmasına engel olur.

Çünkü bazı insanlar bu gibi hadiselerin iç yüzündeki güzelliği göremeyip ön yüzündeki çirkinliği Allah’a (cc) -haşa- yakıştıramayarak Allah’ın izzet ve azametini tenkit etmeye kalkarlar. Bundan dolayıdır ki Allah (cc); İzzetine ve azamatine dil uzatılmaması için melekleri ve sebepleri araya perde olarak koymuş böylece insanları bu ağır mesuliyetten kurtarmıştır.

Şu da bilinmelidir ki; melekler Allah’ın (c.c) temiz ve pak perdeleridir. Allah, haksız şikâyetlere maruz kalmamaları için meleklerine de perde olacak sebepler yaratmıştır.

Bir rivayette vardır ki: “Azrail (as) Allah’a (cc) yalvararak demiş ki: “Ruhları teslim alma vazifesinde senin kulların bana küsecekler, benden şikâyet edecekler.”

Allah (c.c) ona cevaben demiş: "Senin vazifene hastalıkları ve musibetleri perde yapacağım. Ta kullarımın şikayetleri onlara gitsin sana gelmesin.”

İşte ölüm geldiğinde nasıl hastalıklar ve musibetler insanlar ile Azrail (as) arasında bir perdedir; Azrail (as) hiç akla gelmez. Aynen öyle de Azrail’in (as) kendisi de bir perdedir. Ta ki ölümdeki hikmetleri, güzellikleri, faydaları göremeyen insanların haksız isyan ve şikâyetleri Allah’ın (c.c) kusur ve noksandan uzak olan “izzetine” ve “azametine” gitmesin.

AYET-İ KERiME
“Her kim Allah’a, Allah’ın meleklerine, peygamberlerine, Cebrail ile Mikail’e düşman olursa, iyi bilsin ki Allah da o kâfirlerin düşmanıdır.”
(Bakara, 2/98 )
 

13- Hz. İsrafil'in görevi sûra üflemek ise o zamana kadar ne yapacak? Hz. Cebrail Peygamberimiz'den sonra insanlarla görüşmüş mü?

Latif mahlukatın mühim bir kısmı da meleklerdir, “nur”dan yaratılmışlardır. Melekler “imtihan”a tabi olmadıkları için makamları sabittir. Yalnız ilahi emirlere itaat ederler. Daima hayır işler, vazifelerini yaparlar. Verilen emrin dışına asla çıkmazlar. Şerre kabiliyetleri yoktur.

Kainattaki maddi, manevi hemen bütün işlerde memurdurlar. Her varlığın “müekkel” bir melaikesi vardır. Yaptıkları işlerin ehemmiyetine göre dereceleri de birbirinden farklıdır. En büyükleri Hazreti Cebrail, Mikail, İsrafil ve Azrail aleyhimüsselamdır. Güneş ve benzeri yıldızların birer müekkel melaikesi olduğu gibi, her bir yağmur tanesinin de birer melaike ile taşındığı hadislerde mervidir.

Daima insanla beraber bulunan melekler vardır. Bunların bir kısmına, insanların sevaplarını ve günahlarını yazan “kiramen katibin” denir. İnsan, tek başına kaldığı zaman bile yalnız değildir, bu meleklerle birliktedir. Bu mübarek arkadaşların varlığını iman ile hisseden adam asla yalnızlık çekmez, onlarla ünsiyet eder.

Bizimle ilgili meleklerden biri de Azrail (as)'dir. Dünya hayatındayken, ölüm anında görebileceğimiz tek melektir o. En kıymetli varlığımız olan ruhumuzu emaneten alır, berzah alemine götürür. O korkulmaya değil, sevilmeye layık emin bir emanetçidir.

Kabir aleminde bizi iki melek karşılar; Münker ve Nekir. Bir kavle göre “Münker ve Nekir” bir taifenin ismidir ki, her adamın kabrine bunlardan ikisi gönderilir. İmana ve ibadete dair sorular sorarlar. Verilecek cevaba göre kabir azabı veya saadeti başlar. Hayatı, iman dairesinde istikametle geçmiş bir insan için, bu iki melek kabirde “nurani birer arkadaş”tırlar. Onu kabrin yalnızlığından ve dehşetinden kurtarır, ferahlandırırlar.

Büyük meleklerden olan Cebrail aleyhisselam ise, Cenab-ı Hakk'ın, kullarına emir ve yasaklarını bildirir; haberler getirir. Güvenilir bir elçidir.

İsrafil aleyhisselam, “ihya” fiilinde görevlidir. Rabbimizin “hayat verme” ile ilgili emir ve iradesini uygular. Özellikle bahar aylarında görülen dirilişte “muhyi” ismine vesile olur. Ölümden sonraki dirilişimizde de yine bu melek vazifelidir.

Mikail aleyhisselam ise, rızıkların yetiştirilmesinde ve dağıtılmasında ilahi emirleri uygulayan bir büyük melektir.

Burada adını andığımız büyük melekler, aynı görevi yapan melek türlerinin reisleri hükmündedirler. Mesela, İsrafil aleyhisselam “diriliş” emrini icra eden meleklerin kumandanıdır. Azrail aleyhisselam, “imate” yani “öldürme” emrini yerine getiren melek taifesinin başıdır...

Cebrail (as) vahiy meleği sıfatı ile insanlara görünmemiştir. Ancak normal bir melek olarak insanlara görünmüştür. Nitekim Hz. Ayşe (ra) Cebrail (as)'ı görmüştür.
 

14- Allah her şeyi bildiği hâlde, neden amellerimizi melekler yazmakta?

Allah, hiç kimseye muhtaç değildir. Kendisi tek ve yekta olup, Samed'dir. Yani her şey ona muhtaç, fakat o hiç kimseye muhtaç değildir. Bununla beraber, o Hakim'dir. Yarattığı her hadise ve mahluku bir sebebe bağlamıştır. Çünkü, izzet ve azameti böyle ister. Fakat insanların bu sebepleri aşıp, teşekkürü ve medhi kendisine yapmasını ister. Çünkü, tekliği onu gerektirir.

İşte, meyvelerin yaratılmasında ağaç ne ise, sütlerin yaratılmasında inek, balın yapılmasında arının tesiri ne ise, meleklerin vazifelerini ifa ederken tesiri o kadardır. Melekler Allah'ın onları vazifeli kıldığı konuda, Allah'ın büyüklüğünü görüp alkışlamak ve tebrik etmek vazifeleri var. Yoksa, mesela yağmur tanesini indiren meleği de elindeki yağmur tanesini de Allah indirmektedir.

Cenab-ı Allah'ın, insanların her birinin iyi ve kötü bütün işlerini yazmakla görevlendirmiş olduğu iki melek. Bu iki melek Kur'an-ı Kerim'de şu şekilde anlatılır:

AYET-İ KERiME
"Muhakkak sizin üzerinizde gözetici (hafız) çok şerefli yazıcılar vardır ki, bunlar yaptığınız amel ve işlerin hepsini bilirler." (İnfitâr, 82/10-12);

"Hatırla ki insanın hem sağında hem solunda oturan ve onun amellerini tesbit etmekte olan iki de (melek) vardır. O bir söz atmaya dursun, mutlaka onun yanında hazır olan gözcü (melek) vardır."
(Kâf, 50/17-18).


Allah Teâla, amellerini yazmakla vazifelendirilmiş oldukları kullara şahidlik edecekleri için, yazdıkları defterlerin önemine dikkat çekerek bu şerefli meleklerin dört özelliğini belirtmektedir:

a. Kirâmen kâtibin melekleri, müvekkel oldukları kulun iyi ve kötü bütün amellerini hıfz ederler, unutmazlar. Çünkü unutmakla bir işe dair hüküm sabit olmaz.

b. Bu melekler kerîmdirler. Yani şerefli, doğru ve âdildirler. Çünkü hâin, şerefsiz ve yalancının şehadetiyle hüküm sabit olmaz.

c. Kâtiptirler. Kulların bütün işlerini yazarlar. Zira, insanın ömrünün başlangıcından sonuna kadar bütün işlerini ezberleyip bilmek mümkün olsa bile, bunları yazmakta daha fazla bir sağlamlık vardır. Yazı ile bir şeye dair şüphe ortadan kalkar ve ilim sağlamlaşır.

d. Kulların işlerini bilerek yazarlar. Bir işi resim ve yazı ile zaptetmek ilim değildir. İlimde şuurlu olarak idrak etmek şarttır. Şahidlik, şuurlu olarak bilmekle câiz olur. Kirâmen Kâtibîn kıyamet gününde şahitlik ederlerken, kulların yaptıklarını ve bunlara dair ne yazdıklarını gayet iyi bilirler.

Bazı âlimler, Kirâmen Kâtibin meleklerinin şu hadiste bildirilen melekler olduğunu söylemişlerdir:

"Gece bir takım melekler, gündüz bir takım melekler size gelirler. Bunlar, sabah ve ikindi namazlarında bir araya gelip buluşurlar. Sonra sizinle kalmış bu meleklerden yukarıya çıkanlara, Rableri -onların hallerini en iyi bilen olduğu halde- 'Kullarımı ne halde bıraktınız?' diye sorar. Onlar da namaz kılarlarken bıraktık; namaz kılarlarken kendilerine gittik derler." (Buhârî, Mevakid, 16; Bed'ül-Hakk, 6; Müslim Mesacid 210; Ahmed b. Hanbel, II, 257, 486; Nesâi, Salât, 21).

İnsan, meleklerin iyilik ve kötülüklerini yazdığına ve Allah'ın da her şeyi bildiğine inanınca, günahlardan vazgeçip iyilik yapmaya çalışır. Kişi mahşerde, günahını inkâra yeltenirse, Allah'ın bilmesi, meleklerin şahidliği ve defterlerin elde bulunması onu susturur. Biz bu defterlerin mahiyetini bu dünyada bilemeyiz. Allah'ın bu meleklerini kullarının yanında bulundurup bunlara amellerini yazdırması, O'nun tam adaletinin gereği ve tecellisi ve kıyamet kopunca, kurulacak büyük mahkemenin önemini belirtmek içindir.

Kiramen Katibin meleklerinin tuttuğu defterler mahkeme-i kübrâda sahiplerine verilecektir. Bu konuda Cenab-ı Allah şöyle buyurur:

AYET-İ KERiME
"Biz her insanın amelini (amel defterini) boynuna doladık. Kıyamet gününde onun için (her bir insan için amelleri yazılmış) bir kitab çıkarınız ki, açılmış olduğu halde o (insan) buna kavuşur; kitabını oku, bugün sana karşı bir hesab görücü olmak bakımından nefsin yeter (denilir)." (İsrâ Suresi, 17/13, 14).


İnsana, "Bu deftere senin işlediğin her şey yazıldı, hiçbir şey eksik bırakılıp unutulmadı." denilir. O gün herkes defterinde yazılanlara vakıf olacaktır. İnsanın yaptıkları, bütün iyi, kötü amelleri boynuna dolanmıştır. Hiçbir kimseye yaptığı amelinin sorumluluğundan kaçış ve kurtuluş yoktur.
 

15- Hafaza melekleri ile Kiramen Katibin melekleri aynı mıdır?

İnsanların önlerinde, arkalarında adım adım onları takip eden Allah'ın takipçileri, görevlileri vardır. Allah emrinde insanları gözetirler ve şerlerden, kötülüklerden, şeytanlardan onları korurlar.

Bunlar hadisin beyanıyla hafaza melekleridir ki, kulları onlara gelebilecek kötülüklerden muhafaza ederler. Bir de Kiramen Katibîn melekleri vardır. İnsan yaşadığı sürece ne yapmışsa, ne söylemişse, ne yapmayı ve ne söylemeyi niyet edip içinden geçirmişse, tamamını yazıp kaydetmekle görevli meleklerdir. Kaf sûresi de bunu anlatır:

AYET-İ KERiME
"İnsan hiç bir söz söylemez ki, yanı başında onu zapteden bir melek bulunmasın."
(Kaf, 50/18)


İnfitâr suresinde de şöyle buyurulur:

AYET-İ KERiME
"Muhakkak ki üzerinizde koruyucu melekler vardır. Şerefli yazıcılar her yaptığınızı bilmektedirler."
(İnfitâr, 82/10-12)

"İnsanın arkasında ve önünde, Allah'ın emriyle onu koruyan ve yaptıklarınızı kaydeden melekler vardır."
(Ra'd, 13/11).


Kâf suresi 17. ayette de "sağında ve solunda" ifadesine yer verilmektedir. Her iki âyeti bir araya getirince, bu meleklerin insanı dört taraftan kuşattığı ortaya çıkacaktır. Önden, arkadan; sağdan, soldan kuşatmak demek her şeyleri ile ilgilenmek demektir.

Sorumuzun "nasıl"ını bu şekilde cevaplandırırken, "niçin"ini de cevaplandırmak için aynı âyetlere gitmemiz gerekiyor.

"Allah'ın emri ile onu koruyan,.." Bu ifadenin yanında bir de "yaptıklarını yazmaktadırlar" (bk. Kâf, 50/17) ayeti, insanın önünde ve arkasında olan meleklerin onu koruduğunu, sağında ve solundaki meleklerin de yaptıklarını yazmakta olduklarını anlatmaktadır.

Allah'ın emri ile insanı koruyan bu meleklere "muhafaza melekleri", yani koruyucu melekler, günah ve sevapları yazan hafaza meleklerine de "Kiramen Katibin" melekleri de denmektedir.

Böylece Yüce Allah melekler ile insanın arasındaki ilişkilerin nasıllığını ve niçinliğini açıklayarak, görünmeyen varlıklarla insanın alakasına ışık tutmuştur. Melekler vasıtası ile Yüce Allah insanın etrafında bir güvenlik sistemi oluşturduğunu ve onu çeşitli tehlikelere karşı korutturduğunu gündeme getirmektedir.
 

16- Ayette, Meleklerin ikişer, üçer, dörder kanatlı elçiler olarak yaratıldığı bildiriliyor. (Fâtır, 35/1) Nurdan yaratılmış varlığın kanatlara ne ihtiyacı olabilir?

AYET-İ KERiME
“Hamd o Allah'a mahsustur ki, gökleri ve yeri yoktan var etmiş, melekleri de ikişer, üçer, dörder kanatlı elçiler kılmıştır. O, yarattıkları için neyi dilerse onu arttırır. Muhakkak ki Allah her şeye hakkıyla kadirdir."
(Fâtır, 35/1)


Mealini verdiğimiz ayette, kanatların varlığı “elçilik” göreviyle bağlantılı bir şekilde söz konusu edilmiştir. O halde bu kanatların varlığı uçmaktan ziyade meleklerin aynı anda farklı elçilik görevlerine bir işaret olarak algılanmalıdır.

Meleklerin, nuranî mahiyetlerine uygun (yaptıkları iş ve vazifelerine göre) ikişer, üçer, dörder kanatları vardır.

Ancak; gâyb (görülmeyen) âlemden olan, maddî kesafetten soyutlanmış, mahiyeti bilinmeyen melekleri kuşlar gibi kanatlı, maddî varlılar olarak tasavvur etmek, yanlış bir anlayıştır. Çünkü onlar Allah Teâlâ'nın irade ve takdiri ile bizim gözlerimizle görülecek şekilde yaratılmamış, Kur'an-ı Kerim’de ve hadislerde bir konuyla ilgili açık bilgi verilmemiştir.

Sözü edilen kanat, meleğin yaratılış gayesi ve nuranî mahiyeti ile bağdaşan, vazifelerini en süratli bir şekilde yerine getirmelerine delâlet eden manevî bir kanat, bir kuvvet ve iktidar sembolüdür. Bu söz, temsilî ve mecazî bir ifade tarzıdır. Nitekim, din ve dünya ilimlerine sahip olan bir kimseye, mecazen "zül-cenaheyn" iki kanat sahibi dendiği gibi; anaların çocukları için "şefkat ve merhamet kanatları"ndan bahsedilir. Hristiyanlar ise melekleri, bir kuş gibi kanatlı olarak düşünür ve tasvir ederler. Onların İslâm inancından ayrıldıkları bir husus da budur.

Melekler büyüklük, küçüklük bakımından çok farklı türlere sahip bir millettir. Güneşe müekkel bir melek ile yağmur tanesine görevli bir melek elbette çok farklıdır.

Bazı meleklerin şarktan garba / dünyanın doğusundan batısına kadar her yeri kaplayacak kanatlara sahip olması, onların sadece uçmalarını sağlamaya yönelik değil, aynı zamanda Allah’ın yarattığı pek harika bir sanat eseri olarak melekut aleminde arz-ı endam etmeleri içindir.

Bazı rivayetlerin işaretiyle ve intizam-ı alemin hikmetiyle denilebilir ki, gezegenlerden tut ta su damlacıklarına kadar hareket halindeki bazı cisimler bir kısım meleklerin binitleridir. Onlar bunlara Allah’ın izniyle binerler, alem-i şahadeti seyredip gezerler.(Nursi, Sözler, On Beşinci Söz).

Gök, güneş ve yıldızlar kelimeleriyle şahadet aleminde -lisan-ı hâl ile- Allah’ı tespih ettikleri gibi, melekler de melekut aleminde -lisan-ı kal ile- bunları temsil ederek şuurdarane Allah’ı tesbih ederler.(Sözler, Yirmi Dördüncü Söz, Dördüncü Esas).

İşte melekler nurdan oldukları için bütün zerreleriyle bu tesbihatı yaparlar. Kanatların olması onların tesbihatını arttıran bir husustur.

Bir sineğe, bir meyveden bir meyveye; bir serçeye, bir ağaçtan bir ağaca uçmak kanadını veren Allah, meleklere de bir yıldızdan bir yıldıza uçacak kanatları O veriyor. Cismanî kanatlar gibi nuranî kanatlar da -uçmanın bir özelliği olarak- bir hikmet gereğidir.

Bununla beraber, melekler, yeryüzü sakinleri gibi cüz'iyete münhasır değiller. Belli bir mekân onları kaydedemiyor. Bir vakitte dört veya daha ziyade yıldızlarda bulunduğuna ve oralara ilahî emirleri tebliğ etmek için üstlendikleri elçilik görevlerine işaret etmek üzere, “ikişer, üçer, dörder kanatlı elçiler” ifadesine yer verilmiştir.(bk. Sözler, Yirmi Beşinci Söz, İkinci Şule, Dokuzuncu Nükte-i belagat).
 

17- Azrail, Kuran veya hadiste geçiyor mu?

Kur’an’da "Azrail" ismi geçmemektedir. Ruhların kabz edilmesi / canların alınması hususu, Kur’an’da değişik ifadelerle dile getirilmiştir:

AYET-İ KERiME
“Ölümleri anında, ruhları Allah alır.”
(Zümer, 39/42).

“De ki: ruhunuzu -sizin için görevlendirilen- ölüm meleği alır.”
(Secde, 32/11).

“Kendi nefislerine zulmetmiş oldukları hâlde, meleklerin ruhlarını aldığı kimseler...”
(bk. Nisa, 4/97).


Bu ayetlerde ruhları alanın Allah, ölüm meleği ve (çoğul olarak) melekler olduğu ifade edilmiştir.

Bunun anlamı şudur: Gerçekte ölümün yaratıcısı Allah’tır. Sebepler dairesinde ölüm işini gerçekleştiren ekibin başı ölüm meleğidir. Diğer bazı melekler ise ölüm meleğinin yardımcılarıdır. (bk. Razî tefsiri, XI/11. Arıca bk. B. S. Nursi, Mektubat, s.351-53).

Fahreddin Razî “Hz. İsrafil ile Hz. Azrail adlı meleklerin varlığı haberlerle sabittir. Ayrıca canları alan meleğin Azrail olduğunu gösteren haberler de vardır.” diyerek, Azrail isminin haber / hadisle sabit olduğunu ifade etmiştir. (bk. Razî Tefsiri, II, 162).

Suyutî’nin Ebu’ş-Şeyh’den aktardığı bir hadise göre, kıyamet günü Allah dört büyük meleği isimleriyle çağıracak ve görevlerini yapıp yapmadıklarını soracaktır. Bu arada “Ey Azrail! Gel bakalım, sen görevini nasıl yaptın?” (bk. Suyutî, IV, 191 -el-Mektebe eş-Şamile-) diye buyuracaktır. Azrail ismini açıkça anacaktır.

Aynı eserde, Hz. Eşas b. Şuayb’in de ölüm meleğini Azrail olarak adlandırdığı bildirilmektedir. (bk. a.g.e, VII, 108. Ayrıca bk. Azrail ismiyle ilgili rivayetler: Ebu’l-Leys Semerkandi, Hakaiku’d-dekaik, s. 507)

Secde Suresinin 32/11. ayetinde müfesirlerin büyük bir kısmı ölüm meleğini Azrail ismiyle anmışlardır. Bütün bu allamelerin dayandıkları bir delil olmasaydı, ölüm meleğini Azrail ismiyle tefsir etmezlerdi.​
 

18- Vahiy meleği Cebrail'den başka melekler de vahiy getirmiş midir? Peygamber Efendimiz (s.a.v)'e Cebrail (as)'in dışında da İsrafil (as) vahiy getirmiş midir?

Her şeyden önce şunu ifade etmek gerekir ki, peygamberlere vahiy getiren melek, sadece Cebrail (aleyhisselâm) değildir. Hz. Cebrail’le beraber Hz. Mikail’in, Hz. İsrafil’in ve hatta hiç bilinmedik bir meleğin de peygamberlere vahiy getirmesi söz konusudur. Ancak vahiy, genelde Cibril’le tanınmakta ve “Cibril” denildiğinde de “vahyin emîni bir melek” akla gelmektedir. Evet, Hz. Cebrail vahiyle böylesine bütünleşmiş büyük bir melektir.

Cebrail’in bir diğer misyonu, enbiya–ı izâmı korumaktır. Nitekim Cebrail (aleyhisselâm), Mikail (aleyhisselâm) ile birlikte Bedir’de Efendimiz’i (sallallâhu aleyhi ve sellem) düşmana karşı korumuşlardır.

İbn-i Cerir, İbn-i Sad ve İmam Kastalani’nin İmam Şabi’den rivayet ettiklerine göre nübüvvetin ilk üç yılında İsrafil’in (as) Hz. Peygamber’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) eğitimiyle görevlendirildiği bildirilmektedir.

Ayrıca İkrâ’ Süresi’ndeki ilk âyetlerin inmesinden sonra vahiy bir müddet kesilmiştir. Vahyin kesilme müddeti hakkındaki rivayetler çeşitlidir. En azı on beş gün, en çoğu üç senedir. Bu arada beraberin de bulunan melek, kendisine teselli vermiştir. Bu melek rivayete göre İsrafil’dir.

Ancak Kur'an vahyi Cebrail aleyhiselam vasıtasyla gelmiştir.

Cebrail’in değişik misyonları olmakla beraber, bu misyonları arasında en önemlisi onun “vahiy meleği” olması ve vahiy getirmesidir. Kur’an–ı Kerim’de bu mübarek melekten bahsedilirken onun Allah’ın her emrine karşı iki büklüm, inkıyad içinde bulunduğu ve makam itibariyle de “emîn” olduğu bildirilmektedir (Tekvîr, 81/21) ki bu, Hz. Cibril’in önemli bir vasfıdır. Cibril–i Emîn, gelecekte tamamen emanetle irtibatlı önemli bir vazifeyi yükleneceğinden, yüklendiği bu vazifeyi tam ve bihakkın eda edeceğinden dolayı bu önemli vasıf bizzat Cenab–ı Hak tarafından ona adeta bir ilk lütuf ve bir avans olarak bahşedilmiştir. Enbiya–ı izâm gibi bir elçi olması itibariyle Cibril–i Emin’in de emin olmasının yanında daha başka sıfatları da vardır. Ama ihtimal ki bu sıfatlar, onun bir melek tabiatı taşıması ve zaten başka türlü olamayacağından dolayı ayrıca zikredilmemiştir. Mesela enbiya–ı izâmın “iffet” sıfatı vardır; ancak melekler zaten şehevânî duygu taşımadıkları için haramlara karşı kapalı sayılırlar; bu açıdan iffet, tabii olarak Hz. Cibril’in önemli bir yanı ve derinliği olmasına rağmen, o iffetle nazara verilmez. Aynı zamanda melekler yalan söylemeyen varlıklardır. Daha doğrusu Hakk’ın mükerrem ibadıdırlar.

Evet onlar, Allah’ın emirlerine kilitlenmiş olduklarından, tabiatları itibariyle yalana kapalıdırlar. Öyle ise sıdk (doğruluk) onların tabiatı demektir. Doğruluk, haddizatında emniyetin bir yanı olduğundan dolayı bu husus emanet içinde de mütalaa edilebilir. Enbiya–ı izâm, insanları tiksindirip kaçıracak yara, bere, hastalık.. vb. gibi kusurlardan mualla, müberra ve mukaddestirler. Cibril de bir melek olduğu için tabiatı daima güzelliklere açıktır ve kendisi için kusur sayılabilecek her türlü durumdan mualla, müberra ve mukaddestir.

Cibril’in tabiatı tek buudlu değildir. İbn Arabî Hazretleri, Cenab–ı Hakk’ın bir kısım isimleri okunduğunda cinlerin halden hale geçip değişik şekil aldıklarını söylemiştir. İhtimal cinler gibi melekler de Allah’ın isimlerinden bazılarını okuduklarında, o isimlere göre değişik şekillerde temessül edebilmektedirler. Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) vahyin kendisine nasıl geldiğini soran Hâris bin Hişam’a vermiş olduğu şu cevap da bu hakikatı ifade etmektedir:

“(Vahiy) Bazen çıngırak sesi gibi gelir ki bana en ağır geleni de budur. Benden o hal zâil olur olmaz (meleğin) bana söylediğini iyice bellemiş olurum. Bazen melek bana bir insan olarak temessül eder. Benimle konuşur. Ben de onun söylediğini tastamam bellemiş olurum...” (Buhari, Bed’ul–vahy, 2)
Nüzul şekilleri farklı farklı olan bu vahyin bir kısmını değişik şekillerde tecelli ederek Cibril–i Emin tebliğ etmiştir. Öyle ise Cibril değişik şekillere girebilme ve her an değişebilme kabiliyetine sahip bir varlıktır. Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) onu asıl keyfiyetiyle sadece iki defa görmüştür ki, bunlardan ilki Mekke’nin doğusunda Ciyad denilen yerde, ikincisi ise Miraç’da Sidretü’l–müntehâ’da vuku bulmuştur. (bk. Tirmizi, Tefsir (Necm) 3274; Buhari, Tefsir (Mâide) 7; Bed’ul–halk, 6; Tevhid, 4; Müslim, İman 287)

Melekler, sınırsız denebilecek kadar buudları olan engin varlıklardır. Onların sahip oldukları bu buudlar genelde “kanat” olarak da ifade edilmiştir. Nitekim Kur’an–ı Kerim’de de melekler “ulî ecnihatin” ifadesiyle tavsif edilerek onların “kanat sahibi” varlıklar oldukları bildirilmiştir. (bk.: Fâtır, 35/1)

Evet, meleklerin kendilerine has derinlikleri vardır. Onlar bu derinlikleri ile değişik temessül keyfiyetlerini haizdirler ve bu hususiyetleri ile onlar bir anda hem Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) huzurunda vazife icrasıyla meşgul, hem Allah’ın azameti karşısında mehâbet ve mehâfetle iki büklüm, hem de bir başka yerde bir mazlum, mağdur ve mahkumuna imdad etmekte ve bir başka yerde de başka birinin kuvve–i maneviyesini yükseltmektedirler.

Melekler, nurânî varlıklar oldukları için temessülleri de nurânîdir ve pek çok aynada bütün hususiyetleri ile birden tecelli edebilirler. Nitekim Üstad Bediüzzaman,

“Nurânî bir şey hadsiz ayineler vasıtasıyla hadsiz yerlerde bizzat bulunabilir ve temessül edebilir.” (Mektubat, s. 351)
sözüyle bu hakikate işaret etmektedir. İşte böylesine engin temessül kabiliyeti olan bir meleğin herhangi bir kusurla vasıflandırılması elbette mümkün değildir. Dolayısıyla bu yönüyle de ayıp ve kusurlardan müberra olma da meleğin tabiatıdır denebilir.

Tekrar emniyet mevzuuna dönecek olursak; Cibril melek olduğu için zaten emindir ve o, Cenab–ı Hak vahyi kime götürmesini emretmişse ona götürmüştür. Burada bir taraftan Yahudilerden diğer taraftan da Râfizilerden bir kısım insanların Cibril hakkındaki yanlış tarz–ı telakkilerine karşı cevap vardır. Zira Cenab–ı Hak, ona vahyi, ne Yahudilerden herhangi birisine ne de Hz. Ali’ye (radıyallâhu anh) değil İnsanlığın İftihar Tablosu’na götürmesini emretmiştir ve Cibril (aleyhisselam) de O’na (sallallâhu aleyhi ve sellem) götürmüştür.

Belağatta, sözü söyleyen kimsenin cümlenin içinde yer alan hükmü kendisinin de bildiğini muhataba bildirmesine “lazım–ı faide–i haber” denir. Yani o haberde mutlaka gözetilen bir fayda ve maslahat vardır. Dolayısıyla ayet–i kerimede Cibril’in emin olmasının vurgulanması, Cibril’in emin olması mevzuunda şüphe ve tereddüt olduğundan dolayı değildir. Zira Cibril’in emin olduğu zaten malumdur. Kur’an–ı Kerim bu ifadesiyle Yahudiler ve daha sonra zuhur edecek Râfiziler gibi bir kısım kimselerin onunla alakalı münasebetsiz iddialarını önlemek için Cibril’in emniyetini nazara vererek muhtemel inhirafları önlemek istemiştir.

Bütün resuller emindir, çünkü emanet, her peygamberin sıfatıdır. Cebrail de (a.s) Efendimiz’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) vahyi getirme makamında anıldığından dolayı, o makamda önemli olan emniyet sıfatıyla yadedilmiştir. Mevzuyu bir misalle tavzih edecek olursak; mesela hırsızlık ve yolsuzluk yapması söz konusu bile edilemeyecek bir insanın hırsızlık ve yolsuzluğa müsait olmayan, fakat açık saçık kadınların bulunduğu bir çarşı ve pazarda dolaştığını düşünelim. Bu insanın “nezahetini” ifade için “Bu adam hırsızlık ve yolsuzluk yapan bir insan değildir.” yerine “Bu kişi çok iffetlidir.” denilir. Çünkü o zemin, hırsızlık ve yolsuzluğun yapılmasına müsait değildir. Oralarda dolaşan bu insan, göz, düşünce veya hayal zinası yapabilir ve hatta fiilen o işin içine yuvarlanabilir. Genel atmosfer, hırsızlık ve yolsuzluğa müsait olmadığından dolayı, o kişinin bu yönüyle alakalı herhangi bir şey değil de, onun “afif” olduğu söylenir. Bu insan, sadece iffeti nazara verilip iffeti adına müdafaa edildiği zaman bu, onun diğer güzel vasıflara sahip olmadığı manasına gelmez. Zira o kişinin konumu ve üzerinde durulması gereken husus itibariyle orada onun iffetlli olduğuna dikkat çekilmesi gerekmektedir.

İşte Cibril de söz konusu ayet-i kerimede peygamberlere mesaj getirmesi ve onlara elçilik yapması konumu ile ele alınmaktadır. Öyle ise orada önemli olan mesele, Cibril’in peygamberlere getireceği mesaj mevzuundaki emniyetidir. O, Cenab–ı Hakk’tan aldığı mesajları “emin” olarak getirmiştir ve onun emanete hıyanette bulunması da söz konusu değildir.

İşte böylesine değişik mülahazalarla hem şahsının emin olması, hem de şahsı hakkında “emin değildir” vehmini izale etmesi, ayrıca Yahudi ve Râfizilerin yanlış mülahazaları gibi değişik düşüncelere karşı, vahyi getirmede emniyet yanının hususiyet arz etmesinden dolayı Cibril, Kur’an–ı Kerim’de daha ziyade o yanıyla ele alınmış ve onun emin oluşuna dikkat çekilmiştir.​
 

19- Melekler her bir kar (yağmur) tanesini taşır mı?

Allah hiçbir şeye, hiç ir kimseye muhtaç değildir. Kendisi tek ve yekta olup, sameddir. Yani her şey ona muhtaç, fakat o hiçbir şeye muhtaç değildir.

Bununla beraber, o Hakim'dir. Yarattığı hadiseleri ve varlıkları bir sebebe bağlamıştır. Çünkü, izzet ve azameti böyle ister. Fakat insanların bu sebepleri aşıp, teşekkürü ve medhi kendisine yapmasını ister. Çünkü, tekliği onu gerektirir.

İşte, meyvelerin yaratılmasında ağaç ne ise, sütlerin yaratılmasında inek, balın yapılmasında arının tesiri ne ise, meleklerin vazifelerini ifa ederken tesiri o kadardır.

Meleklerin Allah'ın onları vazifeli kıldığı konuda, Allah'ın büyüklüğünü görüp alkışlamak ve tebrik etmek; Allah'ın yarattığı o varlıktaki sanatını, isimlerinin tecellilerini tefekkür etmek gibi vazifeleri vardır. Yoksa yağmur ve kar tanesini indiren melek değildir. O yağmur tanesine müekkel olan melek, o tanedeki sanatı temaşa ve tefekkür etmekle; onun kendine özel yaptığı ibadetleri, zikirleri ve tesbihleri, şuurlu olarak Allah'a takdim etmekle görevlidir.​

Zaten meleği de kar ve yağmur tanesini de yaratan ve yere indiren Allah'tır.
 

Saat

Forum Görünümü

Konular
55.413
Mesajlar
136.120
Toplam kullanıcı
6.098
Son üye
oxenon.com
Geri
Üst