NUR TALEBELERİNİN BEDİÜZZAMAN’A YAZDIĞI MEKTUPLAR Hulusi Bey'in Yazdığı Mektuplar

Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Müsaadenizle sadede geliyorum:
Otuzbirinci Mektubun Yedinci Lem’asına esas olan üç ayet-i celilenin tefsiri harika bir tarzdadır. Bilhassa İkinci Vechile Birinci Vechin ikinci ihbar-ı gaybî ciheti işitilmemiş bir surettedir. Bu Mektubun Üçüncü Lem’ası ki 1. ayetinin mealini ifade eden 2. cümlelerinin gösterdikleri iki hakikatten çok büyük feyiz aldım. Garibdir ki, bu mübarek eser 3. ayet-i celilesiyle başlamakla, sanki bu fakirin gördüğü rüyaya bir işaret ediyor ve diyor ki: Senin rüyanda gördüğün kamer bu ayette bahs buyurulan rüyanın sahibi iki cihan fahri (sallâllahü tealâ aleyhi vesellem) Hazretlerinin bir parmak işaretiyle ve izn-i Hakla inşikak etmiştir. Şems onun hatırı için, On Dokuzuncu Mektubda beyan buyurulduğu üzere, bir saat hareketsiz görünmüşdür, gibi mucizatını hatırlatarak: “Ey gafil, ittiba-ı sünnet et.” diyor. Bu rüyayı nakleden mektubunda, Otuzbirinci Mektubun Birinci ve İkinci Lem’alarıyla, Yirmi Dokuzuncu Mektubun Birinci Remzinin Birinci Makamından gelen feyiz neticesi, ihtiyarsız yaptığım tabirin sonunda yazmış olduğum 4. ayet-i celilesinin bir nev’i i’cazlı tefsirini beyan buyurmakla, mektubuma gayet lâtif ve çok muhteşem bir cevap verilmiş oluyor. Otuzbirinci Mektubun Dördüncü Lem’asının Birinci Makamı “Minhacü’s-Sünne” denmeğe hakikaten lâyıktır.
Birinci Nükte: Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâmın, ümmetine şefkatinin derecesini ve bihakkın Şefiu’l-müznibîn olduğunu göstermekle beraber, Süleyman Efendi merhumun Mevlid-i şerifindeki:
Tıfl iken ol diler idi ümmetin,
Sen kocaldın terkedersin sünnetin.


1- Onun (Allah’ın) zatından başka her şey helâk olup yok olucudur. Hüküm Onundur. Ve siz de Ona döndürüleceksiniz. (Kasas Suresi: 88)
2- Ey Baki olan Allah! Baki olan ancak Sensin. Ey Baki olan Allah! Baki olan ancak Sensin.
3- Andolsun ki, Allah, elçisinin rüyasını doğruladı. (Fetih Suresi: 27)
4- Her şey helâk olup gidicidir; ancak Onun (Allah) zatı müstesna. (Kasas Suresi: 88)

 
vecizesini hatırlatmakta ve ol Hazrete ümmet olanlara, sünnetlerine riayet lüzumunu ehemmiyetle ders vermektedir.
İkinci Nükte: Cenab-ı Peygamber (sallâllahu tealâ aleyhi vesellem) Efendimiz Hazretlerinin nesl-i mübareklerinin, ilâ yevmil-kıyam Hz. Hasan* ve Hüseyin* (radıyallahü tealâ anhüma)den geleceklerini ve istikbalde çok mübarek zevatın da bu meyanda zuhur edeceklerini nazar-ı nübüvvetle gördükleri için, bu iki hafîdine bütün o nurlu zatlar hesabına şefkat göstermesi, öyle bir tariftir ki, beşerin düşünmesiyle yazılmasına imkân yoktur.
Üçüncü Nükte: Nass-ı kat’î ile sabit ve hadis-i Nebevi ile müberhen âl-i beyt’e muhabbete işaret etmekte, bu vazifeyi ifaya davet eylemektedir. Çünkü, İslâmiyet bir vücutsa, bu vücudun belkemiği muhakkak âl-i beyt ve başı, her zaman Kitabullahtır.
Dördüncü Nükte: Şiaları ilzam edecek kadar kuvvetli bir dersdir. Bu şümullü dersden gaye ne olduğu, sonunda mükemmelen icmal edilmiştir. 1. emr-i celiline tevfikan, bütün mü’minler tevhide çağrılmıştır. Keramet-i Gavsiyenin işaratını teyid eden remizleri defaatle okudum. Bu müjdeler hamd ve şükrümü arttırmıştır. Zembilli Ali* Efendi’nin hale çok uygun olan fıkrası hoşuma gitti. Lâtif tefe’ülünüz 2. kabilinden olmuştur.
Evet, Kur’anî bahçede her zaman başka renkte, başka letafette, başka tesirde hakiki Cennet çiçekleri açılıyor. Bu mezherenin bülbülünü ve onun gülleri teşhir eden nâmesini dinleyen, meşk eden yoldaşlarına, dâreynde selâmet ve saadet, muvaffakiyetler temenni ve niyaz eylerim.
Şairin zamana muvafık bir beyti:
Bir mevsim baharına geldik ki âlemin;
Bülbül hamuş, havz tehi, gülistan da harab.
Ben de derim:
Öyle bir bid’alar devrindeyiz ki, İslâmın;
Bir bülbülü, bir gülistanı kalmış Kur’an’ın.


1- Allah’ın ipine hep birlikte sımsıkı sarılın, ayrılığa düşmeyin. (Âl-i İmran Suresi: 103)
2- Sonunda misk kokusu vardır. (Mutaffifîn Suresi: 26)
 
Keramet-i Gavsiyeyi henüz kimseye okuyamadım. İçinde bu biçareden bahsedilişi, okumak hususunu düşündürüyor. Mübarek Ramazan(Haşiye1) bir an evvel bu isyankârların, kadr-i nâşinasların elinden yakayı kurtarmaya çalışır vaziyetde, süratle elimizden gitmektedir. İmam Ömer Efendi geçen sene Ramazanın hikmetleri eserinin, Ramazan ayı geçtikten sonra gelişinden, benim gibi müteessir olmuştu. Bu Ramazanın birinci cuma hutbesinde, ben de hazır olduğum halde, yüzlerce cemaate, bu nurlu hikmetlerden bir kaçını hemen aynen okudu. Bu anda bu fakirde husule gelen şükür hislerini tarif edemeyeceğim.
1.
Hulûsi
***
(Hulûsi Bey’in fıkrasıdır.)
Aziz ve muhterem Üstadım!
Nurların intişarında berk gibi bir sürat lâzım gelirken, cüz’î bir betaletten her zaman esefle bahsettiğim, malum-u âlileridir. Yakın vakitte bazı müştaklar daha Söz dairesine iltihak ettiler. Kalbime gelen bir ihtarla keyfiyet-i intişarı düşündüm ve şu hakikatleri hissettim, hattâ kani oldum.
Mübarek Sözler ve Mektublar tamamen olmasa bile bu muhitte de hem de yazılmadan hayli intişar etmişler. Civar diğer vilâyet kazalarında bu âsârı görmek ve işitmek isteyenler çok varmış. Fesübhanallah, bu kadar cüz’î ve nakıs hizmetten, bu derece faide elde edilmesi de gösteriyor ki, bu Sözler ve Mektublar hakikaten Nur isminin tecellileridir ki, suhuletle intişar ediyorlar. Bu hâl karşısında hayretle tefekkürde iken 2. ismini alan Birinci Söz, hatırıma getirildi. Ve şöyle düşünmeye başladım. Dünyaya arkasını çeviren Üstad, Hazret-i Gavs’ın teşvikiyle, belki delâletiyle Kur’an’ın gayr-ı mekşuf bir hazinesinden 3. ile giriyor, Kur’anî tarlaya
Haşiye 1- Garibdir ki, Hulûsi’nin bu sözünü belki yirmi defa tekrar etmişim. Süleyman gibi dostlar şahiddirler. Demek bir hakikat var ki, ikimizi böyle söyletmiş. (Said)

1- Allah'a hamdolsun. Bu, Rabbimin bana bir lütfudur.
2- Bu ifadenin açıklaması metin içinde verilmiştir.
3- Bu ifadenin açıklaması metin içinde verilmiştir.
 
1. diyerek Sözler tohumunu ekiyor. Furkanî bahçeye 2. diyerek Nurlu Mektublar çekirdeğini dikiyor. Emr-i ilâhiye imtisalen ekilen tohum ve dikilen çekirdeklerin inkişaf ve intişarları şüphesiz harika-âsa olur. Birinci Sözdeki temsilde seyahat eden mütevazi zat, tamamen Üstadımızdır. Nebat, ağaç ve otların ipek gibi yumuşak kök, damarları nasıl 3. tesiriyle, yer altında sert taşı, toprağı delip geçiyorsa, aynen onun gibi, 4. ile mevki-i intişara vaz olunan Sözler de, harika bir tarzda arza yayılıyor. Ve en münevver ve mükemmel meyve olan beşerin mü’minlerinin kalblerine nüfuz ediyorlar. Bu bid’atların kesreti ve muhariblerin bolluğu devrinde 5. ile gars olunan Nur fidanının yaprakları olan, diğer Sözler ve Mektublarla, bu kudsî fidanın dal ve budakları olan hizbü’l-Kur’an ve bu hizbin esası ve seyyidi olan muhterem Üstad da bir hıfz-ı gaybîye mazhar bulunuyorlar.
Şems-i Risaletten gelen Kur’anî nurların evvelen Üstada ve buradan da biz biçarelere, bizlerden de diğer müştaklara (ilh)... intikal etmekte olduğunu tasavvur ettim. Elhamdülillâh dedim. Mühim bir rüyamda arz ettiğim vecihle, Sözlerinizin mü’minlere intişarına küçük cemaatınız inayet-i ilâhî ile ahize, vasıta olmuşlar. 6.

sırrına mazhariyetle manevî galebeyi temin, merkezdeki mürşidlerine müteveccih ve murakıb küçük bir halka-i tevhidi teşkil edenler gibi, bu küçük cemaatinizin her biri arkasında, bir nisbet-i mütezayide-i muntazama ile artan, mahrut şeklinde zümre-i muvahhidîni görür gibi oldum, 7. dedim. Bu kudsî tasavvuru kardeşlerimize aşağıdaki levha ile daha ziyade izaha çalışacağım. Bu nurlu tefekkür, bana büyük bir ümid bahşetti. Muallim Cudi’nin kasidesindeki şu mısraı da derhatır ettirdi.


1- Bu ifadenin açıklaması metin içinde verilmiştir.
2- Bu ifadenin açıklaması metin içinde verilmiştir.
3- Bu ifadenin açıklaması metin içinde verilmiştir.
4- Bu ifadenin açıklaması metin içinde verilmiştir.
5- Bu ifadenin açıklaması metin içinde verilmiştir.
6- Allah’ın izniyle nice az sayıdaki topluluk vardır ki, çok sayıdaki topluluğu mağlup etmiştir. (Bakara Suresi: 249)
7- Allah en büyüktür.

 
Bir kıbleye bağladı kulûbu
Cem’etti kabail ve şuûbu
Mevlâya muhabbeti müsellem
Sallâllahü aleyhi vesellem. (Haşiye1)
İşte, ittiba’-ı sünnete pek büyük ehemmiyet veren muhterem Üstadımız da, bu asırda 1. sırrınca, içlerine saçılan nifak tohumu yüzünden, her gün biraz daha tevhidi bırakanları, bir kıbleye bağlamak için, Sözler ve Mektubat namındaki nurlu eserlerle ehl-i imanı irşada çalışıyor. Küffara, hattâ cin ve şeytanlara dahi, mebde-i nüzulündeki gibi, nusus-u Kur’aniyeyi ilân ediyor. Mahfî i’cazı izhar ediyor.
Vahdetü’l-vücuda dair olan Risaleyi mühim zatlara okuduktan sonra, bir sevk-i manevî ile ihtiyarsız bir yere daha gittim. Orada vahdetü’l-vücud meşreb sahibi âlim bir zatı3 hazır buldum. Vahdetü’l-vücud hakkındaki mektubu okudum. Daha doğrusu ihtiyarsız olarak okudum. Müstemi olan o mühim âlim, bidayette cüz’î itiraz parmağını uzatmak istedi. Sonuna kadar dinlemesini ihtar ettim. Tamamen okuduktan sonra, o zat hayretinden Sözlerin büyüklüğünü ve bu zamanda böyle büyük kelâmı, acaba kim yazabilir diye, merakı ve suali üzerine, Kur’an’ın feyzine mazhar olan Üstadımızı haber verince, o zat tamamıyla arz-ı teslimiyet eyledi.
İşte, ihtiyarım olmayarak bu acib tesadüf ve teslimiyette, kader-i ilâhînin bu cilvesi, davamıza sadık bir bürhan ve tesadüf oyuncağı olmadığımıza büyük bir delildir.
2.
Hulûsi
***
Haşiye 1- Hulûsi’nin tekerrür etmiş min haysü lâ yeş’ur bir keramet-i ihlâsiyesi şudur ki: Yeni yazılan ve daha ona gönderilmeyen Risaleleri, mevzuunu teşkil eden bir esası mektubunda yazar. Adeta istiyor. Çok defa olduğu gibi şimdi de, ittiba-ı sünnete dair Mirkatü’s-Sünne’yi sarih bir surette bir hiss-i kablelvuku ile taleb ediyor. (Said Nursi)

1- Alimler peygamberlerin varisleridir. (Hadis. Buharî, İlim: 10; Ebu Davud, İlim: 1)
2- Muhakkak ki Allah her şeye kadirdir. (BakaraSuresi: 20)
 
(Hulûsi Bey’in fıkrasıdır.)
Bugün hayreti mucib, nazara cazib, dikkati calib, manası lâtif, tertibi zarif, tevafuku nazif, envarı zâhir, îcazı bâhir, zübde-i bürhan, erkân-ı iman, bir lem’ası i’caz-ı Kur’an olan ve mübarek Husrev’in çok mükemmel bir tarzda istinsah ettiği Yirmi Dokuzuncu Söz ile melfufu cidden çok mühim meseleleri câmi ve bedi’ cevabları havi On Altıncı Lem’ayı ve benim gibi tenbellere mükemmel bir ders-i ikaz olan mektubu almakla bahtiyar ve çoktandır mahrum kaldığım Nurlara kavuşmaktan mütevellid nimete mazhariyetten dolayı Cenab-ı Hallâk-ı Rahîme teşekkürden âcizim.
Orada kardeşlerimizden beş nev’i ibadet hakkındaki izahları ile kötü şahsiyetime değil, sırf Kur’an’a, imana, Nura, hakaika müteveccih halime baktım. Ve kanaatlerimi yokladım, ben de aynı şeyleri düşünmüş ve kanaat getirmiştim.
1- Ehl-i dalâlete karşı mücadele1.
2- Neşr-i hakikatte Üstada yardım 2.
3.
3- Müslümanlara iman cihetinden hizmet
4. 5.
6. gibi ayetlerle
7. hadis-i şerifi.


1- Siz Allah’ın dinine yardım ederseniz, O da size yardım eder ve ayaklarınızı kaydırmaz. (Muhammed Suresi:7)
2- Allah’a itaat edin ve Resule de itaat edin. (Maide Suresi: 92)
3- İyilik ve takva üzerinde birbirinizle yardımlaşınız.(Maide Suresi: 2)
4- Allah’ın ipine hep birlikte sımsıkı sarılın; parçalanmayın. (Âl-i İmran Suresi: 103)
5- Allah katında din ancak İslâm’dır. Bölünmeyin.(Âl-i İmran Suresi: 19)
6- Müminler ancak kardeştirler. (Hucûrat Suresi: 10)
7- Din nasihattir. Din nasihattir. Din nasihattir. (Hadis. Müslim, İman:23; Tirmizî, Birr: 17)

 
4- Kalemle ilmi tahsil1.
Madem ki hakikat ilmi tedris edilmiyor, elbette mahfi hikmetlere binaen mahdut insanların eline geçen, kulağına giren, bu nevi derslerin ciddi tahsili için, bilhassa okuması yazması olanların bizzat yazmak suretiyle bu neticeyi bulacaklarına şüphe edilmemelidir. Bir şeyi yazmak, okumak, anlamak, sonra başka kâğıda nakletmektir ki, bu tarz ile matlub istifadenin temin edileceği muhakkaktır.
5- Bir saatı bir sene ibadet hükmüne geçecek tefekkür:
Evet Nurlarla istifade, böyle saatler, zannederim hepimizin meşhudu olmuştur. Sözlerdeki hakaikı tefekkür, aynen Kur’an’ın künuzunu manen taharridir ki, Fettah ismi imdada yetişerek, öyle muhayyiri’l-ukul kapılar açıyor ki, zevkine nihayet bulunmuyor. Perdesiz, vasıtasız Kur’an’a bakınca, zülal gibi hakaikın tecelli ettiği, bulutsuz havada güneş ve böyle bir havada yıldızlarla süslenmiş semada bedirlenmiş kamer gibi müşahede olunuyor.
Benim gibi bir isyankârın vaziyeti, hali, kabiliyeti istidadı asla müstaid değilken, Allah-ü Zülcelâlin nihayetsiz kerem ve rahmeti, fazl ve inayeti ile, iki kere iki dört kat’iyetinde kat’î kanaatım gelmiştir ki, Hazret-i Gavs’ın ve onun üstadı, iki cihan fahri Nebiyy-i efhamımız (a.s.m.) Efendimiz Hazretlerinin dua ve himmetleri Hazret-i Kur’an’ın şakirdleri üzerindedir. Sû-i ihtiyarımızla bozmazsak, bu himayet ve sahabet elbette devam edecektir, kat’î kanaat ve imanındayım. Şu satırları bana yazdırtan âsâr-ı Nur’un şeref-i vürudları ve feyizleri, inşaallah içinde gizlenmiş olan aşr-i ahir-i Ramazandaki leyle-i kadrin ihya edilmiş sevabını verir ve rıza-yı samedanîye mazhariyetle, saadet-i ebediyeyi kazanmaya bir vesile olur.
Ey Üstadımın bu fani âlemde arkadaşları! İnşaallah ahiret âleminde de yoldaşları olacak olan aziz ve kıymetli kardeşlerim! Şu anda kalbim şöyle inliyor, ben de ihtiyarsız yazıyorum:
Hazret-i Üstadın gösterdiği yol, aynen Kur’an’ın cadde-i kübrasıdır, ondan ayrılmıyalım, hizmetten kaçmayalım, fütur getirmeyelim. Sermayesi yalan ve yalancılık olan siyaset propagandaları, sû-i kesbimiz ile kazanılan


1- Nûn, kaleme ve yazdıklarına andolsun. (Kalem Suresi: 1)
 
ve bugün tevarüs edilen fena şeylere karşı, kaderi ittiham derecesinde muradullaha müdahaleye cesaret etmiyelim. Biz abdiz, sebeb-i hilkatimiz, Seyyidimizi, Yaradanımızı, Razıkımızı bilmek ve bulmaktır. Hülâsa-i mevcudat olan Peygamberimiz vasıtası ile inzal ve ikram buyurulan Kur’an’ın ahkâmına ve o Hazretin sünnetine tevfik-i harekete bezl ü gayret edelim. İşte o Nur elimizde mürebbi, yanımızda muarrif, aramızda nurları neşre mürebbi ve muarrifimizi dinlemeye çalışalım. Biz vazife-i ubudiyeti yapalım, netice-i mükâfatı Hâlik-ı Rahîmimize bırakalım. Yekdiğerimize en büyük yardım olan duayı da esirgemiyelim. Zühre, Habbe, Katre ve Zeyli’nin Arabî bir nüshası bu fakire ihda buyurulmuş. Bir gün tercümesinin de yapılacağına işaret olunmuştu. Demek zamanı geldi ve benim gibi Arabî bilmeyen kardeşlerin manevî arzuları, Zühre’nin tercümesine vesile oldu. Çok muhtasar olarak duygularımı arz edeceğim:
Birinci Nota: 1. kelime-i tevhidi ile Mabud-u Hakikiye bağlanmalı.
İkinci Nota:
2.
tekbir-i ekberi ile kibriya ve azamet sahibi ancak Allah-ü Zülcelâl vel-Kemal olduğunu;
Üçüncü Nota:
3.
nass-ı azimi ile, madem her şey helâk olacak; ey zaif insan! Bundan senin, şemse nisbeten bir zerre bile olmayan hayatının da hissesi olduğunu anla, aklını başına topla, yaradılışındaki hikmeti düşün, haddini bil, ömür ve hayatını, sana saadet-i ebediyeyi temin edecek şeylerle geçir hakikatını;


1- Bil ki, Allah’tan başka ilâh yoktur.(Muhammed Suresi: 19)
2- Allah en büyüktür, Allah en büyüktür. Allah’tan başka ilâh yoktur. Allah en büyüktür, Allah en büyüktür ve hamd Onadır.
3- Her şey helâk olup gidicidir; ancak Onun (Allah) zatı müstesna. Hüküm bütünüyle Onundur. Siz de Ona döndürüleceksiniz. (Kasas Suresi: 88)
 
Dördüncü Nota:
1. 2.
gibi ayetlerle müeyyed olduğu üzere ba’delmevt
3.
ayetinin sırrı zâhir olacak. Ceza ve hesap gününde, Malik-i yevmi’d-din’in huzurunda, mahlukat ve mevcudatın en kıymettarı olan insanın aynen halk olunarak bulundurulacağını;
Beşinci Nota: Avrupa’nın surî medeniyetinin hakaik-ı Kur’aniye ile butlanını4. ayetinin bir muhavere şeklinde tedrisini;
Altıncı Nota:
5. 6.
gibi ayetlerle, hem iman tacını giyen hizbullahın galebesini ve hem zâhir insan suretinde halk olunan müşrikînin ve onların bir nev’i olan her şeyi inkâr edenlerin Kur’an nazarındaki kıymetlerini;
Yedinci Nota:
7. 8.

9. gibi âyatın manasını hatırlattığını;


1- Her nefs ölümü tadıcıdır. (Âl-i İmran Suresi: 185)
2- De ki; “Onları ilk defa yaratan kim ise o diriltecek. O, her çeşit yaratmayı en iyi bilendir.” (Yasin Suresi: 79)
3- Sonra ona (sura) bir daha üflenir. Ve bir de ne göresin, onlar kabirlerinden kalkmış bakıyorlar. (Zümer Suresi: 68)
4- Biz Kur’an’dan mü’minlere şifa ve rahmet olan şeyleri indiriyoruz. (İsra Suresi: 82)
5- Nice az sayıdaki topluluk vardır ki çok sayıdaki topluluğu yenmiştir. (Bakara Suresi: 249)
6- Hiç şüphesiz müşrikler ancak bir pisliktir. (Tevbe Suresi: 28)
7- Şüphesiz Allah, adaleti ve ihsanı (iyilikte bulunmayı) emreder. (Nahl Suresi: 90)
8- Dünyadan da nasibi unutma. (Kasas Suresi: 77)
9- İyilik ve takva üzerinde birbirinizle yardımlaşınız. (Maide Suresi: 2)
 
Sekizinci Nota: Sonunda zikrolunan dört ayet-i celilenin bir nev’i tefsiri.
Dokuzuncu Nota: Bugünün, Dokuzuncu Sözünün bir çekirdeği olduğunu;
Onuncu Nota: marifetullaha yol açacak, bid’aların kesreti zamanında Risale-i Nur ünvanını alacak ve en evvel ehl-i iman öldükten sonra dirilmek var, ceza ve hesap günü var, uyanın, hitabı ile mevki-i intişara konulacak olan Onuncu Söze mahfî işaret ettiğini;
On Birinci Nota: On Bir, On İki, On Üç, On Dördüncü Sözler gibi, Kur’an’dan fazlaca bahs eden Nur risalelerine, bilhassa bunlar arasında parlak bir mevkii işgal eden Yirmi Beşinci Sözün geleceğine ima edildiğini;
On İkinci Nota: Bütün Müslümanlara, muhtelif tarikatlarda süluk ile kazanılacak neticeye, acz ve fakr ve şefkat ve tefekkür tarikında besmele olacak bir ders verdiğini;
On Üçüncü Nota: Yirmi Altıncı Sözü 1. ayetlerini 2. hadisini, Birinci Sözü, mecazî muhabbetteki makul dereceyi göstererek, taklitten tahkika geçmek lüzumunu;
On Dördüncü Nota: Çok mühim ve pek nurlu bir eser olan Yirminci tevhid Mektubunu;
On Beşinci Nota: Üç meselesi ile, Kur’an’daki emir ve nehyin ne kadar yerinde olduklarını ve şeriat-ı Ahmediye desatirinin ne kadar makul ve mantıkî esaslara istinad ettiğini ayan beyan göstermektedir. Çok kusurlu ve âciz talebeniz aldığı feyizleri ancak metindeki yazıları tekrarla ifade edebilir. Hitabı azaltmak için sözü itnaba düşürmemek daha makul düşüncesiyle, maruzatımı kısa kesmeyi daha faideli görüyorum.
Hulûsi
***



1- Benim ücretim sadece Allah’a aittir. (Hud Suresi: 29)
2- Nefsini tanıyan Rabbini de tanır.
 
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...

Saat

Forum Görünümü

Konular
55.417
Mesajlar
136.128
Toplam kullanıcı
6.098
Son üye
oxenon.com
Geri
Üst